Bölüm:181 Lu Xun'un Ziyareti

avatar
4711 15

Library of Heaven's Path - Bölüm:181 Lu Xun'un Ziyareti


Bölüm:181 Lu Xun'un Ziyareti

 

Çeviri ve Düzenleme: Gin

 

 

Zhao Ya Yin Açma Hapını içip eğitime başladığı sıralarda, Yuan Tao, Hongtian Akademisinin arkasındaki ormanda, sonunda zihin durumunu dengelemişti ve bakışları elindeki yeşim şişeye odaklanmıştı.

 

O bir gezgin üstattı ve düzgün bir rehberlik alamadığı için giriş sınavındaki sonuçları çok kötüydü. Kendilerine ait özel odaları olan Zhao Ya ve diğerlerinin aksine, başkalarıyla sıkış tepiş yaşıyordu. Muallim Zhang yeşim şişedeki maddeyi sürmenin acı verici ve tehlikeli olacağını söylediğine göre, bunu yurt odasında yapamayacağı açıktı. Bu yüzden bir süre düşündükten sonra, buraya gelemeye karar vermişti.

 

Orman sessizdi ve herhangi bir vahşi hayvan tehlikesi yoktu, bu yüzden eğitim için uygun bir alan olduğu söylenebilirdi.

 

"Başlasam iyi olacak!"

 

Kararını çoktan verdiğine göre, tereddüt edecek bir şey yoktu. Şişeyi hemen açtı.

 

Bam!

 

Yeşim şişeden keskin bir kan kokusu yayıldı. Hemen ardından kontrolsüzce titremesine neden olan inanılmaz derecede vahşi bir enerji dalgası hissetti.

 

Kıyafetlerini çıkarttıktan sonra şişedeki sıvıyı parça parça dökerek vücuduna yaydı.

 

Sssssssss!

 

Kırmızı sıvı tenine değdiği anda, Yuan Tao tüm vücuduna iğneler batırıyormuş gibi hissetti. Acı o kadar şiddetliydi ki, tüm derisi parçalanıyor gibiydi.

 

"AH..."

 

Yuan Tao bu şiddetli acıyla birlikte yere düştü.

 

Bu acı daha önce tecrübe ettiği her şeyin çok ötesindeydi. Sanki keskin bir hançerle derisini yüzüyorlardı.

 

Yüzünün tüm rengi çekilmişti ve neredeyse bembeyazdı. Soğuk terler dökerken vücudu durmadan titriyordu.

 

"Bu acı..."

 

Görüşü bulanıklaşırken bilincini kaybetmenin eşiğinde olduğunu anladı.

 

Ne olursa olsun, on altı on yedi yaşlarında bir çocuktu. Geçmişte nelerle karşılaşmış ve ne acı çekmiş olursa olsun, bu yıkıcı acı karşısında korkması normaldi.

 

"Neden... vazgeçmiyorum... şu anki durumum çok da kötü değil, neden güçlenmem gerekiyor ki?"

 

Bu düşünce zihnini işgal etmişti ve iradesine saldırıyordu.

 

"Eğer vazgeçersem... Muallim Zhang bana kızar mı?"

 

Kararlılığının azaldığını hissettiği anda zihninde bir figür belirdi.

 

Muallim Zhang!

 

Duygusuz bir ifadeyle ona bakıyordu. Kaşları çatıktı ve hoşnutsuz olduğu anlaşılıyordu.

 

"Hayır, bana duyduğu güvene ihanet edemem..."

 

Muallim Zhang'in kızgın görüntüsü Yuan Tao'yu ürpertmişti ve yenilenmiş bir mücadele arzusuyla dolup taştı.

 

 

Muallim Zhang'la karşılaşmadan önce her zaman alay konusu olmuştu. Zayıf bir anlama kabiliyeti ve şişmanlığının yanında, gelişim seviyesi de yetersizdi. Ondan fazla hocaya yakarmış, ancak her birinin kapısından kovulmuştu. Kimse onunla uğraşmak istemiyordu.

 

Tüm hayatını hiçbir başarı elde edemeden geçireceğini düşünmüştü... Ancak sonrasında karşısına Muallim Zhang çıkmıştı.

 

Onun görünüşünü ya da yeteneklerini hor görmeyen Muallim Zhang.

 

 Muallim Zhang ona özel bir gelişim tekniği üretmiş, seviye atlayıp daha üst seviyelere ulaşabilsin diye geceler boyu uykusuz kalıp didinerek bu sıvıyı elde etmişti!

 

Yuan Tao ona borçlu hissediyordu. Karşı taraf onu yetiştirmek için büyük çaba harcamıştı.

 

Eğer böyle ufak bir acıya bile dayanamayacaksa, ileride onun yüzüne nasıl bakacaktı?

 

Muallim Zhang, endişelenmeyin. Sizi yüz üstü bırakmayacağım. Buna dayanıp, gözünüze gireceğim!

 

İçten içe yılmaz bir kararlılıkla dolmuştu. Gözlerini bir kez daha açtığında, bu yürek burkan acının birazcık dindiğini fark etti.

 

Belirsiz bir süre sonra.

 

Acı yavaşça geçmişti. Başını eğip bakan Yuan Tao tüm vücuduna sürdüğü kırmızı maddenin tamamen emildiğini fark etti. Aynı zamanda cildinin üzerinde zırhı andıran pullar belirmişti.

 

Bunun ne olduğunu bilmese de, savunma yeteneğinin birkaç kat güçlendiğini biliyordu.

 

"Muallim Zhang sadece bir kere sürmemin yetersiz olacağını söylemişti. Devam!"

 

Yeşim şişede hala epeyce sıvı olduğunu gören Yuan Tao, sıvıyı bir kez daha tüm vücuduna sürdü.

 

Acıyla bir kez yüzleştikten sonra, Yuan Tao biraz tereddüt etmişti. Ancak Muallim Zhang'i düşündüğünde kararlılığı geri geldi.

 

Sonunda, şişedeki tüm kırmızı sıvıyı vücuduna uygulamış oldu.

 

"Bu..."

 

Başını eğip kendisini inceleyen Yuan Tao, kırmızı sıvıyı emdikten sonra cildinin üzerinde balık pullarını andıran bir üst deri tabakası oluştuğunu gördümüştü.

 

"Bir deneyelim..."

 

Yuan Tao'nun zihninde merak kıvılcımları yanıyordu ve yakınlarındaki bir ağaca doğru hücum etti.

 

Çat!

 

Baldırı kalınlığındaki ağaç tiz bir sesle gövdesinden kırılıverdi. Aynı zamanda vücudunda tek hissettiği bir kaşıntı olmuştu. En ufak bir acı bile yoktu.

 

Yuan Tao'nun gözleri kısıldı.

 

Şu anda savunma ve saldırı yetenekleri ne kadar güçlenmişti?

 

"Hocam... Başardım..."

 

Yuan Tao çektiği acıyı hatırladığında yumruklarını sıktı ve gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

 

En azından hocamın güvenine ihanet etmedim...

 

Muallim Zhang, koyduğunuz hedefe ulaşmayı başardım!

 

…………

 

Aynı zamanda, Wang Ying, Zheng Yang ve Liu Yang da çok çalışıyorlardı.

 

Muallim Zhang'dan birer manevra ve bacak kılavuzu alan Wang Ying hiç tereddüt etmeden eve dönüp eğitime başlamıştı. Dövüş gücü sürekli olarak artıyordu.

 

Zheng Yang beş gün içinde Dantian alemine ulaşabilmek için 2-dan dövüşçülüğün sınırlarını zorluyordu.

 

Liu Yang da Semavi Yolun Yumruk Sanatını çalışmaya başlamıştı. Yumrukları geçtiği yerlerde ses patlamaları yaratıyordu.

 

Beş harika öğrenci eğitimle meşgulken, saygı değer hocaları, Muallim Zhang sonunda uyanıp sırtını tembelce gerdi.

 

"Neden burada uyuyakaldım?"

 

Gözlerini açtığında sınıftaki dinlenme alanında uyuyakaldığını fark etti. Üzerine örtecek bir battaniye olmasa da hiç üşümemişti. Birileri ona hissettirmeden sıcak kalması için üzerine bir kat giysi örtmüştü.

 

Üzerinde hem erkek hem de kadın kıyafetleri vardı...

 

Beş öğrencisi soğuk almasından korkarak kendi ceketlerini çıkartmışlardı.

 

"Şu ufaklıklar..."

 

Zhang Xuan başını salladı.

 

Dün hissettiği aşırı yorgunlukla sandalyeye oturur oturmaz uyuyakalmıştı. Öğrencileri büyük ihtimalle onu buraya nazikçe taşıyıp üzerini giysileriyle örtmüşlerdi.

