Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Losing Nuts Gain Whats? [F5] - Bölüm 8: Beşinci Günün Safağında Doğuya Bakacağım


Sabahın altısında kabus görerek uyandım. Eski bedenimdeydim. Her şey güzeldi... her şeyim yerindeydi. Bunun güzel bir rüya olması gerekiyordu. Çocuklarım bile vardı. Onlara sarılmıştım ve gayet mutluydum. Sonra belimi saran güçlü iki el hissettim. Sıcak nefesi enseme vurdu. İliklerime kadar titredim. Arkamı döndüğümde evli olduğum Emre'yi gördüm. Ananı! Yatağımdan çığlık atarak uyanmıştım.

Nilüfer teyzenin uykusu çok derin olduğundan beni duymamıştı ve Yavuz ağabey hala iş için şehir dışındaydı. Hemen dönsede biraz sohbet etseydik. Vakit geçirmek zordu. Teyzeyle kahvaltımızı yaptıktan sonra sabah programımızı izliyorduk. Ondan sonra gelinlerin yarışması başlıyordu. O programdan nefret ediyordum. Kaynanaların korkunç yüzlerini görmek huzurumu kaçırıyordu. Sahi, benim de bir kaynanam vardı. Emre yurt dışında olduğundan o gelememişti. Ya kayınpederim ve kaynanam, onlar neredeydi?

Öğleyi kişisel gelişim kitapları okuyarak, dizi-film izleyerek ya da biricik oğlum, veliahtım Fiko ile oynayarak geçiriyordum. Nilüfer teyze yarışma programını izlerken odamda Fiko'ya acı gerçeği hiçbir ayrıntıyı atlamadan anlattım. Zavallı köpek hikayemi duyduğunda hüzünlü sesler çıkardı. Tüm kederimizle birbirimize sarıldık. Sen gerçekten benim oğlumsun Fiko! Babanın acısını senin minik yufka yüreğin dahi kaldıramıyor.

'Baban yanında ufaklık. İstediğin kadar omzumda ağlayabilirsin. Keşke benim de senin gibi omzumu yaslayabileceğim biri olsaydı. Annemi, babamı özledim. Cevizlerimi özledim.'

Fiko gözyaşlarını çekti. Ah oğlum. Seni ağlattığım için özür dilerim. Hadi oyun oynayalım. Melis gün içinde mesaj attı. Emre ile konuşup konuşmadığımı sordu. Dünya güzeline mesaj atmak için can atıyordum ama konunun sürekli Emre olması canımı sıkıyordu. Cevap yazdım.

'Dün mesaj attım. Geceye doğru beni aradı.' Yanıt ışık hızında geldi. Bu kız ne kadar hızlı yazıyordu böyle? Tüm kızlar klavyeyi hızlı mı kullanıyordu? Gelsinler birde bilgisayar klavyesinde kapışalım. Bende onda hızlı yazarım. Hodri meydan!

'Ne konuştunuz peki?' Neyin merakı kardeşim bu? Biz erkekler kankamızın kız arkadaşıyla ne konuştuğunu sormazdık.

'İşlerini bitirmek üzereymiş. Bir hafta sonra dönecekmiş.'

'Çok iyi! Başka? Özür diledi mi?' Başka mı?

'Diledi. Geldiğinde onu cezalandırmamı istedi.'

'Oha kızım adam ne yazmış öyle! Aklında ne var? :)' Bu gülücüğü çok iyi bilirdim. Bu piç gülüşüydü! Aklımdaki cezayı yazdım.

'Bacaklarını kıracağım!'

'Hahahaha, bu iyiydi. Hiç güleceğim yoktu ya.' Şaka yapmıyordum… ben ciddiyim. 'Birkaç tavsiye verebilirim.'

Bu durumda en doğru cezayı bir kızın seçmesi en uygunuydu. Hemen cevap yazdım. 'Dinliyorum üstadım. Bu öğrencinizi engin bilginizle aydınlatın!'

'Kazadan sonra sen daha bir tatlı oldun ya Asyasu.' O senin tatlılığın ama şu -su ekini kaldırsak diyorum, beni baya üzüyor. Tavsiyelerini dinlemeden önce sormam gereken bir soru vardı.

