Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

OYUN BAŞLADI - BÖLÜM 1 : KÜÇÜK BİR ADIM


BÖLÜM 1 : KÜÇÜK BİR ADIM

Dünya bilinmezlerle dolu. Yıldız sistemimiz bilinmezlerle dolu. Galaksimiz bilinmezlerle dolu. Evren bilinmezlerle dolu.

İnsanlar 100 yıldan az yaşamları ile, milyarlarca yılda oluşmuş bu sırları çözmeye çalışıyor…

 

Evrenin en ücra köşelerinden birinde bulunan, ufak mavi bir gezegende;

 

BÜYÜK OKYANUS, MARİANA ÇUKURU, 2012

~fuuu fuuuuuu fuuuuu (Rüzgar Sesi)

~pata pata pata pata ( Helikopter Sesi )

 

-Profesör, kurulum tamamlandı. Mariana’nın en derin noktasına ulaşmaya hazırız.

-Bu çukur yıllarca Challenger çukuru olarak bilindi. Meydan okuyanların çukuru. Dünyanın en derin çukuru. Sonarlar ile tam 10.994 metre ölçüldü. Eğer yaptığımız denizaltı laboratuvarda yarattığımız yapay basınçlardaki sonucu verirse, sonunda insanlık olarak Dünya’daki en derin noktaya ineceğiz. Bizden önce binlerce bilim insanı bu çukura meydan okudu ama başaramadı. Biz başaracağız…

-Biz başaracağız Profesör. Dipte neler beliyor bizi, merak ediyorum doğrusu.


-  Bir şey bulmayı umduğumdan değil Teğmen, yanlış anlama beni. Ben sadece insanlığın bunu yapabilecek gücünün olduğunu kanıtlamak istiyorum. Neil Armstrong’un dediği gibi, bizim için ufak ancak insanlık için büyük bir adım olacak.

Diğer, dışarıdan anlamsız görülen her test gibi bu test de aslında başka durumlarla başa çıkabilmemiz için veri toplama amacı ile yapılıyor. En basit düşünce tarzıyla bile Dünya’nın başına bir felaket geldiğinde ya da yüksek basınçlı atmosferi olan bir gezegene sonda indirmek istediğimizde bu veriler işe yarayacaktır, hahahah.

 

 Bu komik bir durum biliyor musun Teğmen, bilim dünyası için. Yüksek basınçlı atmosferi olan bir gezegene sonda indirmek, düşünürken bile güldüm aslında. Biz bilim adamları ne evrende var olan en küçük parçacıkları inceleyebiliyoruz, nede Güneş sistemi dışındaki gezegenlere gidebiliyoruz…


Bahanelerimiz hazır. Çünkü çok küçük. Çünkü çok büyük. Çünkü çok uzak. Belki de kısa olan insan ömrüdür…

 İnsanlar olarak, bilinçli varlıklar olarak hep özel olduğumuzu düşündük. Ama biliyoruz ki evrenin içinde, dünya üzerindeki toz zerreciği kadar bile yer kaplamıyoruz.

Sence hangisi teğmen, bir Tanrı’nın yarattığı değerli varlıklar mıyız? Tanrının kulları, unuttuğu oyuncakları yada yaptığı deneyin laboratuvar sonuçları…
Yoksa elinden hiçbir şey gelmeyen, evren için tamamen önemsiz olan organik bileşikler miyiz? Ya da Carl Sagan’ın dediği gibi hepimiz yıldız tozu muyuz? Yaratıcımız yok ama önemsiz de değiliz?

Sence hangisi…

-Ben bir yaratıcının varlığına inanıyorum Profesör. Diğer konuya gelirsek, belki Tanrı düşündüğümüz gibi birisi değildir. Belki ölmüştür, belki tüm dinler sahtedir, belki adil davranmak için hiçbir şeye müdahale etmemekte ve insanlık Dünya’yı bu hale sokmakta. Bunun benim için bir önemi yok. Ben sadece bir yaratıcının olduğuna inanıyorum, hepsi bu kadar. Bu düşünce daha iyi hissetmeme sebep oluyor, hepsi bu kadar.

