Cilt 4 Bölüm 110 [ İnanç Sebebi ]

avatar
4758 0

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 110 [ İnanç Sebebi ]


Çevirmen : Clumsy 

 

 

Emilia’nın kıvrılıp dizlerine sarıldığını gören Subaru yersiz bir rahatlama hissiyle dolmuştu.

 

Bu rahatlamanın bir kısmı onu bulmuş olmasından, bir kısmıysa bulduğu yerin burası olmasından kaynaklıydı.

 

Olabileceği tek yerin burası olduğuna ikna olmuş ve burada olmasını ummuştu. İki açıdan da haklı çıkmak ise üstünden büyük bir ağırlık kalktığı hissi doğurmuştu.

 

[Subaru: Aslında düşündüm de, Emilia-tan…]

 

[Emilia: …………]

 

[Subaru: Hiç kimse tarafından bulunmak istemiyorsan burası gerçekten çok uygun bir yer. Girebilenlerin sayısı pek fazla değil, onlar da zaten girmek istemiyor.]

 

Emilia dışında―― Echidna’nın mezarına girebilenlerin sayısı üçle sınırlıydı.

 

Biri Yargılamaları reddetmiş ve Mezarı hakir görmüştü, biri bir başkasının geçmişine tanık olarak Sığınağın geleceği konusunda başkalarına güvenmeyi seçmişti, sonuncusuysa Yargılamasının yarısında Cadının hiddetini uyandırıp niteliğinden olmuştu.

 

Niteliği olan diğer kişilerse girmeme konusunda ciddi kısıtlamalarla karşı karşıyaydı.

 

Yani bu gizlenme yerinin her yerine “Sadece Emilia girebilir.” yazılsa yeriydi.

 

Bu sırada Emilia Subaru’nun dürüst yaklaşımına yanıt vermemiş, kıvrılıp oturmayı sürdürerek sessizce Subaru’ya bakmıştı.

 

[Subaru: ――Yanına oturmamda sakınca var mı? Böyle dikilmek… bayağı yorucu doğrusu.]

 

[Emilia: …………]

 

[Subaru: Benim geldiğim yerde sessizlik evet demektir. O yüzden kusura bakma.]

 

Emilia’nın odakladığı bakışlarıyla karşı karşıya olan Subaru, ihtişamlı bir şekilde bu sözleri sarf ederek kızın yanına oturdu.

 

Subaru’nun erkeksi cesareti yalnızca aralarında iki yumrukluk bir mesafe kalacak kadar yaklaşmasına izin vermişti. Daha fazla yakınlaşmadan önce doğru kelimeleri kullanmalı ve aralarındaki duygusal açıklığı kapatmalıydı.

 

Çünkü muhtemelen şu anda kalpleri arasındaki mesafe yumruklarının genişliğinden çok daha büyüktü.

 

[Subaru: ――――]

 

[Emilia: ――――]

 

Yan yana oturan ikilinin arasında kısa bir sessizlik doğmuştu. Subaru sabırla Emilia’nın konuşmasını bekliyor, Emilia ise kendisini bekleyen Subaru’yu izliyordu. Dudakları birkaç kez titreşmiş ve en sonunda biraz tereddütlü de olsa lafa girmişti.

 

[Emilia: Subaru……]

 

[Subaru: ――――]

 

[Emilia: Buraya….. nasıl geldin?]

 

[Subaru: Nasıl ha… biraz alengirli oldu. Daima aklımda olduğun için seni hemen bulmayı başardım herhalde Emilia-tan.]

 

Bu durumdan ötürü bir hayli gururluydu. Çünkü onu bulmuş olması, hiç değilse Sığınak sınırlarında Emilia’nın hislerini doğru yorumlayacak tek kişi olduğunun kanıtıydı.

 

Gerçi Emilia’nın hislerine gerçekten hakim olsaydı bu konuşmayı Mezarda yapıyor olmazdı…

 

Emilia’nın gözleri Subaru’nun yanıtı karşısında irileşmişti.

 

Fakat aradığı yanıt bu değilmiş gibi başını sallaması çok sürmedi.

 

[Emilia: Yo, yanlış anladın Subaru. Sorduğum şey burayı nasıl bulduğun değildi…… Demek istediğim…… Sadece niteliği olanların Mezara girebildiğini sanıyordum.]

 

[Subaru: Bir şeyleri unutmadığına emin misin, Emilia-tan? Buraya ilk geldiğimiz gün içeride bayılmıştın ve ben de doğruca içeri dalıp seni çıkartmıştım. Cadı benden de Roswaal’dan ettiği kadar nefret etseydi içeri girdiğim an patlayabilirdim. Ama görünen o ki benim için işler o kadar da kötü değilmiş. Sadece durmasına bir an kalan bir asansördeymişim gibi bir hisse kapılıyorum. Baş edemeyeceğim bir şey değil.]

 

[Emilia: …… Anlıyorum.]

 

Emilia buranın düşündüğü kadar özel bir yer olmayışı karşısında hafif bir hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Ardından mide bulantısıyla kıvranır gibi görünen Subaru’ya endişeli bir bakış attı.

 

Kafasındaki kaosu düzene sokmak için çaresizce mücadele ederken bile başkalarını düşünüyor olması hem hayran olunası hem tatlı hem de yürek burkucuydu.

 

[Emilia: Peki o zaman …… burada olduğumu nerden bildin?]

 

Subaru sessizlikten ziyade konuşmayla dikkatinin dağılmasını ister gibiydi. Emilia da etkileşimleri esnasında Subaru’dan gelen kesik nefesler sayesinde bunu fark etmiş ve yeni bir soru yöneltmişti.

 


Şüphe ve boyun eğiş içeren kelimelerine karmaşık, okunamaz bir duygu yerleşmişti.

 


Boyun eğişi gelişigüzeldi, şüphesiyse neredeyse paranoyakça. İkisi de Emilia’nın çok nadir sergilediği şeylerdi―― hatta Subaru bu ikiliyle ilk defa karşılaşıyor olabilirdi.

 

[Emilia: ……Subaru?]

 

[Subaru: Aah, pardon pardon. Bir bakalım, burada olduğunu nasıl bildim… Ehh, şey, mu-muhtemelen Emilia-tan hakkında bilmediğim hiçbir şey olmaması sayesinde…]

 

[Emilia: Yalancı.]

 

Aslında şaka yapmaya çalışmıyordu fakat bu uçarı cevabı hemen reddedilmişti.

