Bölüm 79: Başka Bir Mırıltı

avatar
168 8

Lord Of Mysteries - Bölüm 79: Başka Bir Mırıltı


Çevirmen: Dnightshade

 

Buz gibi el bileğini iyice sıktığında, Klein'ın tüyleri ürperdi. Kaçma umuduyla çaresizce bileğini çekmeye çalıştı.

 

Klein bedenindeki kuvvet liflerini kolunu geri almak için kullanırken üzerine ağır bir his çöktü.

 

Bam!

 

Solgun, çıplak ceset yana doğru öyle kuvvetli bir şekilde çekilmişti ki, otopsi masasından yere devrilmişti.

 

Ancak beyaz, buz gibi parmaklar hala Klein'ın bileğini sıkıca tutuyordu.

 

Klein düşünme yetisini kaybetmişti; zihnindeki tek düşünce tabancasını çekip cesedin üzerinde delikler açmaktı.

 

Ancak sağ elini cesetten kurtaramadığından siyah bastonunu kenara attı ve tabancasını çaresizce kılıfından çıkarmaya çalıştı.

 

O anda cesedin göz kapakları açıldı ve sakin, mavi gözleri ortaya çıktı.

 

Mırıldanırken ağzı kıpırdadı, ''Hornacis... Hornacis... Hornacis...''

 

Bu üç kelimeyi duyan Klein iyice paniklemiş ve o anda bileğini sıkan parmaklar gevşemeye başlamıştı.

 

Şık giyimli palyaçonun gözleri yeniden kapanmıştı, sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.

 

Solgun ceset yerde yatıyor olmasaydı, Klein kendisine bir halüsinasyon büyüsü yapıldığını düşünecekti.

 

Birkaç adım geriye doğru çekildi, şok ve korku nedeniyle bedeninin titrediğini hissetti.

 

Hof... Hof... Klein yavaş yavaş kendine gelirken nefes nefeseydi. Yerdeki cesede korku içinde baktı.

 

Tabancasını çıkardı ve geriye doğru dikkatle adımlar atmaya başladı. Cesedin hareketsiz olduğundan emin olduğunda, tabancayı tutmakta olduğu elinin bileğine baktı.

 

Bileğinde beş derin, kırmızı parmak izi vardı. Bunlar az önce yaşananların kanıtıydı.

 

Klein sakinleşti.

 

Kahrolsun. Neredeyse ölecektim!

 

On saniyeden uzun süre sonra nefes alış verişi düzelen Klein hızla kendisini toparlamak için durumu gözden geçirdi.

 

Dikkatle karşılaştığı her şeyi anımsadı ve parçaları birleştirdi.

 

Palyaço'nun 'dirilişinin' nedenini anlamamış olsa da, önemli bir noktayı fark etmişti. Ceset, 'Hornacis' kelimesini tekrarlayıp durmuştu!

 

''Yine Hornacis...'' Klein kaşlarını çattı. ''Antigonus ailesinin defterinde, Hornacis sıradağlarındaki Evernight Ulusu'na dair kayıtlar var. Trans durumundayken ya da Ruh Görüm açıkken, normalde duymamam gereken şeyleri duyuyorum ve bu sesler arasında 'Hornacis' kelimesi de var... Tüm bunların cevabı Hornacis sıradağlarında mı? ... Orada korkunç bir tehlike olabilir. Mesela, içeride şeytani bir tanrı tutuluyor ve özgürlüğüne kavuşmak için çeşitli 'cezbetme' biçimleri kullanıyor olabilir.''

 

Klein bu düşünceler eşliğinde dikkatli bir şekilde odaya girip, tamamen öldüğünden emin olmak için cesede birkaç kez dokundu.

 

Ceset Toplayıcı Frye'nin, onun etrafı mahvettiğini görmesini istemiyordu, bu yüzden cesedi yeniden otopsi masasına taşımak için cesaretini topladı.

 

Bunu yaparken Klein'ın kalbi neredeyse ağzında atıyordu. En ufak bir hareket gergin sinirlerini patlama noktasına getirebilirdi. Dahası, cesedin yaydığı buz gibi his, iğrençti.

 

Görevi büyük bir zorlukla tamamlayan Klein, cesede yaklaşma sebebini anımsadı. Bu nedenle palyaçonun bileğine odaklanıp o lekeye baktı.

 

Leke kaymış, içinde mavilikler olan dairesel bir kan damlasına dönüşmüştü.

 

Kan damlası başparmak büyüklüğündeydi. Fizik yasalarına meydan okuyarak havada sessizce süzülüyordu.

 

''Bu da ne?'' Diye mırıldandı Klein ancak ona dokunmaya çekiniyordu.

