Lms 29.1.2 : Başarısız Heykel

avatar
1350 2

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 29.1.2 : Başarısız Heykel


Çevirmen : Clumsy-nim



Morata’daki kalabalığın beklentisi muazzamdı.

 

“Şunun devasalığına baksanıza. Bu büyüklükte ne halt yapılabilir ki?”

 

“Kraliyet Sarayı mı acaba?”

 

“Öyle görünmüyor mu cidden?”

 

Weed mermerden bir şeyler yapıyordu. 32 heykel vardı ve yakından bakıldıklarında farklı krallıkların binalarını andırıyorlardı. Çok lüks bir hava vermese de geniş bir alanı kaplıyormuş gibi görünen mermerden sütunlar bulunuyordu.

 

Taşlar yakınlardaki taş ocağından kazılmış olsa da mermer doğal olarak bedavaya getirilememişti. Kuzeydeki farklı bir köyden satın alınmış ve bu nedenle Arpen Krallığının bütçesi kullanılmıştı. Bu işe harcanan fonlarla 3 Büyük Bina inşa edilebilirdi.

 

İnsanlar artık karşı konulamaz bir merak içerisindeydi.

 

“Neden bu kadar büyük bir heykel yapmaya kalktı ki?”

 

“Arpen Krallığının finansmanı buraya yatırılırsa ekonomi anında düşüşe geçmez mi?”

 

İnşaatın boyutu hesaba katılınca bu yapılan şey resmen para saçmaktı. An itibarıyla Krallık vatandaşlarının güvenlik ve sadakat düzeyi maksimumdu.

 

Morata ve Vargo Kalesinin geleceği gerçekten umut vericiydi. Ama finansman abartılı bir şekilde harcanırsa vergiler artar ve haliyle vatandaşların tadı kaçardı.

 

Üstelik işler yalnızca vergi artışıyla sınırlı da kalmayabilirdi. En nihayetinde güvenlik azalır ve haydut çeteleri belirirdi. Arpen Krallığıyla ilgili bir terslik çıkacağı düşüncesi oyuncuları geriyordu.

 

Weed her daim bütçeden olabildiğince fazla koparmaya çalışsa da bu inşaata şimdiden eşi benzeri görülmemiş bir yatırım yapmıştı. Diğer şehirlerin 3 Büyük Binaya bile ayıracak fonu yoktu, dolayısıyla bunu anlayan pek fazla kişi çıkmazdı. Evet, bir saray ya da askeri tesis yaptırsa anlaşılabilirdi ama bu fonları bir heykele harcıyordu!

 

Weed’in heykeli büyük bir ilgi görürken siması yavaş yavaş gözler önüne seriliyordu. Ama neresinden bakarsanız bakın, yalnızca sıradan bir kadına benziyordu.

 

Bu durum da büyük bir eserle karşılaşmayı bekleyen taş taşıyıcılarını dumura uğratıyordu.

 

“Cidden bir Şaheser yapmaya mı çalışıyor bu?”

 

“Yok canım. Weed’in yaptığı Buz Güzeli çarpıcı güzellikteydi.”

 

“Tanrıça Freya heykeli de güzel.”

 

Weed’in heykelleri Morata oyuncuları için büyük bir gurur kaynağıydı ve onları her gördüklerinde hayran kalıyorlardı. Tanrıça Freya Heykelinin üzerindeki sabah çiylerinin ardında yükselen güneşle çizilen manzara gerçekten göz alıcıydı. Weed Morata oyuncularının aktif desteğine sahipti, haliyle bu denli sıradan bir heykel yaptığına inanmakta zorlanıyorlardı.

 

“Mutlak bir başarısızlık.”

 

“Katılıyorum. Weed her heykelin altından kalkabilecek diye bir kural yok sonuçta.”

 

“Yeteneğini yitirmiş anlaşılan.”

 

“Hey. Ben avlanmaya gidiyorum ya. Bu iş tam bir para ve zaman kaybı.”

 

Oyuncuların hisleri hayal kırıklığıyla endişe arasında değişiyordu. Mevcut sonuç, bunca insanın sıkı çalışmalarına kıyasla fazlasıyla vasattı.

