Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Re-born - Bölüm 2: Dokunulmazlık Baskısı


Gözleriyle birkaç oyun oynayacaktı, ta ki aklına henüz üç aylık bir bebek olduğu aklına gelene kadar.

 

Henüz yabani tavşan yavrularının boyutuyla eşit boyutta bile değildi. “Tavşanlar bile bana tepeden bakabilecekken,ne yapmaya çalışıyorum ben ya?” diye içinden geçirdi.

 

Bir kenara geçip mana toplamaya başladı. Açlığı ağır bastığı zamanda ise mana harcamadan kendisini tok tutabilecek tekniklerden birini kullanmaya başladı. Uzun süreli bir çözüm olmasa da, hâlâ manasından fedakarlık ederek açlığını bastıracak kadar cömert değildi. Bu yüzden bir süre bastırmayı tercih etti.

 

Aradan dört gün geçtikten sonra artık teknik de sınırlarına ulaşınca, bir şeyler yapmanın zamanın geldiğini anlamıştı. Yavaşça mağarasını terk edip ilerlemeye başladı. Sağı solu araştırdı, görüşünün verdiği avantajlardan da yararlanarak biraz ötesinde bir yabani tavşan görüp, hemen yanına koştu.

 

Tavşan kendisinden en az altı kat büyük olsa da, öyle acıkmıştı ki bunlardan on tane bile yiyebileceğini düşünüyordu. Sarı gözleri biraz daha üzerinde dolaştığında ise, tavşandan bir mana sızıntısı gördü. Şimdi önünde iki problem vardı; ilk olarak bu tavşan kesinlikle kendisinden daha üst bir yetişime sahipti,ikinci olarak ise kendisinden daha üst yetişimde olan bu tavşana karşı kullanabileceği bir silah yoktu.

 

Normal insanlar için sorun çıkarabilecek bu şeyleri,Raven aklına takmıyordu bile. Şu an açtı ve önüne çıkan her şeyi yemek istiyordu. Tavşana biraz daha yaklaşıp kendini belli etti,tavşan ise ona tuhaf bakışlar atmaya başladı. İnsanlarla eşit bilince sahip olmasa da, içgüdüleri ve deneyimleriyle bu çocuktan tuhaf bir şey sezmesinin ardından ruhuna gelen ağırlıktan dolayı bir süre sersemledi.

 

Öldürme niyeti mi? Bu, ‘çocuk’ demek için bile bin şahit gerektiren insan yavrusu nasıl böyle bir şeye sahipti? Buna fazla takılmamaya çalıştı çünkü tavşanın da yemeğe ihtiyacı vardı. Tavşan ilk hamleyi yapmayı seçti, ileri hızla atılıp pençesini çocuğun boynuna savurdu. O sırada Raven sağ ayağını öne çıkardıktan sonra, kollarını da gard pozisyonuna getirmişti.

 

Raven’ın ufacık silüeti hafifçe kenara kayarak pençeyi atlattı, tavşan daha elini çekemeden de koltuk altındaki yumuşak bölgeye tüm gücünü topladığı bir yumruk geçirdi. Tavşan birkaç yüz metre içinde rahatça duyulabilecek bir çığlık kopardı. Raven tekrar yere biraz eğilip topladığı tozu tavşanın gözlerine attı.

 

Tavşan yanmakta olan gözlerini korumaya çalışarak geriye çekilmeye çalıştı. Raven direk tavşanın boynuna atlayıp onu boğmaya başladı. Elleri tavşanın boynunu kaplayacak kadar büyük olmamasına rağmen, tavşanın soluk borusuna yaptığı sert baskı ile tavşanı boğmayı bitirmişti.

 

“Bugünün de yemeğini elde ett-“ daha lafını bitiremeden on beş tane tavşan karşısına çıktı. O an anladı ki az önce öldürdüğü kişi sürü lideriydi. Çünkü az önce öldürdüğü tavşan diğerlerinden iki kat daha fazla yapılıydı ve karşılarındakilerden farklı olarak, kürkü daha tuhaf görünüyordu. Tabi Raven hala renkleri bilmediği için ona tuhaf geliyordu,normalde az önce öldürdüğünün kürkü koyu griyken, karşısında olanlarınki daha açık bir renge sahipti.

 

“Sanırım başım belada.” Raven sıkıntıyla etrafa göz gezdirdi. Eğer yakın zamanda yemek yemezse bitkin düşebilirdi, etraftan bitki toplayacak bilgi birikimine de sahip değildi. Her evrende zehirli ve sağlıklı bitkiler değişikti. Görünüşlerinden de anlayamayacağına göre, tek seçenek hayvan avlamaktı.

