Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Meyus’un Günceleri - Bölüm 1- Zaman ve mekan çizgisinin dışına çıkış


Yazar: Vavelya

Bölüm 1- Zaman ve mekan çizgisinin dışına çıkış

 

Tau Şehri’nde bir sonbahar günü saatler öğleden sonra 5 i gösteriyordu. Sadece birkaç dakika önce bastırmış sağanak tüm şehri acımasızca ablukaya almıştı.  Şehrin en işlek meydanında birden bastıran bu yağmura karşı insanların çoğu hazırlıksız yakalanmıştı. Öyle ki taksiye veya otobüse binebilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı.

 

Tüm bu curcunanın ortasında ellilerinde gösteren, üzerinde fastfood dükkanı üniforması olan yaşlı bir kadın ıslanmayı umursamadan yavaş adımlarla yürüyordu. Boyu 170 cm civarındaydı ve orta yaş sayılabilecek yaşına rağmen yüzü kırışıklıklarla doluydu ve sağ yanağında yaklaşık 10 santimlik uzun çirkin bir yara vardı. Saçları parlak griye çalıyordu ve yağmur sebebiyle kararan havada masmavi gözleri çok net seçilebiliyordu. Kadının asık bir suratı vardı. Ona bakan bir insanın karamsarlığa kapılmaması mümkün değildi.

 

Kadın yağmura aldırmaksızın bir müddet yürüdü. İki sokağın birbirini kestiği bir yerde küçük bir büfe vardı. Cebine uzandı, 1 lira çıkardı ve büfeciden tek dal sigara istedi. Sonra elini siper etti sigarasını yaktı ve yürümeye devam etti.

 

Bu kadının adı Çiko’ydu.  Sadece 5 yaşındayken annesini, babasını ve küçük kız kardeşini kazada kaybetmişti. O zamanlar yakın akrabası olmayan Çiko’yu polis yetimhaneye vermişti. Hayat onun için gerçekten zor geçmişti. Kazadan sonra hiçbir zaman aile sevgisi göremedi. Hiçbir zaman doğru düzgün bir okula gidemedi. Yüzündeki yaradan dolayı insanlarla hiç düzgün bir iletişime giremedi.  

 

Bazen onunla konuşmaya çalışan insanlar olurdu. Ama bunlar ya onu taciz ederdi ya da para karşılığı bedenini sunmasını isterdi. Ailesinin ölümünden sonra elinde kalan son şey Çiko’nun onuruydu ve ondan asla ama asla üç kuruş için vazgeçemezdi.

 

18’ini doldurduktan sonra yetimhaneden ayrılmak durumunda kalan Çiko kız başına olmasına rağmen, elinden gelenin en iyisini yapmış bu yaşına kadar gelebilmişti. Bunu kimi zaman caddelerde işportacılık yaparak kimi zaman çeşitli yerlerde part time çalışarak yapmıştı. Bugünse yine bu part time işlerden birinden çıkmış ve ağzında ona etten daha çok keyif veren sigarasıyla yerdeki kaldırım taşlarına odaklanmış yürüyordu.

 

Hayattaki yegâne mutluluğu kitaplardı Çiko’nun. Ne zaman eline iki kuruş para geçse ya gider ikinci el bir kitap alırdı ya da kütüphaneye gitmek için dolmuşa verirdi parasını. Cebinde hiçbir şeyi olmadığı zamanlarda ise bazen kıraathaneden bazense çöpten bulduğu gazeteleri okurdu. 

 

Çiko’nun eşsiz bir zekası, motivasyonu ve hırsı vardı ama bunların hiçbiri maddi evren üzerine değildi. Bulunduğu bataklıktan en yükselebilecek yeterli donanıma sahipti ama herhangi bir zenginlik veya mevki Çiko’yu asla tatmin edemezdi. Onun amacı insan bedeninin sınırlarını aşmak, bilinmeyeni bilmek, zaman ve mekan kavramını kontrol etmek ve ebediyete erişmekti. Çünkü Çiko’nun bildiği bir şey varsa oda bu dünyada ne kadar ilerlersen ilerle öldüğünde her şey sona ererdi. İnsanlar narin varlıklardı. Ve hayatları sadece iki nefes arasındaki süre kadar kısaydı. Nefes alamazsan ölürdün ve aynı şekilde veremezsen de.

