Cilt 4 Bölüm 120 [ Elior Ormanı, Ebedi Buzullaşma ] (1/9)

avatar
3125 0

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 120 [ Elior Ormanı, Ebedi Buzullaşma ] (1/9)


Çevirmen : Clumsy 

 

—Etraf öyle büyük bir değişim geçirmişti ki aslında nasıl göründüğünü unutabilirdiniz.

 

Çılgına dönmüş yılanların, devlerin yıkımıydı adeta. Tüm ağaçlar harap olmuş, kimileri köklerinden kopartılıp havada hunharca dans etmeye başlamıştı.

 

Çatlak toprağın üzerinde dibi görülemeyecek derinlikte kraterler açılmıştı. Yıkım öyle kapsamlıydı ki tüm alanın oyulup bir cehennem çukuruna dönüşmesi mümkündü.

 

İşte tüm bu yıkım, tam merkezinde duran tek bir adamın eseriydi.

 

Suratından taze kanlar dökülüyor, kesik kesik aldığı nefeslere rağmen kendisini dik tutmayı başarıyordu. Kendisine uygun olmamasına rağmen bir GÜNAHI içerisine almış, güç karşılığında canını kötüye kullanmıştı.

 

O adam Juice’ti—Petelgeuse Romanee-Conti.

 

Juice: “—”

 

Zar zor nefes alıyordu, yüzüyse ‘solgun’ kelimesinin tanımı olacak derecede renkten yoksundu.

 

Buna rağmen karşılaşmanın başlangıcından bu yana çok daha sakin bir hal almıştı. Görünen o ki BİR ŞEYLER o rahatsız çevreyi geçici bir süreliğine kabullenmişti.

 

Eti ve kemikleri çoktan harap olmuştu lakin bedeninin kontrolü tamamen kendi elindeydi, faydalandığı güç kuvvetini ve isabetini arttırmaktaydı.

 

Otoritesini, boğucu yıkıcılıktaki gücünü ustalıkla kullanıyordu.

 

Görünmez Elin kuvveti muazzamdı, ellerini dokunamayacağı noktalara ulaştırabiliyor, parmak uçlarıyla temas edemeyeceği yerlere temas edebiliyor, karşısında durma umudunun olmayacağı birine gücünü gösterebiliyordu.

 

Juice'in -Cadı Tarikatının ılımlı grubunun liderinin- gücü aşırıcılara asla rakip olamazdı. Bu farklılıksa karşısındaki kişiyle birlikte iki katına çıkmaktaydı: Tarikatın mücadele konusunda en kabiliyetli kişisi olan Açgözlülük Kardinali Regulus Corneas.

 

Hiç şüphesiz ki Juice’in Regulus karşısında anında kanlı bir püreye dönmemesinin tek sebebi özümsemiş olduğu cadı faktörüydü.

 

Ama Juice'in delicesine kararlılığı-

 

Juice: “Bunu... nasıl BULDUN...”

 

Kanlı gözlerini önüne dikmiş olan Juice sesini yükseltirken titrek kollarını havaya kaldırmıştı.

 

Görünmez Elin amansız, aralıksız fırtınası konsantre bir şiddet saçmaktaydı. O şeyin sonu gelmez saldırısıyla karşı karşıya kalan düşman ise yoğun toz öbeklerinin altında gözden kaybolmuştu.

 

Regulus: “Oh, bitti mi?”

 

Dumanın dağılışıyla ortaya çıkan Regulus öylece duruyordu ve sıkılmış bir görünümle elini kulağına götürmüştü.

 

Dimdik durarak kulağını karıştıran adamın saldırılardan en ufak bir zarar dahi görmemiş olması kendisini bulunduğu ortamdan uzaklaştırmış olmasını mümkün kılıyordu. Adeta yıkımdan sonraki sahneye yapıştırılmış gibiydi.

 

Juice: “Tüm bunlara... rağmen mi!”

 

Regulus: “Biraz dozunu düşürüp olup bitenleri fark etmeye ne dersin? Aradaki aykırılığı fark et. Senin ve benim aramdaki bariz güç farkını fark et. Ve benim karşımda ne kadar iyi olabileceğin varsayımını bir kenara bırak, çünkü öyle bir şey yok. Beni yenebilecek, hatta yaralayabilecek hiç kimse yok. Bir cadı faktörü özümsesen, gidip Ejderhayı ve Kılıç Azizini yanına alsan bile işe yaramaz.”

