Bölüm 2: Tuhaf Taş

avatar
9848 9

Martial World - Bölüm 2: Tuhaf Taş


 

Çeviri: bebebiskuvisi

 


“Kardeş Ming, Zhu Yan’ın ağzının payını verdin!” dedi Lin Xiaodong yolda yürürken bundan zevk alarak.


Lin Ming sessiz kaldı. O zaman söylediği şeyler kulağa çok etkileyici ve asilce gelse de Zhu Yan’ı aşması oldukça zor olacaktı. Ödemesi gereken bedel, muazzam bir efor olacaktı.


Sıkı çalışmaktan ya da çalışmaktan dolayı acı çekmekten korkmuyordu elbette. İçsel yaralanmalardan da korktuğu söylenemezdi. Bu yaralar şifalı bitkilerle tedavi edilebilirdi, gerçi onların fiyatı baya yüksekti.


Lin Xiaodong, Lin Ming’in ne düşündüğünü tahmin edip konuştu: “Kardeşim, yapman gereken tek şey sıkı çalışmak. İlaçların falan parasını düşünüyorsan, merak etme, hâl çaresine bakacağım! İçin rahat olsun, dedemin aile içindeki pozisyonu çok yüksek olmasa da bunları karşılamaya yeter. Birkaç yüz altın liang toplamak benim için sorun olmaz!”


Lin Ming durdu ve dönüp Lin Xiaodong’a baktı. İyi gün dostu her yerde bulunsa da zor zamanlarda sana böyle sahip çıkacak arkadaşlar nadirdi. Ve kardeşler arasında teşekkür, iki yüzlülükten başka bir şey değildi. Yine de Lin Ming öylece durmaya devam etti ve ciddi bir ses tonuyla konuştu. “Xiaodong, teşekkür ederim.”


“Lan, ne saçmalıyorsun. Hiç gerek yok. Biliyorsun, bu hayatta çok bir arzum yok. Yedi Derin Savaşçı Evi’nin giriş sınavına katılmam, sadece babamın itibarını korumak için. Kardeşim, bahsimi sana yatıracağım. İleride usta olduğun zaman, başım belaya girdiğinde, elbet girecektir, sen de benim götümü kurtarırsın, hahahaha!”


Lin Ming içtenlikle güldü. “En! Senin gibi bir kardeşim varken dövüş sanatları yolundan vazgeçmemin imkanı yok zaten!”


Lin Ming evine döndüğünde akşam olmuştu. Kaldığı odayı kiralamıştı. Yedi Derin Savaşçı Evi’nin giriş sınavı kayıtlarının başlangıcından bitişine kadar Göklerin Talihi Şehri’ndeki tüm kiralık daireler ve hanlar dolu olacaktı. Ve kesinlikle kira fiyatları da yarı yarıya artacaktı. Bu yüzden başvuranların bir kısmı oda kiralamayı seçecekti. Ve bu sebepten, bu seçenek de ucuz sayılmazdı.


Lin Ming ucuza kaçmış, on metrekarelik küçük bir oda kiralamıştı. Yatağına oturmuş meditasyona başlamak üzereyken kapı çaldı.


Lin Ming kapıyı açtığında, karşısında ev sahibesini gördü. Ev sahibesi, aşağı yukarı elli yaşında, aşırı şişman bir kadındı. İfadesi genellikle haşin ve sinirli olurdu ama bugün hoş bir şekilde gülümsüyor, Lin Ming’in ters bir şeyler olduğunu hissetmesine sebep oluyordu.


“Ev sahibesi, bir sorun mu var?”


“Bu...Küçük dostum, üzgünüm ama odayı boşaltabilir misin?”


“En?” Lin Ming kaşlarını çattı. “Neden?”


“Hehe, üzgünüm, ama bu odayı ben kiraladım.” Arkadan sert bir erkek sesi geldi. Lin Ming sese doğru baktı ve koridorda yürüyen kepçe kulaklı bir adam gördü. Adam keyifli bir şekilde gülümsüyordu.


Lin Ming, ona baktığı an, onun Zhu Yan ve yanındaki genci takip edenlerden biri olduğunu fark etti. Görünüşe göre Zhu Yan’ın yanındaki gencin astlarından biriydi. Zhu Yan’ın yanındaki genç, onlar ağız dalaşı yaparken sessiz kalmış ve sadece Lin Ming ile Lin Xiaodong’a küçümseyerek bakmakla yetinmişti.


