Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Losing Nuts Gain Whats? [F5] - Bölüm 7: Benim Bir Adım Daha mı Var?


Eve dönüşümün altıncı günüydü. Yavuz ağabey tekrar işe koyulmuştu. Uzun bir süre evde olmayacaktı. Onsuz geçen ilk iki gün harikaydı. Tüm ev bana kalmıştı. Benle ilgili garip sorular sormuyordu. Sonsuza kadar ondan kurtulmayı diledim. Güle güle bebek!

Üçüncü gün diğer günler kadar zevkli değildi. Nilüfer teyzeyle vakit geçirmek zevkliydi ancak zevklerimiz bir yere kadar gidiyordu. Gençtim ve evde durmak sıkıyordu. Tam o anda sataşacak birini arıyordum. Bilin bakalım evde kim yoktu? İtiraf etmekten nefret ediyorum. Yavuz ağabey… seni özleyeceğimi hiç düşünmezdim.

Bu sıkkınlık ertesi gün yeni telefonuma kavuşmamla son buldu. Teyzeye teşekkür ettim. SIM kartımı içine taktım. Konuşmaları merak ediyordum. Eski hayatımda kız kardeşimin telefonunu hiç kurcalamamıştı. Ah salak kafam keşke kurcalasaydım. Yasak bölgeye giriyordum. Neler ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Cephede silahsız bırakılmış bir asker gibiydim. Günah benden gitti.

Haliyle yeni telefonun galerisi boş ve gerekli uygulamalar yüklü değildi. Hafıza kartının kırıldığını öğrendiğimde moralim bozuldu. Fotoğrafları merak ediyordum. Mesajlar senkronize edilirdi sonuçta. Neler konuştuğunu görebilecektim. Uygulamaları yükledikten sonra asıl olay başlıyordu. Mesajları açtım. Eski mesajları aktarması için birkaç dakika bekledim. Mesajlar… normaldi. Daha şey, kız işi konuşmalar bekliyordum. Aradığım konuşmalar böyle olmamalıydı.

Tüm mesajları okumak iki saatimi almıştı. Kendimle ilgili hayli bilgi edinmiştim. Üniversitedeki yeni araştırma görevlisiydim. Henüz işe başlamamıştım. Kaza yüzünden bir süre daha devam edemeyecektim. Profesörlerle olan konuşmaları okudum. Son gelen mesajlar kaza gününden sonrasına aitti. Kısa mesajlar ile kaza geçirdiğimi yazdım. İş konusunu hallettikten sonra büyük harflerle yazılmış kocacım yazısına bastım. Tüylerim ürperdi. Mesajlara bakarken kendimi en rahat hissettiğim yerde, salondaki koltuk olan tahtıma yayılmış yatıyordum.

Sıradan bir çiftin konuşmalarını okumaktan zevk almıyordum. Aşkım, birtanem, canım gibi kelimeleri okurken midem bulandı. İşin suyunu çıkaran çiftlerden olmadıklarına sevindim. Konuşmalar daha çok işten kaç gibi çıkıyorsundan, bazı sevimli kedi videolarına doğru gidiyordu. Sevgililer gibi uzun aşk cümleleri yoktu. İlgimi çekmemişti. Bu Emre denen adam kimin nesiydi? Mesajlardan onun hakkında bir şey öğrenememiştim. Hem neredeydi sahi bu adam? Karısı kaza geçirmişti ama o gelmemişti bile. Bu nasıl evlilik lan? Karım kaza geçirecek bende onu ziyarete gitmeyecektim? Sağlam bir açıklaması olsa iyi olurdu, Asya abla yerine onu sağlam cezalandıracaktım. Hahaha… Nilüfer teyze ile izlediğim entrika aşk dizilerinin faydasını göreceğimi hiç sanmazdım.