 

“Bundan ibaretse öğrenmeye değmez demektir.”

 

Heykelin yapımına katılan çırak ve işçiler huysuzlanıyor, birbiri ardına istifalar başlıyordu. Öyle ki artık Morata’nın arka sokaklarında gizli söylentiler dolaşıyordu.

 

“Bard Ray tarafından öldürülünce Oymacılık kabiliyetini yitirmiş olmalı.”

 

“Weed’in heykelleri üzerine pek kafa yormamışım. Zamanında şansı yaver gitmiş herhalde?”

 

Çimen Lapası Tarikatından korkup ağızlarını ulu orta açmaya cesaret edemeseler de Morata’ya gelen çoğu kişi Weed hakkında ithamlarda bulunuyordu.

 

Weed planını açıkladığında tutkuyla tezahürat eden o kalabalığın kalbi buz kesmişti. Bu işe harcanan onca emek ve fon düşünülünce hayal kırıklığı yaşamaları kaçınılmazdı. Oymacıların yükü gerçekten ağırdı.

 

“Ne yapacak?”

 

“Şu manzaraya bakınca pek umut vadetmiyor.”

 

Irene ve Surka ikilisi Weed’in heykelden sarkışını izliyordu. Bekledikleri üzere sorunlar doğuyordu. Ve böyle zamanlarda en çok da Weed’in partisinin canı yanıyordu.

 

Weed, karşılaştığı tüm bu güvensizliklere rağmen ilk heykelinin sonuna ulaştı. Meydandakiler hiçbir beklenti olmaksızın kafalarını kaldırırken de çifte gözkapağını tamamladı ve heykel hazır hale geldi!

 

---------------------------------------------------------------------

-Tanrıça Hestia Heykeli doğdu!

Hestia antik çağlardan beri Versailles Kıtasının savunuculuğunu yapmaktadır. Aile ocağından sorumludur ve yaratıcı yeteneklerden hazzeder.

Heykeli bir savaşta yok edildiği için varlığına dair bilgiler yalnızca Cüce ve İnsanların kayıtlarında yer almaktaydı.

Bir Tanrıça Hestia Heykelinin restorasyonu, Versailles Kıtasındaki Cüceler için büyük bir dini önem taşıyacaktır.

İlk Tanrıça Hestia Heykelinin tamamlanışı tarihe kaydolacaktır.

Tanrıça Hestia Heykeline hayranlık gösterenlerin sağlık, mana yenilenme ve canlılık miktarları bir günlüğüne %35 artış gösterir.

Ruhani büyü ve saldırı yeteneği etkileri %11 artar.

Dini bir heykel olması gereği inanç kalıcı olarak 7 artar.

Oymacı, Ozan ve Ressamların sanat istatistikleri kalıcı olarak 9 artar.

Tanrıça Hestia, belirli bir düzen olmaksızın sanatla ilişkili meslek sahiplerine lütuflarda bulunur.

İnsan ve Cücelerin ateşle baş etme kabiliyeti %13 artar.

%3 ihtimalle Büyücülerin ateş büyüleri söndürülememe etkisine sahip olabilir.

---------------------------------------------------------------------

 

-Kadim bir sanat eseri yaratıldığı için sanat istatistiği kalıcı olarak 6 puan arttı.

 

Tanrıça Hestia Heykeli!

 

Heykelin bitmiş haline bakmak bile bazı istatistikleri kalıcı olarak arttırmıştı.

 

“Weed bir Tanrıça Hestia Heykeli mi yapmış?”

 

“Vaay, sağlam iş!”

 

Weed’e inanan ve eserin tamamlanışına tanık olanlar bu etkilerden faydalanıp istatistiklerini arttırabilmişti. Heykel için o koca, ağır taşları taşıyanlar şimdi tüy gibi hafiflemiş hissediyordu.

 

*Ttiring!*

 

---------------------------------------------------------------------

-Tanrıça Hestia Heykeli tamamlandı ve Arpen Krallığının siyasi gücü arttı.

Cücelerle olan ilişki gelişti.

Yeni dinin etkisi bölge sakinlerine pozitif bir umut aşılayacak.

