Cilt 4 Bölüm 64 [ Parçalara Ayrılan Bir Dünya ] (3/3)

avatar
2407 0

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 64 [ Parçalara Ayrılan Bir Dünya ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy 

 

 ――Sığınağı çevreleyen orman sınırlarına giren Subaru, garip bir şeylerin varlığını sezdi.

 

Patrasche’nin sırtında yolculuk ediyor, uyuyan Rem’i göğsüne bastırıyordu. Korkunç seviyede dengesiz ve riskli bir tutuş olsa da Rem’in kıpırdamayışı ve Patrasche’nin mükemmelliği sayesinde sıkıntı çıkmıyordu.  

 

Doğal olarak Köşke gelirken olduğu gibi son hızla gelememişlerdi ve aynı yolu tekrar etmek on yedi saatlerini almıştı. Ve şimdiden dördüncü geceye varılmak üzereydi.

 

Subaru, Sığınakta bir buçuk gün geçirmeyi planlıyordu ama bu süre bir güne inmiş gibi görünüyordu.

 

Bu zorunlu bir zaman kaybıydı. Ve tabii ki Patrasche’yi suçlamaya niyeti yoktu.

 

Ancak Subaru’nun hesaba katmadığı bir şey söz konusuydu.

 

[Subaru: Cidden şaka mı bu…… Ne boklar dönüyor burada……!?]

 

Sığınak yolunun yarısında, Bariyerin başladığı ormanda―― tüm dünyayı saran tüyler ürpertici bir soğuk mevcuttu.

 

Ağaçların yeşil yaprakları buz kesmişti ve dalların yüzeyleri bembeyazdı. Yerdeki su birikintileri donmuştu ve Subaru'nun baktığı her yerde ince buz tabakaları vardı.

 

Hava anormal bir soğukluktaydı―― soğuk bir kış ayından çok daha sertti. Kollarını Rem’e sıkıca saran Subaru, etrafına bakarken beyaz sisli nefesler alıyordu.

 

Normal şartlarda da ormanda hayvanların yaşadığına dair pek iz olmazdı ama bu kez ağaçların yaşam gücü bile zayıflamıştı. Ormanın bu soğuğa hazırlanmamış olması da bunun doğal bir fenomen olmadığını kanıtlar nitelikteydi.

 

[Subaru: Her şey donmuş ve beyazlamış…… Bu konuda kötü hislerim var, Patrasche.]

 

[Patrasche: ――――]

 

[Subaru: Hey… Patrasche?]

 

Göğsündeki uğursuz hislerden rahatsız olan Subaru, Patrasche’ye hızlanmasını söylemek istiyor ama Patrasche’den yanıt gelmiyordu.

 


Kaşlarını kaldırarak favori ejderine bakan Subaru, Patrasche’nin bacaklarının hareketi kestiğini ve nefes alışının zorlaşmaya başladığını fark etti.

 

[Subaru: Patrasche!?]

 

Subaru hızlıca dizginleri çekti. Eyerden atladı ve elini Patrasche’nin boynuna uzattı. Ejderin kayamsı pullarının verdiği his aynıydı, tabii ki korkunç soğukluğu dışında.

 

Ve o zaman farkına vardı.

 

[Subaru: Yer ejderleri soğuğa karşı dirençsiz mi……? Sürüngenlere benziyorsunuz aslında, soğuktan nasıl korunuyorsunuz acaba?]

 

Kertenkele ve yılan gibi çoğu sürüngen kış uykusuna yatardı. Görsel olarak onları bir hayli andıran yer ejderleri de aynı şeyi yapıyor olabilirdi.

 

Mevzu böyleyse Patrasche’yi bu soğuğa sokmak ölüme sürüklemek anlamına gelirdi.

 

Subaru’nun tahminleri doğruysa Sığınağın merkezine yaklaştıkça soğuklar daha da kötüleşecekti.

 

[Subaru: Benimle gelmek senin için çok zor olacak…… Sanırım. Görünüşe bakılırsa Sığınaktaki yer ejderleri de tehlikede olmalı.]

 

Subaru, elini Patrasche’nin titreyen bedeninde gezdirdi. Onu teselli etmekten öteye gidememiş olsa da Patrasche bedenini eğerek Subaru’nun avcuna yapışmış ve bu hissi sarmalamıştı.

