Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

Losing Nuts Gain Whats? [F5] - Bölüm 3: Üzülme Teyze. Seninle En İyi Kankalar Olabiliriz


Telefonu kocam olduğunu söyleyen adamın suratına kapatmadan önce sesimin olabildiğince kalın olmasına özen göstermiştim ama bunda pekte başarılı olamamıştım. Bu vücudun eski sahibinin ince bir ses tonu vardı. Bir erkek olarak tatlı bulduğumu bile söyleyebilirim ama konu çıkan sesin bana ait olmasıydı. Bir kabadayı bile olamıyordum. Hayal kırıklığı üzerime çöreklendi. Alçılı kolumda hissettiğim acıyla kolumu hızla çektim. Minik kızarıklığı gördüm. Nilüfer teyze beni çimdikleyip duruyordu. Belimi çimdiklemeye başladı. Çimdikleri derimi deşiyor ve dayanılmaz bir acıya sebep oluyordu. Bırak beni! Üzgün ve hayalleriyle oynanmış bir adama daha fazla acı çektirme! 


'Sen az önce telefonu kocanın suratına mı kapattın!?' Her kelimeyi zikrettiği peşi sıra bir çimdik yedim. Arka arkaya yediğim sekiz çimdik belimi adeta kopardı. Şu gördüğüm muameleye bak! Kendi annemden yirmi iki yıllık hayatımda on kere bile çimdik yemeyen ben, hastane yatağında ard arda sekiz kez çimdiklenmiştim. Acısı ve yangısı uzunca bir süre geçmedi. 'Şimdi çocukcağız yanlış anlamıştır. Onu tekrar arayacağım.' diyerek ayağa kalktı. 'Ben gelene kadar biraz uyu.'


Ofladım. Bana ne yapacağımı söyleme teyze. Dolma parmakları çeneme yapıştı. Dudaklarım büzüştü. Sertçe okşadı. Sevgisini gösterme şekline hayret ettim.


'Anneye oflanmaz!' Yanağıma ıslak bir öpücük aldım. 'Hadi sen güzelce dinlen kuzum.' Sinirden köpürdüm. Bir yandan da bu bedenin eski sahibini kıskanmadan edemedim. Annem beni en son ne zaman öpmüştü? Kendi annemden olmasada başka bir annenin öpücüğü gayet hoştu. Her ne kadar onunkinin yerini tutmasada. 


Nilüfer teyze odadan çıkarken bana bakıp gülümsedi. Yanağımdaki ıslak öpücüğü silerken istemsizce bende ona gülümsedim. Garipsin ama komiksin be teyze. Oda da tek başıma kaldığım vakitte zaman geçmek bilmiyordu. Onca konuşmadan sonra yorulmuştum. Göz kapaklarım yavaşça kapandı ve uykuya daldım. 


Uyandığımda tepemde ki floresan yanmıyordu. Hava kararmıştı ve yatak başlığının yanlarındaki bir çift lamba odayı loşta olsa aydınlatıyordu. Çok acıkmıştım. Bugün hiçbir şey yememiştim. Hafif bir horultu sesi duydum. Başımı çevirdiğimde Nilüfer teyze koltuğunu yatağıma paralel çevirip uyumuştu. Bacaklarını uzatmak içinde bir sandalye çekmişti. Okuduğu kitap karnında açık bir şekilde duruyordu. Gülmeden edemedim. Uykusu çok derindi. Alçılı sol elimi kısa parmaklarıyla sıkıca tuttuğunu fark ettim. Rüyasında konuşuyordu. Kesik kesik konuşsada rüyasının kızıyla iligli olduğunu adını sayıklamasından anladım.


'Asya… kuzum…'


Annem olmasanda kızını çok sevdiğin belli oluyor be teyze! Kızının kaza geçirdiğini duyduğunda kim bilir nasıl korkmuşsundur. Yüreğin ağzına gelmiştir. Yaşadığını ve sapasağlam olduğunu öğrendiğinde ise yüreğine su serpilmiştir. Kendi ailemi düşündüm. Ölümüm onları kahretmiş olmalıydı. Eğer yaşıyor olsaydım üniversitede son senemdi. Onca sene çalış didin sonra hayata atılamadan öl, ne kadar iyi! Evimizin gururu her zaman ağabeyim olmuştu. Başarılı ve çalışkandı. Kendime onu örnek almıştım ama ben onun kadar başarılı değildim. Yine de çok çalışmış ve onun okuduğu okulda  mühendislik fakültesine girmiştim. Sonrada emeklerim hiç olup gitmişti. Sahi, küçük kız kardeşim bu sene üniversiteye giriyordu. Annemi, babamı özlemiştim… hepsini özlemiştim.