 

“Gelin hadi, gerçekten açım.” Raven kaçmak gibi bir seçeneğinin de olmadığını anladığı için, hemen şu durumdan kurtulmak istiyordu. Biraz geri çekilip yerden kendinden uzun bir dal aldı. Gerçi kendi boyutu zaten altmış santimetre olduğu için herhangi bir şey zaten ondan uzundu.

 

İlk önce üç tavşan ileri atıldı. İlkini sol eliyle atlattıktan sonra, diğerini de sağ elindeki sopayla atlattı. Üçüncü ise göğsünün sağ tarafına pençe atarken,vücudunu sola çekti, minik bir sıyrık alsa da iradesi sayesinde fark etmedi bile. Tuhaf olan ise yarayı aldığı gibi direk kapandı, Raven iyileşme anında ufak bir kaşınma hissini farketse de fazla umursamadı.

 

Diğer tavşanlar ise tehlikeyi fark edip, Raven’in üzerine koşmaya başladılar. “İşte şimdi gerçekten başım belada.” Raven hemen sayıyı azaltmak için sopasını bir tavşanın gözüne sapladı. Diğerleri ise hemen yanına gelmişti.

 

İlk 4 tanesini zar zor atlattıktan sonra art arda 7 kesik darbesi aldı. Raven o anda fark etti ki, istediği yere odaklanarak anında aldığı yarayı yok edebiliyordu. Raven artık saldırı biçimini değiştirmişti, önce birini indirip diğerlerine saldırı yapıyordu. Yaralarla beraber hepsini def etmişti. Zaten sürülerinin yarısı ağır yaralandığında hepsi kaçmıştı. Sonuç olarak elinde beş tavşanı vardı.

 

“Açlıktan ölüyorum.” Yerden ilk öldürdüğü tavşan liderinin kocaman bedenini, taşlarla yaktığı ateşe doğru sürükledi. Çok kaliteli bir yemek olmayacak olsa da, şu an neyi nasıl yediği hiç umrunda değildi. Bütün hayatlarının geneline bakınca, bu yediği yemek en iyisi olmasa bile, çoğundan kesinlikle iyiydi. Sınırsız hayat, sonsuz refah anlamına gelmiyordu.

 

“İşleri yoluna koymam için birkaç seneye ihtiyacım olacak gibi duruyor.” Bu birkaç senede, mana emilim kapasitesini artırmak için hem gözeneklerini geliştirecekti, hem de vücuduna birkaç dizilim hazırlayacaktı. Her ne kadar tanrıların bile erişemeyeceği kadar birikime sahip olsa da, her şey bir anda olmuyordu. Yeteneklerini ve vücuduna yerleştireceği dizilimleri gerçekleştirmek için mana lazımdı, ki bu ortamda mana yokluğundan başka bir şeye sahip değildi.

 

Bir süre bu rutini devam ettirdi; ye, mana em, uyu, tekniklerini geliştir…

 

----------------------------

 

Aradan üç yıl geçmişti. Hâlâ aynı döngüye devam ediyordu, ancak bu savaş deneyimleriyle beraber vücudu oldukça kaliteli bir hale gelmişti. Bazı sert savaşlar sayesinde ise anlamıştı ki, git gide iyileşme hızı artıyordu. Kurt sürüsü mağarasını bastığında, bir kurdun kendisinde omzundan beline kadar bıraktığı ince kesik altı saniye içinde tamamen iyileşmişti. Onuncu saniyede ise artık yara hiç varolmamış gibi yoktu.

 

Fark ettiği şeylerden bir başkası ise, vücudu muazzam kalınlıkta bir deriye sahip yaratıklar kadar aşılmazdı. En başlarda kendini belli etmese de, yetişimine devam ettikçe derisi ve kemikleri çelik kadar sağlamlaşıyordu. Kendi ekleyeceği teknikle beraber vücudunun bir kale duvarı gibi aşılmaz olacağını düşünüyordu.

 

Vücudu ve teknikleri dışındaki bir başka şey ise, yüzü inanılmaz şekilde yakışıklıydı, –ki daha üç yaşındayken bu yakışıklılık kesinlikle normal değildi- ancak hala kendi yüzünü görememişti bunca zamandır. Suyunu içtiği gölet bile aşırı bulanık ve kirli olduğu için yüzünü göremiyordu. Ancak şimdiden Raven’ın kesinlikle babasını ve annesini aşan muazzam bir yüze sahip olacağı kesindi.

 

Bunca zamandır her şey günlük gündelikti –goblin mağaralarını basmak ne kadar normalse-. Kendisi taşları yontarak ve sarmaşıkları kullanarak yaptığı hançerle etraftaki yaratıkları avlıyordu. “Bu iş böyle olacak gibi değil, artık bir silah almam lazım” dese de parası yoktu.

