"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Re-born - Bölüm 3: İblis'in Lanetli Gözü


“AAAAAAAAHHHHHHHHHHHHHHH”

                         

 

Bu acı dolu deneyim bir buçuk hafta sürmüştü. Raven bir an bilincini kaybedeceğini sanmıştı, ancak o kadar hayat deneyimi boşuna değildi. Normalde bu kadar acı çekmemesi gerekirdi aslında, bu acının nedeninin bir kısmı da manasızlıktan dolayıydı. Hem kendi manası yetersizdi, hem de çevreden de mana emilimi gerekiyordu. Her ikisi de eksik olunca böyle bir sonuç çıkması aslında bir lütuf bile sayılabilirdi.

 

Acı geçince Raven, birkaç gerinme ve ısınma hareketi yapmıştı.Hoh, uzun zamandır böyle hissetmemiştim, insana yaşadığını hatırlatıyor.” Tabii ki o kadar hayatlarındaki işkence dolu olan günlerin yanında, bu acı pek bir şey sayılmazdı. Hiç unutmuyordu, hayatlarından birinde ruhunu düşmana kaptırınca, birkaç milyon yıl aralıksız işkence edilmişti. Bunun üzerine hayatlarının toplamında elde ettiği birkaç on milyar yıllık aralıksız işkence deneyimi eklenince, acıyı pek gözüne koymuyordu artık.

 

Bir süre daha meditasyon durumunda kaldı. Dövmesi üzerindeki etkiyi arttırana kadar bir süre açlığına direnmişti. Sınırlarına ulaşınca da, birkaç yabani domuzu kızartıp afiyetle yedi. Kendini yeniden zinde hissene kadar uyuduktan sonra, dövmesini kontrol etmeye karar verdi.

 

İçinden ‘aktifleş’ diye geçirince; sol elinden sağ kolunun köprücük kemiğine kadar uzanan çizgi ve çemberin iç içe geçmesinden oluşan bir dövme belirdi. Bu kırmızının en parlak tonundan oluşan dövme, etrafa bilgelik ve kadimlik yayıyordu. İçinden tekrar başka bir düşünce geçince, dövme tamamen bembeyaz olan ten rengiyle aynı renge gelene kadar soldu. “Kusursuz çalışıyor gibi görünüyor, keşke deney yapabilecek şansım olsaydı…”

 

Bu ormanda bir süre daha kalması gerektiğini biliyordu, çünkü daha üç buçuk yaşında bile değildi. Üç buçuk yaşındaki bir çocuğun büyücülere meydan okumak için hiç bilinmeyen bir yerden çıkmasının düşüncesi bile komikti.Raven, “Şu sokuk yerde mana neredeyse yok denilebilecekken, daha ne kadar böyle devam edeceğim?” demesinin ardından hafifçe iç çekti.

 

Gerçekten de daha doğmadan önce çektiği mana olmasa, şu an kesinlikle kendine acıyabileceği bir seviyede olurdu. “Gözeneklerimi de açmaya başlayayım öyleyse…”

 

Mana emmek için gözenek açmak, şu an onun için belki de en iyi karardı. Şu zamana kadar anladığı kadarıyla, üç bin altı yüz tane gözeneği vardı. Düzgün yöntemlerle bu açma işlemine başlarsa, her gün bir gözeneğini açarak, on yıl içinde tamamını bitirmiş olurdu.

 

Bu hız, tanrıları bile kıskançlıktan çökertebilecek kadardı. Çünkü gözenekleri açmak çok ama çok zor bir süreçti. Üç bin altı yüz gözeneği açabilen varlıklar, insanlığın en tepesinde bulunan kişiler için bile efsaneler arasındaki efsanelerden biri sayılabilecekken, üç bin altı yüz gözeneğin tamamını on yılda açmak…

 

Raven’ın bunlardan haberi yoktu, gerçi olsa bile umrunda olmazdı. Daha da önemlisi, Raven asla prosedürleri takip eden biri değildi, on yıl beklemeyecekti. Daha fazla acı çekmeyi göze alarak, günde beş gözeneğini açacaktı. “Tamam o zaman, hadi başlayalım.”

 

Başlamasının üzerinden henüz birkaç saniye geçmişken, gözlerinden damlalar düşmesine engel olamadı. Bunlar acıdan dolayı değildi, daha kötü bir şeyden dolaydı. “Lütfen şaka olduğunu söyle bana.” Raven’ın anladığı şey, zaten bin sekiz yüz gözeneğinin açık olduğuydu! Bu insanların tamamı için kesinlikle yüce ve kutsal bir lütuf olabilecekken, Raven’ın bu hayatında gördüğü en kötü şey olduğu kesindi.