 

Tuhaf kan damlasını saklamak gibi bir niyeti yoktu. Öncelikle, bunun iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğunu bilmiyordu. İkincisi, cesedi inceleyen Frye'nin bilekteki lekeyi zaten fark etmiş olduğundan emindi. Tuhaf kan damlasının ne olduğunu bilmesi bile muhtemeldi.

 

Ve Frye bilmiyorsa bile, bunu Kaptan'a bildirerek Gece Kuşları'nın araştırmasını sağlamak kesinlikle rastgele girişimler yapmaktan iyidir... Klein böyle düşünüyordu.

 

Bir kuruma dahil olmak demek, kurumun güçlerini sonuna kadar kullanacağını bilmek zorunda olduğu anlamına geliyordu.

 

Klein birkaç saniye gergin bir şekilde bekledikten sonra siyah saçlı, mavi gözlü ve ince dudaklı Frye döndü.

 

Anında tuhaf kan damlasını fark eti ve daha önce onun kendisine sorduğu soruyu Klein'a yöneltti.

 

''Bu da ne?''

 

''Hiçbir fikrim yok.'' Klein başını iki yana salladı. Hiçbir detayı saklamadan olanları ona anlattı.

 

''Leke bir kan damlasına mı dönüştü...'' Frye derin düşüncelere dalmış gibi başını salladı. ''Beyonderların cesetleri daima tuhaf dönüşümler geçirme eğilimindedir...''

 

Başını kaldırıp Klein'a baktı, ''Kaptan'ı buraya getir. Cesedin mırıldanmalarından da bahset.''

 

''Tamamdır.'' Klein zaten gitmek için can atıyordu.

 

''Kaptan'la beraber dönmene gerek yok,'' diye ekledi Frye. ''Birazdan olacakları görmek isteyeceğini sanmıyorum.''

 

Konuşurken yanındaki gümüş cerrahi bıçağı eline aldı.

 

Klein korku dolu bir şekilde başını salladı.

 

''Ben de bunu söylemeni umuyordum.''

 

Bastonunu eline alıp şapkasını taktıktan sonra Chanis Kapısı'na yöneldi. Bekçi'nin odasında, artık gücünü toplamış olan Kaptan Dunn'ı gördü.

 

Dunn olanları dinlerken başını salladı.

 

''Meseleyi üst kademeye bildirecek ve Kutsal Katedral'e havale edeceğim. Belki Harnacis sıradağlarına birilerini gönderirler.''

 

Klein kısaca onayladı. Bekçi odasında yalnızca Uykusuz Kenley ve Kaptan'ın olduğunu görünce sordu, ''Bay Aiur ve diğerleri dinleniyor mu?''

 

Dunn başını salladı, ''Aiur ve Borgia Aziz Selena Katedrali'ndeler. Lorotta da muhtemelen kahve içecek bir yer arıyordur.''

 

''Kahve içecek bir yer mi? Madam Lorotta'nın yaraları iyileşmedi, değil mi?'' Diye sordu Klein şaşkın bir şekilde.

 

Dunn burun kemiğini ovuştururken güldü, ''Lorortta'nın üç hobisi vardır; kahve, tatlı ve hizmetliler. İyileşmesini hızlandırmak için bu üçüne ihtiyacı olduğunu söyler.''

 

''Hizmetliler mi?'' Klein'ın kafası karışmıştı.

 

Madam Lorotta'nın bir fetişi mi var?

 

Dunn başını iki yana salladı, ''Hizmetlileri seviyor. Evet, doğru. Dahası, büyük göğüslü olanları özellikle seviyor.''

 

''... Gerçekten tuhaf bir kadın.'' Klein ne cevap vereceğini bilemiyordu.

 

Klein daha fazla gecikmeden Bekçi odasından çıktı. Klein onun arkasından bakıyor, sessizce arkasını dönmesini bekliyordu.

 

Bu sırada gözünün kenarıyla Uykusuz Kenley'nin cebindeki cep saatini çıkarıp açtığını fark etmişti.

 

Üç, iki, bir... Klein sessizce saymayı bitirdiğinde Dunn durup arkasını döndü.

 

''Unuttuğum bir şey daha var. Klein, bugün çok şey atlattın. Rahatladığında bitap düşeceksin. Öğleden sonra burada olmana gerek yok. Eve gidip biraz dinlen. Yarın detaylı kayıpları listeleyen başvuruyu sunacağım.''

 

''Pekala. Bir Beyonder'ı öldürmüş olmayı çok kafana takma. Onu öldürerek daha fazla can kurtardın.''

 

''Aslında, daha iyi hissediyorum.'' Klein sessizce nefes verdi.