Görünüşe göre, o genç adam, Zhu Yan’a yaranmak için astını Lin Ming’e sorun yaratması için göndermişti. Yapması gereken tek şey de, ev sahibesine Lin Ming’in ödediği kiradan birkaç kat fazlasını teklif etmekti, geri kalan şeylerle ev sahibesi ilgilenecekti.


Yedi Derin Savaşçı Evi’nin kayıtları hâlâ devam ediyor, insanlar bu yüzden kalacak yer bulmakta güçlük çekiyordu. Kiralayacak başka bir yer bulmak, bunu söylemekten çok daha zordu. Ama Lin Ming başka bir yer bulabilseydi bile bu heriflerin tekrar gelip ona salça olmayacağının garantisi yoktu.


Lin Ming’in ifadesi sertleşti ve sakince ev sahibesine baktı. “Daha önce beş aylığına kiralayacağım konusunda anlaşmıştık. Kira bedelini de peşin vermiştim. Ve sürenin bitmesine hâlâ üç ay var. Şimdi gelip evden çıkmamı mı istiyorsun?”


Ev sahibesi özür dilermişçesine gülümsedi. “Bu...Bunun farkındayım elbette. Peki buna ne dersin? Üç aylık kirayı sana geri vereyim. Olmaz mı?”


“Ah! Bana üç aylık kirayı iade mi edeceksiniz? Hesap kitap da biliyorsunuz demek!” Lin Ming’in öfkesi kabarmaya başlamıştı. Ev sahibesi başka insanların baskısı üzerine onu evden çıkartırsa hemen ayrılırdı ama ev sahibesinin şimdiki davranışları ve sözleri onu öfkelendirmişti.


“Hey, ne diyorsun sen? O zaman sadece konuşmuştuk, sözleşme falan imzalamamıştık. Bu oda benim. Kime kiralayacağıma da ben karar veririm!” Göklerin Talihi Şehri’nin Göklerin Talihi Krallığı’nın başkenti olduğu da göz önüne alınırsa, bu şehirdeki tüm mülk sahiplerinin bir kendini beğenmişlik havasında olması doğal karşılanabilirdi. Onlara göre, bu şehre dışarıdan gelen herkes köylü hödüklerdi; onlara küçümsemeyle bakarlar, onlarla küçümseyerek konuşurlardı. Dahası, arkasındaki bu adamın zengin ve güçlü bir aileden geldiği her hâlinden anlaşılıyordu. Böyle birinin ona arka çıkması, ev sahibesini daha da cesurlaştırmıştı.


Kepçe kulaklı adam küstahça gülmeye başladı. “Makul biriysen hemen çıkarsın. Sana başka bir şey demeyeceğim. Gözlerim üzerinde. Kiralayacak başka bir yer bulsan bile seni yine kovdururum. Yedi Derin Savaşçı Evi’nin giriş sınavından önceki bu üç ay içinde sokaklarda yatmak zorunda kalacaksın, haha!”


Adam güldü.


Soylular arasında doğanların bir üstünlük hissine sahip olması doğaldı. Ama kibirlerini gösterirken bile, Zhu Yan gibi lütuf gösterirmişçesine nutuk atarlar, bir zarafet sergilerlerdi. Öte yandan, önünde duran bu adam sadece kuru kibir gösteriyor, başkalarına güvenerek zorbalık yapan biri olduğunu belli ediyordu.


Lin Ming kepçe kulaklı adama baktı ve gözleri gitgide donuklaştı.


“Neye bakıyorsun? Bana vurmayı mı düşünüyorsun yoksa? Sana söyleyeyim, Genç Efendim, Göklerin Talihi Şehri’ni savunan ordunun komutanının ikinci oğludur. Bana vurmaya cesaret edersen, Genç Efendim senin gö…”


“Kaybol!” Lin Ming’in bağırmasıyla adamın burnuna yumruk atması bir oldu. Adam geriye doğru uçtu ve yere düştüğünde kırılma sesleri yükseldi. Adam kırılmış mobilyaların ve çömleklerin arasında yatarken saçları dağılmıştı ve yüzünden kan damlıyordu.


Adamın yediği bu yumruk, Demir Ağaç’ta sertleştirilmişti. Ve netice de tahmin edilebilirdi, adamın burnu içe göçmüştü.