 Ama profesör, dalışa az kaldı.  Daha fazla vakit kaybedemeyiz…

-Affedersin Teğmen, şu anda bu çukurun kenarında en dibine inmeye çalışırken, kendi en derin düşüncelerime indim sanırım. Burada ayakta durup ta kendi varlığını sorgulamak, sanırım olağan... Acaba Yuri Gagarin de uzaya ilk çıktığında benim gibi kendi varlığını sorgulamış mıdır?..

Her neyse, teğmen. Dalışa hazırlanalım.

 

*-*-*-*-*

 

Geri sayım başlıyor son 20 saniye, hızlanın.

Son 10

9!

8!

7!

6!

5!

4!

3!

2!

1!

Bırak…

 

-*-*-*-

 

- Profesör, dibe geldik. Başardık profesör. Tebrik ederim.

- Başardık teğmen, bu adımı attık. Birkaç saatlik zamanımız var. Hadi dibi keşfe çıkalım.

- Profesör birkaç çeşit balık bu derinlikte bile yaşıyor. Çok ilginç değil mi. Yaşam mucizelerle dolu.

- Evet, gerçekten mucizelerle dolu. Şu ilerideki şeyi görüyor musun? Bir plastik atık. İnsanlık olarak bugün bu saatte dibe ulaşmış olsak da atıklarımız çoktan bu noktayı bile kirletmeye başlamış… Robot kolla şu plastiği alalım da devam edelim. Zamanımız kısıtlı.

 

-*-*-*-*-*-

 

- Profesör, sandığımızdan çok daha önce ulaşmışız dibe. Şu ilerideki şeyi görüyor musunuz? Bir kılıç sapı. Üzerinde yazıya benzer oymalar var. Sıradan şekiller gibi durmuyor. Ancak daha önce böyle bir dil görmedim.

- Teğmen benim yarı Türk olduğumu biliyorsun değil mi. Türkler’in bilinen en eski yazılarından birisi Orhun Abideleri olarak adlandırılır. Bizzat gidip görmüştüm daha önce. Oradaki oymalara çok benziyor. Belki de hayal gücümdür. Hadi çıkartalım, belki üzerindeki yazıları çözebilecek birilerini buluruz.

- Profesör, sanırım kılıç kısmı hala yerinde. Dibe saplanmış.

- Nasıl saplanmış olabilir. Neredeyse 11.000 metre derinlikteyiz. Bu basınç altında, bu tuzlu okyanusun dibinde, dünyanın dibinde halen sağlam kalması bile mucize iken… Acaba robot kol yerdeki bir kaya parçasını tutmuş olabilir mi. Benim denememe izin ver.

- Dik durduğu için şüphelenmiştim profesör ama bunu beklemiyordum. Bu bir mucize. Bu kılıç çok değerli, mutlaka çıkartmalıyız. Efsanelerdeki kayaya sıkışmış kılıca benziyor. Çok heyecanlandım şimdi, hahahahahaha.

 

-Evet teğmen, kılıcı tutmuşsun ama kaldıramıyoruz. Gerçekten de bu kılıç hala tek parça halinde. Belki de kayalarla kaynaştığı için gelmiyordur. Gücü biraz artıracağım, yüzeye çıkışımız yaklaşık 70 dakika sürecek. Yeterli yakıtın kalması için uygulayabileceğimiz güç sınırlı. Yukarıya mesaj gönder. Bizi çekmeye hazır olsunlar.

 

-İletişimimiz kaç saniye sürüyor profesör, aynı anda hem motorları tam güç çalıştırıp hem bizi çekmelerini isteyelim. En fazla gücü bu şekilde uygularız.

-Teğmen, bilirsin ya burası Dünya’nın en derin noktası. Haliyle radyo frekansları ile iletişimi hiç düşünmedik. Güvenlik halatı, hava borusu ve iletişim kablosu bir arada. Anında iletişim kuruyoruz.

Kulaklık kafamda iken konsantre olamıyorum, bu yüzden sana bırakıyorum iletişimi.