Son mesaj atan kişi çok fazla mesaj bırakmıştı. Gönderinin adı Melis olarak kaydedilmişti ve yanında kalp işareti vardı. Tam da en iyi kız kankaların koyacakları gibi! Arka arkaya gönderilmiş yirmiden fazla mesaj vardı. Kaza gününden itibaren yazılmış ve sonuncusu dün yollanmıştı. İlk mesajlar sıradanken diğerleri endişeli görünüyordu. Büyük harfle yazılmışlardı ve bolca soru işareti vardı. Bedenimin eski sahibinin arkadaşı olmalıydı. Geçmiş mesajları okuduğumda öyle olduklarını anladım. Kısa bir mesaj yazdım:

‘Kaza geçirdim. Telefonumun kırıldı. Yenisini aldım.’ Kısa ve öz. Gönderdim. Biraz kestirmek için telefonu sehpaya bırakmak üzereyken bildirim sesini duydum. Cevap mı gelmişti?

‘Hastane de misin? Hangisinde? NEREDESİN!?’ He? Biraz ani olmuştu.

‘Evdeyim.’

‘Kendi evinde mi? Ama Emre yurt dışındaydı. Kazayı duyunca geri mi döndü?’ Bahsi geçen Emre bu bedenin kocası olan adamdı. Yurt dışında olması gelememesini açıklıyordu ama nereye kadar?

‘Yok, Nilüfer teyzenin evindeyim.’

‘...senin Nilüfer diye bir teyzen yoktu ki.’ Has! İstemeye istemeye cevap yazdım.

‘Annemin evindeyim…’

‘Tamam. Hemen geliyorum.’ Acele etme. Zaten bir yere gittiğim yok. Fiko ile koltuğun keyfini çıkarıyorduk. Misafir geliyordu. Nilüfer teyzeye haber verdim. Melis’in geleceğini öğrenince çay demlemek üzere mutfağa yöneldi. Şu analar yok mu... misafir geliyor diye hemen işi gücü bırakıp ikram hazırlamaya giderlerdi. Bırak umduklarını değil, bulduklarını yesinler!

Bende peşinden mutfağa girdim. Gelen Asya ablanın yakın bir arkadaşıydı ama ben onu tanımıyordum. Nilüfer teyze dolabın derinlerine doğru elini daldırdı ve çayın yanına koymak için bisküvi çıkardı. Ev hanımlarını hafife almamak lazım. Dünyanın sonu gelse bile gelen misafire ikram edecek bir şeyler bulabilirlerdi.

‘Melis kim, tanıyor musun?’ Büyük bir günah işlemişim gibi bana baktı. Artık bana böyle bakmalarına şaşırmıyordum. Alışmıştım galiba.

‘Üniversitede en yakın arkadaşındı. Yediğiniz, içtiğiniz ayrı gitmezdi.’ Annesini hatırlamayan en yakın arkadaşını nasıl hatırlasın ki? Sorun hafızamı kaybettiğimden kaynaklanmıyordu, ki kaybetmemiştim. Yeni bedenime yabancı olmamdı sorun.

Melis, üniversitenin birinci sınıfından mezuniyete kadar olan dönemdeki en yakın arkadaşım olan kişiymiş. Üniversiteden sonra yollarımız ayrılmış ama arkadaşlığımız devam etmişti. Nilüfer teyzenin Melis hakkında daha fazla şey bilmediğine şaşırdım. Genelde kızların anneleri en yakın arkadaşlarıyla iletişim halinde olurdu.

Farklı biriyle konuşacağım için heyecanlıydım, bir o kadar da korkuyordum. Hareketlerim şüphe yaratıyordu. Yavuz ağabeyin bana karşı tutumu iş için ayrılmadan öncesinde değişmişti. İlk karşılaşmamıza nazaran aramızdaki duvarın kırıldığını hissediyordum. Daha çok sohbet eder olmuştuk. İkimizde erkek olduğumuz için ortak nokta bulmak çok kolaydı. İkimizde erkektiğe bir parantez, ruhen hala erkektim. Kitaplar üzerine o gitmeden sık sık konuşurduk. Onca kitabı ne zaman okuduğumu sorduğunda ilk kez evli olmak işime yaradı.

‘Evlilik insanı çok değiştiriyor abi.’ diyerek işin içinden sıyrılmayı başarmıştım.

Öğleden sonra kapı çaldı. Misafiri teyze ile karşılamaya karar verdim. Kapıyı açtığımda gördüğüm kıza vuruldum. Gerçek anlamda hemde. Kısa kahve saçları ve koyu yeşil gözleri vardı. Bakışlarıyla bile birçok kalbi durdurabilirdi. Biz yakın arkadaştık değil mi? Seninle yakın arkadaştan fazlası olmak istiyorum!