Ev sahibesi önce şok oldu, bir süre inanmaz gözlerle baktı, sonra ise avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. “Ayy! Komşulaaaar! Yetişiiiin! Adam öldürüyorlar!”


Ev sahibesi dışarı doğru koşmaya başladı ama tombul bacaklarıyla doğru düzgün koşamayıp yere düştü.


Lin Ming, kepçe kulaklı adama doğru yürüdü. Fiziksel Eğitim’in Birinci Aşaması’nda, dövüş sanatları yolunun başındaydı ama bu, hiçbir şey yapamayacağı anlamına gelmiyordu. Sonuçta Göklerin Talihi Şehri’ndeki birçok kişi dövüş sanatları eğitim almamıştı. Diğer taraftan Lin Ming, henüz yolun başında olsa da yetenekliydi. Ayrıca çok sıkı çalışıyordu. Onunla aynı yeteneğe sahip binlerce yaşıtı arasında muhtemelen onun dengi bulunamazdı. Önündeki bu adam ise, bir yalakadan ibaretti ve Lin Ming’in onunla uğraşmasına bile gerek yoktu.


Adam inledi, Lin Ming’in ona vuracağını hiç düşünmemişti. Kana bulanmış parmağını kaldırıp Lin Ming’i işaret etti. “Sen...bana vurmaya cesaret ettin ya...bittin oğlum sen!”


“Bana ne olacağını bilmiyorum ama işinin bitenin sen olduğunu çok iyi biliyorum.” Lin Ming adamın karnına bir tekme geçirerek sefil bir çığlık atmasına neden oldu. Adam bir kez daha uçtu. Ama bu sefer kapıyı kırıp evin dışına uçtu.


Lin Ming bir şey söylemedi. Odasına dönüp eşyalarını topladı ve ayrılmaya başladı. Tüm ev darmadağınıktı ve ev sahibesi bu sahneyi görünce kalbi sızlamıştı. Ama çekinse de konuşmaktan geri durmadı. “Sen...evi bu hâlde bırakıp ayrılamazsın, sen...zararı...zararı tazmin etmek zorundasın!”


Lin Ming durdu ve hâlâ düşmüş olduğu yerde yatan toparlak ev sahibesine bakmak için döndü. “Tazmin mi?”


“Tazmin...Tazmin…” Ev sahibesinin sesi gücünü kaybetmeye başladı. Genç adamın bakışları cehennemim dokuz çukuruna açılan bir pencere gibiydi ve onu ürkütüyordu.


Lin Ming tek bir kelime bile etmeden evin duvarına yumruk attı ve yumruğu duvarın içine girerek evin sallanmasına ve tavandan tozların dökülmesine sebep oldu. Bunun üzerine, ev sahibesi bir çığlık attıktan sonra bayıldı.


Lin Ming sırt çantasını aldı ve yerde baygın yatan adama bir bakış bile atmadan yürüyüp gitti.


Lin Ming, bu adamı döverken bu herifin arkasındakilerin bunu yanına koymayacağının ve ona kesinlikle büyük bir sorun çıkartacaklarının bilincindeydi. Ama pişman değildi.


Bir erkeğin katlanmak zorunda olduğu bazı zorluklar vardı. Bugün gelen kişi bir dövüş sanatçısı olsaydı, Lin Ming aynı şekilde davranmaz, dişini sıkardı. Evden çıkartılmaya katlanmak zorunda kalırdı. Ama karşısına çıkan kişi, götünü efendisine dayamış değersiz bir yalakaydı. Lin Ming böyle birinin ona zorbalık yapmasına izin verecekse dövüş sanatlarını öğrenmeye çalışmasının anlamı neydi ki?


Bu durum, Lin Ming’in dövüş sanatları yoluna uymuyordu.


Lin Ming o muhiti terk etti. Bir süre sonra durup sırt çantasını yere koydu ve konut problemini nasıl çözeceğini düşünmeye başladı. Şu sıralar tüm hanlar doluydu; boş odası olan bir han bulsa bile çekecekleri fiyat onun için çok pahalı olurdu. Dışarıda uyumaya bir itirazı olmasa da muhtemelen Lin Xiaodong bu durumu öğrendiğinde ona bir fırça kayacak ve zorla kendi evine götürecekti.


Lin Ming, Lin Xiaodong’un evine giderse ve komutanın ikinci oğlu adamlarını oraya gönderirse, Lin Xiaodong da evinden olabilir, Lin Ming ile beraber sokaklarda yatmak zorunda kalabilirdi.


