Bölüm 47: Huang Yu

avatar
4974 15

Library of Heaven's Path - Bölüm 47: Huang Yu


 

Çevirmen: W2G

 

“Gongzi(beyefendi), kitap almak için mi buradasınız yoksa şöyle bir göz atmak için mi?”

 

Kitabevine adım attığı anda, genç bir bayan onu karşılamak için öne çıktı.

 

On yedi ya da on sekiz yaşlarında olan bu bayanın, özellikle pürüzsüz yüzü ve görünüşü dikkat çekiciydi. Shen Bi Ru laoshi ile kıyaslandığında biraz geri kalsa da, istisnai bir güzellik olarak değerlendirilebilirdi.

 

“Burada… Savaşçı 6-dan yetiştirme teknikleri hakkında gizli el kitapları var mı?”

 

Zhang Xuan burada bulunuş amacını açıkladı.

 

“Savaşçı 6-dan yetiştirme tekniği mi? Gongzi şaka yapıyor olmalı. O tip yetiştirme tekniği el kitapları yüksek meblağlara satılır, bizimkisi gibi küçük bir işletme onları satacak yeterliliğe sahip değil… Ama giriş seviyesinde olan yetiştirme tekniği el kitabı arzu ederseniz, birkaç tanesine sahibiz…” Bayan başını salladı.

 

Dükkanlarında genel olarak beşeri coğrafya, saygın karakterlerin biyografileri ve buna benzer kitaplar satılmaktaydı. Yetiştirme teknikleri, yetiştiriciler için son derece özel şeylerdi. Nasıl olur da serbestçe onların incelenip, satılmasına izin verilirdi?

 

“O zaman… Bunları satan herhangi bir mağaza biliyor musunuz?” El kitaplarının burada satılmadığını onaylayan Zhang Xuan, iç çekti ve bir beklentiyle ona baktı.

 

“Onları satan mı?” Bayan başını salladı. “Tianxuan Kraliyet Şehrindeki herhangi birinin bu seviyedeki yetiştirme tekniklerini satması imkansız. Ancak… Bazı ustalar çok sayıda yetiştirme tekniği toplayabiliyor. Onlarla dostane bir ilişkiniz olursa, el kitaplarına bakmanıza izin verebilirler!”

 

“El kitaplarına bakmama izin verebilirler mi? Bir göz atmak da harika olur!” Zhang Xuan’ın gözleri parladı.

 

Cennet Yolunun Kütüphanesineyle kitapları satın almasına gerek yoktu. Kitaplara elini koyup, bir göz gezdirdiği sürece otomatik olarak onların eşi olan kitaplar derlenecekti.

 

“Evlerinde bu tip el kitapları toplayan ve diğerlerinin göz atmasına izin verecek bir kıdemli tanıyor musun?” Zhang Xuan soru sormasına engel olamadı.

 

“Diğerlerin göz atmasına izin verecek bir kişi mi?” Bayan kaşlarını çattı ve tam başını hayır anlamında başını sallayacaktı ki, aniden aklına bir fikir geldi ve gözlerinden bir sinsilik yayıldı. Gülümseyerek, “Buna izin verecek bir kişi tanıyorum. Fakat, o alışılmadık birisi olarak tanınıyor! Keyifli olduğunda, evindeki tüm kitapları alsan bile umrunda olmaz. Ancak kötü bir ruh halindeyken denk gelirsen, kitaplarına göz atmana izin vermek şöyle dursun, evinin kapısından içeri girmene bile müsade etmez…”

 

“Dünyada böyle bir insan mı var?” Zhang Xuan kaşlarını çattı ve konuşmasına devam etti, “O zaman, bu kıdemliyi aramamda bana yardımcı olabilir misiniz?”

 

“Bugün yapılacak fazla bir iş yok gibi görünüyor. Sizi şimdi onun yanına götürebilirim!” Genç bayan gülümsedi.