 

O olmadan Sığınak yolunun çok daha uzun süreceği kesindi―― ama ejderi peşinde sürüklerse ölümüne yol açabilirdi.

 

[Subaru: Patrasche… Üzgünüm ama seni ormanın dışında bırakmam gerekiyor…… ya da aslında, Köşke dönebilir misin ki?]

 

Subaru’nun kararını işiten Patrasche, mutsuz bir homurdanma çıkardı.

 

Ama Subaru’nun endişelerini ve kendi bedeninin durumu ile ormandaki şartları anlayabilecek kadar zekiydi. Bu yüzden Subaru’dan gelen birkaç rahatlatıcı sözden sonra başını eğdi, ona itaat edecekti.

 

Kafasını Subaru’nun göğsüne sürttü ve Subaru da üzerindeki seyahat çantasından birkaç kıyafet çıkarttı. Sonra da onları kendisinin ve Rem’in üzerine geçirdi ve kızı tekrar kucakladı.

 

[Subaru: Sığınağa gitmek için… dümdüz devam edeceğim……değil mi?]

 

[Patrasche: ――――]

 

[Subaru: Bana o endişeli bakışları atma… Ben senin için daha çok endişeleniyorum, bilesin. Yorgunluktan tükenmiş olmalısın… başına bu dertleri açtığım için üzgünüm. Düşüncesiz davrandım, özür dilerim.]

 

Subaru başını eğmiş ve Patrasche, “Özür dilemene gerek yok.” demek ister gibi hafif bir ses çıkarmıştı. Sonra da adımlarını döndürdü, ormanın köşesinden harekete geçti ve Subaru’nun görüş alanından uzaklaşmaya başladı.

 

Patrasche, giderken bir kez bile ardına bakmamıştı. Belki de sebebi gönülsüzlüğünü göstermek istemeyecek kadar gururlu oluşuydu. Ve aynı zamanda Subaru’nun suçluluk hissini hafifletecek nazik bir davranıştı.

 

Subaru, bu sadık ejderin kendisi için yaptığı şeyleri tekrar tekrar aklında oynatıyordu.

 

[Subaru: Patrasche ormandan çıkış yolunu bulurken zorlanmamalı.……Aslında ben ondan daha endişeliyim… lanet olsun.]

 

Kollarındaki Rem’in pozisyonunu değiştiren Subaru, ayaklarının altında çatırdayan buzlar eşliğinde yürümeye başladı.

 

Verdiği her nefeste beyaz dumanlar yaratıyor ve dişleri takırdıyordu. Bu şekilde ilerledi, ilerledi ve Sığınağa yaklaştı.

 

[Subaru: Neler oldu burada… Emilia……?]

 

Bu dondurucu soğuğun merkezinde olması gereken kızın adını fısıldadı.

 

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

 

Donmuş bacaklarını ilerlemeye zorluyor, dudaklarının arasından sığ nefesler alıyordu. Titremenin ne demek olduğunu unutalı çok olmuştu. Gözkapaklarını açık tutabilmek için mücadele ediyor, beyazlaşmış görüşüyle Sığınağa ilerliyordu.

 

――Sığınağı sarmalayan inanılmaz soğuk, Subaru’nun naif beklentilerinin çok ötesindeydi.

 

Attığı her adımda daha da yaklaşıyor, vücut ısısı daha da düşüyordu.

 

Tenini hissetmeyi bırakalı çok olmuştu ve bedenini hareket ettirebilmesinin ardında yalnızca geride bıraktıklarına olan sözü ve ilerleyebilme iradesi vardı.

 

[Subaru: ――――]

 

Kollarındaki Rem, kararlı yaşam belirtilerini sürdürüyor, çevre koşullarından etkilendiğine dair hiçbir belirti göstermiyordu.

 

Subaru ise Sığınağın olduğunu düşündüğü noktaya doğru dümdüz ilerlemeye devam ediyordu.

 

Doğru yolda olup olmadığını bile göremiyordu. Ama yürüdükçe yoğunlaşan soğuk, ona yaklaştığı hissini veriyordu.

 

Karın boyu bacaklarına kadar ulaşmış ve orman, tamamen kış manzarasına kavuşmuştu.

 

Dünyadaki doğayı dahi değiştirebilen bir güç söz konusuydu―― ve Subaru bunun ne olabileceğini biliyordu.