Melis acılar içindeki halimi görünce koşarak bana sarıldı. Kalbim pır pır atıyordu. Korkma, prensin burada güzel kız. Seni koruyacağım. Saçları ne kadar da hoş kokuyordu. Kullandığı şampuanının adını sormalıydım. Kendi saçlarımın da böyle hoş kokmasını isterdim. Ne şampuanı, ne saçı lan? Bir erkek asla başkasına hangi şampuanı kullandığını sormazdı. Fakat uzun saçlara bakmak zordu. Sürekli taramak gerekiyordu. Ayrıca sırta düşen saç telleri deli gibi kaşındırıyordu. Konumuz saçlar değildi. Dünyalar güzeli kollarımın arasındaydı. Önemli olan da buydu.

'İyi olmana çok sevindim Asyasu. Mesajlarıma ve telefonlarıma cevap vermediğinde çok endişelenmiştim.' Az önce dünyalar güzeli beni Asyasu diye mi çağırmıştı? Asyasu ne lan? Bu çok… kadınsıydı. Kabul, adım bir kız ismiydi ancak yanına -su eklendiği zaman daha kadınsı oluyordu. Nilüfer teyzeye baktım. Cidden mi? Asyasu mu? Bu prens az önce bir kurbağaya dönüşmüştü. Kalbi ise birleştirilmesi asırlar sürecek binlerce parçaya ayrılmıştı.

Beraber salona geçtik. Erkekliğimin zirvesi olan geniş koltuk benim tahtımdı. Tahtıma yıkılmış, hasta bir adam olarak oturdum. Veliahtım Fiko, kralının derin kederini hissetmiş olmalı ki uykusundan uyanıp parmaklarımı yalamaya başladı. Bu hayatımda beni anlayan tek sen varsın Fiko. Babacığın büyük bir bunalımda. Kimse ona yardım etmiyor.

Nilüfer teyze çay ve bisküvi ikram etti. Acımı bisküvilerle bastırmak en uygun hareketti. Yoksa bu acı dinmeyecekti. Bisküviyi çayıma bandırıp yiyordum. Bir yandan da yanımda oturan dünya güzelinin konuşmasını izliyordum.

'Düğününden beri görüşememiştim. Emre ile aranız nasıl?' Çay nefes boruma kaçtı. Ağzımdaki çayı püskürttüm. Onca konu varken neden o! Nilüfer teyze araya girdi.

'Meliscim, Asya kazadan sonra hafızasını kaybetti. Henüz hafızasını geri kazanamadı.'

'Dizilerdeki gibi hafızasını kaybettin yani.' Gülmeye başladı. 'Ay bu çok hoşmuş ya. Sen şimdi benim kim olduğumu da bilmiyorsun değil mi?'

Seni her şeyden önce tanımak isterdim. 'Evet.'

Uzun uzun konuştuk. Nilüfer teyze bizi yalnız bırakıp yan komşuya gittiğinde konuşmaya devam ettik. Baş başayken konuştuğumuz konular nitekim daha özeldi. Ağzım açık kızı dinliyordum. Kadınların karanlık taraflarına doğru yelkensiz bir gemideydim. Arkadaşlığımızdan başlayarak bugüne kadarki dönemi anlattı. Neler yaptığımızı ve tabii ki ne ilginç işler çevirdiğimizi. Bu dünyada kadınların masum olduğunu sanırdım. Yanılmışım. Geçmiş düşüncelerim ve önyargılarım kırılıyordu. Sana dünya güzeli diyerek hata yapmıştım be! Sen ne canavar bir kadınmışsın. Konuyu sürekli kocama getiriyordu.

‘Biz… onunla nasıl evlendik?’

‘Ne oldu? Artık onu beğenmiyor musun?’ Tabii ki de beğenmiyorum. Erkeğim lan ben! Evdeyken hatırlamama yardımı dokunur diye teyze evlilik albümümüzü göstermişti. Her gelin gelinliğinin içinde çok güzelse, damatta damatlığın da yakışıklıydı. Buna laf edemezdim. Adamı yere gömmeye hakkım yoktu.

‘Kendisi ile henüz karşılaşamadım. Hangi koca, karısı kaza geçirdiğinde onu ziyarete gitmez ki? Bence o beni sevmiyor.’