 

“Yardımcı olduğunuz için teşekkürler!”

 

Bayanın kendisini bizzat oraya götüreceğini beklemeyen Zhang Xuan, minnettarlık içinde başını salladı.

 

Genç bayanın önderliğinde, kitabevinden dışarı çıktılar.

 

Yolda yürürken yaptıkları çene çalma sırasında, Zhang Xuan hanımefendinin isminin Huang Yu olduğunu öğrendi. Bu kitapçı onun tarafından açılmıştı. Görünüşe göre, yakınlarda faaliyete geçen bu kitap evi açılalı daha on gün civarı olmuştu.

 

“Bu kıdemlinin evinde çok sayıda kitap olduğunu mu söylüyorsun?” Bir süre yürüdükten sonra, Zhang Xuan soru sormasına engel olamadı.

 

“Tabii ki. Bu kıdemli, tüm krallıktaki en ünlü bilginlerden bir tanesidir ve bir zamanlar İmparator Shen Zhui’nin özel hocasıydı! O krallığın Kitap Toplama Mahzenine serbestçe girip çıkabilen birisi. Evinde az sayıda kitap olması mümkün olabilir mi sence?” Huang Yu onun hakkında saygılı bir şekilde konuştu.

 

“İmparator Shen Zhui’nin hocası mı? Bu, onun bir zamanlar imparatorun eğitmeni olduğu anlamına gelmiyor mu?” Zhang Xuan afallamıştı.

 

Tianxuan Krallığının şu anki imparatorunun ismi Shen Zhui’ydi. Hiçkimse tam olarak onun yetiştirme seviyesini bilmiyordu, sadece onun bütün krallıktaki en güçlü ve emsali görülmemiş kişi olduğunu biliniyordu!

 

Böyle şahsiyetlerin eğitmenleri özenle toplanır ve pozisyonları onaylanmadan önce çok sayıda elemeden geçmek zorunda kalırlardı. Hongtian Akademisinin müdürü bile böyle bir yeterliliğe sahip değildi.

 

“Onun resim ve kaligrafi hocasıydı, dövüş sanatları değil. Yine de, imparatorun derinden saygı duyduğu inanılmaz bir şahsiyettir!” O anda, Zhang Xuan’ı uyarırken Huang Yu’nun yüzü ciddileşti, “Bu yaşlı usta Lu Chen, terbiyeli olma konusunda çok hassastır. Gençlerin, önünde saçmalamasından nefret eder. Oraya vardığımızda, düşünmeden konuşmaman senin için daha iyi olur. Aksi halde, kitaplara göz atma iznini almak senin için imkansız olur!”

 

“Un!” Zhang Xuan başıyla onayladı.

 

“Ayrıca, benim de ilgilenmem gereken meseleler var. Kıdemlinin evine geldiğimizde, kitapları ödünç alma işiyle tek başına ilgilenmek zorundasın, beni de kendinizle beraber batırmayın!” Huang Yu konuşurken, güzel gözleriyle ona baktı.

 

“Endişelenme, seni zor bir durumda bırakmayacağım!” Söylediklerinin arkasındaki anlamı anlayan Zhang Xuan, gülümseyerek karşılık verdi.

 

Gideceği yere kadar eşlik ettiği için bile ona minnettar olması gerekiyordu. Becerikli olursa, kitaplara göz atmayı başarabilirdi. Aksi gerçekleşirse, yapabileceği bir şey yoktu.

 

Sonuçta, o hala bir öğretmendi. Genç bir hanımı nasıl zor bir durumda bırakabilirdi?

 

“Bu yaşlı beyefendi, söz dinleyen gençleri tercih eder. Yaşlı beyefendi ne derse desin başınla onaylaman gerekiyor. Ayrıca onun gibi büyük bilginlerin dediğim dedik kişiler olduğunu bilmelisin, yani onun düşünceleriyle biz gençlerin düşünceleri bazen ters düşebilir. Sadece bu tip durumlarda ona karşılık vermemeye çalış!”