 

[Subaru: ――――]

 

Tir tir titriyordu. Donmuş dudaklarını açarak hava almaya çalışıyor ve gözeneklerinden kan akıyordu. Dilini çıkartarak kanının ılıklığını hissetti ve bedeninin henüz donmamış olduğunu teyit etti.

 

Devam edebilirdi. Hala devam edebilecek güçteydi.

 

Henüz bir şey öğrenmiş değildi. Eğer burada durursa tüm bu fedakârlıkların ne uğruna olduğunu söyleyemezdi.
Ve-

 

[Subaru: ――a]

 

Bir anda beyaz görüşünün arasındaki bir şeyin varlığı fark etti ve adımlarını duraklattı.

 

Kapanmaya yakın gözlerini ovalayan Subaru, görüşünü genişletmeye çalıştı. Ve karşısında duran bir insanın varlığını görebilir hale geldi―― tanıdığı bir insanın.

 

[Subaru: Lewes… san?]

 

[Lewes: ――――]

 

Kız, Subaru’nun çağrısına sessiz bakışlarla karşılık verdi.
Bu tepkiyi alan Subaru, bu kızın “Lewes” değil, bir “Lewes Meyer” taklidi olduğunu hatırladı.

 

Ve o bir taklitse, onun üzerinde komuta yetkisi olmalıydı.

 

[Subaru: Oh iyi… buradasın…… lütfen… Beni Sığınağa götür……]

 

[???: Senin emirlerini dinlemiycek, biliyo musun?]

 

Beyaz, kararsız nefesler alıp veren Subaru, taklit kıza seslenmiş ama yanıtı bir başkasından almıştı.

 

Başını kaldırdı ve kızın yanındaki karların üzerine inen bir bedeni fark etti. Eğilerek karlara batan figürü izleyen Subaru, karşısındaki genç çocuğu da tanıyordu.

 

 

Kısa, sarı saçlı, keskin bakışlı, ölümcül bir düşmanlık taşıyan genç.

 

[Subaru: Garfiel]

 

[Garfiel: Yo, buraya geri döncek cesaretin var mıydı? Etkilendiimi söylemem lazım. “Yalancı’ Bittoon yayları çoğundan iyidir.” derler.]

 

Araya anlamsız bir deyim sıkıştırmayı ihmal etmeyen Garfiel, Subaru’ya bakarak dişlerini takırdattı.

 

Ancak soluk soluğa kalan Subaru’yu küçümseyerek süzen gözleri, bir anda Subaru’nun kollarındaki Rem’in görüntüsüyle büyüdü.

 

[Garfiel: Huh……? Ram orda napıy……dur bi dakika, o Ram diil. Hah? Ne bok oluyo? O kız da kim……]

 

[Subaru: Açıklayacağım ama anlayıp anlamayacağın biraz şüpheli…… Bu Rem. Ram’ın öz kardeşi.]

 

[Garfiel: Ram’ın bi kardeşi olduunu duymamıştım…… ama yalan söyleyip söylemediine emin diilim oy.]

 

Hoşlandığı kızın tıpatıp aynısına denk gelen Garfiel’in ifadesi biraz yumuşamıştı. Garfiel’in onu hemen öldürmeyeceğini anlayan Subaru ise hala rasyonel olduğuna karar vererek kaçış planlarını bir kenara bıraktı.

 

Ve Garfiel’in yanında sessizce bekleyen Lewes taklidine döndü.

 

[Subaru: Bu kızın artık beni dinlemeyeceğini söyledin… ne demek istiyordun?]

 

[Garfiel: ……Çok açık diil mi? Sen Sığınaktan ayrılınca deney sahasına gittim ve komuta yetkisini üzerime aldım. Senin yüzünden bazı tatsız anıları canlandırmak zorunda kaldım.]

 

[Subaru: Gerçekten mi? Gidip pat-pat yapıp komuta yetkisini transfer mi ettin yani?]

 

[Garfiel: Sadece ona dokunman gerekiyo ki. Sen de öyle almıştın, di mi?]

 

“O” dediği şey, orijinal Lewes Meyer’in bulunduğu kristal olmalıydı. Subaru yalnızca ona dokunarak komuta yetkisini alabildiyse Garfiel’in de aynı şekilde geri alması çok doğaldı.  