---------------------------------------------------------------------

 

Morata’yı ziyaret eden herkese bir Tanrıça Hestia Heykeli dikildiği duyurulmuştu.

 

“Cidden Oymacı Weed olmanın hakkını verdi. Oymacılık Tanrısı bee!”

 

“7 kere kaya taşıdım ya! O heykel için ne çileler çektim!”

 

“Weed’in heykeline olan inancım başından beri hiç sarsılmadı.”

 

“Bir an önce gidelim de taş taşıyalım hadi.”

 

“Çalıştıktan sonra çimen lapasının tadı daha da hoş geliyor.”

 

Böylece çaylakların yanı sıra Morata dışından gelen adayların da katılımıyla başvuru sayısı patlama yaptı. Ve bir günün sonunda işçi sayısı 300,000’i buldu.

 

Tanrıça Hestia Heykelinin yaratımında rol oynayanlar daha spesifik lütuflar elde etmiş, inanç, kuvvet ve azimleri bir miktar artmıştı. Hatta Arpen Krallığına olan katkıları bile artmıştı ki böyle bir fırsatı tepmek olmazdı!

 

Bu sayede inşaat alanına taşlardan koca koca dağlar yığıldı.

 

“Kazmayı savururken vücut ağırlığınızı kullanın.”

 

“Bel ve omuzlarınızı bükerseniz daha kolay taş taşırsınız. Sonrasında da ne olursa olsun dümdüz ileriye bakarak ilerleyin.”

 

“Kendinizi çok fazla taş taşımaya zorlamayın. Üç kere hafif yük taşımak bir kere ağır yük taşımaktan daha hızlı sonlanır.”

 

Piramidin inşasına katılan tecrübeli Rosenheim Krallığı oyuncuları çaylaklara tavsiyelerde bulunuyordu.

 

“Zorlanıyor musun?”

 

“Yo. Sıkıntı yok.”

 

Pale ve Maylon ikilisi taş taşırken birbirlerine ilgi gösteriyor, Surka’ysa hala iyi bir erkekle karşılaşmayı bekliyordu.

 

“O taş çok büyük görünüyor, kırayım mı?”

 

“İyi olur aslında… Mümkün mü ki?”

 

“Biiir, ikiii, üüüç!”

 

Pa pa pa pa pak!

 

Surka’nın indirdiği yumruklar kayayı parçaladı! Ve genç kız, erkeklerin bile kaldırmaya cesaret edemediği ağırlıktaki taşları sırtlandı.

 

“Selam.”

 

“Sağ olun, Rahip-nim.”

 

Irene ve diğer Rahipler sıkı çalışan oyuncuları selamlıyordu. Yemekler pişiriliyor, taş taşıyanlara ikram ediliyordu. Bu yoğun emeklerle bölge günden güne değişim gösteriyordu.

 

***

 

Vent Kalesi!

 

Burası Niflheim İmparatorluğunun başkenti olan Mordred’i korumak için önemli bir geçitti. Başkent tamamen yıkılmış ve kuzey buzlar ve canavarlarla kaplandıktan sonra ordu, Vent Kalesinin kapılarını kilitlemişti.

 

“Bu bizi hayatta tutacaktır. Niflheim İmparatorluğu bir gün yeniden gelişecek!”

 

Şövalyeler canavarlarla çarpışıp kaleyi korumuştu. Günler zorlu buz fırtınalarıyla geçmiş, Vent Kalesi kuzeydeki insanların yaşayabildiği tek yer olmuştu.

 

Canavarların çizdiği sınırlarda yaşaya yaşaya besinlerini kendileri temin edebilir hale gelmişlerdi. Derken Kuzey Kıtası yeniden ılıman iklime kavuşmuş ama kapılar hala açılmamıştı.

 

“Kuzey tehlikelerle dolu. Ve henüz Niflheim İmparatorluğunun varisi de kendini göstermedi.”

 

Vent Kalesini şövalyeler ve askerler yönetiyordu!