 

Avladığı yetişime sahip yaratıkların parçalarının bozulmayacak pençe gibi parçalarını mağarasında topluyordu. İlerde bunları satıp en azından taş hançerden daha kaliteli silahlar alabileceğini umuyordu. Tabii şu anda ormandan çıkıp bacak kadar boyuyla satış işlemi gerçekleştiremezdi. İleriye yatırım yapıyordu.

 

Artık gözleri için yapacağı tekniği kullanmak istiyordu. Ancak hâlâ bir yayı bile olmadığı için bunun kendisine sadece zarar olacağını biliyordu. Bu tekniğin kullanımının bedeli gerçekten ağırdı. Ancak meyvelerini güzelce toplayabilecekti…

 

Etrafından anladığı kadarıyla, en az elli bin kilometre yarıçapındaki her yerde büyücülük manası bir tık daha baskındı. Bu da demek oluyordu ki, bu çevrede büyücüler baskındı. Bu sayede vücuduna yapacağı dizilimlerden birini kesin olarak kararlaştırmıştı. Dokunulmazlık Baskısı. Bu dizilim vücuda hazırlanan özel dövmeler yardımıyla kuruluyordu. Her kişi için yapılımı farklı olduğu için,bir başkasından örnek alarak kendine de yapmak imkansızdı.

 

Avuç içinden başlayarak, köprücük kemiğine kadar uzanan dövmelerle yapılanan bu dizilimin özelliği,kendisine yönlendirilen mana-element dönüşümü temelli bütün yetenekleri emiyordu. Mesela ateş öznitelikli bir büyücü önce  manayı alır,ardından onu ateş elementine çevirerek hedefine yönlendirir. Bu dizilim ise bu büyüyü emmeye yarıyordu.

 

Gerçekten güçlü olan bu dizilim mutlak geçilmezliği sağlarken, zayıflığı da yok değildi. Mesela o ateş büyücüsü elli bin derecelik ateş büyüsü yaparsa,zaten daha yaklaşmadan bile kızartmaya dönmüş olurdu. Ya da bölgesel büyüleri ele alalım, bir buz büyücüsü eğer ‘Soğuk Tesiri Alanı’ gibi bir alan büyüsü gerçekleştirirse, neyi emecekti? Evet soğuğun kendisine olan etkisini düşüreceği kesin olsa da,mutlak galibiyet sağlamazdı. Tabii ki böyle durumlarda kale suru gibi aşılmaz olan vücudu devreye girerdi. Bunun gibi her şeye etkisinin yetmeyeceği teknikleri, diğerleriyle destekleyecekti.

 

İyi yanlarından biri ise, bu tekniğin bu dünyada başka bir eşinin olmadığına emin olmasıydı. Bu tekniği kendisi oluşturmuştu ve tamamlayabilmek için sayısız tanrı katletmişti. “Ne güzel günlerdi, heh…” Bu teknik için sayısız milyar yıllık birikimlerini bir araya getirmişti, hem de oluşumu için de bir o kadar zaman harcamıştı.

 

Şimdi düşününce, kesinlikle buna değmişti. Bu hayatta elde edeceği her şey için, önceki hayatlarındaki bütün fedakarlıklar değerdi. Tekniğin kullanımı ise aşırı basitti, önce dizilimleri hazırlardın, ardından ise bunları gizlemek için mananı kullanırdın. Raven’ın kullanmadığı zamanlar ten rengine bürünürdü, sadece tek düşüncesiyle aktif ettiği zaman rengi parlardı ve kendini açığa çıkarırdı.

 

En güzel yanına gelecek olursak, mana harcaması gibi bir kullanım bedeli yoktu. Resmen cennetten inen bir lütuftu.Bir de yapım aşamasında getirdiği acı olmasa tadından yenmezdi. Avladığı hayvanlardaki kanları toplayarak dizilimi vücuduna çizmeye başladı. Sol elinin avuç içine çizmeye başladı önce, ardından üstüne ve sağ omzunun köprücük kemiğine kadar çizdi.

 

Şimdi düşününce, bütün hayatlarını toplayınca en az birkaç on milyar yıl boyunca dehşete düşürücü işkencelere maruz kalmıştı. Kimi zaman fiziksel, kimi zaman ruhsal, genel olaraksa ikisine birden aynı anda… İradesinin ne kadar sınırları aştığını düşünmek mümkün bile değildi. Şimdi tekniğini aktif etmeden önce mağarasını, manasının bir miktarını feda ederek sese ve girişlere karşı mühürlemişti.

 

Çünkü ne yazık ki bu şeyin çektirdiği acı normal değildi. Dövmeyi aktif etmek için manasını ilettiğinde, insanları korkudan ağlatacak bir bağırış içeride yankılandı.

 

“AAAAAAAAHHHHHHHHHHHHHHH”




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr