Bölüm 103: Kalbinin Sesini Dinlemek

avatar
148 8

Lord Of Mysteries - Bölüm 103: Kalbinin Sesini Dinlemek


Çevirmen: Dnightshade

 

19 Howes Sokağı'nda mı oturuyor?

 

Klein, adamın bilgilerini hafızasına kazırken bir şey fark etti.

 

Evet, Welch Howes Sokağı'nda yaşıyordu. Kehanet Kulübü Howes Sokağı'nda. Sirius Arapis isimli bu giysi tüccarı da Howes Sokağı'nda yaşıyor... Görünüşe göre Welch'in Hanass Vincent'i tanıyor olması da tuhaf değil. Hatta Sirius Arapis aracılığıyla tanışmış bile olabilirler...

 

Düşünceleri netleşen Klein, aniden ipuçlarını birbiriyle ilişkilendirdiğini hissetti.

 

Başta, bir bankacı çocuğu olan Welch'in mistisizme ilgisi olmadığından, onun Hanass Vincent'i nereden tanıdığı konusunda kafası karışıktı. Ona göre para kehanetlerden daha önemliydi. Ancak Klein şu anda, ikisinin birbirini nereden tanıdığına dair bir ipucu elde etmişti.

 

Birkaç dergideki açıklamalara göre, orta sınıf ve varlıklı kimseler, kendilerine faydalı olan bir sosyal çevre oluşturmak için aynı sosyal sınıftan olan komşularını ziyaret etmekten keyif alırdı. Benzer şekilde, ikisi de Howes Sokağı çevresinde yaşadığından Welch ve giysi tüccarı Sirius'un da kesinlikle tanışıp arkadaş olacak fırsatı olmuş olmalıydı...

 

Sirius'un, düzenli olarak Howes Sokağı'ndaki Kehanet Kulübüne giden Hanass Vincent'i nereden tanıdığını anlamak zor değildi. Belki de şans eseri tanışmışlardı, ya da belki de daha önce Hanass ona yardım etmişti. Ne olursa olsun, sık sık aynı çevrede birbirine rastlayan bu ikilinin yakınlaşması çok olasıydı...

 

Hanass Vincent antik kitaplarını satmak istiyordu, ve Sirius bu nedenle onu, bir Tarih bölümü öğrencisi olan Welch ile tanıştırmıştı...

 

Hanass'ın rüyasında, şeytani tanrı, "Gerçek Yaratıcı" olduğundan şüphelenilen figür vardı. Bu adam aynı zamanda uygun büyü formatını da biliyordu. Bu da onun, mistisizm aleminin derinliklerinde olduğunu kanıtlıyor. Gizli bir organizasyonun üyesi bile olabileceği ihtimali göz ardı edilmemeli.

 

Onun, Sirius'un etkisi altında gizli bir kuruluşa katılmış olma olasılığını eleyemem.

 

...

 

Klein, bu kadar kolay bir şekilde kafasında fikirler oluşmasıyla, adamın verdiği bilgilerin bir seviyeye kadar güvenilir olduğunu kehanet yöntemleri kullanmadan bile anlamıştı.

 

Adı Sirius Arapis olmasa, giysi tüccarlığı yapmasa ve 19 Howes Sokağı'nda yaşamıyor olsa bile, kesinlikle Howes Sokağı'nda ya da en azından yakınlarında ikamet ediyor!

 

Klein, bu düşünceler eşliğinde bir kez daha ödünç alma kayıtlarına göz attı.

 

Deweyville Kütüphanesi'ne en son geçen Cumartesi gelmişti, Selena'nın doğum günü partisinden ve Hanass Vincent'in ölümünden bir gün önce. O günün üzerinden birkaç gün geçmiş olmasına rağmen adam ödünç aldığı sayıları geri getirmemişti.

 

Geçmiş kayıtlara göre, yalnızca iki sayı aldığından genellikle bunları ertesi gün geri getiriyordu.

 

Bu, adamın Hanass'ın ölümünden haberdar olduğu ve artık Deweyville Kütüphanesi'ne gelmeye cüret edemeyecek kadar korktuğu anlamına mı geliyor?

 

Evet, birkaç alakasız tarih kitabı ve dergisi ödünç alarak başladı ve sonra da ihtiyacı olanlara geçti, ki bu da benim okuduğuma çok benzer...

 

Bu da, ona bir şeyler öğreten kimsenin olmadığı anlamına geliyor. Bir üniversitenin tarih bölümünden Kıdemli Doçent falan yoktu. O bunu tamamen deneme yanılma yöntemiyle yapmıştı.

 

Şok olan bir hedef ne yapardı? İki seçenek var. Birincisi, gerekli olan tüm bilgileri aldıysa doğrudan Hornacis sıra dağlarının ana zirvesine gitmek. İkincisi de, hala bilgi eksiği varsa pusuda kalıp durumu gözlemlemek. Ancak Hanass'ın ölümünün kendisini etkilemeyeceğinden emin olduğunda ortaya çıkardı.