 

Juice: “... Böyle söylüyor olabilirsin ama... anlaşılıyor ki her şeye rağmen... senden hatırı sayılır bir zaman çaldım.”

 

Regulus: “Çünkü seni devirmek için paniklememe gerek yok. Gözlerin olup biteni sana anlatmıyor mu? Ben burada sadece yancıyım. Öyle olmasa bu tarz bir yere gelmek için yolumdan çıkar mıydım sence? Köşkümde karılarımla çevrili olmak arzuladığım huzurun ufak bir kısmını tatmin etmeye yetiyor. Ama açıkçası biraz sıkılmaya başladığımı söylemeliyim.”

 

Regulus yavaşça öne çıktı.

 

Şekli değişen ormanda sakince yürüyerek Juice ile göz teması kuracak konuma alçaldı ve kolunu rahatça salladı.

 

Bir böceği kovalar gibiydi. Juice kendisini olabilecek her şeye hazırlamıştı.

 

Kendi içeriğine seslenip eti ve kanını o karanlık, kıvranan şeye feda ederek güç kazanmıştı.

 

Bir nefes aldı, içinde yükselen şeyle Regulus’u itmeye hazırdı. İşte o anda kolları havalandı, omuzlarından ayrılmışlardı...

 

Juice: “Ne!?”

 

Regulus: “Ne donuk bir tepki. Bu kadar canımı sıkmışken hiç değilse izlemesi eğlenceli bir ıstırap şekli sergileyerek kıvranmak temel bir nezaket göstergesi olmaz mıydı? Gerçi sanırım beklenti içerisine girmenin anlamı yoktu.”

 

Juice: “aaaaaaAAAAAAAAAHHH!!”

 

Kollarından saçılan kan etrafı yıkarken sendeleyen Juice gözleri alabildiğince açık şekilde çığlıklar atmaktaydı.

 

Omuzlarındaki kesikler yarım yamalaktı ve bir yaratığın dişleriyle sökülmüşçesine çirkin birer yara bırakmıştı. Sağ kolu omuzdan itibaren kopmuştu, sol koluysa hemen hemen pazısından aşağısını yitirmişti.

 

Juice korkunç bir acıyla kıvranmaktaydı.

 

Ağzından kanlı öbekler dökülüyor, acısının aşırılığı dişlerini teker teker kırılacak derecede sıkmasına yol açıyordu. Ardından halihazırda kuvvetini yitirmiş olan bacakları dizlerinin üzerine çökmesine sebep oldu. Alnı zemine çarparken ifadesini tam bir çaresizlik teslim almıştı.

 

Regulus: “Neticede kararlılığının ya da her neyinse onun ve konuşacağımızı varsaydığım ne varsa hepsinin ne ifade ettiğini gördün. Bu herkes için aynı, bu yüzden endişelenmen gereksiz. Bu dünyada kollarının alabildiğinden fazlasını taşıyarak yaşayabilen hiç kimse yok. Kendi küçük dünyandan memnun, tatminkâr ve yalnızca kendi dertlerine odaklı şekilde yaşamalısın. Kendi çapına uygun şekilde. Artık herhangi bir şey taşıyacak kolların bile yok… burada vardığımız sonuç bariz, sence de öyle değil mi?”

 

Juice: “AAAH! AAAAAAahhh...”

 

Regulus: “Ve tamamıyla dürüst olmam gerekirse bundan keyif alıyor değilim. Sana bu şekilde işkence edişimi görüp benim başkalarına acı çektirmekten hoşlanan bir çeşit sadist olduğumu düşünüyor olabilirsin ama açıkçası bu inanılmaz bir yanlış anlaşılma ve sahip olduğum kişiliğe büyük bir hakaret olur. Bunu isteğim doğrultusunda yapmıyorum. Artık hayatımda isteğim doğrultusunda yaptığım hiçbir şey yok. Mevcut nihayete ermişliğimle nüans iyi de olsa kötü de olsa herhangi birinden etkilenmeyi reddetmeyi tercih ediyorum. Ben arzusuzum. Tamamıyla tatmin olmuş haldeyim. Bana gücenmeye en ufak bir hakkın dahi yok. Ben sadece yürüyordum ve sen de yoluma çıkmış bulundun.”