 

Huang Yu ona bir kez daha uyarıda bulundu.

 

İkisi çok geçmeden pazardan dışarı çıktılar. Karışık bir patikayı takip ettikten sonra, bir eve vardılar.

 

“Burası, yaşlı beyefendi Lu Chen'in kaldığı yer!” Huang Yu evi işaret etti.

 

Zhang Xuan evin tamamına bakmak için başını kaldırdı. Beklediği kadar büyük ve abartılı değildi. Sıradan bir hanenin evi gibi duruyordu ve girişte ev sahibinin isminin yazılı olduğu bir tabela bile yoktu. Huang Yu onu buraya getirmemiş olsaydı, burasının normal bir ailenin evi olduğunu düşünebilirdi.

 

[Burası… imparatorun eğitmeninin yaşadığı yer mi?]

 

Zhang Xuan buna inanmakta zorlandı.

 

“Beyefendi Lu Chen kanaatkar bir hayat yaşıyor. Birçok kez İmparator Shen Zhui ona konutunu yenilemeyi teklif etti, ancak o kararlı bir şekilde bu tekliflerin hepsini reddetti!” Zhang Xuan’ın şüphelendiğini fark eden Huang Yu, açıkladı.

 

İmparatorun özel hocasına olan saygısı artan Zhang Xuan başını salladı.

 

Böyle bir sosyal statüye rağmen, gücün esiri olmadan kanaatkar ve ahlaklı kalmayı başarabilmişti. Bu yaşlı adam duygusal ve hiçbir şey gizlemeyen birisini benziyordu.

 

Da da da da!

 

Tam kapıyı çalmak üzereydiler ki, bir at arabası çıkageldi. Dört nala koşturan atların sesi sokak boyunca yankılandı.

 

Jiyaaaa!

 

At arabası ikisinin arasında durdu. Genç bir beyefendi arabanın perdelerini kaldırdı ve dışarı çıktı.

 

Dışarı çıkan kişi, on altı-on yedi yaşlarında beyaz giysili bir gençti. Beyaz bir yeşim taşına benzeyen zarif yüzü, ince ve uzundu. Tek bir bakışla, onun etrafına yaydığı üstün hava fark ediliyordu.

 

“Xiao Yu? Sen de buradasın!” (Ç.N.: Xiao Yu, küçük Yu anlamına geliyor, bir nevi takma ad.)

 

Huang Yu’yu gören beyaz giysili beyefendinin gözleri parladı ve hemen ona kur yapmaya çalıştı.

 

“Benim ismim Huang Yu, bana öyle laubali isimlerle seslenme. Henüz birbirimizi o kadar yakından tanımıyoruz!” Huang Yu küçümseyici bir bakışla dudaklarını büzdü.

 

“Ailelerimiz arasındaki ilişki göz önüne alındığında, sana Xiao Yu diye hitap etmem gayet normal. Ayrıca, biz küçükken de sana bu şekilde seslenmiyor muydum? Sen de mi buraya yaşlı usta Lu Chen’i ziyaret etmeye geldin?” Beyaz giysili beyefendi gülümseyerek, cübbesini savurdu. Sanki zaferin kendi ellerinde olduğunu ilan eden bir duruş takındı ve “Hehe, o nesne hakkında çok fazla düşünme. O kesinlikle benim olacak!” dedi.

 

“Bu noktada kimin olacağını söylemek zor! Ben sadece bu iş sonuçlandığında ağlamandan korkuyorum!” Huang Yu alay ederek karşılık verdi.

 

“Göreceğiz o zaman!”

 

Beyaz giysili beyefendi kıkırdadı. O anda, sonunda Zhang Xuan’ı fark etti ve kaşlarını çattı, “Bu da kim? Xiao Yu, neden bir yabancıyı buraya getirdin…”

 

“Kimi getirdiğim seni ilgilendirmiyor!”

