80. Bölüm : Kan Emici

avatar
888 57

My Vampire System - 80. Bölüm : Kan Emici


Çevirmen : Clumsy



<Dönüşüm başlıyor>

 

Bu mesaj belirir belirmez Quinn’in bedeninde zonklayıcı bir ağrı ve acı doğmuştu. İç organları alev alev yanıyormuş gibi geliyordu. Gözlerinin beyazı ağır ağır kararıyor, dişleri büyümeye başlıyordu.

 

Ancak acısı bununla sınırlı da kalmıyordu, bedeni özgür kalmaya çalışan bir şeyler varmışçasına aşağı yukarı sarsılıyor, tırnakları hafifçe uzuyor ve bedenini çevreleyen derisi daha da gerginleşiyordu. Kemiklerinin hatları daha belirgin olmaya başlıyor, kafasındaki saçlar dökülüyordu.

 

<Zihniniz değişken durumda>

 

<Kana susamışlığınız maksimum seviyeye ulaştı>

 

<Artık (Delirmiş) bir Kan Emicisiniz>

 

<Tüm istatistikleriniz ikiye katlandı>

 

<Sağlığınız yarıya indi>

 

<Bu formdayken hiçbir kan yeteneği kullanılamaz>

 

İçerisinde bulunduğu durum hakkında bildirim üzerine bildirim alsa da aklı başında olmadığı için hiçbirini okuyamıyordu.

 

İnsan bedenini koruyor olsa da arenanın ortasında duran şey, insan olmaktan çıkmıştı. Kel bir kafa ve pençemsi ellerle kambur haldeydi.

 

Kapkara gözlerini açtığı andaysa ışıktan irkilmiş ve duyuları fazlasıyla keskin olduğu için sendeleyip devrilmişti.

 

"REKKKKKKK!" Ardından geniş antrenman merkezi boyunca yankılanan güçlü ve kulak tırmalayıcı bir çığlık atmıştı. Ve gözleri kapalı şekilde insanüstü bir hızla koşup duvara ulaşarak pençelerini geçirmiş, tırmanmaya başlamıştı.

 

Hızlıca tavana dek ulaştığında da yumruğuyla ampulü kırarak ışığı yok etmişti. Kan Emici, ışığın kayboluşuyla birlikte gözlerini açabilecek hale gelmişti, içeriyi gündüz vaktiymişçesine net görebiliyordu.

 

Tavanı bıraktığı andaysa yere düşmeye başlamıştı. Yükseklik en az 30 metre olsa da dizlerini büküp iniş yaparak en ufak bir hasar görmemişçesine yürümeye koyulmuştu.

 

Ardından antrenman merkezi boyunca dolaşarak girdiği tüm odalardaki ışıkları yok etmişti. Aklında tek bir şey vardı; açtı ve kan arıyordu.

 

Kan Emiciye dönüşmesinin ardından Quinn’in duyguları, düşünceleri, onu insan kılan ne var ne yoksa ortadan kalkmış, bedeni başına buyruk şekilde hareket etmeye başlamış ve geriye yalnızca kan düşüncesi kalmıştı. Nihayet antrenman merkezindeki arenaya geri döndüğündeyse ne yapacağını bilemiyormuşçasına avını bekleyerek daireler çizmeye başlamıştı.

 

Birkaç dakika sonra da Vorden ve Ian ikilisi odaya giriş yapmıştı. Onlar sessiz davransalar da Quinn her şeyi duyabiliyor, zemindeki hafif adım sesleri ve hatta fısıldaşmaları bile kulağına ulaşıyordu.

 

Kafasını çeviren Kan Emici, iki parlak ışık görmüştü. İlk başta ışık insanları gizlediği için onların ne olduğunu çözememiş ama ışıklar kapandığı saniyede yemek vaktinin geldiğini anlamıştı.

 

*****

 

Ian ve Vorden, bir şeylerin koşturma seslerini işitebiliyordu ancak neler olduğunu çözemeyecekleri kadar karanlıktı.

 

Artık keşfedildikleri için zifiri karanlık içerisinde kalmalarına gerek yoktu. Ian taşa dokunmak için beline uzansa da daha yetişme fırsatı bulamadan canavar üzerine çullandı.

 

İkilinin gözleri karanlığa bir nebze alışmıştı ve arenanın köşesindeki LED ışıklar az da olsa ışık sağlıyordu. Dolayısıyla Ian, artık yeterince yaklaşmış olan canavarın insansı bir figüre sahip olduğunu görebiliyordu.

 

Canavar pençelerini savururken Ian da yumruklarıyla öne çıktı.

 

"Demek güç savaşı istiyorsun!"

 

Ancak canavarın elleri Ian’ın yumruklarını hızla sararak hareketini sonlanırdı. Sonra da tırnaklarını o yumruklara saplayarak kanını akıttı.

 

"Şu hayvani güce bak, lanet olsun, onca tip varken insansı bir canavarla karşılaştık!"

 

Ian’ın ellerinden kan kokusu yayılınca insansı canavarın uğultuları ve çığlıkları kuvvetlendi. Ağzını açarak iki büyük dişini gözler önüne serdi. Sonra da çenesini sıkıp kafasını öne eğmeye kalkıştı ancak Ian üzerindeki canavar ekipmanının tüm gücünü aktive ederek canavarı püskürtmeye çalıştı ve onu biraz olsun durdurmayı başardı.

