Bölüm 11: Gerçek Mutfak Becerileri

avatar
1899 14

Lord Of Mysteries - Bölüm 11: Gerçek Mutfak Becerileri


Çevirmen: Dnightshade

 

Herkes birlikte ölür ha? Hala hayatta olduğum için memnunsunuz? Hala hayatta olduğum için şanslıyım?

 

Klein titredi ve hemen polislere yetişip koruma talep etmek için kapıya koştu.

 

Ancak kapı koluna ulaştığı anda aniden durdu.

 

O memur bu konuda çok korkunç şeyler söyledi, neden beni, önemli bir tanığı, kilit ipucunu korumak için bir şey yapmadılar?

 

Bu çok dikkatsiz bir hamle değil mi?

 

Beni mi araştırıyorlardı? Ya da bu bir yemdi?

 

Klein'ın aklına her türlü olasılık geliyordu; polisin hala gizlice onu 'izlediğini', tepkisini gözlemlediğini düşünüyordu.

 

Bunu düşündükten sonra daha sakin hissetti ve paniklemeyi bıraktı. Yavaşça kapıyı açtı ve merdivene doğru titrek bir sesle bağırdı, ''Sizler beni koruyacaksınız, değil mi?''

 

Pat, pat, pat... Polislerden cevap yoktu, deri ayakkabılar ve ahşap merdivenler arasındaki bağlantının ritminde de bir değişim olmamıştı.

 

''Biliyorum! Bunu yapacaksınız!'' Klein yeniden tehlikede olan normal bir insan gibi davranmaya çalışan sahte, mağdur bir tonda bağırdı.

 

Ayak sesleri yavaş yavaş azaldı ve apartmanın en alt katında kayboldu.

 

Klein homurdanırken güldü, ''Bu yanıt çok sahte değil mi? Oyunculuk becerileri hiç iyi değil!''

 

Peşlerinden koşmadı. Bunun yerine odasına dönüp kapıyı kapattı.

 

Sonraki birkaç saat boyunca Klein, Çin'deki Foodaholic İmparatorluğu'nda söylediklerini ifade etti; huzursuzluk, gerginlik, ajitasyon, istemsizlik ve anlamadığı kelimeleri mırıldanma. Etrafta kimse olmamasına güvenip gevşemedi.

 

Bu, bir aktörün kendini yetiştirmesiydi! Kendisine içten bir kahkaha attı.

 

Güneş batıya doğru hareket ettiğinde ufuktaki bulutlar kırmızımsı, turuncu bir renk almıştı. Apartmandaki kiracılar birer birer evlerine geliyorlardı. Klein'ın dikkati başka bir yere kaymıştı.

 

''Melissa'nın dersi neredeyse bitmek üzere...'' Ocağa baktı, su ısıtıcısını kaldırıp kömürü aralayarak tabancayı çıkardı.

 

Duraksamadan, 10'un üzerinde ahşap şeridin çapraz durduğu, çift katlı yatağın arkasına uzandı.

 

Sol tekerleği bir parça ahşap şeridin ve tahtanın arasına sıkıştırdıktan sonra doğruldu ve huzursuz bir şekilde, polisin kapıyı aniden açıp elinde silahlarla içeri dalacağından korkarak bekledi.

 

Buhar Çağı olsaydı, bunu yaptığını kimse görmezdi. Ancak burada kendi deneyimleriyle kanıtladığı olağanüstü güçler vardı.

 

Birkaç dakika bekledi, kapıda hiç hareket yoktu. Yalnızca, Demir Haç Sokağı'ndaki Vahşi'nin Kalbi Barı'na giden iki kiracının sohbet sesi duyuluyordu.

 

''Vay.'' Klein güvende hissederek derin bir oh çekti.

 

Tek yapması gereken Melissa'nın dönüşünü beklemek ve koyun eti ile bezelye pişirmekti!

 

Bu düşünce aklına gelince sosun zengin tadını ağzında hissetti, Melissa'nın bezelyeli koyun etini nasıl pişirdiğini anımsadı.

 

Önce suyu kaynatıyor ve eti kızartıyordu. Sonra soğanları, tuzu, biraz biberi ve suyu ekliyordu. Belirli bir süre sonra bezelyeler ve patatesler ekleniyordu ve yemek, kapak açık bir şekilde 40-50 dakika daha pişiriliyordu.

 

''Gerçekten de basit ve inceliksiz bir yol... Etin kendi lezzetlendiriyor!'' Klein başını iki yana salladı.

 

Ancak başka yolu yoktu. Halktan olanların, çeşitli çeşnilere ve çeşitli pişirme yöntemlerine sahip olması zordu. Onlar yalnızca basit, pratik ve ekonomik yöntemleri takip edebilirlerdi. Et yanmadığı ve bozulmadığı sürece, haftada yalnızca bir ya da iki kez et yiyebilen insanlar için her şey tamamdı.