 

Çiko hiçbir zaman gündelik zevklere önem vermedi. Onun için basitçe sağlıklı olmak yeterliydi. Sadece yeteri kadar yemek yerdi yeteri kadar uyurdu. Hayatını idame ettirebilecek kadar para kazanırdı. Geri kalan zamanında kitaplar okur, devlet üniversitesindeki mekatronik mühendisliği ve kuantum fiziği derslerine katılır, teorileri üzerinde çalışır ve zihin gücünü geliştirebilmek için meditasyonlar yapardı. Cinsiyetinin ve milliyetinin bile bir önemi yoktu. Hatta ara sıra ‘’ Keşke erkek olarak dünyaya gelseydim. Belki o zaman bu hayat benim için biraz daha katlanılası bir yer haline gelirdi.’’ Şeklinde iç geçirirdi.

 

Şuana kadarki hayatını düşünen Çiko’nun ağzındaki sigara bitmeye yaklaşmış artık ağzına sonunda kalan tütünün acımtırak tadı geliyordu. Bu tat Çiko’nun yüzünün ekşimesine sebep oldu. Baş ve işaret parmağıyla sigarayı kökünden kavradı ve kaldırıma fırlattı. Sonra Çiko derinden bir iç geçirdi ve kafasını kaldırdı.

 

‘’ ahh.. Demek şanslı bina sensin. Bugün beni uğurlayacağın için teşekkür ederim…’’

 

Çiko binanın kapısından içeri girdi ve doğrudan çatı katına çıktı. Hayatında heyecanlandığı belki de tek an buydu.

 

‘’Sonunda otuz beş yılımı verdiğim araştırmamı sonlandırabileceğim. Yapmış olduğum tüm fedakarlıklar hep bu an içindi…’’

 

Çiko insanın kesinlikle bir ruhu vardır hipotezinden yola çıkmış,, hayatı boyunca zaman ve mekan üzerine çalışmıştı ve kendini bu sefil insan bedeninden kurtulmaya ve daha yüksek bir varoluş düzeyine ulaşmaya adamıştı. Sadece bunun için sayısız saatler boyu meditasyon yapıp zihinsel gücünü geliştirmeye çalışmıştı. Sırf bunun için yıllar önce bu ülkeye ve bu şehre gelmişti.

 

Bu şehir birkaç dakika sonra insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir parçacık hızlandırıcı deneyin başlayacağı yerdi. Çiko’nun planının temelinde bu deneyin çevreye vereceği maruziyet yatıyordu. Bu deneyin etkisiyle zaman ve mekan çizgisinin arasındaki mesafe açılacak ve eğer varsa ruh ölümden sonra bu iki kavramın kısıtlamalarından muaf kalacak ve kendisi için farklı bir düzleme geçme fırsatı doğacaktı.

 

Çiko birkaç adım attı ve çatının kenarına yanaştı. Saatine baktı. Sonra cebinden eski bir gazeteye sıkıca sarılmış bir paket çıkardı. Bu paketin içerisinde Çiko’nun bir gün evvel hazırladığı ve sıkıca sardığı bir ampul ve bir şırınga vardı.

 

Dikkatlice ampulün içerisindeki solüsyonu kendine enjekte etti, sağ elinin iki parmağını boynuna götürdü ve nabzını kontrol etti. İstediği seviyeye geldiğinden emin olduktan sonra uzunca bir adım attı ve kendini boşluğa bıraktı.

 

 

 

‘’ Kimim ben?’’

 

‘’Daha da önemlisi burası da neresi?’’

 

‘’Heyy… orada kimse var mı?’’

 

‘’Lütfen biri bana yardım etsin.’’

 

 

 ‘’Kim olursa, ne olur…’’

 

‘’Herhangi biri lütfen…’’

 

...

 

Bilinmeyen bir yer bilinmeyen bir zamanda iki varlık yıldızların arasında bir çeşit oyun oynamaktaydılar.

 

‘’ Hey Ren, söylesene nasıl her seferinde canlıların kaderini bu kadar kesin bilebiliyorsun?’’

 

Bu oyunun ismi Kader Oyunuydu. Daha doğmamış bir canlının kaderini tahmin etme ve bunun üzerine bahse girme temalı bir oyundu.

 

‘’ Ahaha... Bu konuda söyleyebileceğim tek şey gerçekten uzun zamandır bu oyunu oynamam. Bana rakip olabilecek pek fazla tanrı yoktur Meyus.’’

 

Ren’in belirgin hatları olan bir vücudu yoktu. Silueti bir gölge şeklindeydi. Onu karanlık uzaydan ayıran tek şey hareket ederken etrafına verdiği etkiydi. Bunun dışında erkek mi, dişi mi ayırt edilemeyecek bir gizeme sahip sesi insanın içini titreten derinliğe sahipti.

 

Buna karşılık Meyus bir ışık kümesiydi. Onu yıldızlardan farklı kılan yanarken etrafı ısıtmak yerine soğutmasıydı. Sanki var olmak için etrafını özümser gibiydi.

