"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Losing Nuts Gain Whats? [F5] - Bölüm 10: Her Ayın Laneti Beni de Buldu


Havalar soğuyordu. Bir gündür hafif bir karın ağrısı çekiyordum. Et yememe izin vermiyorlardı. Çünkü ben vejetaryenmişim. Şu evden bir kurtulayım dönercisinden, kebabcısına gezecektim. Ağabeyim beni dışarı çıkarma fikrine sıcak yaklaştığı sıralarda bu ağrı başlamıştı. Annem üşüttüğümü söylüyordu. Dışarı çıkmıyordum ki nasıl hasta olayım? Havalar soğumaya başlarken ben hala kısa kollularla gezdiğim için hastalanmışım. Annem öyle söylüyordu, ben onun yalancısıyım. Uzun kolluları giymiştim ama çoktan şifayı kapmıştım. 


Bu karın ağrısı ne illetmiş. Felaket hayatıma zehir katmıştı. Ağrı kesici krem ve ilaca bana mısın demiyordu ve biraz daha şiddetlenmişti. Başta çok kafama takmamıştım, hafif bir ağrıdan ibaretti. Günlük hayatımı etkileyecek seviyeye ulaşmıştı. Ağabeyimle izleyeceğim aksiyon içinde aşk olmayan filmi bile keyifle izleyememiştim. O sırada evdekiler durumun göründüğünden daha ciddi olabileceğini düşündüler. Hastaneye gitmek istemiyordum. Oradan yeni kurtulmuştum.


Tahtım olan salon koltuğunda uzanmış yatıyordum. Sıcak su torbası karnımdaydı. Battaniye boynuma kadardı. Annem mutfakta bana ıhlamur kaynatıyordu. Ihlamurdan nefret ederdim. Kokusu hoştu fakat tadı iğrençti. Zehir içiyordum resmen. Fiko yanı başımda endişeyle bakıyordu. Bana öyle bakma küçük adam. Keyifsiz ve bitkindim. Oğluma yaklaşmasını söyledim. Salonda sadece ikimiz vardık.


'Biricik oğlum, baban çok hasta.' Başımı halının üzerinde sulu gözlerle bana bakan köpeğe çevirirken son sözlerini söyleyen yaşlı bir adama benziyordum. 'Ben öldüğümde tüm bu topraklar ve tahtım sana kalacak veliahtım. Evlendiğini göremeyecek olmam beni üzüyor. Öhö, öhö ailemize iyi bak Fiko.' Yorgunluktan gözlerimi kapadım. Bu sefer gerçekten ölüyor muydum?


Fiko havlamaya başladı ve mutsuz olduğunu belirten iniltiler çıkardı. Alnımda tatlı bir sıcaklık hissettim. Sonrasında burnuma ıhlamur kokusu gelmeye başladı. Cennette ıhlamur ağaçları ne arıyordu? 


'Doğrul bakayım. Bunu bitirene kadar dinlenmek yok sana.' Gözlerimi zorla açtım. Sıcak ıhlamur dolu kupayı görünce moralim bozuldu. Bırak da huzur içinde öleyim! 'Kalk hadi Asya. Kalk kızım. Kalk benim güzel kızım, iç şunu miden rahatlasın.'


Çok halsizdim. Annemin desteğiyle doğruldum. Tek gözümü açık tutabiliyordum.


'Bana güzel deme.'


'Ne diyim o zaman?' diye çıkıştı. Yumuşaması hızlı oldu. 'Yirmi altı yaşına geldin üstüne evlendin ama hala kendine bakamıyorsun kuzum.'


'Birden oldu. Fark edemedim.'


'Birden falan olmadı. Kaç kere dedim havalar soğuyor kalın giyinin diye. Geçen pijamanı giymeden yattın kesin ondan oldu.'


Karşı çıkmaya mecalim yoktu. Eski alışkanlıklardı onlar. Kışın dahi atletle yatan adam şimdi pijama giyince yatakta yanıyordu. Yine atletle yatabileceğimi sanmıştım.


'Hıhı… hmm' Hafifçe inledim. Ağrı fenaydı ama en beteri sancılardı.


'Ah yavrum geziyorsunuz o kısacık giysilerle sonra üşüdüğünüzü anlamıyorsunuz. Abin de öyle ikiniz de aynısınız. Peşinizden koşturacak yaşı geçtiniz artık.'