 

Dunn hafifçe başını salladı ve arkasını dönerken alnına vurdu.

 

''Beyonder'ın çizimini Leonard'a da verdim. Polis departmanıyla birlikte soruşturmalardan sorumlu olacak. Beyonder'ın araçlara bindiğine, yemek yediğine ve bir yerlerde konakladığına inanıyorum.

 

Nereye giderse gitsin, nereye dokunursa dokunsun, geride ne bırakırsa bıraksın, bunları bilinçsizce yapmış olsa bile, onu sessizce izliyor olacağız. İmparator Roselle'in sözleri gerçekten mantıklı.''

 

''... Evet.'' Dedi Klein afallamış bir şekilde.

 

Kaptan uzaklaştıktan sonra Klein da Bekçi odasından çıkıp yavaşça ikinci kata doğru yürüdü.

 

Yolda aniden aklına bir şey geldi.

 

Şık giyimli palyaço, Kahin'in karşılık gelen Dizi yolunun kontrolünde Gizli Düzen'in olduğunu söylemişti... Abartıyor olsa ve yüksek Dizi iksir formüllerine sahip olmasalar bile, kesinlikle düşük Dizilere sahipler.

 

Bu aynı zamanda, onlarında pek çok Kahin'e sahip olduğu anlamına geliyor.

 

O halde, kehanet aracılığıyla palyaçoyu benim öldürdüğümü görüp benden gizlice intikam almaya çalışmazlar mı?

 

Gece Kuşları'yla baş edemezlerse, düşmanlarla doğrudan baş etme yöntemi olmayan bir Kahin olan benim peşime düşmezler mi?

 

Klein merdivende durup ciddi bir şekilde düşünmeye başladı. Kısa süre sonra boşa endişelendiğini fark etti.

 

Birincisi, Gizli Düzen Gece Kuşları'nın kaç üyesi olduğunu bilmiyor.

 

İkincisi, bir iki tanesini biliyor olsalar bile kesinlikle benim gibi bir sivil üyeyi göz önünde bulundurmayacaklardır.

 

Üçüncüsü, mevcut koşullar altında, peygamber olmadıkları sürece katilin kim olduğunu öğrenmeleri imkansız.

 

Rahat bir oh çektikten sonra Blackthorn Güvenlik Şirketi'nden ayrıldı. Toplu taşıma aracına binerek Daffodil Sokağı'nın yolunu tuttu.

 

Henüz öğle yemeği yememiş olmasına rağmen iştahı yoktu.

 

Odasına girdikten sonra önce hasarlı takımını çıkardı. Sonra da şapkasını çıkarıp yatağa girerek uyumaya çalıştı.

 

Asla rahatlayamıyor, beyni hala çalışmaya devam ediyordu. Zihninde palyaçoyu öldürdüğü sahne değil, palyaçonun cesedinin onu bileğinden yakaladığı sahne tekrarlanıyordu.

 

Artık öldürme eyleminden dolayı rahatsız hissetmiyordu, yalnızca bunu düşündüğünde iğrenme hissediyordu.

 

''Bu muhtemelen Frye'nin hedefiydi. Cesede yaklaşacağımı ve travmanın üzerinden geleceğimi umut etti... Ancak önceki travmayı atlatmış olsam da yeni bir şey tarafından travma yaşıyorum...'' Klein yavaş yavaş sakinleşirken alaycı bir şekilde kendine güldü.

 

Uykuya ne zaman daldığını bilmiyordu ancak uyandığında midesi gurulduyordu.

 

''Koca bir atı yiyebilecekmiş gibi hissediyorum!'' Klein batmakta olan güneşe bakarken mırıldandı.

 

Eski ancak rahat kıyafetlerini giyerek hızlı adımlarla birinci kata indi. Yemek için ne yapacağını düşünmeye fırsat bulamadan kapının açıldığını duydu.

 

Melissa... Bu düşünceyle dudaklarının kenarı yukarı kıvrılmıştı.

 

Toplu taşıma kullanmaya başladığından beri kardeşi artık eve geç dönmüyordu.

 

Anahtar delikte döndü ve kapı açıldı. Melissa kitaplar ve kırtasiye malzemeleriyle dolu çantasıyla içeri girdi.

 

Mutfağa baktı, ''Klein, sana bir mektup gelmiş. Danışmanından.''

 

Danışmandan bir mektup mu? Doğru. Ona Hornacis sıradağlarının tarihini sormuştum... Klein önce afallamış, sonra meseleyi hatırlamıştı.

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 27760 Üye Sayısı
  • 248 Seri Sayısı
  • 37937 Bölüm Sayısı


creator
manga tr