 

‘’Bak yine o isimle seslendin. Niye böylesine rezil bir isimle sesleniyorsun. Bana önceki isimlerimden biriyle seslenebilirsin. Farklı bir şekilde çağrılmak istiyorum.’’ Meyus artık Ren’in kendisine uğursuz anlamına gelen bu isimle seslenmesinden usanmıştı. Kendi varlığı ilk ortaya çıktığında bu tanrı onunla bir oyun oynamak istediğini söylemiş ve kaybetme bedeli olarak ta bu ismi kullanması gerektiğini söylemişti.

 

‘‘Kuralım hala aynı. Beni bu oyunda bir kez olsun yen ve benden isteğin bir şeyi yapacağım.’’ Ren fazla takmadan yanıtladı.

 

‘’Ama, ama...’’

 

‘’ÖHHÖÖÖ’’

 

Ren bir süre cevap vermedi.’’ Ahh ah... Yine başlıyoruz.’’ iç geçirdi.

 

 Birkaç dakikalık sessizliğin ardından Ren cevap verdi.

 

‘’Meyus sence ne zamandır buradasın?’’ Ren imalı bir şekilde konuştu.

 

‘’Sanırım en yakınımızdaki yıldız üçüncü döngüsünü tamamlamak üzere.’’

 

‘’Peki; başka bir şey daha sorayım, burası neresi?’’

 

‘’Bilmiyorum. Tek bildiğim kendimi bildim bileli burada olduğum’’

 

Meyus’un cevabı bitince, Ren sözlerine ciddiyetle başladı.

 

‘’Şimdi dikkatlice dinle beni. O gördüğün yıldız sen geldiğinden beri üç değil yaklaşık yarım milyar döngü tamamladı. Ve burası da herhangi bir yer değil sadece senin delirmemen için yaptığım bir cep evren.’’

 

‘’Bir zamanlar basit bir insan olan sen, eşi görülmemiş bir şey yaptın ve ruhunu kafesleyen zaman ve mekan çizgilerinin dışına çıktın. Seni bulduğumda ruhunda çok sayıda yara vardı ve çoktan delirmiştin bile.’’

 

Meyus araya girdi.

 

‘’Ne yani bir zamanlar bir insan olduğumu mu söylüyorsun?’’

 

Ren biraz sesini yükseltti.

 

‘’Sözümü kesme evlat.’’

 

..

 

‘’Evet, bir zamanlar bir insandın ama seni bulduğumda insana benzer bir halin kalmamıştı. Ruhunun bedeninden ayrılmasının üzerinden insan zamanıyla milyonlarca yıl geçmişti.’’

 

Meyus, Ren ile oynadığı oyunlarda pek çok kez insan kaderi üzerine bahse girmişti. İnsanlar gerçekten evrendeki en aciz varlıklardan biriydi. Bir zamanlar kendisinin de insan olduğu gerçeği hiç hoşuna gitmedi.

 

Ren sözlerine devam etti.

 

‘’Şuan bulunduğumuz yer benim tarafımdan oluşturulan özel bir cep evren. Ve içinde bulunduğu boyutsa sadece tanrıların var olabileceği niteliklere sahip. Aslında bana minnettar olmalısın. Çok uzun zaman önce burayı senin için oluşturmuştum. Sadece sana özel...’’ Ren arkası döndü ve elini uzattı.

 

 Aynı anda pek çok görüntü önlerine serildi.

 

‘’Sen de fark etmişsindir Meyus, burada var olan zaman sürekli esneyip sıkılaşıyor ve maddesel ortam ne olursa olsun hiçbir fizik kuralınca bir standarda oturtulamıyor. Örneğin etrafımızda hiç bir tanecik yokken benim sesimi nasıl duyduğunu veya ruhunun bu boyuttaki diğer sıcak yanan yıldızlara tezat nasıl soğuk yandığını açıklayamazsın. Aynı zamanda buradan var olan tüm zamanlara ve mekanlara kolayca erişim sağlayabilirsin.Bunun sebebi, bu cep evrenin bulunduğu boyut diğer tüm evrenlerin doğduğu yer olan Tanrılar Mekanı’nda.’’ Ren’in sesi çok soğuktu ama aynı zamanda bir çocuğa anlatırcasına ayrıntılı ve tane taneydi.

 

Sonra görüntülerden özellikle birini seçti.

 

Bu görüntüde insan ruhu bedeninden kendi isteğiyle ayrılmış ve onu götürmeye geldikleri belli olan iki ruhtan kaçıyordu.

 

Sıradaki bölümün ismi: İnsan Olmak İstiyorum




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr