“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Losing Nuts Gain Whats? [F5] - Bölüm 4: Sen Bittin! Sen Öldün! Seni Affetmiyorum!


Nilüfer teyze koridorun soldan ilk odasının kapısını açtı. Turuncu duvarlarıyla minik bir odadaydım. Oda biraz havasız kalmıştı. Büyük bir gardrop, tek kişilik yatak, uzun bir çalışma masası ve aynası olan kısa başka bir dolap vardı. Yatağın hemen başında minik bir şifonyer duruyordu. Masa ve dolabın üzerinde hiç eşya yoktu. Yatağın yanındaki şifonyerin üzerinde ise bir fotoğraf çerçevesi duruyordu. Teyze hızlı adımlarla beyaz pencere storunu açtı. Pencereyi açıp odayı havalandırdı. Kullanılmadığından yastığı ve battaniyesi kaldırılmış yatağa oturdum. Değnekleri yatağa yasladım. 


'Sen evlenip gittikten sonra odan boş kaldı haliyle. Gardrop, kendi evinde koyacak yerin olmadığı için götürmediğin giysilerinle dolu.' Dolabın kapaklarını açtı. Giymem için rahat birkaç şey çıkardı. Uzun bir elbise ve temiz çamaşırları yatağıma bıraktı. 'Giyinmene yardım edeyim mi kuzum?' Şiddetle karşı çıktım.


'Kendim hallederim!' Yanağımı çekiştirdi. Yüzümü buruşturdum.


'Ben akşam yemeğini hazırlamaya başlayım. Sende biraz dinlen. Abine söyledim sana akşam banyo yapman için bornoz almaya gitti.' Banyo! Günlerdir doğru düzgün yıkanmamıştım. Hastanede kaldığım vakit bu tarz ihtiyaçları giderken zor oluyordu. Ah cevizlerim! Sizleri gururla bir daha yıkayamayacak olmak ne üzücü.


Teyze kapıyı kapatıp gitmeden önce pencereyi kapattı ve tülleri çekti. Yüzündeki gülümseme hiç eksik olmuyordu. Kızı bildiği kişi artık ona teyze desede o mutluydu. Evladının canı her şeyden değerliydi tabii. Banyo yapmak için akşamı beklemek zorunda olmak çok kötüydü. Kendimi şimdi sıcak suyun altına atmak istiyordum. Değneğin tekini kullanarak ayağa kalktım. Nilüfer teyzenin çıkardığı uzun elbiseyi giymeyecektim kesinlikle! Bana pantolon gerekliydi.


Gardrobun kapağını açtım. Bunlar Asya ablanın evine götüremediği giysiler miydi? Yok artık! Eski hayatımda toplasan şu dolap kadar kıyafetim yoktu ve bunlar sadece bu ablanın artıkları mıydı? El insaf be! Giysilere bakmaya başladım. Çoğu uzun elbiselerden oluşuyordu. Fazla resmi ve süslüydüler. Yahu kınaya ya da düğüne gitmiyorduk evde giyebileceğim rahat bir şeyler gözüme çarpsın artık. Askıdaki giysilerin sonuna ulaştığımda tanıdık bir şey gördüm. Onu hemen dolaptan çekip özgürlüğüne kavuşturdum. Bu… bir formaydı!


Sarı lacivert çizgili Fenerbahçe formasını gördüğümde hem çok sevindim hem de üzüldüm. Formayı yatağa attım. En son çare onu giyecektim. Umarım giymek zorunda kalmazdım. Ne olur başka giyebileceğim bir şey bulabileyim! Onu giymek istemiyordum çünkü ben Beşiktaşlıydım. Bir erkek asla ve asla tuttuğu takımı satmazdı! Ölümüne Kara Kartal, olley be! Öhöm… yine de bir erkek etek giymektense düşmanının formasını giymeyi tercih edebilirdi. Şartlar bunu gerektiriyorsa elbette. Beşiktaşlı kardeşlerim lütfen bu kardeşinizi işleyeceği günah için affedin. Biliyorsunuz ki bu pis formayı giysem dahi bileğimi kestiğimde akacak kan siyah beyazdır!


