"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Ölümün Çağı - Bölüm 24-Görev(2)


Liao loncaya kayıt olup, görevi alıp, görevi yapacağı yeri bulana kadar hava çoktan kararmaya başlamıştı. Sonunda görev kağıdında yazan adresi bulmuştu ve şu anda adreste yazan yerin tam önündeydi. Önünde büyük demir parmaklıklı bir kapı vardı. Boyutu neredeyse ilk çıktığı şehrin kapısı gibiydi, devasa! Yanlara doğru uzayan tarafları ise beyaz tuğlalardan yapılmış uzun ve büyük duvarlardı, kısaca bir sur gibiydi. Biraz uzakta durup devasa demir parmaklıkları izlerken kapıda duran yaklaşık 4 muhafızı farketmişti. Bunların seviyeside nerdeyse şehrin muhafızlarının seviyesine yakındı. 

Yavaşça kapıya doğru yürümeye başladı. Bir süre sonra muhafızlar onu fark etmiş ve dikkatli bir şekilde onun gelişini beklemişlerdi. Liao yaklaşınca muhafızlardan biri çıkmış ve gür sesiyle konuşmuştu,

''Dur! Dük Crandes ailesinin bölgesine girmiş bulunmaktasınız! Lütfen gelme nedeninizi ve kimliğinizi gösterin!''

Liao muhafıza yaklaşıp paralı asker kimliğini ve görev kağıdını vermişti. Muhafız görev kağıdına bakıp bir süre Liaoyu incelemiş, sonra kağıdı ve kimliği verip konuşmaya başlamıştı,

''Bay Liao, görev için geldiğinizi içeri gidip bildirmek zorundayım, bir süre burada bekleyin lütfen.''

Liao kafasını onaylama anlamında salladıktan sonra muhafız döndü ve demir parmaklıkların köşesinde bulunan ufak bir kapıdan içeri girdi. Bir süre sonra dışarı çıktı ve konuştu,

''Bay Liao, beni takip edin lütfen.''

Dedikten sonra dönüp tekrar küçük kapıya doğru yürümüş ve Liaoda onun peşinden gitmeye başlamıştı. Liao ve muhafız kapıdan geçtiler ve sağdaki ufak eve doğru gitmeye başladılar. Onlar eve giderlerken, evden kısa sarı saçlı, iri yarı ve keskin yüz hatlarına sahip orta yaşlı bir adam çıktı. Liao bu adamı görünce seviyesinin ondan daha fazla olduğunu anlamıştı, muhtemelen usta-başlangıç seviyelerindeydi! Liao adamı incelerken orta yaşlı adamda Liaoyu inceliyordu. Adam Liaonun seviyesini hissedince surat ifadesi değişmemişti fakat Liao ona yaklaştıkça yavaşça gerginleşmeye ve tehlike hissetmeye başlamıştı. Liao daha yakına geldikçe bu hisler dahada kuvvetlenmiş ve kaşlarını çatmıştı. Normal gelişimciler bu tarz şeyler hissetmeyi pek beceremezdi fakat kendisi yıllar boyunca bir çok ölüm kalım durumunda kalıp gücünü ve hislerini kan ile bilemişti o yüzden bu tarz şeyleri daha iyi kavrayabiliyordu. Liao yakınına gelince yüzüne bir gülümseme yerleştirdi ve selam vererek konuştu,

''Kardeş Liao, ben London Crandes, Dük Pernon Crandesin kardeşiyim, ayrıca görevi veren kişiyim.''

Liao başta şaşırmıştı fakat oda selam vererek konuştu,

''Memnun oldum kardeş London.'' 

Bir süre tereddütle adama baktıktan sonra konuştu,

''Koruyacağım kişi... Sizmisiniz?''

Orta yaşlı adam bunu duyunca bir süre durmuş ve kahkaha atarak konuşmuştu,

''Hahahaha, hayır hayır! Benim kızım! Gözlerinde o kadar güçsüz birimiyim?''

Liao konuştu,

''Hayır, kardeş london. Gücünüzün usta seviyesinde olduğunu gayet iyi farkedebiliyorum.''

London bir süre Liaoya baktı ve hafifçe gülerek konuştu,

''Aslında ailemizden bir kaç güçlü muhafızla bu koruma işini halledebilirdik fakat kızım ısrar ettiği için başka bir koruma tutmamı istedi. Her ne kadar içim önceden rahat olmasada şimdi senin gibi güçlü biri gelince sanırım artık rahatlıkla kızımı sana emanet edebilirim.''

Liao bu sözleri duyunca yüz ifadesi değişmeden konuşmuştu,

''Bu övgülü sözlerinizi hak etmiyorum, kardeş London.''

London bu mütevazı sözleri duyunca gözlerinde bir övgü parıltısı oluşmuştu. Konuştu,

''O zaman, gel, seni kızımla tanıştırayım.''