 

Klein çok iyi bir aşçı değildi ve çoğunlukla yemeğini dışarıdan sipariş ederdi. Ancak haftada üç dört kez yemek pişirerek, haftalar boyu yaptığı pratik sayesinde belli bir standarda ulaşmıştı ve koyun etini berbat etmeyeceğini hissediyordu.

 

''Melissa döndüğünde, yani 7:30 gibi bitmiş olacak. O zamana kadar karnı kurt gibi aç olacaktır... Gerçek aşçılığın ne olduğunu görmesinin vakti geldi!'' Klein kendisi için bir bahane yarattı. Önce, yeniden ateşi yaktı, suyu almak için banyoya gitti ve eti yıkadı. Sonra, eti küçük parçalar haline getirmek için tahta ve bıçaklar çıkardı.

 

Ani gelen mutfak merakının açıklamasını ise, yalnızca Midseashire lezzetinde iyi olan bir aşçı tutmakla kalmayıp aynı zamanda sık sık kendi lezzetlerini yaratan ve insanları, bunları tatmaları için evine davet eden Welch McGovern'ın ölümü ile yapacaktı.

 

Eh, ölüler beni yalanlayamaz!

 

Yine de, burası Beyonderlarla dolu bir dünyaydı; ölülerin konuşamıyor olduğu kesin değildi. Bunu düşünen Klein bir parça vicdan azabı hissetti.

 

Karmaşık düşüncelerini zihninin bir köşesine itip, eti çorba kasesine koydu. Sonra çeşni kutusunu çıkardı ve yarısı sararmaya başlamış olan tuzdan bir kaşık koydu. Buna ek olarak, özel, ufak bir kutudan dikkatli bir şekilde kara biber tanecikleri çıkardı ve bunları da çorbaya atıp karıştırdı.

 

Tencereyi ocağın üzerine yerleştirdi, ısınmasını beklerken dünden kalan havuçları bulup bunları bugün aldığı soğanlarla birlikte kesti.

 

Hazırlıklarını tamamladığında dolaptan küçük bir kutu çıkarıp açtı. Domuz yağı az kalmıştı.

 

Klein bir kaşık alıp bunu tavanın içine koydu ve erimesini bekledi. Sonra havuçları ve soğanları ekleyip bir süre karıştırdı.

 

Koku yayılmaya başladığında etin tamamını tencereye döktü ve bir süre dikkatle kızarttı.

 

Bu süreçte pişirme şarabı ya da en azından kırmızı şarap eklemeliydi. Ancak Moretti ailesi bu lükslere sahip değildi ve haftada yalnızca bir bardak bira içebiliyorlardı. Klein'ın bunu elindeki imkanlarla yapması gerekiyordu, bu nedenle kaynamış sudan ekledi.

 

20 dakika kadar pişirdikten sonra kapağı açıp bezelyeleri ve kestiği patatesleri ekledi, daha sonra bir bardak sıcak su ve iki kaşık tuz attı.

 

Kapağı kapatıp ateşi kıstı ve memnun bir şekilde geri çekilip kardeşinin gelmesini bekledi.

 

Saniyeler dakikalara dönerken, odadaki koku yoğunlaşıyordu. Etin cazibesi, patateslerin yoğun kokusu ve soğanların ferahlığı.

 

Kokular yavaş yavaş karıştı, Klein cep saatinden zamanı kontrol ederken yutkunuyordu.

 

40 dakikadan uzun süre sonra, kapıda çok tempolu olmayan ancak ritmik ayak sesleri duyuldu. Anahtar sesi geldikten sonra kapı tokmağı çevrildi ve kapı açıldı.

 

Melissa içeri girmeden önce şüpheyle fısıldadı, ''Harika kokuyor...''

 

Çantasını elinden bırakmadan içeri girip ocağa doğru baktı.

 

''Bunu sen mi yaptın?'' Melissa şapkasını çıkarıyordu ki eli havada kaldı, şaşkınlıkla dönüp Klein'a baktı.

 

Kokuyu içine iyice çekti. Gözleri hızlı bir şekilde yumuşadı, güven bulmuş gibiydi.

 

''Bunu sen mi yaptın?'' diye sordu yeniden.

 

''Eti mahvedeceğimden mi korkuyorsun?'' Dedi Klein gülümseyerek. Bir cevap beklemeden devam etti, ''Endişelenme, Welch'den özellikle bana bu yemeği öğretmesini istedim. Biliyorsun, o iyi bir aşçıdır.''

 

''İlk kez?'' Melissa'nın kaşları bilinçsizce çatılmıştı ancak kokuyu aldığında yumuşamıştı.

 

''Görünüşe göre yetenekliyim.'' Klein güldü. ''Neredeyse hazır. Kitaplarını ve şapkanı bir yere bırak. Banyoya gidip elini yıka ve tatmaya hazır ol. Kendime oldukça güveniyorum.''