Şansımı çekmecelerde kullanmaya karar verdim. Şükürler olsun aradığımı bulmuştum. Biraz eskimişte olsa bulduğum pantolona hevesle sarıldım. Çekmeceyi son kez karıştırdım ama tişört bulamadım. Pantolonu rahat giymek için yatağa oturdum. Ayakta kendi başıma duramıyordum bu yüzden tek yol uzanarak giyinmekti. Öncesinde temiz çamaşırlar vardı. Üzerimdekileri çıkardım. Manzara… manzaraydı işte. Değnek yardımıyla hafifçe doğrulup aynada kendime baktım. Zayıf olduğum söylenebilirdi. Bir kadın için sanırım bu idealdi. Karnım guruldadı. Elimi karnıma koydum.


'Sakin ol, teyze içerde yemek hazırlıyor.' Midem bana tamam dercesine tekrar guruldadı. Bir baba edasıyla karnımı okşadım. 'Biliyorum, sende benim gibi et yemek istiyorsun.' 


Açlığımdan önce aynada izlediğim görüntü daha ilgi çekiciydi. İç çamaşırlarımla öylece dikiliyordum. Yatağa oturdum. Teyzenin bıraktığı temiz çamaşırı aldım. Bunun hangi tarafı önüydü lan? Fazla inceydi. Doğru tarafı bulmam biraz sürdü fakat sonunda buldum. Düşüncelerim ikiye bölünmüş durumdaydı. Şeytan, aç ve hazineyi gör diyordu. Melek ise temiz çamaşırlar uğruna çıkarmamı istiyordu. Seçim çok zordu. Her türlü açacaktım. Bense şeytan ve meleği aynı anda kandırdım. Gözlerimi kapattım ve kilodu çıkardım. Temiz çamaşırı bacaklarım aynı delikten geçmeyecek şekilde ayarladım ve yukarı doğru çektim. Bacaklarımda hızla ilerledi, virajı aldı ve son düzlüğe girdi. Kapıya dayandığında kıçımı hafif kaldırdım ve işlem tamamlandı. Ters giymediğim için büyük bir rahatlama hissettim. 


Öncelikle iki sorum var. Bir: Neden bu kadar ince? İki: Neden bu kadar sıkı? Biri bana mantığıyla açıklasın. Yeni çamaşırı giydiğimde aklımda beliren bu iki soruyu kafamdan savuşturdum. Hayır, cevabını merak etmiyorum teşekkürler! 


Pantolonu bacaklarımdan geçirmek ve yukarı çekmek kolay oldu. Çünkü gözlerim açıktı. Harika, alt kısımla işim bitmişti. Fermuarı çekerken elim hızlı davranmıştı. Korkuyla küçük Asya'nın sıkışmasından korktum. Yoldaşım fermuara sıkışamazdı çünkü artık yoktu. Ah cevizlerim! 


Sıra üst taraftaydı. Sanırım bunu gözlerim kapalı yapamayacaktım. Ayağa kalkıp aynaya sırtımı döndüm. Ellimisırtımda, sütyenin arkasında birleştirdim. Bir yandan dirseklerimle değneklerden destek alıyordum. Kafamı aynaya çevirip aynada ki sırtımın yansımasından kanca ya da kilit midir ne olduğunu çözemediğim şeyi açmaya çalışıyordum. Hadi, hadi açıl! Dakikalardır uğraşıyordum ama henüz sonuç alamamıştım. Acun Ilıcalı şu performansımı görse gereksiz uzun süren programlarında beni oynatırdı. Acun ağabey kutumda büyük hissediyorum! Hep bir ağızdan yükselen 'ooo' seslerini duyar gibiydim. Kanca sonunda açıldı. Minik çıt sesini duydum ve ödülüm gözlerimin önüne serildi… bunlar baya hoşmuş!


Demek istediğim gayet sağlıklı olduklarıydı. Aynada kendime şöyle uzunca baktım. Parmağımla hafifçe bastırdım. Yumuşaklardı ama beklediğim kadar değil. Bir taraftan kaybetmiş ama başka bir taraftan kazanmıştım. Değil mi? Kimi kandırıyorum ki, kendimi avutmaktan başka bir şey yapmıyordum. Temiz sütyeni takmak çıkarmaktan daha kolaydı. Parmağımın verdiği his takibiyle bu işi yapmak basitti. 


Geriye sadece yatakta giyilmeyi bekleyen forma kalmıştı. Gururunu kaybetmiş bir adam gururundan daha ne kadar kaybedebilirdi! Kardeşlerim! Beni affedin. Her şeyini kaybetmiş olan ben son gururumu da kaybetmeye hazırdım. Formayı yataktan aldım. Ellerim titriyordu. Önce kafamı geçirdim. Yüreğim titredi. Alçılı kolumu geçirmek üzereyken 

durdum. Tabii ya! Bu evde bir erkek yaşıyordu. Onda kesinlikle tişört vardı. Nilüfer teyzenin dediğini hatırladım. Yavuz ağabey bana bornoz almak için dışarı çıkmıştı. Acele edersem o gelmeden odasına gidip gelebilirdim. 


Formayı gerisin geri çıkarıp yatağa attım. Şifonyerin üzerindeki resim gözüme çarptı. Çerçeveyi elime aldım. Fotoğrafta Asya abla ve babası Nurettin amca vardı. Baba-kız Fener formalarını giyip maça gitmişlerdi. Bu fotoğrafta orada çekilmişti. Nurettin amcayı bu ilk görüşümdü ama fotoğraftakinin o olduğundan emindim. Kır saçları ve hafif göbeği olan babacan bir adama benziyordu. Yatağın üzerine attığım Fener formasına tekrar baktım. Büyük bir utanç ve vicdan azabına kapıldım. Yaptığım hatanın geçte olsa farkına varmıştım. Formayı güzelce askısına asıp dolaptaki yerine astım. Futbolda düşmanlık olmazdı, futbol kardeşlikti.


Odamın kapısını ses çıkarmadan araladım. Koridor temizdi. Nilüfer teyze kapıyı açtığımı duymamıştı. Mutfaktan televizyon ve tabak çanak sesleri geliyordu. Nilüfer teyze akşam yemeğini hazırlıyordu. Koridorun sonunda üç oda daha vardı. Değneklerle yürümek zaten zordu üstüne sessiz olmam gerekiyordu. İlk kapının kolunu indirdim. Hayır burası banyoydu. Bulduğum iyi de olmuştu. İkinci kapıya açtım. Çift kişilik büyük bir yatak ve boydan boya iki duvarı kaplayan dolabı gördüm. Burası kesinlikle Nilüfer teyzenin odasıydı. Erkek odasına katiyen benzemiyordu. Son kapıya yöneldim. İşte burası erkeğe yaraşır bir odaydı. Toplanmış yatağın üzerinde giysi yığınları vardı. Sandalyede de yığınla giysi birikmişti. Buruşturulup atılmış giysileri gördüğüme hiç bu kadar sevinmemiştim. Çalışma masası bardak ve tabak bulaşıklarıyla doluydu. Gri renge boyanmış duvarda tablolar asılıydı. Keşke benim odamda böyle olsaydı. Başkasının gözünde çöplük olan bu oda benim için cennetti. 


Yatağın ucuna oturmuş üstündeki giysi yığınından kendime tişört seçiyordum. Yavuz ağabeyin giysileri soluk ve koyu renklerden ibaretti. Çoğu ter kokuyordu. Hepsi beraber durduğundan ter kokusu tümüne sinmişti. Açık konuşmam gerekirse ter kokusu çok rahatsız ediciydi fakat hiç yoktan iyiydi. Baktığım giysileri yatağın diğer ucuna atıyordum. Yavaştan yatağın baş tarafında yeni bir tepe oluşmaya başladı. Aradığım tişörtü sonunda buldum. Az ter kokulu gri tişörtü hemen giydim. Çıplak omuzlarımın üşüdüğünü o zamana kadar fark edememiştim. Tişört bana bol gelmişti. Aşağısı diz kapaklarıma baya yakındı. Bu işimi görürdü. Görev tamamlanmıştı. Yığının arasında kırmızı bir giysi dikkatimi çekti. Yavuz ağabey gri ve siyahtan başka renkte giyiyormuş. Kırmızı giysiyi çektim. Şok oldum. Bu şey! Bir kadın çamaşırıydı. 


Giydiğim çamaşırdan daha küçüktü ve daha dardı. Kenarları dantel işlemeliydi. Kiloda bakarken nefesim kesildi. Bu şey çok ahlaksızca bir tasarıma sahipti. Arka tarafı kapatan ince bir ip dışında hiçbir şey yoktu. Ön tarafı da çok masum sayılmazdı. Önden baktığında arka tarafı görünüyordu.  Bu şeyi giysen bile hiçbir şey giymemiş gibi olurdun. Giysinin üst kısmı kafamda canlandı, sonuçta bunlar bir takımdı. Oha! Birden burada ne döndüğünü anladım. Kanım buz kesti. Nilüfer teyze günlerce hastanede benimle kalmıştı. O sırada Yavuz ağabey… siktir! 