'...' Bu yakınışları yapsa bile anne yüreği sonuçta, ilgilenen yine kendisiydi. Konu çocuklarının sağlığı ve mutluluğu olunca tüm anneler aynıydı. Hakkınızı ödemeye kalksak borçlu çıkarız. 


Ihlamuru dudaklarıma götürdüm. Tadı berbattı. Diğer yudumu almadan önce nefesimi tuttum ve burnumu sıkıca bastırdım. Minik minik yudumlarla bu zehri bitirecektim. 


'Ha şöyle, onu içince karnına tekrar şu kremden süreyim. Su torbası ne alemde? Tamam hala sıcak.' 


'Teşekkür ederim.' 


Akşama kadar koltukta ölü gibi yatmıştım ve bir nebze kendimi iyi hisseder gibiydim. Ağrı devam ediyordu fakat şiddeti azalmıştı. Motoru bozacak bir şey yemiş olma ihtimalimi düşündüm. Ottan başka bir şey yemiyordum. Annem haklıydı. Bu beden üşüdüğünü anlamıyordu. Kendime daha dikkatli bakmam gerekiyordu. Bakalım daha ne tür rahatsızlıklarım çıkacaktı. Taş mı düşürüyordum? Bu olabilirdi.


Yatağıma geçtiğimde ağrım henüz geçmemişti. Zor da olsa uyumayı başardım. Kalktığımda huysuzdum. Aç değildim, karnım ağrımaya devam ediyor ve keyifsizdim. Normal bir üşütme beni yıpratmamalıydı. Bu beden çok zayıftı. İyileşir iyileşmez spora başlayacaktım. Bu kollar ne böyle? Vurunca sallanıyor!


Kahvaltıyı zoraki yaptıktan sonra koltuğa uzandım. Dünden beri gelişme yoktu. Geç artık geç! Salonda dinleniyordum. Annemin başını bağlayıp geldiğini görünce korkmaya başladım. Bana söylemediğiniz bir hastalığım var değil mi? Bir ay ömrüm kalmıştı aslında. Mutlu yaşayım diye bana söylemediniz. Biliyordum! Annem dua okuyordu ve çarşafı üzerime serdi. Bekle, ben daha ölmemiştim. Üstümü örtmek için henüz erken. 


Çarşaf örtüldükten sonra suya atılan kızgın kurşunun sesini duydum. Kurşun mu dökmüştü? Alamet görmüş gibi iç çekti.


'Vah vah, şuraya bak ne kadar çok göz var. Kızıma nazar deymiş. Pupupu.' Çarşafı tepemden attım. 'Bekle iki kere daha dökeceğim.' Nazar değeli çok oldu hanım hanım!


'Ne yapıyorsun ya?'


'Bende çareler tükendi. Kurşun dökeyim dedim. Elimden başka bir şey gelmiyor ki kızım.'


'Sende haklısın ne diyeyim. Dök, dök.' Batıl inançlarım yoktu. Belki bundan sonra olurdu.


Akşam erkenden yatağıma geçtim. Midem iğrenç bitki çayları ile dolmuştu. Ağrımın geçmesi için dua ettim. Biliyorum benimle dalga geçerek büyük zevk alıyorsun ama birazcık merhametli ol lütfen. Kısa süre sonra uykuya daldım. Sabah uyandığımda ağrım gitmişti. Feleğim şaşmıştı ama sonunda geçmişti. Derin bir nefes alıp yorganıma sarındım. Merhaba huzur.


Erkenden uyanmıştım. Yorganı kaldırdığımda korkuyla sıçradı. Kan? Neden kan vardı? Nefesim kesildi. Yaralandım mı? Gece bana ne oldu? Kesik ya da yaram yoktu. Yataktan kalkıp dikkatlice inceledim. İğne yoktu. Boyaya da benzemiyordu. Gerçekten kandı… benim kanım. Bu kadınların özel gün dedikleri şey miydi sanırım. İki gün bu şey yüzünden ızdırap çektim. Her ay bu ağrıya mı katlanacağım lan? 


Erkek olmak çok kolaymış. Saçıydı, başıydı, makyajıydı, elbisesiydi, adetiydi… ben dersimi aldım bana bedenimi geri ver Allahım. Güldük eğlendik. En çokta sen eğlendin. Hadi be. Uyanayım şu rüyadan. Yap bir güzellik. Ses seda yoktu. Kendime tokat attım. Sert vurmuştum. Rüyada falan değildim. Bundan kaçış yoktu. Yere oturup başımı yatağa yasladım. Sana inat ağlamayacaktım hayat!


