"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Mavi Elma - Bölüm 6: Kırılgan İplik


Tüm bedeninin hareket etmemesi Adem’i son derece korkutmuştu, neden böyle bir şey yaşadığını anlayamayan Adem tüm suçlunun Dicle denen kız olduğundan emindi. İyileştikten sonra bu durumun hesabını ona soracaktı.

Gece boyunca Adem, bedenini hareket ettiremedi. Gün doğmaya başladığında ufak parmaklarını ancak hareket ettirebilir hale gelmişti. Bu durum en sonunda geçtiğinden ötürü son derece sevinçliydi.

Güneş tamamen doğduğunda bedenindeki hareketsizlikte en sonunda kaybolmuştu. Tüm bedenini hareket ettirebilmek, Adem için büyük bir mutluluktu. Adem tüm bedenini hareket ettirse bile, bilerek yatağında bekledi. Genelde kızların çat kapı içeriye girmesi, normal olduğundan Dicle’nin bir kez daha bu şekilde içeriye gireceğini düşünüyordu.

Nitekim dediği gibi de oldu. Dicle doğrudan içeriye girdi ve Adem’in suratına baktı, bu sırada Adem’de gözlerini yarı yarıya kapatmış bir şekilde bekliyordu. Kız tekrardan yanına geldiğinde Adem’in suratındaki rengin, eskisine döndüğünü fark ettiği gibi derin bir nefes aldı. Tam da bu sırada bir kol kızın kolundan birisine kenetlenmişti.

“Neden bana böyle bir şey yaptın?”

Adem’in son derece sert sesi, doğrudan kızın suratına çarpmış ve kızın ne yapacağını bilememesine neden olmuştu.

“Neyden bahsediyorsun sen, ah bırak kolumu acıyor!”

“Neden beni bu hale soktun! Bana cevap ver!”

Adem kızın narin kolunu daha da sıkmaya başlamıştı. Elbette ki, kızın da bu durumdan kurtulmak için elinden geleni yapması gerekiyordu, bunun da başlıca çözümü cevap vermekti.

“Ben bir şey yapmadım, pekala tamam baltanı almış olabilirim ancak bu sadece bir balta! Senin zehirlenmeni sağlayacak kişi kim bilmesem de seni öldürmenin ona bir kazanç sağlayacağı kesindi. Benim sayemde hayatta kaldın ve şimdi teşekkür olarak bunu mu yapıyorsun?! Bırak kolumu!”

Adem ne diyeceğini bilemedi, yavaşça Dicle’nin kolunu bıraktı. Dicle’nin yapmadığına nedense çoktan ikna olmuştu. Hem onu zehirlemeye çalışmış olsa neden gecenin bir vakti, yanına gelip onu iyileştirmeye çalışsın ki?

“Gelecekte bir gün senin bu iyiliğini ödeyeceğim. Şuan için hiçbir şeyim yok ancak, gelecekte kesinlikle olacak. İşte o zaman bu iyiliğini ödeyeceğim.”

Dicle bu sözler üzerine hafif bir tebessüm bıraktı, “Güzel, en azından vefalısın. Gelecekte kesinlikle senden bu iyiliğini ödemeni isteyeceğim. Şimdi, gidip işinin başına geri dön yoksa gerçekten yemek yiyemeyeceksin.”

“Bir saniye, burada herkes kendi yemeğinden sorumlu değil mi?”

“O kadar da gaddar değil okul, en azından senin karnını doyuruyor. Gerçi sadece çekirdek ve iç kuşak öğrencilerinin artıkları olmakta ancak bu bile iyidir. Bazen çok lezzetli şeyler bile olabiliyor.”

“Peki nerede yiyorsunuz yemeği?”

“Ah aslında yine bu binada, koridorun sonunda bir başka kapı var. Bu kapının ardında ise bir yemekhane, neden bunları bana soruyorsun ki?”

“Hiç… Sadece dün Yusuf Abi bana herkesin kendisinden sorumlu olduğunu ve kendisinin yemeklerini yaptığını söylemişti de… Bende ondan ötürü dün bambu ağaçlarının arkasındaki meyvelerden yemiştim.”

“Ne yemiştin, ne yemiştin!”

“Bambu ağaçlarının arkasındaki meyvelerden yemiştim.”