Üstelik, Lin Ming bazı belalı adamları kışkırtmıştı. Komutanın ikinci oğlunun, onun üzerine eşkıyalar gönderip göndermeyeceğinin bile garantisi yoktu. Bu insanların gözlerinde, başka insanları sakat bırakmak büyük bir mesele değildi. Lin Ming de Lin Xiaodong’un başına böyle bir bela açmak istemiyordu.


Hâl böyleyken nereye gidebilirim?


Biraz düşündükten sonra Lin Ming’in aklına bir fikir geldi: Göklerin Talihi Şehri’nin en lüks restoranı, Büyük Berraklık Köşkü.


Büyük Berraklık Köşkü’nün müşteri kitlesi en üst sınıftı. Ayrıca kendilerinin de sağlam bir arka planı vardı. Böyle güçlü bir sığınakta, komutanın ikinci oğlu bile ona bir şey yapamazdı.


Lin Ming’in Büyük Berraklık Köşkü’ne gitmek istemesinin nedeni orada bir oda kiralamak değildi. Oraya iş bulmak için gidiyordu. Lin Ming’in ailesi bir restoran işletiyordu ve Lin Ming de tadı çok iyi yemekler pişirebiliyordu. Ama Göklerin Talihi Şehri’ndeki aşçılarla rekabet edebileceğini düşünecek kadar küstah da değildi. Sonuçta aşçıların dünyasında yalana yer yoktu…



Büyük Berraklık Köşkü’nün ışıkları, Lin Ming geldiğinde bile açıktı. Burası, Göklerin Talihi Şehri’ndeki en iyi iş yeriydi.


Lin Ming’in kıyafetlerinin çok sıradan olması, Büyük Berraklık Köşkü’ne girerken insanların ona garip ifadelerle bakmasına neden oldu. Böyle kıyafetler giyen insanlar, genellikle Büyük Berraklık Köşkü’nde yemek yiyemezdi. Üstelik, Lin Ming’in on beş yaşında olduğu gerçeği de vardı.


Ama garson ona doğru yürürken de ona soru sorarken de iyi niyetli bir tavır takındı. “Küçük kardeşim, ailen mi burada?”


Lin Ming başını sallayıp cevapladı. “Buraya iş için geldim.”


Garson bu sözler üzerine kaşlarını çattı. On beş yaşındaki bir çocuk ne tür bir iş yapabilirdi ki? Buraya çalışmak için en az on sekiz yaşında güzel kızlar ya da en az yirmi yaşında yakışıklı erkekler gelirdi. Aşçılığa gelince, on beş yaşındaki bir çocuk ne tür yemekler pişirebilirdi ki?


“Çık dışarı, burada rahatsızlık yaratma.” Garson sabırsızca elini salladı.


“Gerçekten çalışabilirim, en azından beni mutfakta bir deneseniz?”


Garson aksi bir sesle sordu. “Ne yapabilirsin?”


Lin Ming gülümseyerek cevapladı. “Kemik sıyırma!”


“Ne?” Garson donup kaldı.



Kemik sıyırma, ön yargılı davranılan bir iş koluydu ve her restoran bu iş için birini çalıştırmazdı. Bu iş, avlanan hayvanın kemiklerinin etinden ayrılmasını ve etin doğranmasını gerektirirdi, bir nevi kasaplıktı.


Usta bir kasap bir ineği kolayca ve ustalıkla kesebilirdi, iyi bir kasap bir ineği kesebilse de her yıl bıçağını değiştirmek zorunda kalırdı. Bıçağını her ay değiştiren bazı kasaplar bile vardı. Ayrıca bu işin verimi düşüktü, bir ineği kesmek için yarım güne ihtiyaç duyarlardı.


Ama Büyük Berraklık Köşkü, yemeklerde inek eti değil de vahşi canavar eti kullanıyordu. Vahşi canavar eti lezzetliydi ama pulları, derileri, tendonları ve kemikleri inanılmaz sert olurdu. Sıradan insanlar, canavarın çok küçük bir kısmını parçalamak için dahi büyük uğraş verirdi. Dövüş sanatları ustaları bu işi kolayca yapabilirdi ama onlar da bu işi yapmaya yanaşmazdı. İstekli olsalar bile kasların, kemiklerin ve tendonların yerini bilmeyen, kısacası daha önce bu işte deneyimi olmayan biri, bu işi yapamazdı. Sadece saf güç kullanılarak hayvanın rastgele kesilmesi tüm lezzetin kaybolmasına sebep olurdu.