 

Huang Yu karşı tarafın yüzüne bile bakmadan dudaklarını büzdü.

 

“Hmph, delikanlı. Kim olursan ol, sana Xiao Yu’dan uzak durmanı öneriyorum. O, ellerini sürebileceğin basit birisi değil!” Zhang Xuan’a bakan beyaz giysili genç gözlerini kıstı ve soğuk bir şekilde tükürdü.

 

“…”

 

Zhang Xuan sadece birkaç kitaba bakmak için geldiği bu yerde tehdit edileceğini beklemiyordu. Güçlü bir çaresizlik hissi içini sardı.

 

Önceki dünyasındaki bir tabirle, o ölü bir firavunfaresi kadar şanslıydı.

 

Huang Yu’nun tek yaptığı onu buraya getirmekti; dahi yeni tanışmışlardı. [Gerçekten bu kadar ileri gitmek zorunda mısın?]

 

Birisi tarafından tehdit edilmiş olan Zhang Xuan, hoşnutsuz hissetti. Arkasında doğru gerindi ve uzaklaş dercesine elini salladı, “Sen çok fazla karışıyorsun. Kusura bakma ama bunun hakkında endişelenmen gerektiğini düşünmüyorum!”

 

“İyi, umarım ileride bu söylediklerin için pişman olmazsın!”

 

Daha önce tanışmadığı bir adamın onunla böyle bir tavır takınarak konuşmasını beklemiyordu. Beyaz giysili gencin kaşları yukarı doğru kalktı ve gözleri kısıldı. Diğer ikisini umursamadan arkasını döndü ve kapıyı çalmak için avlunun önüne doğru yürüdü.

 

“Neden bu kadar düşüncesizsin…”

 

Beyaz giysili adam kapıyı çalarken, Zhang Xuan’ın kulaklarında Huang Yu’nun endişeli sesi duyuldu.

 

“Ne oldu?” Zhang Xuan şaşkınlık içerisinde ona doğru baktı.

 

“Onun kim olduğunu biliyor musun da, onunla bu şekilde konuşmaya cesaret edebiliyorsun?” Karşısındakinin olaylardan bir haber olduğunu gören Huang Yu, biraz çaresiz hissetti.

 

Bu adamın cesur bir kalbe mi sahip olduğu, yoksa sadece kafasında bir sorun mu olduğunu anlamak gerçekten zordu.

 

“Onun kim olduğu, kimin umrunda…” Zhang Xuan omuz silkti.

 

[Onun kim olduğunun benimle ne alakası var?]

 

“Sen…” Genç adamın yüz ifadesini gören Huang Yu, buraya bir aptal mı getirdim diye şüphelendi. Zhang Xuan’ın gözlerindeki kayıtsız bakıştan, biraz önce reddettiği kişinin kim olduğunu umursamadığı açıkça belli oluyordu. Ne diyeceğini bilemez bir şekilde, sadece önlerindeki kişiyi tanıtabildi, “O, Zhennan Wang’in tek çocuğu olan, Bai Xun!”

 

Zhennan Wang, Tianxuan Krallığı'nın en otoriter şahısıydı, mevkisi İmparator Shen Zhui’nin direkt altındaydı. Onun tek oğlunu rencide etmek, Tianxuan Krallığında yaşamasının zor bir hale geleceği anlamına geliyordu.

 

Başlangıçta, karşı tarafın kimliğini öğrenince yanındaki bu gencin korkuya kapılıp, bu problemi nasıl çözebileceğini soracağını düşünmüştü. Fakat beklentilerinin aksine, Zhang Xuan şaşkın bir ifadeyle, “Zhennan Wang… O da kim?” dedi.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 24326 Üye Sayısı
  • 839 Seri Sayısı
  • 42214 Bölüm Sayısı


creator
manga tr