Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Mavi Elma - Bölüm 40: Uzun Zaman Oldu...


Bir at arabası Yun malikanesinin önüne doğru hızla ilerlemişti. Atları en azından beş metre olan bu at arabasının içinden iki metrelik devasa bir adam indi. Askeri kıyafetlerin içindeki adam malikaneye doğru ilerlerken, önünde beliren korumalar yolunu kesti. Bunun üzerine iki metrelik adam “Çekilin! Genç efendinin bu haberi duyması gerekli!” diye bağırdı.

Sesi ruh gücüyle güçlendirildiğinden, olması gerekenden bir miktar daha yüksek çıkmıştı. Bir kilometre karelik alana kurulmuş olan devasa malikanenin içinde bulunan insanların bunu duyması son derece normaldi.

Askerin sesiyle birlikte içeriden çıkan bir hizmetçi hemen dışarıya doğru koştu. Qi Yoğunlaşmasının ikinci düzeyinde olan bedeni kısacık bir sürede girişe kadar gelmişti. Özenle dikilmiş gibi görünen kıyafetleri son derece pürüzsüzdü. Gösterişli hizmetçi kıyafetlerinin kol kısmı bir miktar genişti, ellerini hızla kollarından çıkartan hizmetçi “Geçmesine izin verin, genç efendi kendisini bekliyor” dedi.

Hizmetçinin ifadesiz bir suratla konuşmasıyla birlikte korumalar hızla askerin geçmesine izin verdiler. Hizmetçi askere doğru bakarak, “Beni takip et” dedi.

Asker Qi Yoğunlaşmasının üçüncü düzeyinde olan bir komutan olduğundan bu eylem onun için son derece kolaydı. Zırhının üstüne işlenmiş olan ibrik her adımıyla birlikte sağa sola doğru oynuyordu. Deri bir zırh giymesine rağmen bu deri zırh son derece kaliteliydi, normal metal bir zırhtan on kat daha dayanıklı olan bu zırhın yapımında taş yutan porsuk derisi kullanılmıştı.

İkili kısacık bir sürede evin arkasında bulunan devasa bahçeye gelmişti. Bahçe içerisinde her çeşit bitkiden varmış gibi görünüyordu. Bahçe içerisinde gezinen tavuklar ise son derece özverili bir şekilde bitkilerin yanına yürüyor ve onları koruyordu.

Yun ailesinin şifacı geleneğine sıkıca sarılarak, simyacılığın daosunu her yeni nesle aktardığı son derece belirgindi. Gözleri hayranlıkla açılmış olan asker hemen önlerinde bulunan ve bir bitkiye su veren gencin yanına doğru ilerledi.

Elinde bulunan sürahiyle bitkilere özel bir karışım döken genç kendisine doğru koşan askeri çoktan fark etmişti, asker kendisine yaklaştıkça ayağa kalkan bu genç en fazla on üç yaşında gibi görünüyordu. Ancak gözleri son derece bilge bir bakışa sahipti, bu da onun alaya alınmayacak türden birisi olduğunu gösteriyordu.

“Genç Efendi Che! Sonunda istediğiniz kişiyi bulduk!”

Yun Che’nin gözleri bu sözler ile birlikte hızla açıldı, gözlerinde meraklı bir ifade vardı. Ellerini sözüne devam etmesi için oynatmıştı.

“Genç efendi, bu çocuğun son derece vahşi olduğunu itiraf etmem gerekli; kendisini ihbar eden bir dilenci olmamış olsa sanırım kimse bu saldırıda arkasının olduğunu söylemezdi. Orada bulunan yedi kişiden altısını askerlerim gidene kadar öldürmüştü. Önünde duran kız ise korkmuş bir şekilde kendisine bakıyordu.”

Yun Che bu anlatılanlar ile birlikte, gerçekten de bahsedilenin kendi aradığı kişi olduğunu anlamıştı. Dudaklarında hafif bir gülümseme ortaya çıkmıştı, “Gerçekten de tarikattaki gibi…” diye düşündü.

“Neyden ötürü bu olaylar gerçekleşti peki?”

Asker hiç teklemeden konuşmaya başladı; “Genç efendi, bize söyleyen dilenciye göre gece yarısı bu kişi ile birlikte yolları kesilmiş ve ardından çocuk bu dilenciyi yetkili kişilere haber vermesi için yollamış. Buraya kadar bu harekete elbette ki inanmıştık ancak gördüğümüz manzara karşısında düşüncelerimiz bir anda değişti. Çocuğun gözlerinde beliren korkuyla dehşet karışımı ifade karşısında nasıl ona inanabilirdik ki? İki kişinin kafası patlamıştı, diğer dört kişinin ise boyunları kırılmıştı suratlarında küçük bir el izi bulunuyordu ve morarmıştı.”

