Bölüm 194: Tek Parmak

avatar
885 7

My Wife is a Beautiful CEO - Bölüm 194: Tek Parmak


Çevirmen: Mert İlbay

Editör: ÇHY

 

Birkaç kadın müşterinin çığlıklarından sonra, restoran müdürü ve birkaç garson bir şey olduğunu anladı ve hızla oraya doğru geldiler.

 

Rose'un yemeğini bitirdiğini gören Yang Chen masaya birkaç kırmızı para bıraktı ve Rose'a, "Kalkalım mı?" diye sordu.

 

Rose, Yang Chen'in bu kendini bilmez herife haddini bildireceğini biliyordu ancak bunu bu kadar doğrudan yapmasını beklemiyordu. Doyduğu için kafasını salladı, ayağa kalktı ve onunla birlikte ayrılmaya yeltendi.

 

Şarabı getiren yerdeki herife gelince, Rose onun yaşayıp yaşamamasını umursamıyordu.

 

Restoran müdürü, Yang Chen'in kolunda bütün bunlara sebep veren kadınla birlikte ayrılmak istediğini görünce hemen onlara engel oldu. Gergin bir ifadeyle, "Efendim, bir misafiri bayılttınız, nasıl böyle kaçabilirsiniz?"

 

Yang Chen gülümsedi ve, "Ben yemeğini bitirip giden biriyim ve hesabımı ödedim. Baygın herife gelince, bu onun problemi, seninle ne ilgisi var?"

 

"Bu... Bu benim restoranımın sorumluluğu, müşterilerimizi korumak bizim görevimiz."

 

"Ben senin müşterin değil miyim?" diye sordu Yang Chen.

 

"Öylesiniz..." diye yanıtladı müdür.

 

Sonra Yang Chen sordu, "O zaman neden yoluma çıkıyorsun? Onu korumalısın ancak beni de korumalısın, o yüzden onunla benim aramda olan bir mesele seni nasıl ilgilendiriyor?"

 

Müdür mantığıyla oynandığını hissetti ve alelacele, "Öyle olsa bile polis çağırmamız gerekiyor!" dedi.

 

"Bu doğru, biz giderken sen git polisi çağır, bizi burada kalmaya zorlama hakkın yok." Bunu dedikten sonra Yang Chen ayağını ileri attı ve yürümeye yeltendi.

 

Müdür birkaç garsonun onların yolunu kapatması için iki adım geriye attı, "Efendim, bu şekilde yaralanan bir misafire cevap veremem, lütfen burada kalın!" dedi.

 

Yang Chen artık oldukça rahatsız olmuştu, gözlerini kapattı ve yeniden açtı...

 

O müdür doğrudan Yang Chen'e bakıyordu. Aniden, zihninde zulüm ve şiddete karşı inanılmaz bir korku hissetti. Müdür, Yang Chen'in sıradan gözlerinde onun kalbini delip geçebilecek keskin bir bıçağın olduğunu hissetti, bacaklarında güç kalmadı ve neredeyse düştü.

 

"Şimdi gidebilir miyim?"

 

"E... Evet..." kenara pısarken, müdürün başından soğuk terler akıyordu.

 

Yang Chen ve Rose'un ayrıldığını gören restoran müdürü yerde aciz bir şekilde otururken bütün gücünü kaybetmiş görünüyordu.

 

O anda, baygın Jiang Wen uyandı ve acıdan inledi...

 

Restorandan çıktıklarında, ay gökyüzünde yüksekte asılıydı ve soğuk sonbahar rüzgarları esiyordu.

 

Göl kenarında dolaşan çok sayıda insan vardı. Sahildeki söğüt ağaçları zayıf yapraklarını çoktan dökmeye başlamışken kırmızı akçaağaç parlak renkliydi ve sokak ışıkları altında alev almış gibi görünüyordu.

 

Rose zevkle sırtını doğrulttu ve arkasını dönerek önden yürüdü. Yüzünde bir gülümseme ile "Kociş, onları korkutmana gerek yoktu, o müdür bayağı acınası." dedi.

 

Yang Chen güldü ve, "Bunu onun iyiliği için yapıyordum, ayrılarak bu meseleyi Jiang denen herif ve benim aramda tuttum. Eğer restoranda çözseydim bu kesinlikle oranın işlerini bozardı." dedi.