Lin Ming’in ilk dövüş sanatları çalışma yolu kemik sıyırmaydı. Ailesinin restoranında on yıl boyunca her gün kemik çıkarıp et keserek kendini geliştirmişti.


Bu, çok yorucu bir işti! Lin Ming, hiçbir zaman kendini dövüş sanatlarında dahi biri olarak görmemişti. Tek yapabileceği sıkı çalışmak ve tekrar tekrar eğitim yapmaktı. Onun dövüş sanatlarında sağlam bir temel oluşturabilmeyi başarabilmesinin sebebi, mutfakta bıçağını tekrar tekrar kullanmasıydı.


Garson, Lin Ming’e olumsuz cevap veremeyip onu mutfağa götürdü…


“Kız Kardeş Lan, bu küçük kardeş kemik sıyırma işinde çalışmak istiyor.”


“Kemik sıyırma mı?” Büyük Berraklık Köşkü’nün mutfağında, göz alıcı bir kıyafet giyen, yirmilerinde güzel bir kadın Lin Ming’i değerlendirdi. Sade kıyafeti ve sırt çantası onun bir mülteci gibi görünmesine neden oluyordu. Kadın kaşlarını çattı. Daha sonra Lin Ming’i getiren garsona dönüp hoşnutsuz bir şekilde konuştu. “Ne yapıyorsun? Mutfağa kimseyi getirmeyin demedim mi? Dong Zi, ona biraz gümüş verip gönder buradan.”


Bu güzel kadın belli ki Lin Ming’in fakir bir çocuk olduğunu düşünmüştü. Fırçayı yemiş garsonun yüzü asılmıştı. Lin Ming’i dışarı atmak için itmeye çalıştı ama Lin Ming’in bacaklarının ağaç kökleri gibi zemine sabitlendiğini ve onu hareket ettiremediğini fark etti.


Bir başka genç adam da Lin Ming’i dışarı çıkarmaya yardım etmeye gelmişti. Ama o sırada aniden ellerinin hafiflediğini hissetti. Baktığında, elindeki kemik sıyırma bıçağını bir şekilde Lin Ming’in almış olduğunu gördü.


Dong Zi adındaki adam daha neler olduğunu anlayamadan Lin Ming konuştu. “Para dilenmeye gelmedim. Kız kardeş, hünerimi gördükten sonra da beni kovmakta geç kalmış olmayacaksın.”


Güzel kadın biraz şaşırdı. Bu küçük çocuk biraz deneyimli gibi görünüyordu. Dong Zi’ye bir bakış attıktan sonra konuştu. “Ne kadar da yararsızsın, küçük bir çocukla bile başa çıkamıyorsun. Depoya gidip bir domuz getir.” Bundan sonra Lin Ming’e dönüp konuşmaya devam etti. “Domuzu bir saat içinde hazır hâle getirebilirsen Büyük Berraklık Köşkü’nde kalmana izin vereceğim.”


Dong Zi, itibarını kaybettiğinin ve domuz getirmeye gitmenin utanç verici bir şey olduğunun farkındaydı. Ama gitmek üzereyken Lin Ming onu durdurdu. “Gitmene gerek yok, şunu keseceğim.”


Lin Ming Pullu Zalim Canavarı işaret ederek konuştu.


Güzel kadın şaşkına döndü. Pullu Zalim Canavar, tüm vücudu kaslarla dolu olan ikinci seviye bir vahşi canavardı. Kasları, sıradan kılıç saldırılarına bile dayanabilecek kadar sertti. Ama bazı bitkilerle birlikte üç gün üç gece kaynatılırsa oldukça lezzetli ve yoğun bir çorba ortaya çıkardı.


Böyle bir vahşi canavar türünü kesmek, usta kemik sıyırıcılara bile zor zamanlar yaşatırdı. Bu çocuk kesinlikle deliydi.


“Şaka mı yapıyorsun? Pullu Zalim Canavar yüz altın liang değerindedir. Ona zarar verirsen bu zararı nasıl ödemeyi düşünüyorsun?” Dong Zi hoşnutsuz bir şekilde konuştu. Lin Ming bıçağını yürüttüğü için hâlâ keyifsizdi.