Yun Che bunun üstüne daha fazla dayanamadı ve gülmeye başladı, “Hahaha! Gerçekten de bu bir yıllık görevi boyunca daha da vahşileşmiş! Ne çocuk ama…” gözleri keskin bir şekilde bakan Yun Che askere doğru döndü ve “Pekala Yüzbaşı Mustafa, bana bu çocuğu nasıl serbest bırakacağımı söyleyebilecek misin?”

Bu sözler üstüne Yüzbaşı Mustafa’nın gözleri tereddüt ile birlikte küçüldü, “Genç efendi, böylesine vahşi bir çocuk ile ne ilişkiniz var anlamıyorum. Onu tanıyor gibisiniz ve bundan son derece de memnunsunuz…”

“Elbette ki, sonuçta arkadaşım. Neden bana onu nasıl serbest bırakacağımı söylemiyorsun?”

Yüzbaşı Mustafa hemen kendisini toparladı, “Genç Efendi, yasalara göre şehir içinde cinayet işleyen birisinin cezası doğrudan ölümdür ancak bu suçu işleyen kişi soylu olduğunda şehrimiz daha esnek davranmaktadır. Yasalara göre bir soylunun katılmış olduğu cinayet vakasında soylu hapse atılırsa 5.000 ruh taşı verdiği sürece yargılanmaktan kurtulabilir.”

Yun Che hafifçe kafasını salladı, suratı ihtişamla parlamaktaydı. Ellerini arkasına alan genç efendi, “Pekala o zaman 5.000 ruh taşı ödeyelim” dedi.

Yüzbaşı Mustafa hemen “A-ama genç efendi, bu çocuk kesinlikle bir soylu değil… Ben onu nasıl serbest bırakabilirim ki? Bunu yaparsam üstlerime ne derim?” dedi.

Yun Che bunun üste kısacık bir kahkaha attı, “Eh o zaman sana en ufak bir haber verememiş olmamdan ötürü sana karşı biraz mahcup durudayım…” diye düşündü. Ardından da “Neden yalnız olsun ki? Görmüyor musun bende oradaydım!” dedi.

Bu sözler ile birlikte ne olduğunu anlamayan Yüzbaşı Mustafa, Yun Che’ye boş bir şekilde baktı, “Genç efendi nasıl siz orada olabilirsiniz? Şuan sizinle konuşuyorum ya…”

“Salakça laflar etmekten vazgeç, şuan sizin yanınızda olsam da bu olayda arkadaşımı korumam gerekli; bundan ötürü de şuandan itibaren sizinle birlikte karakolunuza doğru gidecek ve gerekli işlemleri yapacağım.”

Bu sözler ile birlikte en sonunda neler döndüğünü anlayan Yüzbaşı Mustafa, gözlerinde ortaya çıkan bir parıltıyla “O zaman bu taraftan genç efendi…” dedi.

Yun Che dudaklarında hafif bir gülümseme ile birlikte Yüzbaşının arkasından ilerlemeye devam ederken “Seni en son gördüğümden beridir bir sene çoktan geçti… Şimdi nasılsın acaba Adem” diye düşünüyordu.

Hızla samanların olduğu boş bir odaya doğru atılan Adem, gözlerindeki merakla birlikte askere doğru dönerek “Neden beni buraya atıyorsunuz? Suçum nedir?” diye sordu. Askerin gözlerindeki kibirle birlikte yanıt vermemesi Adem’in sinirini bozmuştu.

Samanların içerisinde yer yer dışkılarda bulunuyordu, burada bulunan insanların en ufak bir ihtiyacının yerine getirilmediğini anlayan Adem’in suratı dışkılardan yükselen dayanılmaz kokuyla birlikte buruştu. “Neden ben suçluyum ki?” diye düşünen Adem’in aklına ne kadar düşünürse düşünsün mantıklı tek bir cevap gelmemişti. Bundan ötürü de sinirlense de sesini çıkarmadı.

Zaman ilerlemeye devam etti, Adem’in önünden geçen askerler ona doğru aşağılayıcı bir bakış atıyor ve hemen sonrasında kafalarını çevirerek yollarına devam ediyordu. Adem bu durumdan son derece nefret ediyordu. Adem kendine “Bana bir bok muamelesi yapılacak ne yaptım ben?” diye sormaya başladı.

Yanından geçen askerlerden birisini fark eden Adem, en sonunda dayanamadı ve demir parmaklıkların ardından askerin paçasına doğru tutundu. Asker bir anda ayağını hareket ettiremeyince panikledi, ancak hemen ardından Adem’i fark ettiğinden suratındaki panik ifadesi yerini sinir ve kibre bıraktı.