 

Çenesini dizlerine yaslayan Emilia başını kaldırıp Subaru’ya baktı. Menekşe rengi gözlerinde çırpınan duygular kaotik bir kargaşanın zirvesindeydi, onlar tarafından yutulmasına ramak kalmış gibiydi.

 

Gözlerinin ele verdiği tüm o duygulardan nefret ederek ve Subaru tarafından görülememelerini isteyip somurtarak başını çevirdi.

 

[Emilia: Böyle sözlerle beni kandıramazsın. ――Ben bile kendimi doğru dürüst tanıyamazken sen nasıl her şeyimi bilebilirsin ki?]

 

[Subaru: İnsanların kendilerinde görebildiği şeylerin azlığı şaşırtıcıdır. Başkaları onların içlerini görebilirken bile bu böyledir.]

 

Bundan şahsi bir tecrübe olarak bahsetmeyecekti fakat defalarca başına gelen bir şey gibiydi.

 

Ne zaman düşüncesizliğinin, pervasızlığının ve hissizliğinin farkında olmadan gaza gelse biri bu eksiklikleri onun için dile getiriyor, o da en sonunda farkına varmaya başlıyordu.

  

[Subaru: Burada olacağını tahmin ettim, Emilia-tan. Buna yarı inanç yarı umut diyebiliriz.]

 

[Emilia: Yarı yarıya……]

 

[Subaru: Tüm köye baktım ama seni hiçbir yerde bulamadım. Ben de nereye gitmiş olabileceğini düşünmeyi bırakıp neden gitmiş olabileceğini düşünmeye başladım. Ve o zaman nerede olacağını çözdüm. Seni bulduğumda da öylesine rahatladım ki inanamazsın.]

 

[Emilia: ……Rahatladın. Hepsi bu kadar mı?]

 

[Subaru: Ha?]

 

Subaru’nun dudakları rahatlamış bir gülümseme ile genişlerken Emilia bu soruyu yöneltti. Sesi neredeyse işitilemeyecek düşüklükteydi. Bunu işiten Subaru kaşlarını çatarken Emilia bakışlarını gözlerinin ta derinliklerini görecekmişçesine Subaru’ya dikerek devam etti.

 

[Emilia: Beni burada bulduğunda sadece rahatladın mı? …… Bana kızmadın mı?]

 

[Subaru: Ne, Emilia-tan… Asla! Sana kızacağımdan mı korktun?]

 

Kızın ürkek tavrı Subaru’nun neredeyse kahkahalara boğulmasına yol açacaktı.

 

Hiç kimseye gittiğini söylemeden kaçmak ve bulunduğunda olacaklardan korkmak tam olarak bir çocuğun işiydi.

 

Gerçi gerçek ve zihinsel yaşını öğrendikten sonra bu eylem biraz anlam kazanıyordu ama yine de Emilia’ya hiç uygun değildi.

 

Fakat Subaru bu garipliği göz ardı etmeyi seçerek başını sallamakla yetindi.

 

[Subaru: Hiç kızmadım. Gerildim ve açıkçası acayip panikledim ama kızmadım. Ve seni burada bulmuş olmaktan gerçekten memnunum.]

 

[Emilia: …… Anlıyorum.]

 

Subaru’nun kaybolan Emilia’ya duyduğu hisler öfkeden farklı ve fazlaydı ki içlerinde öfke olsa bile öfkelendiği kişi Emilia’nın verdiği işaretleri çözemeyen kendisi olurdu. Tedirginliği ve tüm planlarının mahvolacağına yönelik paniği de onu bulmanın verdiği rahatlığın altında yitip gitmişti.

 

Yani Emilia’nın endişeleri yersizdi. Hiç değilse Subaru’nun anlatmaya çalıştığı şey buydu.

 

[Emilia: Bana… kızmadın.]

 

Evet, söylemek istediği şey buydu ama Emilia’nın mırıldanışı rahatladığını göstermiyordu.

 

[Subaru: ――Emilia?]

 

[Emilia: Bana… kızmadın. ――Bana… kızamıyorsun bile.]

 

Sesi kısık, boğuk ve titrekti.

 


Subaru kaşlarını şaşkın bir şekilde çatsa da artık çok geçti. Başını eğip dudaklarını ısıran Emilia’nın gözleri irileşmişti.

 

Dökülmelerini engellemeye çalıştığı yaşlar gözlerinde birikmekteydi.

 

[Emilia: Neden… kızamıyorsun?]

 

[Subaru: Emili――]

 

[Emilia: Bencilce bir şey yaptım… değil mi? Seni strese sokan bir şey yaptım, değil mi? Hiçbir şey söylemeden çekip gittim ve seni endişelendirdim, değil mi? Seni tedirgin ettim, kaçtığımı düşündürdüm…… bu tarz şeyler yaptım, değil mi? Biri sana bunları yaptığında öfkelenmez misin? Yoksa sen öyle biri değil misin, Subaru?]

 

Subaru’nun sesini bastıran Emilia, duygularını sağanak misali dökmeye başlamıştı. Eylemlerinin bencilliğinin farkındaydı ve kendisini aşağılamasını beklercesine Subaru’ya baskı uygulamaktaydı.

 

Bu amansız baskı karşısında boğulan Subaru, en sonunda kelime seçimindeki hatasını fark edebilmişti.

 

Emilia Subaru’nun kendisine kızmasından korkmamıştı.
Subaru’nun yaptıklarına kızmamasından korkmuştu.

Çünkü――

 

[Emilia: Neden sinirlenmiyorsun……? Sinirli değilsin… çünkü benden başka bir şey beklemiyordun zaten, haksız mıyım? Başarısızlığımı gördün ama bana yine de kibar davranıyorsun…… çünkü seni hayal kırıklığına bile uğratamıyorum, haksız mıyım? Çünkü zaten başarabileceğimi hiç düşünmemiştin…… haksız mıyım?]

 

[Subaru: ――――]

 

Belki de bunlar Emilia’nın daima içinde büyüttüğü ve asla dile getiremediği, kalbinin derinlerinde yayılan karanlık misali korkulardı.

 

Kaç kez Yargılamalara katılmış ve ruhu hasarlı bir şekilde geri gönderilmişti?

 

Bu yüzden hem kendinden hem de diğerlerinden gördüğü hayal kırıklığından nefret ediyordu. Fakat Subaru ve Puck gibi kendisini asla suçlamayan kişiler de vardı.

 

Subaru ve Puck’ın varlığından minnettar olsa da daima bu sarsılmaz stresle boğuşuyordu.

 

Hayal kırıklığı bir beklenti olduğu anlamına gelirdi.

 

Emilia ise mücadele edememenin verdiği tiksintiyle kendisinden nefret ediyordu.