Güzel kadın Dong Zi’ye bir bakış attı ve çıkıştı. “Ona zarar vermesine izin versem bile, ona zarar verebilecek seviyede olduğunu mu düşünüyorsun?”


Dong Zi cevap veremedi. Pullu Zalim Canavar, domuza, koyuna veya ineğe benzemezdi. Sıradan bir insan, bir bıçakla onun pullarını bile kesemezdi. Ona zarar vermek sıradan insanların başarabileceği bir şey değildi.


Kadın Lin Ming’e dönüp konuştu. “Kesmene izin vereceğim!”


Lin Ming başını salladı ve mutfaktaki en iyi kemik sıyırma bıçağını aldı. Daha önce Pullu Zalim Canavar’ı sadece iki kez kesmişti ve ikisi de Lin Ailesi’ndeki önemli insanların doğum günündeydi. Sonuçta vahşi canavarlar sıradan insanların alabileceği şeyler değildi.


Lin Ming derin bir nefes alarak dikkatlice Pullu Zalim Canavar’ın pullarını okşadı ve damarların nerelerde olduğunu hissetti. Bu süreç sadece beş dakikasını aldı. Zihninde damarların bulunduğu yerlerin bir şemasını çizdi. Daha önce kesmiş olduğu Pullu Zalim Canavar’ın şemasıyla karşılaştırarak şemasının doğruluğunu onayladı.


O hâlâ beklerken bazı insanlar sabırsızlandı ve sormadan edemedi. “Ne yapıyorsun? Neden kesmiyorsun?”


“Şekil yapmaya çalışmayı bırak da kes artık!”


Bu insanların sabırsız olmaları normaldi. On beş yaşındaki bir gencin, ikinci seviye bir vahşi canavarı kesebileceğini iddia etmesi, onlara bir şaka gibi geliyordu.


Ama Lin Ming bu soruları duymadı bile. Gözleri odaklanmış bir şekilde bıçağını kaldırdı. Onun için kemik sıyırma süreci, bir dövüş sanatları antrenmanından farksızdı.


Lin Ming damar şemasını doğruladıktan sonra, nihayet kesmeye başladı. Balta ya da satır kullanmadı, sadece kemik sıyırma bıçağını sertçe kullandı.


Bu sıradan bıçak, Lin Ming’in elinde inanılmaz keskin bir silaha dönüştü. Ve bıçağın temasıyla birlikte Pullu Zalim Canavar’ın pulları kesildi!


Bunun olduğunu görünce, az önce soru soranlar derhal çenelerini kapattılar. O pulları kesebilmek için, bilek gücünün en az üç yüz jin (181.4 kilo) olması gerekirdi. Onların Pullu Zalim Canavar’ı parçalamaları için baltalar ya da testereler kullanmaları gerekirdi.


Bıçağın kenarı damarların arasındaki boşluklarda hareket etti ve eti, kağıt kesermiş gibi kolayca ve düzgünce kesti. Pullu Zalim Canavar’ın beyaz kasları açığa çıkarken herkes net bir şekilde “shua shua” sesini duydu.


Dong Zi denen adam, Lin Ming’in eti bu kadar kolay kestiğini görünce gözlerini ovuşturdu. Gözlerinde bir sorun olduğunu düşünüyordu. Bu küçük çocuk, gerçekten de Pullu Zalim Canavar’ı mı parçalıyordu?


Lin Ming bıçağını zarifçe hareket ettirdi. Bazen yoluna kaçınamayacağı tendonlar çıkıyor, işini yapmasına engel oluyordu. Bu olduğunda kaba güç kullanarak onları çıkarıyordu. Böyle çalışmaya devam ederek yarım saatte Pullu Zalim Canavar’ı parçalara ayırmayı bitirdi. Et parçalarının yanı sıra, kaburgaları da yan yana dizdi. Bunlar, Pullu Zalim Canavar’ın en değerli parçalarıydı. Kaburgaların uzunlukları tutarlıydı, yani işini yaparken neredeyse hiç kayba sebep olmamıştı.


Bu sahne, herkesin hayret etmesine neden oldu. Lin Ming’in yaptığı iş, kolay görünebilirdi ama oradaki herkes, Pullu Zalim Canavar’ın parçalanmasının büyük bir iş olduğunu ve beş güçlü adamın birlikte çalışarak onu yarım günde parçalamayı bitirdiğini biliyordu. Ama bu gencin yüzü, böyle zorlu bir işi bitirdikten sonra sadece hafifçe kızarmıştı. Görünüşüne bakılırsa, birkaç canavar daha kesmek onun için sorun değildi!