 

Bunu gören canavar iki bacağını yerden kaldırıp Ian’ı tekmeleyerek yakınındaki duvara uçurdu.

 

Ian’ın yaralı olduğunu görerek hücuma geçti ama yan taraftan uçarak gelen metal bir sandalyeyle püskürtüldü.

 

Bu sırada Vorden çabucak Ian’ın yanına koşturarak onu yerden kaldırdı.

 

"Teşekkürler evlat."

 

"O şey de neydi?" diye sordu Vorden.

 

"Bilmiyorum, daha önce böyle bir şeyi hiç görmemiştim ama insansı bir canavar tipine benziyordu. Haklarında pek bir bilgim yok ama diğer gezegenlerde keşfedilen en güçlü canavarlardan olduklarını biliyorum. Bu onlardan birini ilk görüşüm." diye yanıtladı Ian.

 

Sandalye canavarı pek uzun süre oyalamadı ve son derece güçlü olan kan kokusu canavarı çekince hızla ayaklanarak bir kez daha ikiliye doğru koşmaya başladı.

 

"Işık taşını aç!" dedi Ian.

 

"Ha?"

 

"Çabuk, ışık taşı!"

 

İkili hızla taşlarını aydınlatınca canavar ansızın hareketi kesti, gözlerini örttü ve gerileyerek ikiliden uzaklaştı.

 

"Anlaşılan haklıymışım." dedi Ian. "Tüm ışıkları söndüren kişi o olmalı, duyuları çok keskin herhalde."

 

Ancak ışık taşlarının Kan Emiciyi avından menetmeye yeteceğini düşünerek aptallık ediyorlardı.

 

Canavarın rakiplerinin yerini belirlemek için gözlerine güvenmesine gerek yoktu, Ian’ın kanının kokusu yeterliydi. Canavar, tribünlerdeki sandalyeleri sökerek ikiliye fırlatmaya başlamıştı.

 

Neyse ki sandalyeler metaldendi de Ian ve Vorden onları püskürtebiliyordu. Ancak sandalyeler inanılmaz bir hızla tribünden sökülerek fırlatılıyordu.

 

Derken canavar, gözleri kapalı halde koşmaya karar verdi ve ikiliye yaklaştığı anda da körlemesine saldırıya geçti.

 

"Nerede olduğumuzu nasıl bilebiliyor!" dedi Ian.

 

"Vorden, çekil şuradan!" dedi Raten’sa.

 

"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Vorden.

 

"Görmüyor musun, canavar sadece Ian’a saldırıyor, onu Ian’a çeken bir şey var."

 

Raten’ın söylediklerini işiten Vorden, Ian’la arasına mesafe koyarak arenaya doğru koşturdu ve tam da Raten’ın söylediği gibi canavar, Vorden’ı tamamen görmezden gelerek Ian’a saldırmaya devam etti.

 

"Ona yardım etmek zorundayız, Raten rolleri değişelim."

 

"Olmaz!" diye yanıtladı Raten.

 

"Ama ölebiliriz!"

 

"Şansın varken kullanmadın, şimdi de dersini alma zamanı, bu işten kendi başına kurtulacaksın Vorden."

 

Derken Vorden’ın içinden yeni bir ses yükseldi.

 

"Ben sana yardım edeceğim."

 

Ian ve canavar savaşmaya devam ediyordu. Maalesef Ian’ın arenada kontrol edebileceği metal şeyler sandalyelerden ibaretti ve onları üzerine çekmek de zaman alıyordu. Tribünlerden çektiği iki sandalyeyi canavarın saldırılarına karşı kalkan olarak kullanıyordu.

 

Ancak canavar, yumruğunu geçirdiği her seferde sandalyeleri paramparça ediyordu. Saldırıları fazla güçlüydü.

 

Derken bir anda dişleri tamamen açık şekilde havaya sıçradı. Ian’ın’sa hayati bir darbeyi engelleme umuduyla önkolunu canavarın ağzına tıkıştırmaktan başka şansı kalmadı.

 

Ve acılar içerisinde çığlık attı.

 

<Kan içiliyor>

 

<10/100>

 

<14/100>

 

Ian, canavarın dişlerinin koluna saplandığını hissedebiliyordu. Onu itip uzaklaştırmak istiyordu ancak dişleri tenine nüfuz ettiği anda hafif bir felç etkisi altında kalmıştı ve bedenini kımıldatamıyordu.

 

<25/100>

 

Yemeğinin tadına varmakla meşgul olan canavar, o sırada kendisine doğru uçan keskin objeyi fark edemedi. Ve mızrağı andıran metal bir obje belirip omzuna sağlandı, bu hızlı ve güçlü darbe de canavarı Ian’dan kopardı.

 

Fırsatı değerlendiren Ian, ayaklanıp arenanın merkezine doğru baktı ve tek görebildiği, etrafı arenadaki sandalyelerle sarılmış haldeki Vorden oldu.

 

Ve ufaklık, "Ben yalnızca evcil hayvanım Quinn’i bulmak istiyorum." dedi.

 

#Devreye ufaklık girdi. ‘Evcil hayvanım’ kısmı biraz tuhaf olsa da Quinn’i bulmak isterken savaştığı kişinin Quinn olması daha da tuhaf. Bakalım ‘canavarımızın’ mücadelesi nasıl sonlanacak ve bu dönüşüm nasıl iptal olacak, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 31673 Üye Sayısı
  • 319 Seri Sayısı
  • 42612 Bölüm Sayısı


creator
manga tr