 

Ve başarısızlıkları sonrasında aldığı narin tesellilerse kalbinde geçici bir rahatlık sağlamıyor, yalnızca tedirginliğini iyice arttırmaya yarıyordu.

 

Yani Subaru ve Puck’ın nezaketi daima Emilia’nın ödünü kopartıyordu.

 

[Subaru: Hayır, Emilia. Öyle düşünmüyorum…]

 

Emilia’nın kalbinde patlak veren yoğun dalgalanmaları fark eden Subaru bu noktada konuşmaya başlamıştı.

 

Eğer Emilia’ya şu anda ve burada ulaşamazsa korkunç şeyler olacaktı. Eğer Emilia tarafından bu şekilde reddedilmeye devam ederse ne kadar denerse denesin bir daha asla ona ulaşamayabilirdi.

 

Bu yüzden kelimelerini değerlendirme vakti dahi olmadan sesini yükseltti.

 

[Subaru: Evet, sana kızamam. Ama sebebi senin düşündüğün şey değil……]

 

[Emilia: Öyle değilse o zaman……! Neden?! Neden…… sözünü tutmadın……?]

 

[Subaru: ――――hg!]

 

Düşünmeden verdiği tepkisi bastırılan Subaru’nun suratı ani konu değişimi karşısında katılaşmıştı.

 

Emilia’nın bahsettiği “Söz” bir gece önce verdiği söz olsa gerekti. O sözü tutup tutmadığıysa――

 

[Emilia: Senden sabaha dek elimi tutmanı istemiştim! Ve sen de tutacağına söz verdin, Subaru…… Peki o zaman neden elimi bıraktın? Neden sözünü tutmadın……?]

 

[Subaru: ――――]

 

[Emilia: S-sen de Puck da…… sözlerinizden döndünüz ve kayboldunuz. Beni bir başıma bırakıp gittiniz…… sizi yalancılar. Subaru seni yalancı! Puck seni yalancı…… sizi yalancılar, yalancılar…… yalancılar……]

 

Ağlamaklı sesi yükseliyor, tutulmayan sözlere sitemini ediyordu.

 

Yüzü düşmüş ve gözlerinden yaşlar süzülürken kafasını Subaru’nun omzuna yaslamış, eliyle de güçsüz bir şekilde göğsünü tokatlamaya başlamıştı. Uyguladığı kuvvet yok denecek kadar azdı. Ama buna rağmen Subaru’nun canı tertemiz bir dayak yemişçesine acıyordu.

 

Bu, Subaru’nun görmezden geldiği ve Emilia’nın katlandığı onca acının birikimiydi.

 

Ve Subaru ile Puck’ın ona yıktığı onca şeyin…

 

[Emilia: S-sözler önemlidir…… Bunu sana söylemiştim, söylemiştim, değil mi?! Ruh sanatları kullanıcıları için, benim için sözler önemlidir…… ve bu yüzden onları tutmanı istiyorum…… ama bir tanesini tutmadığın için yeni özür dilemiş olmana rağmen…… bir başka sözünü daha tutmadın……]

 

[Subaru: ……Emilia.]

 

[Emilia: Asla sözünden dönme…… asla yalan söyleme…… sözler daima tutulmalıdır…… çünkü tutulmazlarsa….. çünkü sözümde durmazsam…… Annem ve Geuse……]

 

Yüzünü Subaru’nun omzuna gömmüş olan Emilia’nın duyguları amaçsız ve kayıp bir şekilde patlak veriyordu. Duygularının karmaşası ve Subaru’nun ihanetinin doğurduğu keder, düşüncelerini binlerce tutarsız parçaya bölüyordu.

 

Kekeleyerek sarf ettiği sözler anlamsızlaşmaya başlamış, en nihayetinde bir çocuk gibi hıçkırıklara boğulmuştu.

 

[Emilia: Asla yalan söyleme…… asla……]

 

Onun kederle sarsılan sesini dinlemekse Subaru’nun göğsünde parçalayıcı bir acı uyandırıyordu.

 

“Söz”―― Bu Subaru ve Emilia için farklı anlamlar taşıyan bir kelimeydi. Subaru bir defasında sözleri hafife alıp Emilia’yı yaralamış ve bu da aralarında bir uçurum doğurmuştu.

 

Yeniden birleştiklerindeyse sözlerin önemini netleştirmiş ve bunu bir bağ şeklinde mühürlemişlerdi.

 

Her halükarda “Söz” basit bir kelime değildi, ikisini birbirine bağlayan ağır bir yüktü.

 

Emilia özellikle de “Sözler” hakkında konuşurken normalden farklılaşırdı. Emilia’yla ilgili bir şey, varlığının mühim bir parçası onu sözlere bağlıyormuş gibiydi.

 

[Emilia: ――――]

 

Kafasını yeniden dizlerinin arasına gömen Emilia ağlıyordu. Ve onu izleyerek geçirdiği her saniye Subaru’nun kalbinde yeni bir suçluluk yarası doğuruyordu.

 

Kızın hıçkırıkları kulaklarında yankılanırken ne söylemesi gerektiğini deliler gibi irdeliyordu.

 

Özür mü dilemeliydi? Anlamış gibi mi yapmalıydı? Onu çaresizce teselli etmeye mi çalışmalıydı? Düşüncelerinin ne kadarını açması güvenliydi?  

 

Subaru’nun başı düşündükçe dönüyor, hiçbir çözüme erişemiyordu.

 

Ne yapmalıydı, ne yapabilirdi, ne yapacaktı, en iyi hareket şekli neydi?

 

[Subaru: ――――]

 

Düşün, düşün, düşün. Subaru zihninde dönen düşünceler arasında gözlerini kapatmıştı ve en sonunda――

 

Ne yapacağında karar kıldığını hissetti.

 

[Subaru: Emilia. ――Seni seviyorum.]

 

[Emilia: ――――]

 

Bunlar bu duruma uygun sözler değildi.

 

[Emilia: ……ha?]

 

Bunu duyan Emilia şaşkın bir homurdanma eşliğinde kafasını kaldırmıştı.

 

Islak menekşe gözleri kocaman açılmış ve Subaru ile göz göze gelmişti. O gözyaşlarındaki çarpık yansımasını gören Subaru içinse―― yapılabilecek tek şey kendi kalbinin içeriğiyle yüzleşmekti.

 

Sonuçta söylemek istedikleriyle ilgili hiçbir şüphesi kalmamıştı.