Liao kafasını onaylama anlamında salladı. London küçük evden uzaklaştı ve geniş bir yola girerek ilerlemeye başladı, Liaoda arkasından takip ediyordu. Bir süre sonra geniş yolun sonuna gelmişlerdi ve Liao bu sahneyi görünce derin bir nefes almadan edemedi. Karşısında devasa bir malikane vardı, büyüklüğü kelimelerle tarif edilemezdi. Ondan önce geniş bir alan ve alanın ortasında süs havuzu vardı. Süs havuzunun etrafındaki alan taştandı ve etrafa oturmak için bazı yerler yapılmıştı. Onun dışı ise tamamen çimlerle kaplıydı, çok güzel görünüyordu. Eğer birisi bu geniş yolun dışından baksa etrafta olan ağaçlardan dolayı bu geniş ve büyük malikaneyi bile göremezlerdi! Liao bu sahneye bir süreliğine bakakaldıktan sonra Londonun hiç durmadan ilerlediğini farketmiş ve hızla ona yetişip arkasından ilerlemeye devam etmişti.

Bir süre sonra malikenenin geniş, kahverengi ve çift kanatlı kapısına gelmişlerdi. London geniş kapıyı ittirip açmıştı ve ilerlemeye devam ediyordu. Liaoda arkasından girdi ve bir süre sonra arkasından kapının kapanma sesinin geldiğini farketti. Birşey demeden Londonu takip ediyordu. İçerisi tamamen kırmızı bir halıyla döşenmişti ve ileride geniş bir salon vardı. Salonun tam tepesinde metrelerce büyüklükte kristal bir avize bulunuyordu ve tüm katı aydınlatıyordu. Salonun ortasında 4 tane altın renkli koltuk ve ortasında kahverengi bir yuvarlak masa bulunuyordu, fakat burada kimse bulunmuyordu.

London salondan geçip sağ taraftaki merdivene yöneldi ve ikinci kata çıktı. İkinci kat tamamen dar koridorlardan ve belli  aralıklarla kapılardan oluşuyordu, hotellere çok benziyordu. London bir koridorun sonuna doğru yürüdü ve altın işlemeli bir kapının önünde durdu. Kapıda bir isim yazılıydı, Ceis Crandes.

London kapıya geldikten sonra kapıyı tıklatmış ve konuşmuştu,

''Ceis, kızım, müsaitmisin?''

Bir süre sonra içeriden bir patlama sesi gelmiş ve sonra sinirli bir ses duyulmuştu,

''Baba! Sana kaç kere söyledim, ben odamdayken beni rahatsız etmeyin diye!''

London üzgün bir ifadeyle içeri girmiş ve konuşmaya başlamıştı,

''Üzgünüm. Fakat senin istediğin gibi bir koruma tutmuştum ve onu sana tanıtmaya gelmiştim.''

Liao içeri girip odayı görünce şaşırmadan edemedi. Oda aşırı büyüktü, sağlam görünen taşlarla döşenmişti ve bu odada 2 ayrı odaya açılan başka kapılarda vardı. Odanın ortasında ise bir kaç masa bulunuyordu ve bu masalarda deney tüpleri, değişik otlar ve bazı değerli görünen taşlarla doluydu. Masaların ortasında büyük, kırmızı bir kazan ve yanındada 15-16 yaşlarında gözüken, kırmızı saçları  beline kadar uzanan, kıvrımlı bedeniyle ve tatlı yüzüyle güzel bir kız vardı. Fakat yüzünde şu anda kızgın bir ifadeyle babasına bakıyordu. Babasının sözlerini duyunca Liaoyu fark etmiş ve yüz ifadesi değişmişti, gülümseyip konuştu,

''Oooh, demek korumam geldi! Tamam baba, sen gidebilirsin.''

London bunu duyunca Liaoya dönmüş ve kafasıyla Ceisi işaret ederek konuşmuştu,

''Kızım Ceis, umarım iyi anlaşırsınız, ben kaçtım.''Diyip, normal adımlarla odadan çıkıp kapıyı kapatmıştı. Bu sırada Ceis, Liaoya bakıp, bir yeri gösterdi ve konuştu,

''İstersen şuraya oturabilirsin, bir süreliğine beraber olacağız nasılsa.''

Gösterdiği yerde bir sandalye vardı, Liao gidip sandalyeye oturdu. Odaya bir süre göz attıktan sonra Ceis ve etrafındaki malzemelere bakmaya başlamıştı. Bu sırada Ceis konuştu,

''Birşey demeyecekmisin?''

Liao ne demek istediğini anlamamıştı, sordu,

''Ne dememi bekliyorsun?''

Ceis konuştu,

''Mesela, güçlü savaşçılarla dolu bu ailede çok güçlü korumalara sahip olabilirim fakat gidip tanımadığım birini korumam olarak tutmam konusunda birşey sormayacakmısın?''