 

Bir sonuca varmış olan Klein kayıt defterini kapatıp kütüphanecilere geri verdi. Sonra da portreyi çıkardı ve herkese portredeki adamı görüp görmediklerini sordu. Ne yazık ki her gün pek çok insan kitap ödünç almaya geliyordu, ve kütüphaneciler bu sıradan görünümlü kişiye dair bir şey hatırlamıyordu.

 

"Pekala, vakit ayırdığınız için teşekkürler." Klein kimlik belgelerini ve rozetini kaldırdı.

 

Soruşturmaya tek başına devam etmek gibi bir niyeti yoktu. Bu yalnızca tehlikeli değil, aynı zamanda zahmetliydi de. Bir kez daha Zouteland Sokağı'na dönüp davayı Kaptan'a ve takım arkadaşlarına devretmeyi planlıyordu. Sonra da eve gidip kardeşleri için Öküz Kuyruklu Domates Çorbası hazırlayacak ve hedefin yerini ve durumunu öğrenmek için gri sisin üzerindeki dünyaya geçip kehanet gerçekleşirecekti.

 

"Memur bey, başka bir şey var mı?" diye sordu bir kütüphaneci samimi bir tonda, sonunda rahat bir oh çekmişti.

 

Klein hafifçe başını salladı, "Hayır, yeni ipuçları olursa geri gelirim."

 

Siyah bastonnu sol eline alıp kapıya yöneldi.

 

O anda, başını eğmiş bir şekilde kütüphaneye giren bir adam gördü. Adamın üzerinde kruvaze bir ceket vardı, ceketin yakası kalkıktı.

 

Birbirlerinin yanından geçerlerken Klein adamın kalın, dağınık kaşlarını ve grimsi mavi gözlerini gördü!

 

Bunlar, uzun yakanın saklayamadığı kısımlardı!

 

Sirius? Sirius Arapis? Bu bir tesadüf mü? Klein donup kaldı. Hedefiyle burada karşılaşmayı beklemiyordu!

 

Bu nasıl bir şanstı?

 

Bu biraz büyük bir tesadüf değil miydi?

 

Fiziksel durumunu değerlendirdi ve ağrıyan kaslarını hissetti. Bu nedenle hiçbir şey olmamış gibi davranarak kapıya doğru ilerlemeye devam etti.

 

Eh, kalbimizin sesini dinlememiz gerekir! Güvenlik önemlidir!

 

Sirius hala Tingen'de olduğu sürece bu fırsatı kaçırsam da sorun değil!

 

O anda, kruvaze ceketli adam bankonun önüne varmış, dergileri kütüphanecilere teslim ediyordu.

 

"İade için geldim," dedi yumuşak bir tonda.

 

Kütüphaneci dergileri aldı ve bunların hangi dergiler olduğunu görünce aniden donakaldı.

 

Düşünmeden başını kaldırıp baktığında bedeninin titremesine hakim olamadı.

 

"Bir sorun mu var?" diye sordu adam derin bir sesle.

 

Bu soru, yangını başlatan bir kıvılcım olmuş, kütüphanecinin anında kontrolünü kaybetmesine sebep olmuştu. Kenara sıçrayıp bağırdı,

 

"Memur bey!"

 

"Suçlu burada!"

 

O anda, henüz binayı terk etmemiş olan Klein içinden çılgınca küfretti.

 

İçgüdüsel bir hamleyle, sağ elini silahına uzatıp altıpatlarını çıkardı.

 

Adam bir an donup kaldıktan sonra arkasını dönüp hızla koşmaya başladı.

 

Ancak kapıya doğru koşmuyordu. Tam terse, sanki camı kırıp sokağa atlamak istermiş gibi, yandaki cumbalı pencereye doğru koşuyordu.

 

Panikleyen Klein, sahneyi görmek için başını çevirmişti ki, ani bir sakinlik hissetti.

 

Fark etmişti ki, o hedefinden korkuyor olsa da, hedefi ondan daha çok korkuyordu!

 

Adam, bu ani karşılaşma sırasında yeteneklerimi değerlendirememiş olmalı. Neler yapabileceğimden emin değil, bu nedenle doğrudan yüzleşmekten kaçınarak kaçmanın başka yollarını arıyor! Analizine güvenen Klein altıpatlarını kaldırdı ve tetiği çekti.

 

O anda, kruvaze ceketli adam mermiden kaçmak için aniden yere yuvarlandı.

 

Sonrasında sağ eliyle yerden destek alarak kendisine ivme kazandırdı ve havaya, cumbalı pencereye doğru sıçradı.

 

Çat! Klein'ın ilk atışı boştu.

 

Ancak bu zaten onun beklediği bir şeydi. Sirius'un havadayken kaçamayacak halde oluşunu fırsat bilip, gövdesine nişan alarak tetiği çekti.

 

Bang!

 

Gümüş iblis avlama mermileri havayı aşıp Sirius'un sırtından içeri girdi.