Yatak konusunda bir şeyler yapmalıydım. Çarşaf ve pike takımını bulmalı sonrada kimse görmeden makineye atmalıydım. Birde çamaşır vardı. Çarşafı söktüm. Çok kan olmamasına sevindim. Önce şunu halledeyim. Kendimi temizlemem kolaydı. Sakat bir insanın çalışabileceği hızda olay mahalini iz bırakmadan toparladım. Olayın ben uyurken gerçekleşmesi çok iyi oldu. Evdekilerin yüzüne bakamazdım. Benim gibi koca adamın yatağına işemiş küçük çocuk muamelesi görmesine dayanamazdım. Buradaki kandı gerçi. Şu an ne ağrı ne kanama vardı. Muhtemelen düzelmiştim. 


Kanlı çarşafı kaptığım gibi banyoya koştum. Sabahın sekiziydi, bu saatte herkes fosur fosur uyuyor olurdu. Koridorda temkinli adımlarla yürüyordum. Dışarıdan kuşların cıvıltıları dışında ses gelmiyor. O sırada Fiko'nun koşarken tasmasının çıkardığı sesi duydum. Salon girişinden başını yan yatırmış bana bakıyordu. İşaret parmağımı dudaklarıma götürüp sessiz olmasını işaret ettim. Fiko burnunu yaladıktan sonra salona geri döndü. Aferin oğluma.


Çarşafı makinenin içine tıktım. Pekala, kolay kısım buraya kadardı. Bu alet nasıl çalışıyor? Açma düğmesini bulmuştum. Kırmızı yanması iyiye işaret değildi. Buna toz falan koymak lazımdı. Reklamlarda içine bir kap ile sıvı döküyorlardı. Makinenin yanında duran şişelere baktım. Arap sabunu, ahşap temizleyici, vileda, çamaşır suyu, duş jeli… ne çok şey var. Çamaşır suyunu aldım. Çamaşır makinesine çamaşır suyu koymak mantıklıydı. İkisinde de çamaşır  yazıyordu. Hazneye boşaltmadan önce ne kadar koymak gerektiğini düşünüyordum. Reklamlarda bunların geniş kapağı olurdu. Bunun yoktu. Farklı bir marka olsa gerek. Banyonun kapısı açıldı. Annem uykulu gözlerle geceliği içinde bana bakıyordu.


‘Sabahın bu saatinde ne yapıyorsun? Tıkır tıkır sesin geliyor.' Gözleri uykudan kısıktı.


Çamaşır suyu şişesini elimde gördüğünde ne yapmaya çalıştığıma anlam veremedi.


'Çarşaflarım kirlenmiş onları atıyordum.' Yakalansam bile heyecana gerek yoktu. Szi ana-oğul hep bana suç üstü yapıyorsunuz!


'Çamaşır suyu ile mi?'


'Evet, üzerinde çamaşır yazıyor.'


'Kız sen bu tür şeyleri de mi unuttun! Ver şunu bana.' Yanıma eğilip çarşafı makineden çıkardı. 'Eğer bunları çamaşır suyuyla yıkarsan tüm rengi gider. Deterjanlar dolabın orada.' 


Çarşafı çıkardığında kan lekesini gördü. Utandım. Diyecek hiçbir sözüm yoktu. Kimse bana işlerin böyle yürüdüğü söylememişti.


'Üzgünüm. Sessizce siz görmeden yıkamak istiyordum.'


'Ağrın olduğunu söyleyince gününün gelmiş olabileceği aklıma gelmedi. Bazı şeyleri tamamen unutmuşsun.'


'...' Bende bilmiyordum. 


Güldü. 'Güzelim çarşafı mahvedecektin. Mahvetsen de önemli değildi. Şu adet konusunda sana yardımcı olayım.' 


Çarşaflar makinede yıkanıyordu. Bende duş aldım. Nilüfer annem yatağıma yeni çarşafları takıyordu. Duştan sonra sofrayı kurarken kadınların adet dönemleri hakkında uzun bir konuşma dinledim. Bu her ay yaşamam gereken bir durumdu. İki gün kıvrandığımı düşününce ürperdim. Annem endişelenmememi söyledi. Her seferinde bu kadar şiddetli olmuyormuş. İlk seferim olduğundan ve ağrıya alışkın olmadığımdan bu kadar şiddetli hissettiğime karar verdim. 