'Odamda ne yapıyorsun?' Yerimden sıçradım. Ne, ne zaman dönmüştü? Kırmızı çamaşır hala elimdeydi. Neyse ki arkam Yavuz ağabeye dönüktü. Çamaşırı avcumda buruşturup tişörtten içeri, sütyenimin arasına sıkıştırdım. Yataktan kalktım. Bol tişört sağ olsun demin tıktığım kırmızı çamaşır sırıtmıyordu. Yatakta ki yığını gördüğünde bakışları değişti. Yanıma geldi.


'Senin tişörtlerinden birini almaya gelmiştim Yavuz abi. Bendekiler hep eskimişte.' Ayırdığım yığını alıp eski yığının tepesine serdi. Çakal! Ne yapmaya çalıştığını fark etmediğimi mi sandın? Bilmemezlikten geleceğim. Bakışları giydiğim kendi tişörtünden pantolonuma kaydı. Eski pantolonumu görünce bana hak verdi. Çatık kaşları yumuşadı.


'Dolabındakiler hep eski kıyafetlerindi sonuçta. Üzerindeki kirli, bekle sana temiz tişörtlerimden vereyim.' diyerek dolabına yöneldi.


Derin bir nefes aldım. Sen aklında iki tilki oynatırsın, kuyruklarını birbirine değdirirsin. Ben aklımda dokuz tilki oynatırım, birinin bile kuyruğu diğerine değmez! Operasyon başarısız olsada görev başarılıydı. Yavuz ağabey bana tişört seçerken odayı incelemeye devam ettim. Dolabı büyüklüğünde bir kitaplığı vardı. Raflarda özenle sınıflandırılarak dizilmiş kitaplara bir göz attım: Yüzüklerin Efendisi, Witcher, Harry Potter, Metro, Dune, Kral Katili Günceleri ve niceleri. Ne ararsan vardı. Görüyorum ki karşımda kültürlü bir adam vardı. Tıpkı ben gibi! Yavuz ağabey benim gibi fantastik türün hastalarındandı. Fantastik türün dışında da farklı fantastik fantezileri olduğu belliydi ama bunu düşünmek istemiyordum. Seni affediyorum ağabey. Merdivenlerde yaptığın ve deminki minik kırmızı şey için.


'Al bakalım. Bu işini görür.' dedi çömeldiği dolap çekmecesinden doğrulmadan. Üzerimdekinden farkı düzgünce katlanmış ve ter kokmayan gri tişörtü uzattı.


'Teşekkürler abi.' Temiz tişörte uzandım. Uzanmamla beraber göğsümün ortasından karnıma doğru süzülen damlayı hissettim. Damla karnımda kayarken içimde aynı hızla tiksinme hissi yükseldi. Kırmızı şeyi tuttuğum eliminde biraz nemli olduğunu fark ettim. 


Bu, şey, hala, ıslak, mıydı, lan!?


Yüzümdeki bakışın şaşkınlıktan korkuya dönüştüğünü gören Yavuz ağabey kaşının tekini kaldırarak sordu.


'Sorun ne kardeşim? Sana yardım etmemi ister misin?' Ayağa kalktı. İçimde öfke kabardıkça kabardı. O pis ellerini bana sürmeye kalkma lan! Hızla geri çekildim. Temiz tişörtü almıştım. Bir damla daha hızla karnımdan kaydı. Tiksintiyle titredim. 'Pek iyi görünmüyorsun.' dedi.


Tabii ki de değilim! Az önce… az önce… hay! Ellerim öfke ile titriyordu. Dişlerim birbirlerine kenetlenmişti.


'Bir şey yok, iyiyim!' dedim buz gibi bir sesle ve odadan ayrıldım. Adımlarımı hızlandırdım. Banyo! Banyo! Banyo! Bu iş yemekten sonraya kalamazdı. Şimdi yıkanmalıydım. Derhal! Banyonun kapısını hışımla açtım ve çarparak kapadım. Yavuz ağabeyin banyonun önüne gelerek seslendiğini duydum. 


'Bornoz kapının arkasında, pembe olan.' Pembe mi!? Kapının arkasına baktım ve pembe bornozu gördüm. 


Senin ben soyunu sopunu!!! Sen bittin! Sen öldün! Seni affetmiyorum! Affetmiyorum!!!




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1432

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1189

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 975

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 902

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 772

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 712

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 634

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 619

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 567

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 567

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 147

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 139

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 127

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 13823 Üye Sayısı
  • 656 Seri Sayısı
  • 31164 Bölüm Sayısı


creator
manga tr