 

[Subaru: Her gece… birebir aynı Yargılamaya kendini sokuyorsun. Ve Yargılama ne ki zaten? Sadece lanet olasıca geçmiş, değil mi? Ehh, artık çoktan geride kalmış şeylere takılı kalıp oyalanmayı bırak!]

 

[Emilia: ……ah, hg]

 

[Subaru: Bunu senin için yapabileceğimi fark ettiğimdeyse bunu senin yapman gerektiğini söylüyor ve bu konuda lanet olasıca bir inat takınıyorsun. Onu aşman için sana yardım edebilsem neyse. Ama her defasında aynı sonucu alıp duruyorsan konuşmaktan öteye gidememişiz demektir, değil mi? Bir anlığına durup da defalarca başarısız oluşunu ve yıkılışını izlemenin nasıl hissettirdiğini düşünebilir misin acaba?]

 

[Emilia: S…subaru……]

 

[Subaru: Ve sırf evcil hayvanın/gardiyanın kayboldu diye ayakta dahi duramayacaksın, öyle mi? Bir tantana çıkartıp herkesi senin için endişelendirene dek için parçalanırcasına ağlıyorsun, sonra da sorumluluklarını bir kenara atıp yatağa saklanıyorsun. Ehh, ne kadar da tatlı. Ama artık yeter, bundan bıktım!]

 

Subaru’nun konuşmasını dinleyen Emilia’nın gözleri inanamaz bir ifadeyle irileşmişti. Şok sayesinde ağlamayı unutmuştu, dudaklarıysa hafifçe titriyor, herhangi bir anlamlı kelime çıkartmayı başaramıyordu.

 

Kalbinin daha önce böylesine derinden yaralanmadığı şüphesizdi. Natsuki Subaru’dan hiç tatmamış olduğu eleştiriler ve azar karşısında kalbi paramparça olmuştu.

 

Emilia’nın yüzü eciş bücüş bir hal almaktaydı.

 

Bu acıklı bir keder değildi. Kışkırtıcı bir öfke de değildi. Aynı şekilde yenilgi ve teslim oluşun doğurduğu boşluk da değildi.

 

Daha önce hiç işitmediği bu sözler karşısında ifadesi değişmişti. Hiçbir duyguya tamı tamına uymayan bu ifade bambaşka bir şeyi anlatıyordu.

 

――Emilia’nın dudaklarına korkunç kurulukta bir gülümseme yerleşmişti.

 

[Emilia: Bu…… doğru değil mi… Ta-tabii ki…… benim hakkımda böyle düşünmen normal, Subaru……]

 

[Subaru: ――――]

 

[Emilia: Süslemenin anlamı yok, değil mi…… Berbat biriyim. Sığınağa geldim geleli…… yo, daha da uzun süredir…… yaptığım tek şey sorun yaratmaktı……ve bu yüzden……]

 

[Subaru: Evet. Sahiden Sığınağa geldin geleli tek bir güzel şey bile yapmadın. Bu konuda söz hakkım olmadığını biliyorum ama bu durum çığırından çıktı. Artık lafı dolandırmak yok.]

 

Subaru titremekte olan Emilia’nın kendini kötüleyişine onay vermişti.

 

Bunu duyan Emilia’nın boğazından boğuk bir homurtu yükseldi. Hıçkırığını tutar gibi bir ifadeyle ve yüzüne yerleştirdiği acılı gülümsemeyle devam etti.

 

[Emilia: Ve bu yüzden…… hem sen hem de Puck…… beni te-terk ettiniz, tabii ki……]

 

[Subaru: Evet. Bir sürü saçmalık yaşadın ve hiçbir iyileşme belirtisi göstermiyorsun. Bu konuda bir şey yapmak istemekten ziyade varabileceğimiz tek doğal sonuç ne olursa olsun umutsuz olduğun.]

 

Emilia Subaru’nun eleştirilerine yanıt vermek istemişti.

 

Fakat Subaru bu yanıtı ucundan yakalamış ve acımasız bir eleştiriyle devamını getirmişti.

 

[Subaru: ――Ama-]

 

Eleştirileri nihayete ermeden önce ansızın kesildi.

 

Emilia başını kaldırarak Subaru’ya baktı, o gözlerde yalnızca Subaru’nun anlayabileceği bir duygu mevcuttu.

 

――Çünkü bu, Subaru’nun da zamanında tattığı bir duyguydu.

 

[Subaru: Seni seviyorum. ――Emilia]

 

Bir zamanlar kaçamadığı kelimelerle bu defa da o, Emilia’nın kaçmasını engellemişti.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Gözlerini çevreleyen uzun kirpikleri titreşen Emilia, Subaru’nun sözcükleriyle bilinçsizleşmişti.

 

Onun donakaldığını, düşüncelerinin dahi duraksadığını fark eden Subaru’nun yanaklarıysa hafifçe yumuşadı.

 

Bu rahatlama değildi ve kesinlikle alay da değildi. Buna bir isim vermek gerekirse nostalji denilebilirdi.

 

Öyle nostaljikti ki Emilia’nın duymak istedikleriyle birlikte içinde ne var ne yoksa bağırıp dökmek istiyordu.

 

[Subaru: Seni seviyorum. Seni seviyorum, seviyorum, seviyorum, öyle çok seviyorum ki kendime engel olamıyorum.]

 

[Emilia: Ö-öyle ansızın…… neden bahsediyorsun……]

 

[Subaru: Süper tatlı gümüş saçlarını seviyorum, menekşe gözlerini ve ıslandıklarında mücevheri andırışlarını seviyorum, sesini çok seviyorum ve onu her işitişimde hayallere dalışımı da seviyorum, uzun ince bacaklarını, bembeyaz tenini, delicesine ideal boy farkımızı, kalbimi kontrolsüzce attırışını seviyorum. Her biri sana sırılsıklam aşık olmamı sağlıyor.]

 

[Emilia: ――――]

 

[Subaru: Hafif uyuşuk halini seviyorum, her şeyi elinden geldiğince iyi yapmanı çok hoş buluyorum, başkalarının hatrına hararetlenebilmeni takdir ediyorum. Kendini hiçe sayışın seni bir başına bırakamayacağımı hissettiriyor ve beni yüzünde oluşan tüm ifadelere, tattığın tüm duygulara tanık olmak kadar mutlu eden hiçbir şey yok…… daima böyle hissediyorum.]

 

[Emilia: Bunun zamanı değil…… benimle dalga geçme!]

 

Emilia’ya duyduğu tüm hisler ağzından sel misali taşıyordu. Ama Emilia bu sözleri bir çığlıkla bölmüştü.