 

“Zaten yarısı açıkken bile bu kadar emilim yapabiliyorsam, burası nasıl bir cehennem? Babam benle maytap geçmek için mi buraya bıraktı acaba beni? Bana başka bir düzgün açıklaması varmış  gibi gelmiyor çünkü!” Raven gerçekten sinirlenmişti. Ne tür bir insan böyle mana fakiri bir yere koyardı ki evladını? Aklında birkaç açıklama olsa da, şu an öfkeliydi sonuçta.

 

“Bari şehir sokaklarından birine koysaydı da, işimi kolaylaştırsaydı.” Raven sinirli olsa da, siniri en azından kendi ırkını ve evreni yok edecek kadar değildi. Bu şekilde düşünmeyle de bir yere varamayacağını bildiği için de, işlemi devam ettirmeye karar verdi.

 

------------------

 

Aradan tam olarak üç yüz gün geçmişti, bütün gözeneklerini acıyla birlikte açsa da, dövme diziliminden dolayı çektiği acının yanında komik bir espri gibi kalıyordu bu ‘acı’. Aslında Raven için bu şey sadece iç gıdıklayıcıydı.

 

Mana emilimi artmıştı, ancak Raven hala elle tutulur bir gelişme saymıyordu bunu. Mana varla yok arasında bir şekildeydi şu anda. “Acaba sakat falan mıyım?” diye düşünse de, birkaç saniye sonra gülüp geçmişti bu esprisi sayılabilecek düşüncesine. Bu fikir ihtimal dahilinde bile değildi zaten, sakat olsa mana emse bile gözeneklerini açamazdı.

 

Bir yıl daha mana emilimiyle geçmişti.Raven artık beş yaşındaydı. Yüz hatları erkeksi bir yapı almaya başlamıştı. Karizmatikliği birkaç on kat artsa da, Raven bunu hâlâ görmemişti, aslında zerre kadar da umrunda olmazdı zaten. Sekiz katrilyon yıl boyunca kör olarak geçirmişti hayatını, dış görünüşe önem verecek en son insanın Raven olduğunu mutlak bir gerçekti.

 

Gerçi şu andaki görünüşünü bile, kendi yüzünü falan parçalardı muhtemelen. Böyle bir görünüşün kendisine yarardan çok zarar getireceğini en çok kendisi biliyordu zaten. Bir prenses ya da önemli bir klanın liderinin kızı kendisine aşık olsa, hayatının bir kısmı ciddi anlamda bunalımla geçerdi.

 

Önemli olanlar bunlar da değildi zaten, Raven şu an yeni bir şey keşfetmişti. Yetişimi durmuştu! Aslında tam olarak durma denmese de, emdiği mana dantianına gitmiyordu aslında. Kemik ve derisine yayılıyordu, iç organlarda ise kısa bir tur atıp kalan ufacık enerji dantianına gidiyordu. Şu anda da kendi durumunu teyit ediyordu.

 

“Manam dantianıma girip orayı değil, vücudumu güçlendiriyor. Demek ırkımın özelliklerinden biri de, bir süre sonra mananın dantian sağlamlaştırmasına değil de vücut geli-. Hayır hayır, bu özel bir kan soyu olmalı… Babam ile annemden geçmiş büyük ihtimalle.”

 

Raven vücudunu kontrol etmek için bir mana dalgası daha gönderdi, böylece kendi düşüncelerini doğrulayıp hafifçe kendini onayladı. “Aynen öyle, bunun yanında ömrüm de yaklaşık on milyon yıl artmış, bu tür şeylerin sonradan ortaya çıkması kesinlikle özel kan soyları ve bedensel soylara işaret ediyor.Ki, sanırım şu anki yetişimimle hepsini kavrayamıyorum sanırım.” Raven’ın bile henüz anlayamadığı

 

Manası dantianına girip  yetişimini arttırmasa da, en azından vücudu büyük bir hızla gelişip güçleniyordu. Hatta öyle ki, sadece dantianına mana yönlendirdiği zamanlara göre daha bile fazla güçleniyordu. Ancak bu da yetmezdi, göz gücünü arttırmak için çalışmak istiyordu!

 

4 milyon 327 bin 412’nci hayatında Yüce İblis Tanrısı’ndan öğrendiği kadarıyla bu yetenek eksiklerle doluydu. Tabi o evrende en yüksek tekniklerden birisi olsa da, kendi bilgi birikimiyle açıkları bulması çok da zor olmamıştı. Görüş tekniklerinden birisi olsa da, kör olması onu geliştiremeyeceği anlamına gelmiyordu tabii ki.