 

Görünüşe göre kendini gerçekten de fazla zorlamıştı. Aksi halde, şu anki seviyesinde onu o fark etmeden taşımak imkansızdı.

 

Uykunun ardından beş günlük yorgunluğu tamamen yok olmuştu.

 

Camdan dışarı baktığında vaktin çoktan öğlen olduğunu gördü.

 

"Paralarını kabul ettiğime göre, sorunlarıyla ilgilenmem gerekir..."

 

Bir 'usta hoca' olarak insanlardan seksen bir milyon altın toplamıştı. Dünkü bitkin haliyle onları göz ardı etmesi anlaşılabilir bir durumdu. Ancak şimdi dinlendiğine göre, en azından paralarının karşılığı olarak birkaç tavsiye vermeliydi.

 

Aksi halde kendini suçlu hissederdi.

 

Malikanesinde geri döndüğünde Sun Qiang'ın telaşla onu beklediğini ve gözlerinden yaşlar süzüldüğünü gördü.

 

Bir şeyler yedikten sonra, Sun Qiang'a insanları ödeme yaptıkları sıraya göre içeri almasını söyledi.

 

Bu insanlar genellikle eğitimlerinde bir duvarla karşılaşıp, seviye atlama umuduyla gelenlerdi.

 

Bir insanın gelişim alemi bir nehrin akışına benzerdi. Eğer seviye atlamayı başaramıyorsa, bunu engelleyen bir şey olduğu anlamına gelirdi. Zhang Xuan Semavi Yolun Kütüphanesine sahipti ve tıkanıkları kolayca tespit edip, saf zhenqisi ve gümüş iğneleriyle açarak, karşı tarafın seviye atlamasını tetiklemesi zor bir iş değildi.

 

Ne de olsa, bu insanlar uzun sürelerdir eğitim yapıyorlardı ve emeklerinin birikimi onları seviye atlamaktan bir adım uzağa kadar getirmişti ve önlerindeki tek engel o son adımdı.

 

Zhang Xuan tek yapması gereken onların bu kapıdan geçmesine yardım etmekti. Bir kez daha nehir benzetmesini kullanacak olursak, nehrin önündeki engelde bir çatlak oluşturmak, zamanla arkasında biriken suyun engeli saf güçle kırıp geçmesi anlamına gelirdi.

 

Tabi ki mantıken kolay olsa da, Zhang Xuan hariç herhangi bir usta hocanın bunu başarması neredeyse imkansızdı.

 

Her insan fiziksel yapı, gelişim teknikleri ve alışkanlıkları açısından birbirlerinden tamamen farklıydı... Bu yüzden her insanda oluşacak tıkanıklık da birbirinden farklı olurdu. Aynı tıpa tıp benzeyen iki yaprak bulamayacağınız gibi, gelişim üstadının vücudundaki meridyenlerde oluşan tıkanıklıklar da büyük ölçüde farklıydı.

 

Semavi Yolun Kütüphanesi olmaksızın, bırakın karşı tarafın seviye atlamasına yardım etmeyi, sorunun kaynağını bulmak bile imkansızlaşırdı.

 

...

 

Zhang Xuan'in malikanesinin önü.

 

Sun Qiang kapıyı açıp seslendi, "Sıradaki..."

 

"Özür dilerim, girmemize izin verir misin?"

 

Sun Qiang seslendiği anda, arka taraftan bir ses yükseldi ve iki genç adam büyük adımlarla öne çıktılar.

 

Bunlar Hongtian Akademisinden Lu Xun ve Wang Chao'ydu ve Usta Yang'ı ziyaret etmek için buradaydılar.

 

Hoca cübbeleri giydiklerinden dolayı, kalabalıktakiler sırayı bozmalarından rahatsız olsalar da, yine de onlara yer açmışlardı.

 

"Kahya Sun, biz..."

 

Wang Chao öne çıkıp ellerini kavuşturdu.

 

Sabahtan beri bekliyorlardı ve başlangıçta, yıldız hocalar olarak Yang Xuan'in dikkatini çekebileceklerini ve adamın onları çabucak içeri çağıracağını düşünmüşlerdi. Ancak...

 

Usta Yang tüm gün ortaya çıkmamıştı. Sun Qiang ne zaman dışarıya çıksa yalnızca sıradaki kişinin içeri girmesini söylüyordu. İsim kartlarını kabul etmemişti ve bu paniklemelerine neden olmuştu.

 

"Kaybolun!"

 

Wang Chao daha sözlerini bile bitiremeden, Sun Qiang kaşlarını çattı, "Buranın kendi eviniz olduğunu ve keyfinize göre öne atılabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Sıraya geri dönün!"

 

"Ben..."

 

Pigu alemindeki basit bir kahya tarafından azarlanan Wang Chao'nun yüzü kızardı ve neredeyse öfkeyle patlıyordu.

 

Bir yıldız hoca olarak nereye giderse gitsin, büyük saygı görürdü. Tianxuan Krallığında hiç usta hoca yoktu, bu yüzden Lu Xun ve o başkentin en hürmetle karşılanan figürleriydi. Yalnızca öne çıkıp kimliğini açıklayarak isim kartını verebileceğini ve malikaneye gireceğini düşünmüştü. Ancak en deli düşlerinde bile, cümlesini bile bitiremeden önce bu tombul kahya tarafından kovulacağını hayal edemezdi.

 

"Ne oldu? Kuralları çiğnemek mi istiyorsun?"

 

Sun Qiang ellerini heybetli bir tavırla savurdu, "Şansını benimle denemek ister misin? Tek bir parmağımı bile kaldırmadan seni dışarı atan birileri olacaktır."

 

Kahretsin, bu ahmak da nereden çıktı?

 

Bir usta hocanın malikanesinin önündeki sıraya kaynak yapmaya çalıştığına göre, gerçekten kibirli olmalı.

 

Sun Qiang bir usta hoca olmasa da, Usta Yang'ı ziyaret için burada olanlar onun adına bu işi seve seve yaparlardı.

 

Söylediklerini duyan Wang Chao o kadar öfkelenmişti ki vücudu kontrolsüzce titremeye başladı.

 

Başka bir yerle böylesine önemsiz bir figürü sıradan bir darbesiyle kolayca ezebilirdi ve kimse adamı savunmaya kalkışmazdı. Ancak, şimdi ona kaybolmasını söylüyor, hatta dışarı atmakla tehdit ediyordu...

 

Yüzü kızarırken yumruklarını sıktı. Öfkeli olsa da Sun Qiang'ı azarlamaya cesaret edemezdi.

 

Ne de olsa Usta Yang'ın gözüne girip çırağı olabilmek için buradalardı. Eğer daha onun karşısına bile çıkamadan kahyasını kızdırırlarsa, tüm umutları boşa çıkardı.

 

"Kardeş Sun, lütfen sakinleşin. Ben Lu Xun, Hongtian Akademisinden bir hocayım. Usta Yang'ı ziyaret etmek istiyorum ve umarım ona bizden bahsedersiniz..."

 

Eski dostunu durdurmak için elini uzatan Lu Xun yüzünde bir gülümsemeyle öne çıktı.

 

"Muallim Lu Xun?"

 

Sun Qiang şaşırmıştı.

 

Birinci sınıf insanlarla nadiren karşılaşan sıradan bir tüccar olsa da, Muallim Lu Xun'un başkentte inanılmaz derecede ünlü bir figür olduğunu uzun zaman önce duymuştu. İmparatorun vasisi Usta Lu Chen'in tek oğluydu ve Tianxuan Krallığında bir usta hoca olmaya en yakın adaydı.

 

Yalnızca bu da değil, yaşı yirmi beşten az olmasına rağmen çoktan Pixue alemine ulaşmıştı. Yetenekleri tüm krallıkla bile birinci sınıftı.

 

Tüm bu nedenlerden dolayı 7-da dövüşçü Tongxuan alemindeki üstatlar bile ona saygıyla yaklaşırdı.

 

Ancak... Sun Qiang ona 'kaybolmasını' mı söylemişti?

 

Öhöm öhöm, gerçekten de şanssızdı.

 

Daha kısa süre önce üç usta hocayı kızdırmıştı ve şimdi de bir başka usta hoca adayını kızdırıyordu...

 

Büyük efendisinin başkalarını nasıl gaddarca eleştirdiğini görmüştü ve bu gayet kolay gözüküyordu. Ancak o neden aynı şeyi yapamıyordu?

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 28897 Üye Sayısı
  • 273 Seri Sayısı
  • 39509 Bölüm Sayısı


creator
manga tr