'Öncesinde nasıldım ki?' Bu sefer yanıtın gelmesi uzun sürdü. Yaklaşık iki dakika sonra uzun bir paragrafa bakıyordum. Üşenmeyip o kadar yazmışsın, bana da okumak düşer.

'Çokta farklı değildin aslında. Ağzından laf almak biraz daha zordu. İnat edipte anlatmadığın konular vardı. Ben senin en yakın arkadaşınım Asyasu. Ailene anlatamadığın şeyleri benden başka kime anlatabilirsin ki? Neyse, genelde esprileri yapan ben olurdum ama bakıyorum da şaka yapmak için bana fırsat bırakmıyorsun. Çoğu zaman ciddiydin. Birkaç kez ailenle yemek yemeğe çağırmıştın, sofrada bile ciddiydin.' Evdekilerin tepkilerine bakarak güzel bir tespit olduğunu söyleyebilirim.

'Anlıyorum, sözlerin canımı yaksada doğru gibi görünüyorlar. Ailem bana farklı yaklaşıyor. Teşekkür ederim Melis.'

'Ne demek aşko! Öyleyse ceza tavsiyelerine geçiyorum ^^'

'Kulağım sende.'

'Geldiğinde onu kapıda bekletebilirsin. En az bir saat orada kalsın. İyi bir ceza olur.'

'Fazla yumuşak.'

'Ona soğuk davran, görmezden gel?'

'O zaten cepte. Sıradaki!'

'Sevmediği yemekleri yap ve zorla yedirt. Şimdi düşününce bu çok zalimce. Ben bile üzüldüm, ühü.' Ben yemek yapamazdım ki zaten. İşime yaramıyordu. Yemek yapabiliyordum ama pek iyi olmuyorlardı. Kısaca teksem aç kalmazdım.

'Bu olabilir yine de alternatif bir tane iyi giderdi.'

'Hehe. O zaman buna bayılacaksın tatlım.' Bana bu sözlerle gel canım!

'En çekici çamaşırlarını giyinip onu yatağa çek. Bir güzel ayart ve hiçbir şey yapmadan: Yorgunum bugün olmaz de.' Seni zalim, seni gaddar kadın!

Cezalar arasında en ağırı gerçekten buydu. Kendimi Emre'nin yerine koyamadan edemedim. Korkunçtu. Erkeğin tüm gece boyunca aklının sende kalacağını bile bile bu işkenceyi yapmak zulümlerin en büyüğüydü. Artık olmayan küçüğümün hissedeceği ızdırabı düşündüm. Melis… senden korkmaya başlıyorum. Hala cevap vermediğimi fark ettim.

'Bu fazla olur. O kadar da gaddar değilim haha. Yemek cezası kafama yattı ama bir sıkıntı var. Neler sevdiğini bilmiyorum.'

'Ah! Doğru ya şu hafıza meselesi. Aklımdan çıkıvermiş. Hmm, annen belki bilir. Emre'nin annesini de arayabilirsin.' Almayayım teşekkürler.

'Nilüfer tey- anneme bir sorayım.'

'Tamam canım. Yine konuşuruz öpüyorum.' Öpüyorum hehe.

'Görüşürüz.'

'Bu arada… profil resmi koy! Boş duruyor.'

Doğru ya profil resmi koymayı unutmuştum. Yeni telefonda koymadan geçmiştim. Ne koyacağımdan emin değildim. Melis ile konuştuktan sonra uzun uzun fotoğraf çekmeyi denedim. Sonuçlar iç karartıcıydı. Kameraya aptal aptal sırıtmaktan başka bir şey yapamıyordum. Önümde dünya standartlarında bir örnek vardı. Melis'in profil resmine baktım. Son derece çekici bir resmini koymuştu. Makyajı da elbisesine güzel gitmişti fakat benim koyacağım resim böyle olamazdı. Daha sıradan bir şey lazımdı. Fiko'ya baktım. Yüzümde bir gülümseme belirdi.

Yeni profil resmimi koyduktan birkaç saat sonra Melis'ten mesaj geldi. Hevesle telefona sarıldım. Gelen mesaj profil resmimle ilgiliydi.

'...Fiko neden sırtında iki patisinin üzerinde duruyor!?'