Teyzeyi uyandırdım ve beraber yemek yedik. Kısa bir süre muhabbet ettik. Onunla vakit geçirdikçe hoş ve komik bir kadın olduğunu düşünmeye başlıyordum. Çok matrak kadındı. Teyze gibi teyzeydi! O kitabını okumaya devam etti ama kısa süre geçmeden tekrar uyuyakaldı. Kitap elinden kaydı. Uykusunu bu kadar hızlı getiren kitabı merak ettim. Biraz gayretle teyzeyi uyandırmadan kitabı kucağından aldım. Kitabı alana kadar kan ter içinde kalmıştım. Kitap bir kişisel gelişim kitabıydı. Daha kendinize hayrınız yok birde millete nasihat veriyorsunuz! Yüz elli sayfa kadar bir şeydi. Bu türü okuyan ciddi sayıda insan vardı. Kişisel gelişim okuyan biri değildim ancak uykum yoktu ve gece uzundu. Kitap umarım teyze gibi benimde hemen uykumu getirirdi. 


Kitabın kapağını açtım. Ön sözü geçtim. Bu devirde ön söz okuyan var mıydı ki? Baya da uzun yazılmıştı. İlk on sayfayı hızlıca atladım ve kitabın asıl girişine geldim. İlk cümleyi okudum: Sevdiklerini mutlu etmek istiyorsan önce sen mutlu olmalısın. Belki de kişisel gelişim kitaplarını hafife almıştım. 


Hastanede ki onuncu günümü deviriyordum. Doktor değneklerle yürüyebileceğimi söyleyeli üç gün oluyordu. Ayrıca boyunluktan kurtulmuştum. Bu süreçte bedenin eski sahibi hakkında bazı temel şeyleri öğrenmiştim. Yirmi altı yaşında bir araştırma görevlisiydim. Yaşımı duyunca ağzım açık kalmıştı. Eski hayatımı geri verin bana! Yirmi ikilik halimi istiyordum. Yeniden doğmuş olabilirdim ama dört yıl daha yaşlıydım. Bunun hesabını kim verecekti ha? Bu şok dışında en çok şaşırdığım şey boyumdu. 


'Bu hastanenin kapıları da amma yüksek he.' diye değneklerle yürümeye başladığımın ikinci günü Nilüfer teyzeye söylenmiştim. Kadın gülme krizine girdi.


'İlahi sende! Kafan karıştı diye boyunu da mı unuttun?' diye sırtıma vurmuştu. Size şunu söyleyim, bu kadının elinin ayarı yok. Dozu biraz kaçırsa ciğerimi bile sökerdi.


Fakat teyze haklıydı. Hastane kapıları uzamamıştı. Benim boyum kısalmıştı. Korkarak boyumu sorduğumda ise kuru kuru bir 1.65 cevabını almıştım. Ah benim güzel 1.80 boyum. Ah cevizlerim! Boyum kısa olsada Asya abla bedenine iyi bakmıştı. Düz bir karnım vardı. Bu abla saygımı kazanmıştı. 


Akşam üzeri doktor odama geldi ve bacaklarımın durumunun iyi olduğunu söyledi. Yarın taburcu olabilirmişim. Teyze itiraz etti.


'Doktor Bey oğlum, kızımın hafızası hala yerine gelmedi. Taburcu olması doğru mu?' Bir an önce bu odadan çıkmak istiyordum. Bunalmıştım. Teyze! Hiç yardımcı olmuyorsun ama. Doktorun cevabı içimi rahatlattı.


'Kızınızın hafızası yakın zamanda düzelecektir. Bu sürecin hızlanması biraz da sizin elinizde Nilüfer Hanım.' Doktor ağabey sende kral adamsın ama kız falan diyorsun ayıp oluyor!


Doktor odadan çıkıp gittikten sonra teyzenin yüzündeki çaresizliği gördüm.


'Üzülme teyze. Seninle en iyi kankalar olabiliriz.' Yüzünde ki çaresizlik umutsuzluğa dönüştü.


'...'