 

[Subaru: Beni karşılamak için bunca yolu gelmen çok düşünceli bir davranış.]

 

[Garfiel: Buraya seni eğlendirmeye gelmedim bok herif. Olup bitenlere bakıp tatlı konuşmalar yapma zamanının geçtiini anlaman çok zor diil herhalde, yeah?]

 

[Subaru: Yeah, haklısın. ……Tam da onu soracaktım zaten.]

 

Subaru Garfiel’in azarına kafasını hafifçe sallayarak karşılık verdi ve konuşmaya devam etti.

 

[Subaru: ――Bunu yapan Emilia… değil mi?]

 

[Garfiel: Hiçbi fikrim yok. Her halükarda, Mezardan çıkmıyo.]

 

[Subaru: Mezardan çıkmıyor mu?]

 

Subaru, bu beklenmedik yanıt karşısında kaşlarını çattı. Bunu gören Garfiel ise dilini şaklattı ve büyük bir kar öbeğini tekmeledi.

 

[Garfiel: Yarı-Cadı sen gittiinden beri bi tuhaf davranıyo. Sakinleştiini sanmıştım ama kendini Mezara kapattı. Biz fark edene dek tüm Sığınak buzla kaplanmıştı. ――Aynı Elior Ormanı gibi.]

 

[Subaru: Sen Emilia’nın evini biliyor muydun ……!?]

 

[Garfiel: Duymadıımı mı sandın? Roswaal lanet olasıca bi piç ama gereken soruları cevaplıyo hiç diilse. Bu yüzden Emilia-sama’ya azcık bile güvenmiyorum.]

 

Garfiel’in döküldüklerini dinleyen Subaru’nun ifadesi kararmıştı. Ancak daha tepki veremeden önce Garfiel’in mesafeyi kapatıp burnunun ucuna geldiğini fark etti.

 

[Garfiel: Şu sıçtıımın acınası yüz ifadesi.]

 

[Subaru: Nn――!?]

 

Bir avuç hızlıca Subaru’nun göğsünü tokatladı ve Subaru, çirkin bir şekilde yere kapaklandı.

 

Aceleyle kollarındaki Rem’i sarıp korumaya çalıştı ama elleri boşlukla buluşmuştu. Sebebine gelince,

 

[Subaru: Sen ne… Rem――!]

 

[Garfiel: Ne, onu geri mi istiyon? Oyoy, ne açgözlü bi piçsin. Ben de Emilia-sama’yı hayallerindeki kız falan sanıyodum.]

 

Subaru’yu hassas bir noktasından vuran Garfiel, burnundan homurdandı. Kollarında Rem’i tutuyordu.  

 

Hissizleşen vücudunu hareket etmeye zorlayan Subaru, Garfiel’i kavramaya çalıştı ama Garfiel çoktan sıçrayarak uzaklaşmıştı bile.

 

[Subaru: Rem’i nereye götürüyorsun……!]

 

[Garfiel: Onu yaraliycak falan diilim. Bu yanlış olurdu. Ben makul bir insanım bilirsin. İnsanların mantıksız davranmasından nefret ederim.]

 

Sahiden de bunu söyleyen Garfiel’in Rem’e çevrilmiş bakışlarında hiçbir düşmanlık yoktu.

 

En azından sevdiği kızın aynısı gibi görünen bir kızı incitecek kadar çarpık bir doğası yoktu.

 

“Peki o zaman neden?”, diye sormak istedi Subaru. Ama ilk konuşan Garfiel oldu.

 

[Garfiel: Mezara gir. ――Ve yarı-cadıyı dışarı çıkart.]

 

#İyi bölümdü. Emilia'nın neden ve nasıl ortalığı dondurduğunu öğrenebilmeyi iple çekiyorum. Belki geçmişindeki hikayeden bir şeyler öğrenmemiz de mümkün olur. 
Bu arada Garfiel'in Rem'e bile zarar veremezken Ram'ı öldürebilmiş olmasını cidden aklım almıyor. Hala o işin içerisinde bir bit yeniği arıyorum. 
E o zaman mezara girelim arkadaşlar, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22005 Üye Sayısı
  • 822 Seri Sayısı
  • 40690 Bölüm Sayısı


creator
manga tr