Aslında Liaoda bunları merak ediyordu fakat cevap alacağını pek düşünmediği için sormamıştı. Fakat Ceis kendisi konuştuğu için kendini tutmayıp sordu,

''Peki neden tanımadığın birini tuttun?''

Ceis beklediği şey gelmiş gibi mutlu oldu ve konuştu,

''O suratsız ve ruhsuz muhafızlar yerine konuşabileceğim birilerini istedim.''

Liao şaşırmıştı, başka bir soru sordu,

''Peki neden büyücü istedin?''

Ceis hafif utanmış bir yüzle konuştu,

''Hehehe, şey, aslında büyücü tutmayı isteyen ben değil babamdı, çünkü benim için güçsüz bir savaşçı tutmak istemiyordu ve ilanı büyücü diye vermişti ve kimsenin görevi kabul etmeyeceğini ummuştu. Kim bir büyücünün gerçekten görevi kabul edip geleceğini düşünürdü ki? Üstelik babam sana güveniyor gibi gözüküyordu, o kadar güçlümüsün?''

Liao ne diyeceğini bilememişti, hafifçe nefes verip konuştu,

''Kendimce güçlüyüm diyebilirim.''

Ceis bu cevaptan memnun olmamış bir şekilde somurttu. Liao ona baktı ve hafifçe gülümsedi, sonra etrafındaki masa ve büyük kazana bakıp konuştu,

''Sen bir simyacımısın?''

Ceis gururla gülümseyerek konuştu,

''Evet! Şu anda mavi-başlangıç seviye simyacıyım!''

Liao bunu duyunca şaşırmıştı, çünkü ormanda çalışırken Seramdan duyduğu şeyler arasında simyacılıkta vardı. Simyacılık 5 seviyeye ayrılıyordu, yeşil-mavi-mor-kırmızı-siyah. Her seviye içinde 5 seviye vardı, başlangıç-düşük-orta-yüksek-zirve. Yeşil seviye simyacılar anca temel seviyedeki kişiler için ilaç yapabilirdi, mavi seviyedekiler ise normal ve usta seviyesindekiler için ilaç yapabilirdi. Buna göre Ceis usta seviye bir simyagerdi! Seramın dediğini göre büyük dünyalarda bile siyah seviye simyacılar zor bulunurdu. Ve simyacılıkla ilgilenen kısım genellikle kısıtlı olurdu, çünkü simyacılıkta gelişmek için yüksek miktarda malzemeye ihtiyacın olurdu! Ne kadar pratik yaparsan o kadar gelişebilirdin. Tabiki simyacılıkta ilerleyebilmek için büyücülüktede ilerlemen gerekirdi, çünkü bazı hapları yapmak güçlü enerji gerektirirdi ve güçlü enerjide yüksek seviyeli büyücülerde bulunurdu! 

Yani yüksek seviyeli simyacı yüksek seviyeli büyücü demekti! Ceis şu anda normal-yüksek seviyesinde bir büyücüydü. Liao, Ceise bakıp bir soru daha sordu,

''Peki, seni korursam ödülüm ne olacak?''

Ceis tekrar gülümseyip konuştu,

''Benim yaptığım, enerjiyi arttıran bir hap!''

Liao bunu duyunca mutlu olmuştu. Sonuçta akademiye girmesinin sebebi kaynaklardı, ve kaynak elde etmek istemesinin sebebi geliştikçe gelişiminin yavaşlamasıydı! Şu anda 2 yoldada normal-yüksek seviyedeydi, isteseydi çoktan zirve seviyeye geçerdi fakat temelini sağlamlaştırması gerekiyordu ve seviye atlayabilmesi için uzun süre evrenden ve dünyadan enerji çekmesi gerekiyordu. Bu süreyi kısaltmak adına hapları ve doğal enerji içeren ilaçları kullanmak zorundaydı ve bu da sahip olmadığı birşeydi. Bu yüzden Ceis enerji hapını ödül olarak vereceğini söylediğinde sevinmişti.

Bir süre daha boş boş konuştuktan sonra Ceis sordu,

''Daha önce hiç bir hap yapımını görmüşmüydün?''

''Hayır.''

Ceis güldü,

''O halde, gözlerini dört aç!''

Konuştuktan sonra önüne döndü ve masadan bazı otları ve değişik görünümlü taşları ayırmaya başladı. Bu sırada Liao bunu duyunca sandalyesini almış ve Ceisi daha rahat izleyebilmek için başka bir yere koymuş, oturup izlemeye başlamıştı.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1340

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1131

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 944

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 867

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 753

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 705

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 685

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 620

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 578

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 547

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 466

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 213

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 199

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 150

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 125

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 119

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 101

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 77

Site İstatistikleri

  • 17784 Üye Sayısı
  • 486 Seri Sayısı
  • 24183 Bölüm Sayısı


creator
manga tr