O gece güneş hiç doğmayacak sandım. Dışarı çıkmak, buradan kurtulmaya can atıyordum. Kendi ailemi görmek istiyordum. Onlara iyi olduğumu söylemeliydim. Bu düşüncemden derhal vazgeçtim. Şu an oğullarını kaybetmenin acısını yaşıyor, yasımı tutuyorlardı. Karşılarına çıkan bir kadının onlara ölen oğulları olduğunu söylemesi işleri arap saçına çevirmekten başka bir şey yapmayacaktı. Ve o gece bir karar verdim. Neden ve niçin bu bedende olduğumu bilmiyordum. Belki de asla bilemeyecektim. Fakat öyle ya da böyle yaşamalıydım. Buna alışmalıydım. Bir erkek olan ben, kadın olarak yaşamayı öğrenmek zorundaydım. Bunu istemesem de yapmam gerekiyordu. Çünkü ben mutlu olmazsam bu bedenin asıl sahibini seven ailesi mutlu olmayacaktı. En azından onları üzmeye hakkım yoktu.


Hemşire tekerlekli sandalyeye oturmama yardım etti.  On gün boyunca bu odada kalmıştım. Kırık bir kol ile ayrılıyordum. Hastanenin girişine getirildim. Nilüfer teyze otoparktan arabayı getirmek üzere hızlı adımlarla yanımdan ayrıldı. Hastaneden ayrılmadan önce kaza hakkında sormak istediğim bir şey vardı.


'Doktor abi?' 


'Abi demene gerek yok aynı yaştayız.' Hay! Kendimi hala yirmi ikiyim sanıyordum.


'Kazada ki diğer kişide buraya mı getirilmişti?' Başını salladı.


'Evet, ama kendisi senin kadar şanslı değildi. Ambulansta hayatını kaybetti.'


'...'


'Hayatın ne yapacağı belli olmuyor. Çok genç birisiydi. Tek diyebileceğim yazık olduğu. Ailesi cenazesini almak için geldiklerinde çok üzgünlerdi.'


Daha fazla konuşma doktor ağabey! Ağlatacaksın beni. Beyaz bir araba önümüzde durdu. Teyze özür dileyerek indi. 


'Biri arkama park etmiş. Anons yaptırmak zorunda kaldım.'


Hemşire kalkmama yardım etti. Topallayarak ve sekerek arka koltuğa zar zor bindim. Gitmek için hazırdım. Nilüfer teyze doktorla bir çift laf daha konuşuyordu. Ne dediklerini duyamadım. Doktor konuşurken teyze şiddetle kafasını sallıyordu. Sonunda arabaya bindi. Camdan doktora el salladım. Teşekkürler doktor ağabey.


Şehrin daha önce uğramadığım bir mahallesine vardık. Apartmanlarla çevrili bir semtti. Daha öncede apartmanda yaşamıştım ama binalar birbirlerine bu kadar yakın değildi. Binanın arkasında ki otoparka park ettikten sonra güçlükle arabadan indim. Değnekle daha önce yürümemiştim. Adım atarken değneğin sapları yumuşak olsa da koltuk altlarıma batıyordu. Asya abla biraz kas çalışsan ölür müydün!? Apartman girişine gelmeden evvel iki basamak vardı. Bacaklarımı açıp kaldırmak tam bir külfetti. İlk adımı zorlanarak attım. İkinciyi takip ettim. Neredeyse düşüyordum ki teyze bana destek oldu. Allahım acınacak haldeyim! İki basamağı yaşlı dede edasıyla tırmandıktan sonra apartmana girebildim.


'Asansör nerede?' diye sordum. 


'Asansör yok.' dedi teyze. Dudaklarımı ısırdım.


'Lütfen giriş katta oturduğumuzu söyle.' 


'3. katta oturuyoruz.' Ananı avradını! İki basamak çıkacağım diye anam ağlamıştı. Üç katı çıkarken kesin ölürdüm. 'Abin bu sabah dönmüştü. Geldiğimizi söyleyim. Merdivenleri çıkmana yardım etsin.' Çabuk ara! Yoksa beni eve sokmak için iftaiyeyi aramam gerekecekti.


Telefon iki kez çaldıktan sonra açıldı. Teyze geldiğimizi söyledi. Merdivenleri çıkamadığım için yardım etmesini istedi. Telefonu kapattıktan sonra üst katlardan bir kapı açılma sesi duyuldu. Beraberinde basamaklar hızlı adımlarla inildi. Benden bir kafa boyu daha uzun olan otuzlarında kahve saçlı bir adam belirdi. Yavuz ağabeyim bu muydu? Kısa kirli sakalları ve kardeş olduğumuzu belli eden aynı renk gözlerimiz vardı. 


'Geçmiş olsun kardeşim. İş yüzünden hastanede ziyaretine gelemedim kusura bakma.'


'Sorun değil abi, bazılarımızın çalışmaya devam etmesi gerekiyor.' Ona ağabey demek, Nilüfer teyzeye anne demekten daha kolaydı. Çıkacağım üç kat için elimi desteğe koydum. Diğer elim Yavuz ağabeyin omzundaydı. İlk adımı attım ama nasıl attım bir sorun. Tam bir işkenceydi. Bu işkence yarım kat daha sürdü. Kat arasında soluklanmak için durdum. Nefes nefese kalmıştım. Nefes alırken göğsüm kalkıp iniyordu. Sanki maraton koşmuştum. Daha yarım kat çıkabilmiştim. Bunun gibi iki buçuk kat vardı. Allah kahretsin! Yapacağınız merdivenlere tüküreyim.


'Böyle olmayacak, hızlı yoruluyorsun. Bunun daha hızlı bir yolu var. dedi Yavuz ağabey.


'Nasıl olacak o iş-' Ben cümlemi bitiremeden Yavuz ağabey eğildi ve beni kucağına aldı. Lan! Noluyoruz lan! Bırak lan beni! Aniden kaldırıldığım için istemsizce garip bir inleme sesi çıkardım. Bu ses benden mi çıkmıştı? Utanç içinde kıpkırmızı kesildim. 


'Rahat mısın?' diye sordu. Cevap vermedim.


'Hay yaşa be oğlum. İyi aklına geldi valla.' dedi Nilüfer teyze değnekleri yerden toplarken. İyi fikrine tüküreyim!


'Kollarını boynuma sıkıca dola da düşme sakın.'


'...' 


Dediğini yaptım. Kollarımı boynuna doladım. Başım göğsüne dayandı. Bu utancı hiçbir erkek yaşamamalı. Kendimi merdiven boşluğundan atıp ölmek aklıma geldi. Bu sefer de yaşlı bir nine olarak doğmaktan korktum. Çaresizce kendimi Yavuz ağabeyin kollarına bıraktım. 


Adam basamakları zorlanmadan çıkıyordu. Kollarında en az elli kilo taşıyorken bile gayet çevikti. Bir prenses gibi taşınıyordum. Rezalet! Zorlanmadan iki katı çıktı. Son katı çıkmadan önce terleyen kollarını rahatlatmak için gevşetti. O sırada hafif bir kayma oldu. Eli kısa bir süre kıçımdaydı, demek yanlış olacak bildiğin oradaydı! Güçlü parmakları hissettim. Sen benim nereme dokunuyorsun lan! Parmaklarını hızla çekti ve tekrar bacaklarımı kavradı. 


'Pardon.' Kabaca özür diledi. Özrünü kabul etmiyorum! Kabul etmiyorum! Son katı çıkarken yorulduğunu fark ettim. Sıcak nefesi suratıma vuruyordu. Terlemişti. 


Kapının önünde beni indirdi. Nilüfer teyze evin kapısını açtı. 


'Kardeşini odasına kadar yine taşıyıver oğlum.' dedi. Bu sefer olmaz! Değneklerle uçarcasına içeri girdim. Ayağımdaki terlikleri fırlatıp attım.


'İstemez! Ben kendim giderim.' Ama bilmediğim şey odamın ne tarafta olduğuydu. Antrede dikiliyordum. İki koridor vardı. Şansımı ilk baktığım taraftan yana kullandım.


'Kardeşim cidden hafızasını mı kaybetti anne?' diye sordu Yavuz kız kardeşini salona doğru giderken gördüğünde. Ayakkabısını çıkarıyordu.


'Sorma oğlum sorma. Odada kimse yokken kalkmaya çalışmış sonra düşüp başını vurmuş.'


'Hiçbir şeyi ve kim olduğumuzu bile hatırlamıyor yani.'


Gittiğim yer salonmuş. Antreye geri döndüm. Yavuz ağabey ve teyze hala kapıda bekliyorlardı. 'Nilüfer teyze odam ne tarafta? diye sordum.


Nilüfer teyze iç çekti. Oğluna bakarak konuşmalarına devam etti.


'Görüyorsun işte. Bana teyze diyor.' dedi. Hızlıca ayakkabısını çıkardı. 'Geldim kuzum. Ben götüreyim seni.' Yavuz güldü. Annesi ona dönüp koluna bir tane vurdu. 'Gülmesene be!' Yavuz gülmeye devam etti.


'Ama çok komik!'



Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1434

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1190

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 975

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 902

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 770

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 712

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 635

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 620

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 569

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 569

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 139

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 128

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 13889 Üye Sayısı
  • 661 Seri Sayısı
  • 31360 Bölüm Sayısı


creator
manga tr