Hadi başlayalım.

3!

2!

1! Şimdi!!!!

 

-Çok zorluyor, güvenlik halatına güveniyorum, zorlasınlar, gerekirse gemi motorlarını çalıştırsınlar. Buradaki her parça yüksek alaşımlı çelikten yapıldı.

-Hemen iletiyorum profesör.

-Hareket etmeye başladı, kılıç serbest kaldığı ya da sapı elimizde kaldığında büyük bir hızla yüzeye çıkacağız. Acil durum basınç dengeleme sistemini kontrol et teğmen!

-Sistem düzgün çalışıyor profesör. Otomatik uyarıcılar çalışıyor. Otomatik pilot çalışıyor. Offline sensörler çalışıyor. Görünen bir sorun yok profesör.

-Geliyor, Geliyor!!!

 

-*-*-*-*-

 

-Profesör, uyanın.

-Teğmen ne durumdayız. Neler oldu? Hiçbir şey hatırlayamıyorum.

-Profesör kılıcı yerinden çıkartmayı başarmışız. Robot kol hala kılıcı tutuyor ve inanılmaz bir şekilde tek parça halinde.

-Neden inanılmaz olsun, bunun için uğraşmadık mı?

-Profesör, halen fark etmediniz sanırım. Son teknoloji yüksek alaşımlı çelikten oluşan güvenlik halatımız kopmuş. Ancak bu kılıç hala sağlam. Kılıcın kırılması daha olağandı doğrusu.

-Kopmuş mu!!! Olamaz!!!

Neredeyiz şu anda, ne kadar derinlikteyiz, tespit edebiliyor muyuz şu ekranı kontrol et. Ne kadarlık oksijenimiz var?

-Profesör acil durum tüpleri devreye girmiş. Yaklaşık 5 saatlik oksijenimiz kalmış. 6 bin metre derinlikteyiz. Yerimizi tespit edemiyoruz.

-Olamaz!!! Teğmen sen ne zaman uyandın???

-Sizi uyandırmadan 15 dk önce profesör. Ancak kendime gelebilip sizi uyandırmayı düşünebildim.

-Teğmen, ben güvenlik adamıyım.. Yaklaşık 240 saat yetecek kadar oksijenle girdim bu koduğumun deliğine. Sen diyorsun ki 5 saatlik oksijen var. Neredeyse 10 gündür baygınız demektir bu!! Şimdiye ölmüş olmamız gerekirdi!

-!!!

-Oto pilotun bizi yüzeye çıkartması gerekirdi şimdiye kadar. Otopilot devre dışı mı kalmış.

-Sanırım evet profesör, neredeyse bütün sistemler çökmüş.

-Hayır, yaşam destek ünitesi çökmemiş. Bu yüzden hala hayattayız. Motorlar ve dümende de sorun yok. Pekala, 5 saat bize yeterde artar bile. Yüzeye çıkınca oksijen sıkıntımız olmayacak. Zorlarsak 30 gün yetecek kadar da yemek stoğumuz var. Uydu telefonumuz ve sinyal vericilerimiz var. Sorun olmayacak.

Önce kara kutuyu açıp neler olduğuna bakalım. Belki nerede olduğumuzu tespit ederiz.

-Pekala profesör. Hemen sistemi çalıştırıyorum.           

              

*-*-*-*-

 

 -İnanamıyorum!!! Bu kılıç da neyin nesi?? Kılıç yerinden çıktığı anda Mariana Çukuru çökmüş ve kapanmış. Halen hayatta olmamızı tam güç çektiğimiz için aniden fırlamamıza borçlu imişiz. Halen çukurun olduğu yerdeyiz. Burası dip noktası. Sanırım artık Dünya’da Mariana Çukuru diye bir yer yok…

Bu kılıcı şimdi daha çok merak etmeye başladım…

-Profesör, nutkum tutuldu…

-Yüzeye çıkalım ve araştırmaya başlayalım.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1300

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1106

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 731

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 422

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16540 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22340 Bölüm Sayısı


creator
manga tr