Dicle alnına bir şaplak bıraktı, gözlerinde yeni gelenin bir aptal olduğu düşündüğünü belli eden bir bakış vardı. “Oradaki meyvelerin hepsi Kıdemli Ouz’a ait meyveler, insanların sürekli meyvelerini yemelerinden bıkan Kıdemli Ouz meyvelerin üstüne bir zehir bulaştırmıştı. Demek sende budan ötürü zehirlendin…”

“Ama bana bunu yapmamı Yusuf Abi önermişti, bende ondan ötürü güvenli olabileceğini düşündüğümden yemiştim. Yusuf Abi neden beni zehirletmek istesin ki…”

Dicle kafasını onaylar gibi salladı, en sonunda bu işin neden yapıldığını anlamıştı. “Yeni gelen geldiği ayı kutsal yapar. Bu ay içerisinde öldürülürse veyahut ölmüşse kimsenin bulunamadığı takdirde herkese 15 gümüş dağıtılır. Büyük ihtimalle bundan ötürü seni zehirlemeye çalıştı.”

“15 gümüş…”

Adem bir anda değerinin sadece 15 gümüş olduğunu fark etti ve istemeden de olsa sinirlendi. Bu ona karşı yapılan hakaretlerin en büyüğüydü, ne yaparsa yapsın sinirini atlatamadı. Bundan ötürü doğrudan yatağına yumruk atan Adem, yumruğunun içeriye girmesi ve sert samanları ortaya çıkarmasıyla ancak kendisine geldi. Sinirlendiğinden ötürü eşyalarına zarar verirse daha da kötü bir durumda olacağını çok iyi biliyordu.

Dicle’ye dönen Adem, Dicle’nin yapmış olduğu minik dolandırıcılığı da unutmuş değildi. “Bana baltamı geri ver.”

Son derece sert ve buyuran bir ses tonuyla konuşan Adem’in karşısında Dicle  ne diyeceğini bilemedi. Birkaç kez ağzını açıp kapatan Dicle en sonunda bu durumdan kurtulmak için aklına gelen en iyi fikri uyguladı ve genişçe sırıttı.

“Bu ablanın baltası gerçekten yok ve senin baltan çok güzel, bu güzel ablanın baltayla uyumlu olduğunu düşünmüyor musun gerçekten de? Hem senin de bir baltan olduğuna göre bir sıkıntı olmamalı…”

Adem bu konuşmalarla birlikte derin bir nefes aldı, kızın bu şekilde konuşmaya devam edeceğini anlayan Adem sadece kafasını salladı ve “Tamam senin olabilir.” Diyerek kestirip attı. En azından denemişti ve elde edememesi onun şanssızlığıydı.

Çalışacakları yere kadar birlikte yürüyen ikili, daha sonrasında çalışmaya başladı. Adem özellikle Dicle’ye yakın olan ağaçları seçiyor ve kesiyordu. Ardından da bunları doğramaya başlıyordu. Balta farkından ötürü elbette ki, bu durum biraz zor oluyordu ancak en azından Adem daha güçlüydü ve bu farkı kapatabiliyordu.

Üçünü ağacın da doğranma işi bittiğinde çoktan yine güneş batmaya başlamıştı ve Adem öleceğini hissetmişti. Dicle’de kendisini beklediği için son derece acıkmış ve Adem’e kötücül bir niyetle bakmaya başlamıştı.

İkili yemekhanenin yolunu tutarken bir anda Adem, Yusuf’u gördü ve yürüyüşünü ona doğru çevirdi. Birisiyle son derece gizli bir konu konuşuyor olmalıydı ki, ikili hem fısıldaşıyor hem de kıkırdıyorlardı. Adem oraya doğru yaklaşarak ne konuştuklarını dinlemeye koyuldu.

“Sana ne dedim? Bak bu çocuğun ölmesi gerek yoksa istediğimiz silahları alamayız anladın mı beni! Bu sene ki av partisinden elde edilecek her şey bize kalacakmış! Her şey! Üstelik bir kaynak canavarını indirirsek onun çekirdeğini de toplayabilecekmişiz!”

“İyi hoş güzelde Cafer Canavar… Bu işi yaparsak herkes bizim bir Dantianta sahip olduğumuzu anlar, kaç yıldır saklıyoruz bunu hiç düşündün mü? Tamı tamına 20 yıldır sadece bir av partisi için bu yılları çöpe atmaya ne gerek var?”

“Sen şimdi bunu boş ver de, ne oldu senin bu salakla olan arkadaşlığın? En son Kıdemli Ouz’un meyvelerinden yemişti bu, ölmesi gerekmiyor mu? Nasıl olurda bu gün yine o kırık baltayla ağaç kesmeye başlar!”

“İnan bende bilmiyorum vallahi, bir insanın cenabetliğinin ilk kez şansa dönüştüğünü gördüm. Böylesine bir beyinsizlikle hayatta kalabilmesi, kuşun taşaklarını iple kesmesinden daha zor olmalıydı…”

“Bu gün işini bitiriyoruz o zaman, bu gün de yapamazsak başka bir şansımız olmayacak!”