 

Omuzları düşen ve kaşları çatılan Emilia, az önce kalp kırıcı onca şey söylememiş gibi geri dönüş yapan Subaru’ya olan öfkesini dışa vurmaya başlıyordu.

 

[Emilia: Birdenbire neden bunları söylüyorsun?! Bundan bahsetmiyorduk ki! S-Subaru… az önce benim umutsuz vaka olduğumu söyledin, her yönümün eksikliğinden bahsettin! Bıkmıştın, daha fazla izlemeye katlanamıyordun…… bu-bunları söyledin ve ben……]

 

[Subaru: Evet söyledim. Tüm o işe yaramazlık ve katlanmak zorunda kaldığım o aynı umut vaat etmeyen sonuçlardan sonra, hele bir de en baştaki sabırsızlığım dikkate alınırsa seni sevmeyi çoktan bırakmış olmalıydım. Ve söz konusu bir başkası olsaydı bunu yapardım da Emilia.]

 

[Emilia: Ama neden!!]

 

Subaru tarafından değersiz sicili tekrar dile getirilen Emilia bunu kabul edemeyerek, bu ihmale izin veremeyerek çığlık atmıştı.

 

[Emilia: Tüm o işe yaramazlık ve umutsuzluk beni ben yapan şey değil mi!? Öyleyse neden bunu görmezden gelmeye çalışıyorsun? Neden beni bağışlamaya çalışıyorsun? Neden……]

 

[Subaru: Sorun buysa cevabını defalarca verdim zaten! ÇÜNKÜ SENİ SEVİYORUM!]

 

[Emilia: ――――hk]

 

Emilia’nun gözü yaşlı isyanıyla yüzleşen Subaru, yüzünü onunkine yaklaştırmış ve bağırmıştı.  

 

Bu ilerleyişten rahatsız olan Emilia kendisini geri çekse de Subaru onun açtığı mesafeyi aynı şekilde kapatıyordu. Birbirlerinin gözlerinin içine bakışları da nefesleri temas edecek kadar yakın oluşları da değişmiyordu.

 

[Subaru: Seni seviyorum. Yani beni ne kadar hayal kırıklığına uğratsan da bunu senin başka bir tarafını gördüğüm şeklinde değerlendiriyorum. Ve yeterince güçlü olmasan bile elinden geleni yaptığın sürece seni desteklemeye devam edeceğim, kendi kendini ne kadar sıksan da asla senden rahatsız olmayacağım.]

 

[Emilia: ――――]

 

[Subaru: Zayıflığından ve acınasılığından nefret etsen ve herkesin seni terk edeceğinden endişelensen de…… ben senden bir şeyler beklemeye devam edeceğim ve seni ne kadar zayıf olursan ol asla terk etmeyeceğim.]

 

Emilia’nın gözleri titreşmeye başlamıştı.

 

Subaru’ya kilitlenmiş olan bakışları―― ondan sitem duyma arzusunun zayıflığıyla, boyun eğişin memnuniyetiyle doluydu ve kendi yasının, kederinin havuzunda boğulmaktaydı.

 

Emilia aşağılanmak istiyordu. Belki de sebep yalnızca herkes senden ümidi kestiğinde ve tamamen kurtarılamaz hale geldiğini keşfettiğinde aslında ilk defa kurtarılmış hissediyor olmandı.

 

Subaru bu hissi biliyordu ama kurtarılmanın nasıl bir şey olduğunun da farkındaydı.

 

Çünkü Natsuki Subaru da zamanında kendini terk etmeyi denemiş fakat geri kalan herkesin kendisini terk etmesi konusunda başarısız olmuştu.

 

[Subaru: Sana delicesine aşık oldum. Seninle ilgili tüm güzellikler benim için ışıldıyor. Ve tabii ki her şeyinin iyi olmadığını da biliyorum. Sen…… bir melek veya tanrıça değilsin, sıradan bir kızsın. Acı ve zorluk karşısında ağlamak istiyor, hoşlanmadığın şeylerden kaçınıyor ve mümkünse daha kolay, daha keyifli yollara yönelmeyi tercih ediyorsun.]

 

[Emilia: ――――]

 

[Subaru: Ama o zayıf, hatta çirkin yönlerine rağmen ‘Emilia’ olan o tüm kişiliği seviyorum. Ve bu yüzden…… şimdi bile beni hiç hayal kırıklığına uğratmıyorsun.]

 

[Emilia: ――Bu! Bu! Bunun çok bencilce olduğunu düşünmüyor musun!?]

 

Subaru’nun dudakları sevdasını sözlerine dökmekle meşguldü.

 

Bu sözleri sıralayışını dinleyen Emilia ise itiraz ederken içindeki hengameye engel olamamıştı.

 

[Emilia: Az önce beni aşağıladın, faydasızlığımı defalarca dile getirdin ve şimdi de beni ne olursa olsun sevdiğini söylüyorsun…… buna inanmamı nasıl bekleyebilirsin ki?! Subaru, neden bana bu tarz bir inanç besliyorsun…… hiç anlamlı değil!]

 

[Subaru: Yanlış! Her şeyi yanlış anlıyorsun! Sana inandığım için seni seviyor değilim! ――Seni sevdiğim için sana inanıyorum! Bu şekilde!]

 

[Emilia: Aşk birine inanma sebebi değildir!]

 

[Subaru: ――Gh! Aşk bir inanç sebebi olmasaydı kim senin gibi baş belası bir kız için onca çileyi çekerdi söylesene!?]

 

İki tarafın da sesleri yükselmiş, duyguları çarpışmaya başlamıştı.

 

Subaru elini duvara yaslayarak kendisini ayaklandırırken Emilia da ona eşlik ederek yeniden yüz yüze gelmelerini sağlamıştı.

 

Kafaları birbirine değecek kadar yakın ve kaşları kalkık haldeki ikili duygularını bağıra bağıra dışa vurmaktaydı.

 

Tükürükleri uçarak, yüzleri kızararak, “Hayır, sen hatalısın!” sözleriyle birbirlerine hiç olmadığı şekilde çığlıklar atıyorlardı.

 

[Subaru: Seni seviyorum! Seni öyle çok seviyorum ki bu beni delirtiyor, öyle çok seviyorum ki uğruna ölebilirim. Bu yüzden onca acı ve çile çekiyorum ve bu yüzden kusmama ramak kalmasına rağmen karşında dikiliyorum!]