‘Saçmalama! Emre sana deliler gibi aşık.’ Aşık deme, aşık olmasın! ‘Çok önemli bir iş için yurt dışına gideceğini söylediğini hatırlıyorum.’

‘Ne işi olduğundan sana bahsettim mi?’ Başını salladı. Anlaşıldı. O gelene kadar öğrenemeyeceğim. Ya da mesaj atabilirdim. Vazgeçtim. Ne mesaj atıcam!

Akşam üzeri ruhum bedenimden çekilmiş şekilde koltukta uzanıyordum. Melis gideli bir saat oluyordu. Acilen uzun saatler laf yapmaya çalışmam gerekiyordu. Biz erkekler öyle uzun uzun kankalarımızla bile konuşmayız. Birbirimizin o gün yüzünü görmek bize yeterdi ama kızlar öyle mi! Ah cevizlerim. Keşke sizleri de görebilsem.

Yapacak başka işim yoktu. Bende gözümü karartıp kocama mesaj atmaya karar verdim. Parmaklarım telefonun klavyesine gitmiyordu. Evli çiftler birbirleriyle nasıl konuşurlardı? Benden aşkım, canım yazmamı beklemesin. Rüyasında görür! Hangi ülkeye gittiğini de bilmiyordum. Orada saat kaçtı? Burada hava kararmıştı. Ya orada güneş yeni doğduysa? Oho böyle düşünmeye kalkarsam hiç yazamayacaktım. En kolay soruyu yazdım.

‘Uyudun mu?’ Mesajı gönderdim. Kesinlikle en iyi giriş buydu.

Telefon rehberine girip Emre’nin kayıtlı olduğu ismi değiştirdim. Kocacım bana yakışmıyordu. Daha erkeksi bir şey lazımdı. Bu adam yurtdışına gidip geliyorsa zengin olmalıydı değil mi? Adını Para Babası olarak değiştirdim. Şimdi tam olmuştu. Emre’den cevap gelememişti. Çalışıyor olmalıydı. Televizyon izleyeyim bari.

Telefonum çaldığında dizinin en heyecanlı yerindeydim. Ana karakterin yıllar önce evlenip boşandığı eski eşi tam araları dargın olan çiftin barışması sırasında eve geliyordu. Dahası yanında adamdan olduğunu iddia ettiği bir çocukla çıkagelmişti. Olaylar karışmıştı haliyle. Entrika damarlarıma işlemişti. Kadınlar böyle şeylere açtı sanırım. Telefona baktım. Para Babası arıyordu. Niye arıyorsun ki, mesaj attım o kadar? Açmalı mıydım? Korkanın çocuğu olmaz!

‘Mesaj atmışsın, geç saatlere kadar çalışıyordum. Görür görmez arayayım dedim hayatım.’ Hayatım deme lan! Bacağını kırarım.

‘İşler nasıl gidiyor?’

‘Yeni sözleşmeleri imzalatmak üzereyim. Bir hafta daha burada olmam gerekiyor. Yanında olamadığım için özür dilerim. Döndüğümde bana istediğin cezayı verebilirsin.’ Seni cezalandıracağımı zaten söylemiştim. Bacaklarını kıracağım. Sende benim gibi hastanede yatta görelim! Güldüm.

‘Hehe, bundan emin olabilirsin.’

‘Sen neler yapıyorsun? Annenin evinde sıkılmıyorsun değil mi?’

‘İyi bakılıyorum. Eskiden olduğumdan daha iyi.’

‘...pekala.’

‘Ayrıca Yavuz abi işe gitmiş olsada yanımda Fiko var. Beraber baba-oğul takılıyoruz bütün gün.’

‘...anlıyorum.’

‘Televizyonda izleyecek tonla dizi var. Şu kaynanaların ne kadar gaddar olduğunu tahmin edemezsin. Sen işine dön. İstersen bir ay gelmeyebilirsin. Kapatıyorum.’

‘...’




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1432

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1189

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 975

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 902

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 772

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 712

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 634

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 619

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 567

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 567

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 147

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 139

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 127

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 13823 Üye Sayısı
  • 656 Seri Sayısı
  • 31164 Bölüm Sayısı


creator
manga tr