Duştan sonra annem kadınların kullandığı ped dedikleri şeyden verdi. Bu konuya fazla değinmeyeceğim ama aklıma takılan bir husus vardı. Kanatlı olunca ne oluyor?


 Bu konuyu bir ay daha düşünmeme gerek yoktu. Normale dönmüştüm ve bugün dışarı çıkmak istiyordum. Yeter evde otur otur bıkkınlık gelmişti. Hazır kendimi iyi hissediyorken dışarı çıkacaktım. Kahvaltı hazırdı. Odasına gittiğimde adam hala uyuyordu. Sana hava hoş tabii. Kanaman yok ağrın yok! Kalk lan!


'Uyan hadi uyan.' Oralı bile olmadı. Kolundan sarstım. Konumunu değiştirip battaniyeyi iyice üzerine çekmekle yetindi. 'Sen misin uyanmayan… bunu sen istedin.' 


Sırt üstü yatıyordu. Karnının üstüne oturdum. Nefesi kesildi. 


'Noluyo lan!?' diye anırdı. Eben! 


Karnından kalktım. 'Günaydın. Kahvaltı hazır abicim.' Haha. Sesim böyle sevimli konuşurken çok tatlı çıkıyordu. Odadan çıktım. 


İki gündür doğru düzgün yemek yiyememiştim. Kahvaltımı çok sağlam yaptım. Yavuz ağabey uykusunu tam alamamış gibiydi. Sofrada sürekli esniyordu. 


'Uykunu alamadın mı Yavuz?' diye sordu annem.


'Uyku tutmadı be anne.' Çatalını peynire batırdı. 


Kesin uyku tutmamıştır. Sevgilinle mesajlaşıp durmuşsundur. Tereyağlı ekmeğime balı sürüp güzelce yedim. Hayatta en önemli şey sağlıktı. Sağlık olmadan geri kalan hiçbir şeyin önemi olmuyordu. Bu bedenin dayanıklığı düşüktü. Kalın giyinmeli, kendimi korumalıydım. Bu yüzden beslenmeme dikkat etmeliydim. Düzgün beslenmezsem çabucak hasta olurdum. Alçı ve değneklerden kurtulur kurtulmaz da spora başlıyordum! Bir yağlı ballı ekmek daha hazırladım. Bal da harikaymış.


'İştahın açılmış Asya. Ağrıların geçti galiba?' diye sordu Yavuz ağabey. Nilüfer annem gülmeye başladı.


'Yavuz, bak sana ne anlatıcam.' Sakın! Bu sabahki olayı sakın anlatma! 'Asya'yı sabah çamaşır makinesine çamaşır suyu koyarken yakaladım.'


'...' Ateş başmıştı. Kulaklarıma kadar yanıyordum. Lütfen bunun nedenini söyleme. Beni rezil edeceksin.


'Çamaşır suyu mu? Niye makineye çamaşır suyu koyuyordu ki?' Annem tekrar güldü. Kahkahası uzadıkça uzadı.


'Hadi ama anne, bunu konuşmuştuk.'


'Çamaşır makinesine çamaşır suyu konurmuş. Çünkü ikisinin adında da çamaşır varmış.' Tekrar gülmeye başladı. Onunla dalga geçerek bende güldüm. Moralimi bozamazsın.


'Çamaşır makinesine çamaşır suyu konmaz mı?' diye sordu Yavuz ağabey bilmediğini gösterircesine. Bence konurdu. Açıklamam da son derece buna uygundu.


'Konur tabii neden konmasın ama beyazlarda kullanırsın. Asya'nın çarşafları sarıydı.' Hatalı olduğum yer çamaşır suyunu sarı çarşafta kullanmaktı. Ne büyük günah! Konuyu değiştirdim. 


'Kahvaltıdan sonra işin var mı abi?' 


'Akşama kadar bir planım yok.'


'Harika! Dışarı çıkıyoruz!'




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1434

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1190

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 975

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 902

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 770

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 712

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 635

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 620

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 569

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 569

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 139

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 128

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 13889 Üye Sayısı
  • 661 Seri Sayısı
  • 31361 Bölüm Sayısı


creator
manga tr