Günler rutin ve aynı hızda geçiyordu. Artık oturup tembellik yapmak bile bunaltıcı geliyordu. Dışarı çıkmak istiyordum. Nilüfer teyze evde günü geçirecek çok aktivite buluyordu. Bunların çoğu ev işiydi. İş yapmaya razıydım. Kuyruğunda geziyordum. Hiçbir şey yapmayınca zaman geçmiyordu. Tek değnek ile yürümeye alışmıştım. Az da olsa değneksiz yürüyebiliyordum. Kolum ise hala alçıdaydı. Bana iş vermesi için teyzeye yalvarır olmuştum. Kırık kolumu bahane göstererek tüm işleri kendi başına yapıyordu.

Bir gün salonda ki tahtımda televizyona hükmettiğim sırada banyodan bir çığlık yükseldi. Yaşlı dedeler gibi içim geçmek üzereyken yerimden fırlayarak değneğimle banyoya koştum. Fiko benden önce banyoya varmıştı. Durmadan havlıyordu. Nilüfer teyzeyi ilk kez bu kadar korkmuş görüyordum. Onu korkutan şeyi gördüğümde şaşırdım. Bu küçük şey mi seni korkuttu?

Minik bir hamamböceği banyodaydı. Böceklerden bende haz etmezdim ama onları gördüğümde çığlık atacak kadar da iğrenmiyordum. Teyzenin terliğini çıkardığını gördüm. Bu böcekler çok dayanıklıydı. Ona vursan bile ölmeyecekti. Dahası kaçacak ve onu yakalamak zorlaşacaktı.

'Dur, daha kolayı var.'

'Neymiş!?' Korkudan bağırıyordu. Böceğe baktıkça sesi yükseliyordu.

'Hemen geliyorum. Fiko gözünü ondan ayırma!' Mutfaktan dört kat havlu kağıdı kapıp geldim. Güzelce katladım. Eskiye nazaran daha kolay eğilip kalkıyordum. Böceği havlu kağıdıyla yakaladım. Sıkıca sardım. 'Bak, korkacak bir şey yok. Yakaladım onu.'

Kağıdı Nilüfer teyzeye doğru çevirdiğimde kadın ondan beklemediğim bir performansla salona kadar çığlık atarak koştu. Usain Bolt'tan daha hızlıydı. Olimpiyatlara katılmalısın teyzecim. Seni sonuna kadar destekliyorum. Arkandayım!

Böceği camdan dışarı attım. Ellerimi yıkadım. Nilüfer teyze sakinleşmişti. Yavuz ağabey yokken bu evin erkeği bendim. Akşama doğru yemeğimizi yedik. Başka hareketli olay yaşanmadı. İkimizde sessiz sessiz çayımızı içerken Melis'e sorduğum soruyu Nilüfer teyzeye de sormaya karar verdim. Ne kadar reddetsemde bu kadın artık benim annemdi. Ona anne diye seslenirsem kendi annemi üzeceğimden çekiniyordum. O beni öldü bilsede bir şekilde ona yaşadığımı göstermek istiyordum… bunu henüz nasıl yapacağımı bilmesemde.

Nilüfer teyzeye döndüm. Diziyi dikkatle takip ediyordu. Elindeki çayı ustaca bakmadan dudaklarına götürüyordu. Yaklaşım üç haftadır beraberdik ve ikimizde birbirimize alışmıştık. O benim için bir anne olmaktan uzaktaydı ama çoktan anne yarısı olmuştu. İnadımdan vazgeçtim. Kendi annem zaten üzgündü, bunu hissedebiliyordum. En azından önümdeki anneyi bir evlat olarak mutlu etmem gerekirdi. Nilüfer teyzeye samimiyetimle seslendim.

'Anne… ben önceden nasıldım?' Dudaklarına götürdüğü çay bardağı durdu. Kafasını bana çevirdi. Her gün kaçırmadan izlediği dizisine karşı merakını kaybetti. Yüzünde tatlı bir gülümseme belirdi. Kalkıp yanıma oturdu. Minik ellerimi kendisininkilerin arasına aldı.

'Şunu bilmelisin ki hafızanı geri kazanamasan bile sen hala benim güzel kızımsın. Canımdan bir parçasın. Bu yüzden eskisi gibi olamayacağın için üzülme. Daha şapşal, garip davranabilirsin ama ben seni bu halinle de seviyorum.'