“Kesinlikle!”

Adem bunları duyduğu anda göğsünde derin bir nefret ortaya çıkmıştı. Bir şeyleri anlamıştı Adem, burada kimse kimseye güvenemezdi. Dostum dediğin kişi en ufak zamanda senin en azılı düşmanın olabilirdi. Öldürmek o kadar yaygındı ki, okul buna para ödülü bile veriyordu…

“Güçlenmem gerekli! Hem de çok fazla güçlenmem gerekli!”

Adem bunları söylerken bir anda Kalbin Ağırlıkları üstündeyken yanına gelen kadın ve erkeği hatırladı. Erkeğin ona söylediği birkaç kelimeyi hatırladı.

“Meditasyon yaparken genelde boş bir zihninin olması gerektiğini söylerler ancak bu yanlış, doğrusu odağının bir noktada toparlanıp tüm bedeninin o düşünceye itaat etmiş olmasıdır. Bu süreç içerisinde zihnini boşaltırsan istediğini elde edersin…”

Hızla koşarak yemekhaneye ilerleyen Adem, Dicle’nin yanına doğru ilerledi. Bu gün ondan bir iyilik daha istemesi gerekeceğini anladı…

Yemeğin sonunda Adem, odasına doğru çekildi ve ilk kez lotus pozisyonuna geçti. Bedenindeki düşünceleri tek bir noktaya toplamaya başlamıştı, bu düşünce şüphesiz ki “Ölümsüz olmalıyım!” dan başka bir şey değildi.

Tüm bedeninde bu isteğin arzulanması için Adem bütün arzularından vazgeçmişti. Onun için önemli olan tek şey bu istek olmaya başlamıştı. Başlangıçta oluşan bacak ağrıları bile belirli bir süreden sonra yok olmuştu.

Tüm damarlarında kanın kaynadığını hisseden Adem, derin nefesler almaya başladı. Tüm odanın zamanı onun için neredeyse yavaşlamış gibiydi, bedenindeki kan akışının bile yavaşladığını hisseden Adem nefeslerini daha düzgün bir sıraya sokmaya başladı. Kafasında sürekli olarak haykırdığı “Ölümsüz olmalıyım!” düşüncesi de bedeninde elektrik şokunun daimi olarak dolaşmasına neden oluyordu.

En sonunda bedenindeki elektrik şoklarının azalmasıyla birlikte Adem’in düşünme şeklide yavaş yavaş değişti. Tamamen aklından silinmeye başlayan düşünce bedenine aşılanmış. Bedeni onun yerine düşünmeye başlamıştı.

Tam da bu sırada Adem bedenine doğru ilerleyen minicik o kadar kırılgan ki üflense dahi parçalara ayrılacak beyaz bir ipliğin ona doğru ilerlediğini fark etti. O kadar küçüktü ki, adem onu hissettiğinde nedensizce bu ipliği kendisine benzetmişti. Kendisi de bunun kadar küçük bir iplik parçasıydı ve içinde bulunduğu okulun güçleri tarafından her an parçalara ayrılabileceğini çok iyi biliyordu.

İplik bedeninin içine doğru ilerlediğinde Adem bir anda gözlerini açtı, bu minik ipliğin hala daha bedeninde dolaştığını çoktan hissetmişti. Sanki bedenide daha önce fark etmediği bir çok yer vardı da bu iplik hepsini kazarak açmaya çalışıyor gibiydi.

Adem daha neler olduğunu bile anlayamadan bu minik iplik bedenin içinde çözüldü ve geldiği gibi tekrardan ortadan kayboldu. Bu durum onda başlangıçta büyük bir korkuyu daha sonrasında ise bir endişeyi ortaya koymuştu.

Tam da bunları düşünürken bir anda kapı açıldı. Adem kim olduğuna bakmak için kafasını çevirdiğinde gelen kişilerin Yusuf ve bu gün onun yanında görmüş olduğu Cafer’den başkası olmadığını fark etmişti.

Suratında büyük bir ter damlasının belirmesiyle birlikte bu ter damlasının çenesine kadar inmesi çok az vakit almıştı. Karşısında duran ikilinin suratlarındaki kayıtsızlık da son derece korkutucu görünüyordu. Adem şimdi ne yapacağını düşünmeye başlamıştı.


Bir okuyucumun isteği üzerine daha fazla virgül eklemeye çalıştım. Şuan patron kiminle konuşuyor bu diye bana bakıyor... Umarım beğenmişsinizdir, kendinize iyi bakın!




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1302

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1105

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 730

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 420

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16532 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22335 Bölüm Sayısı


creator
manga tr