Zaten gece olduğundan Büyük Berraklık Köşkü pek kalabalık değildi ve bu sayede mutfak çalışanlarının çoğu bu sahneyi izleyebilmişti. Lin Ming bıçağı yerine koyduktan sonra sordu. “Burada çalışabilir miyim şimdi? Günde dört saat çalışırım ve ayda beş altın liang isterim. Bir de, yemeği ve konaklamayı siz sağlayacaksınız!”


Güzel kadın bir an düşündükten sonra başını salladı. “Anlaştık!”


Lin Ming’in kondisyonu fena değildi. Kesinlikle buna değerdi. Sergilemiş olduğu hıza bakılırsa, dört saatte pek çok şey yapabilirdi ve en önemlisi, verimli bir şekilde iş yapmasıydı, önemli malzemelerde çok az kayıp vermişti.


Ve Lin Ming böylece, Büyük Berraklık Köşkü’nde çalışmaya başladı. Orada çalıştığı dört saat onun için bir kayıp değildi, bir eğitim şekliydi. Ağaç yumruklamak kaba kuvvete yönelik bir eğitimken kemik sıyırma da hassasiyete yönelik bir eğitimdi.


O gece Lin Ming depoda kaldı ve birince seviye bir vahşi canavarı parçaladı. Onu bitirdikten sonra tüm vücudu ter içinde kalmış ve kolları ağrımaya başlamıştı. Dinlenmek için kulübesine gitmeden önce son bir tane daha parçalamaya hazırlandı.


Sonuncusu için bir başka ikinci seviye vahşi canavar seçti, Altın Sırtlı Karıncayiyen! Bu vahşi canavarın, taşları öğütebilen ve bir dağı, tofuymuşçasına delebilen dişleri vardı!


Lin Ming, daha önceki canavarları keserken enerjisini çok fazla harcadığı için Altın Sırtlı Karıncayiyen’in pullu karnını yarabilmek için çok fazla güç uygulamak zorunda kalmıştı. Kesmek için Altın Sırtlı Karıncayiyen’i seçmesinin nedeni, sınırlarını aşmak istemesiydi.


Pulları kestikten sonra işi daha da kolaylaştı. Bıçağın kenarını Altın Sırtlı Karıncayiyen’in karın kasları arasındaki boşluktan kaydırdı. Ancak bir şeyin bıçağını engellediğini hissetti. Bıçak, sert bir şeye takılmış gibiydi.


Kemik miydi? Hayır, karın bölgesinde kemik olmaması gerekiyordu.


Kemik değilse kaya parçası olabilir miydi? Hayır, Altın Sırtlı Karıncayiyen ara sıra kayaları yutabilirdi ama kayalar ufak parçalar hâline gelene kadar öğütülmüş olurdu. Ufak parçalara ayrılmasa bile midesindeki güçlü asit onu aşındırırdı. Böyle büyük bir kaya midesinde var olmaya devam edemezdi. Olabilir mi…


Ruh Çekirdeği?


Bu ihtimal Lin Ming’i heyecanlandırdı. İkinci seviye bir vahşi canavarın Ruh Çekirdeği değerli bir nesneydi. Onu satmasa bile tüketerek kendi bedeni için kayda değer faydalar sağlayabilirdi.


Lin Ming eldiven giydi ve dikkatle mide asidinden kaçınarak bu sert nesneyi çıkardı. Ama ona baktığında hayal kırıklığına uğradı. Bu nesne kare şeklindeydi ve bu da Ruh Çekirdeği olmadığı anlamına geliyordu; zira Ruh Çekirdekleri’nin hepsi küre şeklinde olurdu.


Bir taş gibi görünüyordu ama bu taşta tuhaf bir şeyler vardı…


Gri renkli küpün kusursuz köşeleri vardı, kesilirken ince işçilik sergilenmiş gibiydi. Ayrıca altı yüzeyine de siyah renkli yazılar oyulmuştu ki, bu da ona gizemli bir hava katıyordu.


Metal mi?


Lin Ming onu dikkatle inceledi. Ne metal gibi görünüyordu ne de taş gibi görünüyordu. Belki de bir yeşim formuydu?

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22118 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 41002 Bölüm Sayısı


creator
manga tr