 

"Bu doğru, o can sıkıcı adamın uyanıp uyanmadığını merak ediyorum, sebzeye dönüşmüştür umarım." dedi Rose umursamaz bir şekilde.

 

O Jiang Wen, Rose'da inanılmaz derecede boktan bir izlenim bırakmıştı ve bunun en büyük sebebi sevdiği adamla onun önünde dalga geçmesiydi.

 

İkili bir süre nehir kenarında yürüdü, sonra da eve dönmek için otoparka döndüler.

 

Dönüş yolu son derece sessizdi. Bu banliyö yolu geniş ve trafik az olduğundan sürüş deneyimini son derece iyi hale getiriyordu. Araba otobanın girişine yaklaştığında, Yang Chen aniden sekiz siyah arabanın onun yolunu kapattığını gördü.

 

Yang Chen'in arabayı durdurmaktan başka çaresi yoktu ancak sekiz araba uzaklığında ki farlarını açtı!

 

Dahası, on altısı da xenon farlarıydı!

 

Kör edici ışıklar, insanların gözlerini açmasını zorlaştırdı, Yang Chen'in arkasındaki araçların da durmaktan başka çareleri kalmamıştı. Herkesin otoyol girişi engellenmişti.

 

Yang Chen yanında oturan Rose'a baktı, mutlu olmadığı açıkça görünüyordu. Bunun Jiang Wen ile ilgili olduğunu tahmin ettiği açıktı.

 

"Kociş, kafasını kırmalıydın." dedi Rose, öfkeli bir biçimde.

 

Yang Chen bu hanım gerçekten sinirlendiği için garip bir şekilde gülümsedi. Bugün aslında ikilinin dışarıda randevuya çıktığı ilk gündü, Rose inanılmaz mutluydu ancak kendini bilmez bir herifle karşılaştılar. Rose'un keyfini kaçırdıktan sonra hâlâ buna devam mı ediyordu?

 

Sonra, bir düzineden fazla adam ışıkların önüne yürüdü.

 

Parlak ışıkların altında, en önde yürüyen adam açık bir şekilde görülebiliyordu. Bu herifin kafası bandajlarla sarılmıştı, solgun ve kötü bir yüzü ifadesi vardı. Bu tam olarak bir süre önce yere serilen Jiang Wen'di.

 

Yanında ise siyah takım elbise ve gümüş bir kolye giyen kısa saçlı orta yaşlı bir adam vardı ve büyükçe de bir burnu vardı. Görünüşte sakin bir şekilde Jiang Wen'in yanında yürüyordu.

 

Jiang Wen mavi renkli Lotus spor arabasını göstererek, orta yaşlı adama, "Hao-ge, bu arabadaki çift. O kadın hadsizlik yaptı ve adam da beni bu hale soktu!" dedi.

 

Hao-ge adlı adam elini salladı ve arkasındaki adamlar ellerindeki çelik borularla arabayı dağıtmak için hücum etti.

 

Spor arabası renkli camlar gibi modifikasyonlardan geçtiği için dışarıdaki insanlar içeriyi tam olarak göremiyordu. Bu haydutlar kimsenin dışarı çıkmadığını gördüler, bu yüzden de şiddete başvurmaya karar verdiler.

 

Yang Chen doğal olarak oturup arabanın parçalanmasını izleyemezdi, o yüzden arabadan çıktı ve agresif bir şekilde yaklaşan adamlara, "Hey, bekleyin bekleyin. Arabayı mahvetmek mi istiyorsunuz? Mahvettikten sonra hasarı karşılayabilecek misiniz?"

 

Birinin arabadan çıktığını gören adamlar durdu ve arkasını döndü.

 

"Hao-ge, işte bu yavşak! Beni döven o!" Jiang Wen, Hao-ge'nin dirseğine tutundu ve kontrolsüz bir şekilde sövmeye başladı.

 

Hao-ge, Jiang Wen'e şeytani bir şekilde gülümsedi ve, "Bay Jiang, anlaştık. Bu iş bittikten sonra bize bir milyon ödemek zorundasınız." dedi.