 

Bu esnada kuzeyin diğer bölgeleri Tanrıça Freya’nın lütfunu almış halde bol bol ekin topluyordu. Morata’daki gıda fiyatları düşüyor, köydeki doğum hızı mucizevi bir artış gösteriyordu. Avcı ve askerler yaşamak için kuzeye dağılıp dondurucu soğukla boğuşarak canavarlar karşısında can verirken köy sakinleri nüfusu arttırıyordu. Bunun sonucunda da ufak köy gelişim göstermiş, Morata’nın bölgedeki siyasi gücü artmıştı.

 

Değişim dalgaları Vent Kalesini de bulmuştu.

 

“Affedersiniz… Yemek satmaya gelmiştim de.”

 

Gamong, Morata’dan gelen çaylak bir tüccardı.

 

“Bas git hemen!”

 

Vent Kalesi şövalyeleri kızı gönülsüzce postalamaya kalksa da Gamong, böyle karşılanmaya alışkındı. Şöhreti düşüktü ve pek tüccarlık tecrübesi de yoktu.

 

Kuzeyde tüccarlık aktiviteleri pek iyi değildi. Ama Morata’ya has ürünlerle Ana Kıtaya gidecek olursa iyi muamele görebilirdi. Zaten çoğu oyuncu da bu yüzden Ana Kıtaya gidip gelir ya da Morata’daki oyuncularla takas yapardı.

 

Tüccar vagonuyla kuzeyde dolanmak iyi bir fikir değildi. Yollar pek çok tehlikeli canavarla doluydu, bu da tüccarların ilerleyişini zorlaştırıyordu. Morata’daki spesiyalitelere sahip olmayan diğer kuzey köylerinin gelişimi de yavaştı.

 

“Ama tüccar dediğin önce kendine bir ticaret yolu çizmelidir!”

 

Gamong, rahatlığın peşinden koşan diğer tüccarlar gibi olmak istemiyordu. Genellikle tüccarlar büyük şehirlere ticarete gitmeden önce Morata’da saygı kazanırdı. Ama Morata’daki ürün zenginliği sayesinde Gamong’un kuzeyi dolaşıp ürün satma imkanı vardı. O da ganimetlerini pazarlaya pazarlaya kuzeyi turluyordu.

 

“Lütfen bir kez olsun tadına bakın hiç değilse.”

 

Gamong, gitmeden önce şövalyelere zeytin, şarap ve pirinç hediye etti. Gıdaların bir raf ömrü vardı, dolayısıyla uzun süre elinde kalanlar bozulurdu. Zararı yalnızca kendine olan bir süreçti! Ama yine de umudu vardı.

 

“Morata daha da gelişecek. Ve kuzeyde yaşayan insanlar var, dolayısıyla ticaret aktif bir hal almaya başlayacak.”

 

Morata’dan doldurduğu gıda vagonlarıyla kuzeyde dolanıyordu. Canavarlarla karşılaştığı anda çoğu malını onlara dağıtıyordu. Şansına gezginlere, askerlere ve diğer lordlara da bir şeyler satabiliyordu ama kar ettiğini söyleyemezdi.

 

“Ya ya. Bu delilik. Yapma şunu.”

 

“Morata’da tek bir dükkanın olsa bile parayı kırarsın. Tek yapman gereken karnını doyurup oyununu oynamak.”

 

Barlarda tanıştığı tüccarlar bile onu durdurmaya çalışıyordu. Ama Gamong geceleri Işık Kulesini izliyor ve umudunu yitirmiyordu.

 

“Ben büyük bir tüccar olacağım. Tam 1,000 ticaret gerçekleştireceğim…”

 

Bu arzuyla birkaç ay boyunca kuzeyi turlamıştı. Para kazanmasa da küçük köyler arasında güvenli ve hızlı bir şekilde ilerlemenin yolunu bulmuş, yerli halkla yakınlık geliştirmişti.

 

“Vent Kalesini görmek ister miydin?”

 

Bir gün bir dağ köyünde yemek dağıtırkense vatandaşlar arasındaki bir nine ona bunu sordu.

 

“Evet. Ama pes etmek üzereyim. Kolay bir iş değil.”

 

“Muhafızlardan biri benim torunum… Ona adımı verirsen seni içeri alabilir.”