 

Çat! Cam parçalandı ve Sirius, pencere pervazında ve kristalize cam parçacıklarında kızıl kan damlaları bırakarak pencereden dışarı uçtu.

 

Artık hedefi yaralandığından, Klein'ın korkuları azalmıştı. Koşup bir sandalyeden destek alarak pencereden dışarı atladı.

 

Burası, Deweyville Kütüphanesi'nin zemin katının arkasını kaplayan alandı. Gür bitki örtüsüne sahip alanı bir dizi ağaç ayırıyordu.

 

Yaralı Sirius, iki bina arasındaki küçük bir sokağa girmek için yana doğru koşuyordu. Hareket halindeki hedefler üzerinde atış pratiği yapmamış olan Klein, körü körüne ateş etmeye cesaret edemedi. Tek yapabileceği, bir elinde bastonu, diğer elinde silahı, siyah ceketli adamı takip etmekti.

 

Pat! Pat! Pat!

 

Yerdeki kan izlerini takip ederek aradaki mesafeyi kapatmaya çalıştı.

 

Yaralı Sirius'ın hızı, köşeye yaklaştıkça giderek azalıyordu. Onu yakalamak için fırsat kollayan Klein ise o anda aniden bir korkuya kapılmıştı. Önündeki adam bir insan değil de bir kurt ya da kaplanmış, korkunç tehlikeler barındırıyormuş gibi hissediyordu.

 

Bu, Kahin oluşuyla sahip olduğu bir içgüdü, ve aynı zamanda da tinselliği tarafından kendisine verilen bir uyarıydı!

 

Klein hemen yavaşladı, yerdeki kanı inceliyordu.

 

Az önce gördüğü kan bu değildi, Sirius'un kanı artık siyahtı!

 

O anda şiddetli bir rüzgar esti. Klein'ın gözlerinde Sirius'un yüzünün yansıması vardı.

 

Kalın, dağınık kaşlar. Grimsi mavi gözler. Bolca çıkıntılı siğil. İki sıra beyaz dişin bulunduğu açık bir ağız.

 

Sirius şu anda bir karşı saldırı başlatmıştı!

 

Bu da, Klein'ın gözlerine yansıyan yüzün daha net bir görünüm kazanmasını sağlamıştı. Hatta Klein'ın burnuna berbat bir koku bile geliyordu!

 

Sirius, yedi-sekiz metre ileri sıçradı, normal bir insanın bu kadar ileri sıçraması mümkün değildi. Ancak Klein tam zamanında onu kovalamayı bıraktığından, hala aralarında yaklaşık on metrelik bir mesafe vardı.

 

Bu mesafe iki metreye düştüğünde, yapış yapış salya ve iğrenç, yoğun siğiller, Klein'ın sinirlerinin gerilmesine yol açan rahatsız edici bir sahne meydana getirmişti.

 

Hiç düşünmeden, sağ elini kaldırmak için Sirius'un hamlesinin neden olduğu geçici hareketsizlik fırsatını yakaladı. Durmaksızın ateş ederek hedefinin başına kurşun yağdırdı.

 

Bang! Bang! Bang! Bang!

 

Bu kadar yakın mesafeden vurmak, gümüş iblis avlama mermilerinin Sirius'un kafatasına nüfuz etmesini sağlamıştı. Sirius'un yüzü ezilirken her yere kan sıçradı, adam geriye doğru sendeliyordu.

 

Klein bir anda tabancasındaki mermileri boşaltmıştı. Bu savaşın sonucunu doğrulamak için birkaç adım geri çekilmek istedi.

 

Ancak o anda, Sirius ayağa kalkmak için elinden geleni yaparak Klein'a hayatının şokunu yaşattı. Klein aniden sol elindeki bastonu kaldırdı.

 

Pat! Sağlam, gümüş kaplamalı siyah baston Sirius'un boynuna inerek orada koyu kırmızı bir iz bıraktı.

 

Pat! Pat! Pat!

 

Klein içgüdüsüyle hareket ediyor, rakibine ardı ardına darbeler indiriyordu ki sonunda Sirius yere yuvarlandı.

 

Huff! Puff! Huff! Klein bastonuna dayanmış derin nefesler alıyordu. Sirius'un aniden canlanıp ayağa kalkacağından korkarak bakışlarını hedefinden ayırmıyordu.

 

O anda, Sirius'un başı resmen ezilmişti ve siğilleri yavaş yavaş geri çekiliyordu. Birkaç kasılmadan sonra bedeni hareket etmeyi bıraktı.

 

Klein'ın, cesedi incelemek için acelesi yoktu. Bunun yerine, bastonunu bir kenara atıp yanındaki iblis avlama mermilerini çıkardı ve tabancasına doldurdu.

 

Bunu yaptıktan sonra kendisini topladı ve tiksinme duygusunu bastırmaya çalışarak, Sirius'un kruvaze ceketinin ceplerini aramak için diz çöktü.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 27760 Üye Sayısı
  • 248 Seri Sayısı
  • 37937 Bölüm Sayısı


creator
manga tr