 

"Merak etme, o adamı halledip kadını bana teslim ettiğiniz sürece bir milyon sıkıntı değil!" Jiang Wen hararetle, "Ancak Hao-ge, eğer bir şey olursa suçu benim omzuma yükleme!"

 

Hao-ge sesli bir şekilde güldü ve Jiang Wen'in omzunu sıvazladı, "Kardeş, senin için çalışırken hiç sorun çıktı mı? Para teslim edildiği sürece geri kalanı halledilir."

 

Bunu dedikten sonra Hao-ge, Yang Chen'e baktı ve iyice bir süzdü, "Delikanlı, bu araba... Senin mi?"

 

Yang Chen kafasını salladı ve dürüstçe yanıtladı, "Kadınımın arabası."

 

Hao-ge aydınlanmış gibi bir ifade takındı, "He yani jigolosun delikanlı. Fena değil, böyle bir suratın var ancak yine de zengin bir kadını kapmışsın. Ancak işler bu raddeye geldiğinden ötürü, ben Ah Hao, Bay Jiang'den sorumluyum. Lütfen güzel hanımı dışarı çıkar, içerisi boğucu olmalı."

 

"O Jiang denen herif bir milyon verdi diye işini yapmayı kabul ettiğine göre bizim sana ondan kurtulman için para verip vermeyeceğimizi niye sormuyorsun?” diye sordu sakince Yang Chen.

 

Hao-ge'nin gözleri parladı, "Bu önerini beğendim, eğer benim aklımı çelecek bir miktar önerirseniz fikrimi değiştirebilirim."

 

Jiang Wen telaşlanmıştı ve hemen, "Hao-ge! Bunu yapamazsın! Seninle kaç kez iş birliği yaptık, beni halletmesi için dışarıdan biriyle nasıl anlaşabilirsin?" diye bağırdı.

 

Hao-ge, Jiang Wen'e soğuk bakışlarla baktı, "Bay Jiang, biz para için çalışıyoruz, senin için değil. Eğer onlardan çok para verirsen, doğal olarak kardeş kalırız."

 

Jiang Wen'in yüzü kızardı, sonra da soldu. Bu adamın sadakati olmadığı için açık bir şekilde sinirlenmişti ancak bunu söyleyecek yüreği de yoktu.

 

"Tamam o zaman, delikanlı, ne kadar teklif ediyorsunuz? Eğer yeterli gelmezse planlarımı değiştirmeyebilirim." dedi Hao-ge beklentili bir şekilde.

 

Yang Chen bunun üzerine düşündü, sonra da Hao-ge'ye yalnızca orta parmağını kaldırdı, "Sana bunu vereceğim."

 

Hao-ge kaşlarını buruşturdu, sonra da sordu, "Tek parmak, on bin mi yani?"

 

Yang Chen gülümseyerek başını salladı.

 

"On bin çok az, yüz bin mi?" diye sordu Hao-ge

 

Yang Chen yine kafasını salladı.

 

"Bir milyon mu? İki milyon mu veriyorsunuz?" Hao-ge'nin keyfi yerine gelmişti.

 

Yang Chen çaresiz hissetti ve kederli bir şekilde konuştu, "Gözlerin yalnızca para mı görebiliyor? Seni orta parmağımla küçük düşürdüğümü görmüyor musun?"

 

Hao-ge sinirden neredeyse bayılacak hale geldi ve yüzü kıpkırmızı oldu. Kısa saçı olmasa belki de başından dumanlar çıkacaktı.

 

"Ne diyorsun lan, benimle oyun mu oynuyorsun?" diye bağırdı Hao-ge.

 

Yang Chen elini salladı, "Yok canım, ben erkeklerle oyun oynamayı sevmem."

 

Hao-ge sonunda sabrını yitirdi, haince bir gülümsemeyle, "Seninle boşa harcayacak zamanım yok. Arabadaki kadının dışarı çıkmaya gönlü olmadığından ben, Ah Hao, senin yerine bizzat ben onu dışarıya davet edeceğim! Gerçek bir erkek nasılmış senin o jigolo suratına göstereceğim!" dedi.

 

Bunu dedikten sonra Hao-ge, kasılarak yolcu koltuğuna yürüdü ve kapıyı açtı!

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 24142 Üye Sayısı
  • 837 Seri Sayısı
  • 42128 Bölüm Sayısı


creator
manga tr