 

*Ttiring!*

 

-Vent Kalesine nasıl gireceğinize dair bilgi edindiniz.

 

Gamong öylesine heyecanlıydı ki tek kelime edemiyordu. Kimsenin girmesine izin verilmeyen o kaleye ulaşabilecekti! Başka bir sınıfta olsaydı oradaki görevlere ilgi duyardı ama o bir tüccardı. Onun ilgisini çeken şey, orada alıp satabilecekleriydi. Gamong, iki günün sonunda Vent Kalesine ulaştı.

 

“Hrmm… Bu bölgede yemek dağıtarak yaptığın iyilikleri işittim. Büyükannemin isteğini yerine getireceğim.”

 

Vent Kalesi, Niflheim İmparatorluğundan yadigardı. Oradan alınabilecek mallar da o zamanların teknolojisinin bir yansıması olacaktı.

 

“Ben… ben sonunda zengin bir tüccar olabileceğim!”

 

Gamong neşeyle bağırıyordu. Vent Kalesinden aldığı herhangi bir şeyden büyük paralar kaldırabilirdi. Hiçbir rakibi olmayacağı için ayrıcalıklı bir ticaret gerçekleştirecekti!

 

Gamong’un ardından başka tüccarlar da Vent Kalesinin kapısını çalmaya başlayacağı için bu tekel ne kadar sürer bilemiyordu. Ve sona ermeden önce insanlarla yakınlık geliştirmeli, ürünler hakkında hayati bilgiler edinmeliydi.

 

Böylece Gamong, Vent Kalesinden mükemmel bir işçiliğe sahip olan ve Morata’da makul fiyatlara satabileceği öğeler ve zırhlar satın aldı. Vent Kalesi dışarıya kapalı olduğu için her şeyin fiyatı düşüktü.

 

Aynı zamanda Morata’dan kaleye bolca gıda da getirmişti.

 

“Eveeet, Morata’nın spesiyaliteleri geldi! Kuzu eti ve bira, pirinç, domates, peynir, şarap, bugün hepsi çok ucuza satılacak! Hızlı olan kapar!”

 

“Tüccar-nim. Bu ne kadar?”

 

“4 bakır lütfen. Birazı da benden.”

 

Meydanda satışa başlamasıyla elindekileri tüketmesi bir oldu.

 

-Vent Kalesi sakinlerine ucuza gıda sattınız.

Tüccarlık Şöhreti 24 arttı.

Cazibe 3 arttı.

 

Gamong, elindeki tüm gıdaları satarken gelecek günleri düşlüyordu. Alım fiyatının 3-4 katını elde edebileceği için yaptığı anlaşmalar karlıydı. Morata’dan bolca gıda satmakla şöhret ve samimiyetini de geliştirmişti. Ve Vent Kalesindeki dükkanlardan mal aldığı anda tepkiler gelmeye başlamıştı.

 

“Gamong iyi bir tüccar. Ben de senin ziyaretini bekliyordum. Bu pek iyi satmıyor… Bir bakmak ister misin? Sana bol bol veririm.”

 

Tüccarlar yeterli paraları olsa bile sınırsız alım yapamazlardı. Satılan silah ve zırhların bir sınırı vardı.

 

“Hehehe, zengin oldum. Zengiiinnn!”

 

Gamong bolca para ve de bir tüccar olarak sağlam bir şöhrete kavuşmuştu.

 

Çaylak bir tüccar olarak hayal etmesi zor olsa da her ticaret geliştirirdi. Normal şartlarda tüm tüccarların yürüdükçe sallanan iri göbekleri olurdu.  

 

Bu işten karlı çıkan tek kişi Gamong değildi. Morata gıdaları geliştirilip işlendikçe Vent Kalesinin doğum oranları da artacaktı. Tüccarların bölgelerin istikrarına büyük faydaları olurdu.

 

Ticaret başarılı oldukça Vent Kalesinin kapalı tutumu yavaş yavaş gevşiyordu.

 

“Goblinlerin söylediğine göre Weed isimli bir Oymacı büyük maceralara başarıyla imza atmış. Goblinler yalan söylemekte ustadır, o yüzden sözlerine ne denli güvenilir bilemiyorum… Ama Weed’i tanımayan tek grup olmamız şaşırtıcı.”