“Ölümünü mü arıyorsun lan çocuk!”

Adem’in eline hızla tekme atan bu asker, Adem’in elinin en ufak bir hareket bile etmemesiyle şaşkına döndü, Adem bu hareketleri önemsemeden “Neden ben bu şekilde tutuluyorum? Suçlu bile değilim ki…”dedi.

“Peh! Herkes zaten suçlu değildir, hayrola sana ne oldu? Hırsızlık mı yapmaya çalıştılar yoksa haraç mı kestiler senden ve dur tahmin edeyim sen de bundan ötürü o masum insanları öldürdün.” Askerin suratındaki kendinden emin ifadeyi gören Adem, bu askerin yapısına çok sinirlendi. Ancak bunu belli etmeye de çalışmadı.

“Gerçekten de bunlar olmuştu, neden bunları bir dalga ile söylüyorsun ki?”

“Kesin öyledir, buraya düşen her idam mahkumu bunları söyler ve bizlerin masum olduğuna inanmasını ister. Sanki biz inanınca ne olacaksa? Hakim senin idamını belirlediğinde ne bize ne de başkasına bir söz söylemek düşer.”

İdam sözlerini duyan Adem’in dudakları hemen soldu, alnında boncuk gibi beyaz bir ter tabakası oluştu. Bu sözler onu en hassas bölgesinden vurmuş ve daha çok sinirlenmesini sağlamıştı. “Ölümsüzlük yoluna adımımı attığım halde böylesi bir muamele görüyorum! Kesinlikle çok daha güçlü olacak ve sizin bunları söylemek yerine önümde secde etmenizi sağlayacağım!” diye düşündü.

Adem kendisine zorbalık yapılmasından son derece nefret ediyordu, bu onun küçüklükten beridir zorbalık görmesinden kaynaklıydı.

“Neden idam edilmem gerekiyor ki?”

Bu soru üstüne asker küstah bir kahkaha attı. Gözleriyle Adem’i süzen bu asker “Gerçekten de soruyor mu bunu?” diye düşündü. Ancak cevaplamaktan da geri çekilmedi, “Bir sivil bir cinayet suçuna karıştığında ceza olarak idam edilir. Bu binlerce yıldır alışa gelmiş bir kanundur, bu kanun sayesinde şehrimiz binlerce yıldır ayakta ve gün geçtikçe daha da güçlü hale gelmekte!”

Adem bu sözlerden sonra ellerini askerin paçasından çekmiş ve askere bir daha bakmamıştı gözlerinde üzgün bir bakış vardı. “Ölmektense kaçmak en iyisidir!” diye zihnen haykırarak hemen kaçış planlarını düşünmeye başladı.

Ancak ne kadar kaçış planlarını düşünse de, bir anda hücresinin önüne gelen bir asker elinde bulunan anahtar ile birlikte kapısını açmış ve “Dışarı çık” diye sıradan bir ses tonuyla konuşarak Adem’i durdurmuştu.

Adem dışarıya doğru yavaşça çıkmış ve getirildiği koridorlardan ağır adımlarla ilerlemişti. Sadece kısacık bir süre o hücrede kalsa da kıyafetlerinin üstüne dışkı bulaşmış ve üstündeki kan kokusuyla birleşen dışkı yüzünden bedeni berbat kokmuştu.

Adem, bir başka kapıdan daha geçtiği anda tanıdık bir yüz görmesiyle şaşırdı. Bu kişi Yun Che’den başkası değildi, ışıkta kumrala dönen siyah saçlarıyla Adem’e doğru bakıyordu. Gözlerinde ışıltı ve dudaklarında hafif bir gülümseme vardı.

“Uzun zaman oldu Adem!” diye sevinçle haykırdı.

***

Sizlerin Mavi Elma için desteklerini bekliyorum. Normal düzende 33 saate bir yeni bölüm açılsa da her on yeni beğenme ile birlikte bir bölümü açmayı düşünüyorum. Ayrıca seri tanıtımına okuduğunuz yere kadar ki incelemenizi yaparsanız çok sevinirim. İyi günler dilerim. ^^ 

Ve bu bölüm, bu üstteki nottan sonra gelen 10. beğeninin sebebiyle atıldı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 918

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 865

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 716

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 680

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 562

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 500

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 469

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 469

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 412

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 412

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 174

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 136

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 136

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 133

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 119

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 114

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 47

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 42

Site İstatistikleri

  • 7783 Üye Sayısı
  • 165 Seri Sayısı
  • 12013 Bölüm Sayısı


creator
manga tr