 

[Emilia: Bu! Ben bunu hiç istemedim ki! Canın ne isterse bencilce sıralayıp duruyorsun…… Sen benim hislerimi hiç düşünmedin ki Subaru! Şimdi de öyle…… Kendini önüme atıp benim yüzümden yara alıp duruyorsun…… Bunun kendimi nasıl hissettirdiğine dair en ufak bir fikrin var mı!?]

 

[Subaru: Bir kere bile düşünmemişken ne hissettiğini nereden bilebilirim ki! Düşündüğüm tek şey senin önünde nasıl havalı görünebileceğim! Ne yaparsam beni iyi göreceğin, ne yaparsam seni mutlu edeceğim……. Ben burada kıçımı parçalarken sen de plana ayak uydurup arada bir tatlı bir bakış atsan ne olur yani!]

 

[Emilia: Bana bir oyuncak bebekmişim gibi davranma! Tek istediğin mutlu olmamsa…… o-o zaman neden sözünü tutmadın? Tek yapman gereken senden istediğim gibi benimle kalmaktı! Neden kalmadın!? Eminim aslında benden nefret ediyorsundur, haksız mıyım?!]

 

[Subaru: Seni seviyorum!!]

 

[Emilia: Yalan söylüyorsun!!]

 

Subaru tüm duygularını çaresizce dışa vururken Emilia’nın bağırışıyla karşılanmıştı.  

 

Bu hisleri dışa vurabilmek için kaç dolambaçlı yola sapmıştı? Bunları Emilia’ya açabilmek için kaç engelin üstesinden gelmesi gerekmişti?

 

Fazlasıyla kullanarak basitleştirdiği bu aşk itirafları Subaru’nun en gerçek, en derin hisleriydi, tüm varlığıyla ruhunun her zerresinden çıkıp gelmekteydi.

 

[Subaru: Yalan söylemiyorum! Seni seviyorum! Peki ya sen bir kez olsun benim hakkımda ne hissettiğini söylemeye ne dersin!?  Bana imada bulunmaktan öteye gitmiyorsun! O sevimli ifadelere bürünüp bir umut olduğunu hissettirdiğinde kalbim ne hale geliyor, hiçbir fikrin var mı!? Benimle oynamayı bırak!]

 

[Emilia: B-benim seninle oynadığım falan yok! Sadece normal bir insan oluyorum, tuhaf şeyler söylemeyi kes! Şu anda düşünecek bir sürü şeyim var ve ciddi problemlerle karşı karşıyayım. Sense gelmiş senin hakkında ne hissettiğimi soruyorsun…… Şu anda bu tarz şeyleri düşünemem! Kes şunu! Bana zorbalık etmeyi kes!]

 

[Subaru: Kim kime zorbalık ediyor acaba! Sensin! Asıl zorbalık eden sensin!]

 

[Emilia: Hayır asıl zorba sensin Subaru!]

 

Duyguların çarpışması iyice mantık çerçevesinden çıkmıştı.

 

Birbirine hakaretler savurmaya çalışan iki çocuk gibi hislerini bağıra çağıra ifade ediyorlardı.

 

Sesleri Mezarın soluk, dar içeriğinde yankılanıyor, kuruluşundan bu yana hüküm süren sessizliği dağıtıyordu. Tartışmalarının yoğunluğu Mezarda uyuyanı tokatlayıp uyandırabilecek yoğunluktaydı, soluk soluğa kalan nefesleriyle meyve vermeyecek didişmelerini nihayete taşımaya çalışıyorlardı.

 

[Emilia: Bundan böyle söylediğin hiçbir şeye güvenemem! Sen bir yalancısın! Sözünden döndün ve hiçbir şey olmamış gibi öylece karşımda beliriverdin…… Fa-fark etmeyeceğimi sandın, değil mi?! Ama izliyordum! Bana verdiğin sözü tutup tutmayacağını görmek için izliyordum!]

 

[Subaru: Ne kadar da adice bir şey! Rol kesip insanları test edebilmek adına güçsüzmüş gibi yaparken utanmadın mı?!]

 

[Emilia: Sözünden dönen bir yalancı bana böyle şeyler söyleyemiyor olmalıydı!]

 

[Subaru: Benim sözümden dönmemin bununla hiçbir alakası yok!]

 

Emilia’nın yanakları öfkeden kızarırken Subaru bu konudan kaçınmaya çalışıyordu.

 

Konuşamayacak kadar bunalan Emilia, aldığı kesik birkaç nefes sonrasında yeniden kelimelerine başvurabilir hale gelmişti.

 

[Emilia: Neden…… sözünü neden tutmadın?]

 

[Subaru: …… Sözümü tutmadığım için üzgünüm. Elini tutup sabaha dek yanında kalmak isterdim, gerçekten isterdim.]

 

[Emilia: Sana bunu sormadım. ――Sözünü neden tutmadın?]

 

[Subaru: …… Söyleyemem.]

 

Dişlerini sıkan Subaru, Emilia’nın sorusuna acıklı bir homurdanmayla karşılık verdi. Hala sorudan kaçınmaya çalıştığını gören Emilia ise uzunca bir iç çekti.

 

[Emilia: Sözlerini tutmuyorsun. Ve onları neden tutmadığını da söylemiyorsun.…… O zaman bana ne söyleyeceksin? Eğer seni seviyorum diyeceksen…… ona uygun davranmayı bil! Aksi takdirde ben…… sana inanamam……]

 

[Subaru: Emilia.]

 

[Emilia: Sözünü tutup benimle sabaha dek kalmış olsaydın, o zaman sana kesinlikle inanırdım! Sana inanırdım ve sana her konuda güvenirdim! Ama sen sözünü tutmadın…… ve ben de artık yapamam…… sen de Puck da beni bırakıp gittiniz……]

 

Yüzü ekşiyen Emilia parmaklarını gümüş saçlarına gömerek başını eğdi. Harareti dinmiş, konu başka bir noktaya kayarken kendi kendine sıkıca tutunmuştu.

 

[Emilia: Puck gittiği için zihnimde sahneler dönüp duruyor…… Aklımdalar… Daha önce hiç görmediğim sahneler, hatırlamadığım konuşmalar aktıkça akıyor……]

 

[Subaru: ――――]

 

[Emilia: Eskiden her şeyi hatırladığımı sanırdım fakat bunlar varlığından haberdar olmadığım anılar…… ama gerçekten bana aitler…… ve her hatırlayışımda, unuttuğum bir şeyin her belirişinde ödüm kopuyor……]

 

Emilia’nın bahsettiği bu anılar―― yani Puck’ın bağlarını feda ederek mührünü kaldırdığı bu anılar zamanında unutmaya çalıştığı sahici anılarıydı.