Bu sözleri beklemiyordum. Gözlerimin yaşardığını fark etmemiştim. Anneler farklı olamazdı. Hepsi evladı mutlu olduğu sürece mutlu olurdu. Sonuçta önemli olan hayata devam etmekti. Gözyaşlarını tutmakta çok kötüydüm. Nilüfer anneme sarıldım.

'Teşekkür ederim.' Beni böyle kabul ettiğin için. Özümde erkek olsamda seni üzmemeye çalışacağım. Nilüfer anne güldü.

'Noldu birden teşekkür ettin? Bir şey demedim.' O teşekkürün altında çok büyük bir anlam vardı. Sen anlayamazsın.

'Anneme teşekkür etmek istedim sadece. Yaptığı onca şey için.'

'Tabii ki yapacağım kızım. Evladıma yapmayacağımda kime yapacağım.'

'Fiko da senin evladın, onu unutma sakın.' Fiko tek patisini Nilüfer annemin bacağına koydu.

'Unutmam tamam, haha. Gel bakayım oğluşum. Sende bize katıl.' Üçümüz beraber sarıldık. Hayvan aramızda ezildi.

Dizimizi izledikten sonra uykuya hazırlık yapıyorduk. Nilüfer annemin telefonu çaldı. Tuvaletten çıkmıştım. Yavuz ağabeyin aradığını ve benimle konuşmak istediğini söyledi. Hehe, beni özledin mi yoksa ha? Telefonu hevesle elime aldım. İşe gitmeden önce konuştuğumuz aksiyon filmindeki kodlu konuşmayı tekrarladım.

'Kartal yuvası dinlemede.' Telefonun diğer ucunda bir kahkaha koptu. Telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kaldım. Kulağımı kanattın hayvan!

'Evde işler nasıl gidiyor birde senden duymak istedim. Annemin sesi mutlu geliyordu.'

'Evde tek başına sıkılıyordu. Yanında benim gibi bir komedyenle tabii ki de annemiz mutlu olacak.' Tekrar güldü. Bu sefer ki normal bir gülmeydi. Yavuz ağabeyin gülüşü baya hoştu. Bana kendi ağabeyimin gülüşünü hatırlatıyordu. Küçücükken onu güldürmek için ne şebeklikler yapmıştım. Tatlı günlerdi.

'Annemiz demek ha. Bunu isteyerek mi söylüyorsun yoksa o sabah sofrada sana kızdığımdan mı?' İlk kahvaltımızı hatırladım. Buz bakışlarını unutamamıştım ama unutmuş numarası yaptım.

'Hangi sabah? O bizim annemiz, elbette ona anne diyeceğim.' Cevap vermedi ama telefonun diğer ucunda yüzünde mutlu bir ifade olduğuna emindim. 'Senin işler nasıl gidiyor abi?'

'Dört gün daha burada olacağım sonra döneceğim. Eve dönmeyi iple çekiyorum.' Bu cümleden her anlam çıkarılabilirdi. Evden uzakta çalışmak ve kendi yatağında yatamamak üzücüydü. Onu neşelendirecek bir şeyler söylemeliydim.

'O halde beşinci günün şafağında doğuya bakacağım.' Bu söz Gandalf'ın en havalı repliklerindendi. Yavuz ağabeyin yaptığım ince göndermeyi anlayacağından emindim. Anladı da. Kulaklarımı kanatan kahkahasını tekrar duydum. Bu sefer gözünden yaş bile gelmiş olmalıydı.

'İyi uykular kardeşim. Seninle konuşmak iyi geldi. Beşinci günün şafağında görüşürüz.'

'İyi geceler abi. İyi uykular.' Hiç geri dönmemini dilediğim için pişmanım. İsteyerek söylemiştim ama artık bunu istemediğimi fark ettim.

Telefonu kapatıp bıraktım. Yatağıma girdim. Hemen ardımda Fiko koşarak yatağıma çıktı. Yorganın üzerinde bacaklarımın yanına kıvrılıp uzandı. Bu kız bedeninin içine hapsolmuştum ama o gece mutlu ve huzurlu, derin bir uyku çektim.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1434

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1190

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 975

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 902

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 770

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 712

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 635

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 620

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 569

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 569

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 139

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 128

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 13889 Üye Sayısı
  • 661 Seri Sayısı
  • 31361 Bölüm Sayısı


creator
manga tr