 

Ağabeyinin emirlerini duyan, sakin ve nazik gülümsemesini gören Melissa kapıda kalakaldı, cevap verememişti.

 

''Etin daha pişmiş olmasını mı tercih edersin?'' Dedi Klein gülerek.

 

''Ah, tamam, tamam!'' Melissa kendine geldi. Elinde bir şapka ve bir çanta ile hızla odaya koştu.

 

Tencerenin kapağı açıldığında, Klein'ın görüş açısı buhar tarafından engellendi. İki dilim çavdar ekmeği çoktan etin ve bezelyelerin yanına yerleştirilmişti, böylece kokuyu emecek ve ısıyı düşüreceklerdi.

 

Melissa eşyalarını toplayıp, elini yüzünü yıkayıp döndüğünde, bir tabak bezelyeli, patatesli, havuçlu ve soğanlı koyun eti çoktan masada yerini almıştı. Hafifçe sosun içine daldırılarak renklendirilmiş iki dilim çavdar ekmeği de masadaydı.

 

''Hadi gel, dene.'' Klein tabağın yanındaki ahşap çatal ve kaşığı işaret etti.

 

Melissa hala biraz şaşkındı. Reddetmedi, çatalını patatese batırıp yavaşça ağzına götürdü.

 

Nişastalı patatesin tadı ve sosun kokusu ağzını doldurdu. Patatesi birkaç çiğneyişte yutarken salyaları çılgına dönmüştü.

 

''Eti dene.'' Klein çenesiyle tabağı işaret etti.

 

Kendisi az önce tadına bakmış ve geçerli standarda zar zor ulaştığını düşünmüştü, ancak bu, dünyayı görmemiş deneyimsiz bir kız için yeterliydi. Sonuçta yalnızca ara sıra et yiyordu.

 

Çatalını ete batırırken Melissa'nın bakışları beklenti doluydu.

 

Et çok yumuşaktı, ağzına girdiği anda neredeyse erimişti. Etin kokusu ağzında patladı, tadı çok lezzetliydi.

 

Bu, eşi görülmemiş bir duyguydu ve Melissa yemeyi bırakamıyordu.

 

Farkına vardığında çoktan birkaç parça et yemişti bile.

 

''Ben... Ben... Klein, bunun senin için hazırlanması gerekiyordu...'' Melissa kızarmıştı.

 

''Az önce biraz yedim. Aşçı olmanın ayrıcalığı.'' Klein gülümseyerek kız kardeşini yatıştırdı. Çatalını ve kaşığını eline aldı. Ara sıra etten alıyor, ara sıra da ağzına bir kaşık bezelye atıyordu. Bazen de çatalı ve kaşığı bırakıp ekmekten koparıp onu sosa bandırıyordu.

 

Melissa rahatlamış ve Klein'ın normal davranışlarına dönmesiyle o da tabağındaki lezzetli şeye dalmıştı.

 

''Gerçekten lezzetli. Hiç ilk kez yapmışsın gibi değil.'' Melissa boş tabağa bakıp ağabeyini içten bir şekilde övdü. Sos bile bitmişti.

 

''Welch'in şefinden çok uzak. Zengin olduğumda seni ve Benson'ı restorana götürüp daha iyi bir yemek ısmarlayacağım!'' Dedi Klein. Bunun için sabırsızlanıyordu.

 

''Görüşmen... Gark...'' Melissa'nın cümlesi ani bir memnuniyet sesiyle bölünmüştü.

 

Aceleyle elini ağzına götürdü, utanmış görünüyordu.

 

Hata, koyun eti ve bezelyenindi! Çok lezzetliydi.

 

Klein gizli gizli güldü, kardeşiyle alay etmemeye karar vermişti. Tabağı işaret etti, ''Senin görevin de bu.''

 

''Pekala!'' Melissa hemen ayağa kalkıp tabakları alarak kapıya koştu.

 

Döndüğünde dolabı açıp çeşni kutusunu ve diğer eşyaları kontrol etti.

 

''Bunları kullandın mı?'' Melissa, bir elinde kara biber şişesi, diğer elinde domuz yağı ile şaşkın bir şekilde Klein'a döndü.

 

Klein omuzlarını silkip güldü.

 

''Yalnızca biraz. Lezzetin bedeli.''

 

Melissa'nın gözleri parladı, sonunda konuşmadan önce yüz ifadesi birkaç dakikalığına değişti, ''Bir sonraki sefere ben yapayım.''

 

''Ah... Senin acele edip görüşme için hazırlanman gerekiyor. İşini düşünmelisin.''

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 27966 Üye Sayısı
  • 250 Seri Sayısı
  • 38108 Bölüm Sayısı


creator
manga tr