 

Puck ile kontratları sonlandığında o anılar tıpası çıkarılmışçasına taşmaya, Emilia’nın içeriğini tüm gerçekliğiyle doldurmaya başlamıştı.

 

Ama bu dramatik değişim bizzat Emilia’yı değiştirme kabiliyetine de sahipti.

 

[Emilia: Sonunda Puck’a bel bağlayarak ne çok şeyden kaçtığımı fark ettim…… Puck’ın beni bırakma sebebinin de bu olduğundan eminim. Ama korkuyorum. Korkuyorum işte. Puck gitti, gerçek anılarım geri dönüyor…… ve ben, yavaş yavaş kendimi yitirdiğimi hissediyorum.]

 

[Subaru: ――――]

 

[Emilia: Tüm anılarım geri döndüğünde…… artık aynı kişi olmayacağımı biliyorum. Şu anki benliğimin kurulu olduğu anılar gerçek anılarım değil…… ama gerçek başlangıcımı hatırladığım zaman…… Onca yolu gelen bu benliğimin yok olacağının farkındayım……]

 

Emilia’nın tüm kararlılığının temeli sahte anılardı.

 

Peki gerçek anılarına kavuşup kökeni değiştiğinde şu anki kararlılığına ve bugüne dek yürüdüğü onca yola ne olacaktı?

 

{―― Önemli olan başlangıç ya da orta yol değildir, sondur.}

 

[Subaru: ――――]

 

Subaru’nun zihni ansızın bu cümle ile dolmuştu.

 

İşittiği tanıdık fakat mesafeli ses, muhtemelen bir daha asla görmeyeceği birine ait olmasına rağmen öylesine yakındı ki…

 

Vedalarının sonunda annesinden ev ödevi olarak bu sözleri işitmişti.

 

Ahh, doğru―― diye düşünmüştü.

 

Nasıl başlarsan başla, nasıl bir rota çizersen çiz, sonun sonuna eriştiğin sürece kim yaptıklarının bir hata olduğunu söyleme hakkına sahip olabilirdi ki?

 

[Subaru: Ne hatırlarsan hatırla hiçbir şey değişmeyecek. Seni seviyorum. Ve daima seveceğim.]

 

[Emilia: ――hk. Sana inanmıyorum. Bu benliğimi sevdiğini söylüyorsun…… p-peki o gidince beni hala……]

 

[Subaru: Şu anda söylüyorum. Ne olursa olsun bir yere gitmeyeceksin. Ve ben de seni sevmeye devam edeceğim.]

 

[Emilia: ……Sen bir yalancısın. Nasıl benden…… sana inanmamı bekleyebilirsin ki……]

 

[Subaru: ――O zaman ben de seni inandırırım.]

 

Sesi titreyen ve gözleri titreşen Emilia, Subaru’yu reddetmeye çalışmıştı.

 

Subaru’nun sözleri Emilia’ya ulaşamıyordu. Söylemleriyle onu ikna edemeyecek gibiydi. Öyleyse hislerini aktarmak için geriye kalan tek yol eylemlerdi.

 

Ve bu yüzden,

 

[Emilia: Sub……]

 

[Subaru: İstemiyorsan geri çekilebilirsin.]

 

Nefesleri birbirine değecek kadar yakın bir mesafede―― ya da daha ziyade nefeslerinin bir arada durduğu yakınlıkta――

 

Subaru Emilia’nın omzuna uzandı ve yüzünü ona yaklaştırdı. Subaru’nun yaklaşmakta olduğunu fark eden Emilia’nın gözleri karmaşık bir ifadeyle dolarken bedeni gerildi.

 

Ve Subaru bir saniyeliğine bekledi. Eğer itilecekse, o an bu andı.

 

[Emilia: ――――]

 

Ama Emilia gözlerini kapatmıştı.
Subaru ise bunun teslimiyet mi tereddüt mü olduğundan emin değildi.

 

[Subaru: ――Mmh]


[Emilia: ――――ngh]

 

Nefesleri birbirine dolanırken Emilia nefesini tuttu, Subaru’nun kaşlarıysa acıyla çatıldı.

 

Dişlerinin değişinden ufak bir ses yükseldi. O hafif acıyla başlayan şey zihinlerinin her zerresinden silindi, o ısının yoğunluğuyla boğuldu.

 

Yumuşak dudaklar. Bir dokunuştan pek de öteye gidemeyen bir öpücük.

 

Emilia için ilk, Subaru içinse ikinci öpücük.

 

Fakat bu defa ilkindeki “Ölümün” soğukluğu yoktu. İkinci öpücük “Yaşamın” yakıcı tadına sahipti.

 

[――a]

 

İkisi de ilk hamleyi yapmaya gönülsüzken dudaklar yavaşça ayrıldı.

 

Suratlarını birbirinden uzaklaştıran ikili birbirine bakarken ikisi de nefes almayı unutmuştu.

 

Kızaran yanaklar... Sulanan gözler…

 

Emilia’nın gözbebeklerindeki yansıma tamamen büyülenmişti.

 

O acınası ifadeyle yeniden hislerine kavuşabilen Subaru en sonunda nefes almayı hatırlayabildi ve-

 

[Subaru: … Seni seviyorum.]

 

[Emilia: ――――]

 

[Subaru: Hangi işe yaramaz tarafını görürsem göreyim, nasıl tartışmalara girersek girelim seni sevmekten asla vazgeçmeyeceğim, Emilia. Bu ne olursa olsun değişmeyecek―― bu yüzden sana daima inancım olacak. Ve bana sebebini soracak olursan…]

 

[Emilia: Çünkü beni seviyorsun……]

 

Subaru’nun cümlesini sersemlemiş bir şekilde tamamlayan Emilia dudaklarına dokundu. Parmaklarını üzerlerinde gezdirerek dokunuşlarının verdiği hassaslığı teyit etmek isterken gözlerinde yaşlar birikiyordu.

 

Bir gözyaşı, bembeyaz yanaklarından ay gibi ışıldayarak inmeye başlamıştı.

 

[Subaru: Tanımadığın anılar yüzeye çıktıkça tedirgin olman çok normal. Ve tanımadığın birine dönüşür gibi hissetmenin korkutucu olduğunu da anlıyorum. Ama bu, şu ana dek yürüdüğün yolun silineceği veya hislerinin değişeceği anlamına gelmiyor.]

 

[Emilia: Bunu nasıl…… böyle emin bir şekilde söyleyebiliyorsun……?]

 

[Subaru: Önemli olan başlangıç değildir. Sondur. ――Bu dünyada en çok saygı duyduğum kadın öyle söylemişti.]