 

Kanlar süratle damlarken Juice’in çığlıkları sessizleşmişti.

 

Sessiz, kesik kesik nefesler alan Juice ölmesine ramak kalmış bir böcek gibi kanlı köpükler eşliğinde kasılıyordu.

 

Regulus'un sözlerindeyse en ufak bir düşmanlık, kötülük veyahut herhangi bir şey bulunmuyordu.

 

Çünkü o mutlak gerçeği aktarmakla ilgileniyordu ve içerisinde herhangi bir duygu formu barındırmasına gerek yoktu. Regulus bir şey gizleme ihtiyacı taşımıyor ve buna gerçekten inanıyordu.

 

Juice'in çaresiz eylemleri Regulus Corneas’ı doğurduğu fırtınayla saçlarını dahi kımıldatamayacak kadar az etkilemişti.  

 

Regulus: “Tüm içtenliğimle söylüyorum ki tüm bunlar fazlasıyla hayal kırıklığına uğratıcıydı. Çağrıldığım için bir şeyler olabileceğini düşündüm ve… ehh, beni hayal kırıklığına uğratmayan bir durum hiç olmadı ama yine de çağrılmışken hiç değilse yolda sarf ettiğim eforun karşılığını verecek bir şeyler sergilemeni umardım.”

 

Pandora: “Özür dilerim Kardinal Regulus. Seni bana eşlik etme zahmetine soktum ve bu yolculuk beklentilerini karşılayamadı.”

 

Pandora kurumanın eşiğindeki Juice’i izlemekte olan Regulus’a bu şekilde seslendi.

 

Juice’in Görünmez Elli katliamı süresince ilk ortaya çıktığı konumda durmayı sürdürmüştü.

 

Regulus gibi onun da dış görünümü azıcık olsun değişmemişti. Ufak, narin bedenini çevreleyen beyaz kumaşında bir zerre bile toz yoktu, saflığı baki kalmıştı ve güzel yüzünde minicik bir yara dahi oluşmamıştı.

 

Regulus: “Bunun senin hatan olduğunu söylemek istememiştim, Pandora-sama. Söylemek istediğim şey tüm bu orman halkının ve o ılımlı aptalların acınası olduğuydu. Kendilerini geliştirmeye en ufak niyeti olmayan çöpler. Onlar benim gibi gelişme konseptinin gereklilik taşımadığı bir konseptin zirvesinde oturmuyor, sıradan bir ayaktakımı olmalarına rağmen mücadeleyi kestikleri saniyede hayatları sona erecekmiş gibi bir tavır takınıyorlar. Kendi kapasitelerini karşılama fikrini reddediyorlar ve AÇGÖZLÜLÜK olarak benim bakış açıma göre bu arzu seviyesi akıl almaz derecede sığ.”

 

Pandora: “Var olan her insan meseleleri senin gibi değerlendirmiyor veya seninle aynı noktaya erişmiyor. Sen herkesten daha özelsin ve benliğinden memnunsun. Sen mükemmel ve görkemlisin. Onlarsa kusurlu ve görkemli.”

 

Regulus: “Fikir çatışması söz konusu olduğunda pek münasip sayılmam. Övgülerini karşılama konusunda bir çekincem yok lakin övülmeyi arzuladığımı da söyleyemem. Hem beni ve Siyah Yılanı yanında getirmene gerek yoktu, değil mi? Bu ormana tek başına da rahatlıkla egemen olabilirdin, Pandora-sama.”

 

Bu sırada söz konusu ormanda hastalık taşıyan bir cadı yaratığı belirmişti.

 

İğrenç ve kötücül şeyin varlığı Regulus’u tiksindirmişti, başkalarının kendisi için aynı şeyi hissetmekte haklı olacağını ise aklına dahi getiremiyordu. Pandora başıyla onay verdi.

 

Pandora: “Direnişlerini bastırmaktan bahsedeceksek sahiden de bu işi tek başıma başarmam mümkün. Fakat söz konusu bu değil. Buraya gelme amacım orman sakinlerine zarar vermek değil.”