 

“Bu ılıman iklim gerçekten Weed’in maceralarının sonucu mu?”

 

“Esasen Niflheim İmparatorluğunun onurunu geri kazanması için çabalıyoruz fakat Weed hakkında da pek çok söylenti işittik.”

 

“Morata’nın refahının Vent Kalesinden daha fazla olduğu doğru mu?”

 

“Arpen Krallığının temelleri atıldı mı sahiden? Ehh… Bugünlerde Weed ve Morata hakkında bir şeyler duyup duruyorum, gerçek olabilir demek ki.”

 

Artık Vent Kalesinin tüm sakinleri Weed’den haberdardı.

 

“Bir serseri Weed’in devasa bir heykel yaptığını söyledi. Morata onun heykelleri sayesinde harika bir şehir olmalı.”

 

“Yediğimiz şeyler Morata’da yetişiyor… Şu kızarmış ekmekler bir harika.”

 

***

 

“Burası atölye olarak kullanmaya uygun.”

 

Demirci Herman, Cüce Krallığındaki Kurueso’dan ayrılıp Morata’ya gelmişti. O da Demircilik Üstatlığı Görevine baş koymuştu ve nihai hedefi dünyanın en iyi kılıcını yapmaktı.

 

Morata’ya gelme sebebi de buydu.

 

“Hestia Demir Ocağının çok yardımı dokunacaktır.”

 

Kurueso yüksek kalite demir ve metal anlamında zengindi. Cüce Demircilerin gördüğü muamele de iyiydi. Ve oradaki demir ocaklarında yapılan ekipmanların fiyatı diğer yerlere kıyasla 2-3 kat yüksekti.

 

Böyle birçok kolaylığa rağmen Hestia Demir Ocağı ürün yapma konusunda daha iyiydi, dolayısıyla Herman da dahil olmak üzere her 5 Demirciden 1’i Morata’ya geliyordu. Herman yalnız gelmemiş, ona pek çok Cüce Demirci de eşlik etmişti. Cüceler yeni yerler görmeye çok hevesliydi.

 

“Burası iyiymiş. Arazi düz ve geniş. Buraya bir ev ve bir ocak inşa edebiliriz.”

 

“Kyaa! Bu bira harikaymış. Ev yapacaksam bira da içmem lazım.”

 

“İnsanların birası değil mi o?”

 

“Tatmadan anlayamazsın. Tadı çelik gibi güzel resmen.”

 

Cücelerin çeviklik ve el becerisine sahip olması, inşa teknikleri kullanabilmelerini sağlıyordu. Hestia Demir Ocağına yakın bir arsa almak istiyorlardı ve uygun yerler gayet genişti. Ama minimum arsa değeri 4500 altındı!  

 

“Arsa fiyatları çok yüksekmiş!”

 

“Burası ana caddede falan da değil ki. Bu pahalılık bir acayip doğrusu.”

 

“Ama satın alamayacağımız kadar da değil……”

 

Böylece Cüceler belediyeye giderek arsayı satın almıştı. Zaten Weed de Hestia Demir Ocağını inşa ederken bunu göz önüne almıştı.

 

‘Burası gelişme potansiyelinin en fazla olduğu bölge.’

 

Başka insanlar böyle anlarda arazi spekülasyonunu hesap etmezdi. Weed ise araziyi sahiplenmiş ve zengin Cücelerin harekete geçmesini beklemişti. Daha Hestia Demir Ocağının temelini attığı saniyede bunu aklına koymuştu.



#Merhaba arkadaşlar. Maalesef kişisel sebepler dolayısıyla çeviriyi bırakmak durumundayım. Tekrar başlayıp başlamayacağım belirsiz, yerime gelecek biri olur mu onu da bilmiyorum. Herhangi bir gelişme olursa sizleri bilgilendiririm, bir gün tekrar görüşme umuduyla hoşça kalın... 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 43434 Üye Sayısı
  • 398 Seri Sayısı
  • 44158 Bölüm Sayısı


creator
manga tr