 

Annesi dünyanın en aklı bir karış havada insanı olabilirdi ama her nasılsa Subaru’ya dünyanın en önemli dersini vermeyi de bilmişti.

 

Subaru, söyleneni doğru anladığından emin olamasa da bunu denemeye niyetliydi.

 

Çünkü karşısında bu sorunu birlikte çözmeye niyetlendiği bir kız durmaktaydı.

 

Emilia’nın tedirginliğin verdiği ağırlıkla dikildiğini gören Subaru, endişelerini bir kenara atmasını ve büyük bir mesele olmadığını anlatmak istercesine tasasız bir şekilde omuz silkti.

 

[Subaru: Sorun değil, Emilia. Ne hatırlarsan hatırla yanında olacağım. Devam et ve unutmuş olduğun her anıyı anımsa. Bittiğinde hala korkuyorsan da onu bul.]

 

[Emilia: Onu mu bulayım…… o ne ki……?]

 

[Subaru: Nasıl benim bu dünyada korkusuzca ilerlememi sağlayan şey sana olan hislerimse sen de etrafında dönen hiçbir şeyden endişelenmemeni sağlayacak en kıymetli hissini bulmalısın.]

 

Emilia bir başkasının hatırına kendinden feragat etme konusunda asla tereddüt etmezdi. Başkalarını kendinden önce tutuşu asil ve güzeldi, Subaru da bunu sonuna dek takdir ederdi ama――

 

―― “Bir başkasının hatırına” hem korkunç kibarlıkta hem de korkunç üzücülükte bir tabirdi.

 

Çünkü bilinmeyen, ‘herhangi’ birine duyulan hisler asla samimi ve yakın birine duyulanlarla yarışamazdı.

 

[Subaru: O kıymetli hissin doğrudan bana yönelik olmasını umuyorum tabii.]

 

[Emilia: Benim….. en kıymetli hissim……]

 

Emilia belki de Subaru’nun son sözlerini dinlemeyerek elini göğsüne götürmüş, başını eğmişti. Parmakları Puck’ın kristalinin bulunması gereken noktadaydı.

 


Bağlarının bozuluşuyla dokunacağı hiçbir şey kalmamıştı. Parmak uçları boş havaya temas etmekteydi. Ama Emilia yine de elini sımsıkı bir şekilde yumruğa çevirdi.

 

[Emilia: Belki tüm anılarımı elde ettiğimde…… en kıymetli hissim de orada olur.]

 

[Subaru: Evet. Yürümeye devam etme sebebin orada olacaktır.]

 

[Emilia: ――Mn]

 

Emilia’nın ifadesi ne tamamen şüpheli ne de tamamen kabulleniş içerikliydi.

 

Yine de hafifçe başını sallayarak onay vermiş, Subaru da gözlerini kapatarak yüzünü tavana çevirmişti.

 

Zamanında kendisini ayağa kaldıran sözler şimdi daha da güçlü hissettiriyordu. O daha nazik, daha katı ve daha güçlü kelimeler tarafından kurtarılmıştı.

 

――Peki ya kendisi gerçekten Emilia’nın kuvveti olabilecek miydi?

 

[Subaru: ――――]

 

Bunu sormak çok ezikçe olurdu.

 

Bu yüzden iç çekti ve güçten düştüğü anda unutmuş olduğu mide bulantısı iliklerine dek geri döndü. İçgüdüsel olarak elini duvara yerleştirirken kendisini kusmaktan zar zor alıkoyabilmişti.

 

[Emilia: Subaru?]

 

[Subaru: Yok bir şey…… aslında ne kadar erkeklik taslamak istesem de var bir şey. Şu an bayağı kötüyüm. Her neyse, tartışmaya devam etmek istiyorsan bunu dışarı çıktığımızda da sürdürebiliriz, değil mi?]

 

[Emilia: Tanrım…… istediğim hiç de o değil.]

 

Subaru’nun solgun suratıyla karşı karşıya olan Emilia’nın dudakları hafif bir gülümsemeyle kıvrıldı.

 

Ancak olağan kararlı tavrını sürdürmek için fazla güçsüzdü. Hala net bir cevaba erişebilmiş değildi, tedirginliği de tam anlamıyla ortadan kalkmamıştı.

 

Bu sırada ellerini duvara yaslayan Subaru Mezarın çıkışına doğru ilerlemeye başladı. Emilia ise onun dengesiz adımlarını takip ederek elini uzattı. Ama tereddütlüydü, ona dokunup dokunmama konusunda kararsızdı. Dudaklarının buluşuşu onu bir hayli etkilemiş olsa gerekti.

 

Fakat tüm bu duyguların şimdilik bir kenara bırakılması gerekliydi.

 

[Subaru: ――――]

 

Emilia’nın yanında olduğunu, onun için her şeyi yapabileceğini göstermek için――

 

Kendi kendine üstlenmiş olduğu rolü yerine getirebilmek: Onu ve ona dair tüm hislerini koruyabilmek için――

 

[Subaru: Bu işin sonunu görmek zorundayım.]

 

İkili, birlikte Mezardan çıkmıştı.

 

Karanlıktan attıkları adımla parlak günışığı tarafından selamlanmışlardı.

Ve bir de-

 

[Subaru: ――Hey, beklettiğim için üzgünüm.]

 

[???: Tch]

 

Dilini rahatsız bir şekilde şaklatan kişi Subaru’ya doğru elini sallamıştı.

 

[???: ――Beklemiyodum.]

 

――Tüm bedeni kanlarla kaplı bir şekilde orada dikilen Garfiel, tam bir düşmanlık sembolüydü.

 

 #Eveeet, ingilizce çevirmen yaklaşık üç hafta üzerine dün bu bölümü koymayı başardı. Hem mükemmel olması gerekliliği hem uzunluğu hem de arada geçirdiği grip nedeniyle bu kadar geciktirmiş. Ben de sizinle birlikte heyecanla bekledim ve sonunda bölümümüze kavuştuk. 

Gerçekten türk filmi tadında, bol didişmeli ve aşklı bir bölümdü. Ben okurken çok keyif aldım, duyguları olabildiğince güzel aktarmak için de uğraştım, umarım siz de aynı keyfi almışsınızdır. 
Tabii böyle duygu yüklü bir bölümün sonuna gelip son birkaç satırda Garfiel'i görmek biraz düşürücü oldu. Fakat bu karşılaşmayla neler gerçekleşeceğini bir sonraki bölümün gelişiyle göreceğiz. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22032 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 40740 Bölüm Sayısı


creator
manga tr