 

Regulus: “Ayrım gözetmeyen Siyah Yılanı getirip kendi haline bıraktıktan sonra bunu mu söylüyorsun? Zarar verme amacı taşımama konusunda tamamıyla samimi olduğundan eminim… o zaman zararın kaçınılmaz olduğunda mı karar kıldın?”

 

Pandora: “Asil bir amacı kovalarken bazı hayatların feda edilmesi zorunludur. Ama yine de bu kötü kadere isyan etmek adına gösterilen gayreti hiçe saymamak gerek. Böylesi ruhların güzelliğinin geçersiz kılınmaması gerektiğine inanıyorum.”

 

Regulus: “Konudan sapıyorsun ama yine de özünde hedefe ulaşmak için insanları öldürmekten bahsediyorsun. Ahahaha. Bundan bahsedeceksek bunun açık ve net şekilde ifade edilmesini tercih ederim. Bir günümü beynimi amaçsızca yorarak ziyan etmeye kıyasla bu çok daha tercih edilesi.”

 

Pandora: “Yaklaşımına bayıldım.”

 

Pandora büyüleyici bir gülümseme sundu. Regulus ise omuz silkti. Ardından bakışlarını muhtemelen kendi haline bırakıldığında bir başına ölecek olan Juice’e çevirdi ve öldürücü darbeyi indirmek adına ilerlemeye başladı.

 

Regulus: “Ehh, bu bedenin öleceğini düşünüyor değilim ama içini dışına çıkarıp seni engellemek işlerimizi çok daha kolay kılar. Gerçi bedeni olmayan birini engellemekten bahsetmek de bir hayli garip.”

 

Regulus bacağını kaldırdı, tekmesini indirerek Juice’in kafatasını parçalara ayırmaya hazırdı. Fakat teması gerçekleştiremeden önce hareketi sahneye katılan birinin sesi tarafından kesildi.

 

???: “AL HUMA!!”

 

Bu emirle birlikte dünyanın manası şekillenmeye başladı.

 

Patlayıcı sesle birlikte görünür göğü tamamıyla gölgede bırakacak büyüklükte bir buz topu oluştu. Ağaçlar düşmüştü ve gök artık rahatlıkla izlenebilecek durumda olmalıydı lakin izlenebilen tek şey soluk bir buz mavisi kesitiydi.

 

Regulus: “Ahh... Yemin ederim kimse rahat veremiyor.”

 

Regulus üzerinde süzülen buz kütlesine bakmış ve dilini şaklatmıştı. Ardından devasa buz doğruca üzerine düşmeye başladı—

 

—Deprem ve kaçınılmaz bir şok dalgası Regulus’u tam anlamıyla teslim aldı.

 

Bu patlama ve gümbürdemeyle birlikte doğan yıkımla birlikte ormanı tanımlayabilecek tek şey ‘felaket sahası’ olmuştu.

 

Buzun parçalara ayrılışı, ağaçlar ve kayaların darmadağın oluşu, inanılmaz kütlenin zemini toza çevirişiyle orman aynı gün içerisinde ikinci kez şekil değiştirmişti.

 

Beyaz buz parçaları havada harikulade bir şekilde dans ediyordu.

 

Onların ışıltılarının arasındaysa yana devrilmiş bir adam ve onu sürükleyen gümüş saçlı bir kadın bulunuyordu.

 

Kadın: “Juice! Juice, kıpırdama! Yapmaya... çalıştığım şey...”

 

Juice: “Fohr, tuna, sama... Sen misin?”

 

#Bu Regulus beni öldürüyor, gerçekten onun konuşmalarını çevirirken ömrümden ömür gidiyor 
Öyle bir karakterin karşısında olmak insana kafayı yedirtirdi herhalde. Hem susmak bilmiyor hem de anlamsız bir güce sahip, ne yaparsan yap üzerine bir toz tanesi bile düşmüyor... 
Bu sırada Juice kollarını yitirdi, tam içi dışına çıkarılmak üzereyken ise Fortuna yetişti. Ama bir işe yaramaktansa yıkıma katılacak gibi görünüyor. 
Bu bölümün ne kadar uzun olduğunu önceden belirtmiştim, gerçekten de 9 kısıma bölerek ancak toparlayabildim. Bu kısımların pek çoğu da yine böyle uzun olacak. O zaman o kısımlarda görüşmek üzere...






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21951 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40707 Bölüm Sayısı


creator
manga tr