 

Bu tekniğin yaptıklarını anlatmak kolay olsa da, bu onun ne kadar işe yaradığı gerçeğini değiştirmiyordu. Tekniğin olayı basitti; önce gözlerinin görüş kapasitesini dörde katlayıp, ardından da istediği gözden diğer göze bu görüşü aktarıyordu. Bir gözü artık göremeyecek olsa da, görüşünün sekiz katına çıkması kesinlikle işe yarardı.

 

Tek gözünün göremeyecek oluşu zaten Raven’ın umrunda değildi, zaten hayatları boyunca sürekli iki gözü de görmüyordu. Şimdi ise tekinin görmesi kesinlikle onun için fazlasıyla yeterliydi. Ancak bu tekniğe kimse dayanamıyordu –en azından o zamanlarda kimse dayanamamıştı-.

 

Bu tekniği kullanabilen tek kişi Yüce İblis Tanrısı’ydı. Onun dışında bu tekniği kullananlar istisnasız olarak ya ölmüş, ya da aklını kaybetmişti. Bu yüzden Yüce İblis Tanrısı’nın yarattığı ismi hiçe sayıp, bu tekniğe ‘İblis’in Lanetli Gözü’ denmişti. Hoş, Yüce İblis Tanrısı da böyle demelerine karışmıyordu, çünkü bir noktada haklılardı da.

 

Ölmeyip, sadece aklını kaybetmekle kalacak kadar şanslı olanlar ise sadece evrenin başından beri varlığını sürdüren kadim varlıklardı. Onlar da zaten en az birkaç katrilyon yaşındaydı… Tabii ki en baştan beri güce sahip oldukları için, işkence ve dayanılmaz acılara katlanmamışlardı. Raven’ın tırnağı olamazlardı bu konularda.

 

Raven’ın da ekleyeceği geliştirme ve düzeltmelerle, kesinlikle bunla başa çıkabileceğini düşünüyordu -ucu ucuna olsa bile- . Raven bu seferki acı sırasında en azından karnını tok tutmak için bir aylık yemeğini bir öğünde yedi. Kusmanın eşiğine gelince mağarasını yeniden mühürledi.

 

İşte başlıyordu… Önce manasını gözlerine odaklayıp birkaç sefer baskı yaptı. Her seferinde baskıyı arttırıyordu. Ardından ise manasına birkaç dönüşüm yaşatarak baskıyı bir anda on katına çıkardı. İşte gözleri yavaştan acıyordu, ama yeterli değildi. Manayı bu sefer beynine saptırıp, gözleriyle bağlı olan sinirleri yakıp yeniden üretmeye başladı. Asıl acı burda değildi tabi, şu an hissettiği şeye acı demek bile komik olurdu.

 

Sinirlerinin yeniden üretimi bittiğinde, artık görüşü her gözü için on katına çıkmıştı. Böyle bırakmak da işine gelirdi. Ancak eğer birazdan gelecek olan acı iki gözünü birden baskılarsa; acı iki katına çıkacağı için, acıya zaten ucu ucuna dayanabilecek olan kendisi için umut kalmazdı zaten. Şimdi ise sağ gözündeki görüşü sol gözüne aktarmaya hazırlanıyordu.

 

Neden sol göz olduğuna gelirsek, Raven sağlaktı. Yani sağ elindeki silahla sağ tarafını kollayabilirdi, ancak sol tarafı boşta kalacaktı. İki tarafında da koruma sağlayabilmek için böyle bir şey düşünmüştü. Mantıklıydı da.

 

Sağ gözündeki görüşü sol göze aktarınca, eklediği geliştirmeler sayesinde görüşü yirmi beş katına çıktı. Artık her zaman görüşü, normalde olması gerekenin yirmi beş katı olacaktı. Mesela bu işlemi yapmadan önce en fazla on kilometre ötesini görüyorken, artık iki yüz elli kilometre ötesini rahatça görebilecekti.

 

Bu hep böyle kalmayacaktı elbette; normalde elli kilometre görebileceği kadar geliştiğinde, bu göz geliştirmesi sayesinde bin iki yüz elli kilometre ötesini görecekti. Bunlar şimdilik plandı tabii, öncelikle bu felaket acıyı atlatması gerekliydi. Birkaç dakika geçince, felaket de başlamıştı…

 

“AAAAAAAAHHHHHHHHHHHHHHH”




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr