Lms 21.4 : Mitril Melek

avatar
754 7

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 21.4 : Mitril Melek


Çevirmen : Clumsy-nim



“Sanırım birkaç gün içerisinde yerini tespit ederiz.”

 

“O ‘birkaç gün’ çoktan üç haftayı buldu.”

 

“Potansiyel bölgeleri daralttık, yani bu sefer kesin.”

 

Drinfeld’in yüksek seviyeli Hırsızlar ve Suikastçılardan oluşan iz sürme takımı, güven onarmak adına çaresizce bir çaba içerisindeydi. Weed’i takip etme ve ardında bıraktığı izleri bulma çabalarıysa epey sabır gerektiriyordu.

 

Tüm bunlara rağmen Las Phalanx’a desteğe gelen Suikastçı ve Hırsızlar, son derece yetenekli oyuncular olduklarını kanıtlamışlardı.

 

Arama metotlarını değiştiren sekiz Suikastçı ve dört Hırsız ayrılarak farklı bölgeleri aramaya koyulmuş ve bu süreçte elde edilen tüm bilgiler ortak kullanılan tek bir harita üzerine not edilmişti.

 

Bunun sonucunda Las Phalanx yeraltı zindanlarıyla ilgili pek çok bilgi edinilmiş, haritanın yaklaşık %23ünün üzeri çizilmişti. %23 alaya alınacak bir oran değildi, çünkü bu sayede Weed’in gitmeyeceğinden emin oldukları geçit ve zindan bölgelerini hariç tutabilmişlerdi.

 

Bu da onlara Weed’in konumu ve olası yönüyle ilgili gerçek bir bilgi vermişti, ona yaklaşıyorlardı.

 

“Dört gün, olağandışı değişkenlerden etkilensek bile bu hala dışarıda altı günden fazla olmayacağı anlamına gelir.”

 

Suikastçı ve Hırsızlar Weed’in olabileceği menzili daralttıkları için büyük fırsatın geldiğine inanıyor, dolayısıyla aralarında pek çok sohbet dönüyordu. Hermes Loncasının savaş birlikleri ve Griffith’in korsanlarıysa yakınlardaki bir zindanda avlanıyordu, anında harekete geçmeye tamamen hazırlardı.

 

Seo Yoon ise Suikastçılar ve Hırsızlar da dahil olmak üzere peşlerindeki tüm takipçilerin bilincindeydi.

 

KMC Medya haricindeki diğer yayın istasyonları, Hermes Loncası aracılığıyla Las Phalanx’a bakınmak adına bazı birlik videolarından faydalanıyordu.

 

İnternet ahalisi Weed ve Hermes Loncası arasında gerçekleşecek 2. hesaplaşmayı görmek için şimdiden sabırsızlanıyordu. Drinfeld yayında Weed’i yakalamaya çalıştıkları gerçeğini gizlemeye dahi tenezzül etmemişti. Ayrıca Las Phalanx’ın etrafındaki tüm bölgeyi Hermes Donanması ve Griffith’in korsan gemileriyle çevreleyip kuşatmıştı.

 

Yani Weed daha da derinlere saklansa bile bulunması an meselesiydi. Bilhassa da bir zafer kazanma hırsları bu denli büyükken.

 

Tilki avı veya tavşan kovalamacasında iki iz sürme metodu kullanılırdı. Tilki avında koku izlemeleri adına yetiştirilen tazılardan faydalanılırdı. Tavşan kovalamacasındaysa keskin gözleri ve hızları için yetiştirilen tazılar kullanılırdı. Görme veya koklama duyularına bağlı olarak avlanırlardı.

 

“Çoğunlukla da bulmamızı istedikleri için bir sürü iz buluyormuşuz gibi görünüyor.”

 

Weed’in Helyum madeni girişini korumakla görevlendirdiği Seo Yoon, yeni bir konuma geçmişti.

 

Seo Yoon'un bıraktığı iz, Suikastçıları ve Hırsızları yanıltmaya yönelikti ancak takipçiler, yetenekleri sayesinde artık sadece tek bir iz olduğunu fark ederek doğru yolu çabucak kavramışlardı.

 

‘Düşman sayısını azaltmalıyım.’

 

Seo Yoon’un yapacak işleri vardı.

 

Yalnızca Şövalyeler olsaydı onları canavar inlerine yönlendirebilirdi. Ama bu yöntem Hırsızlar ve Suikastçılarda işe yaramazdı. Dolayısıyla onları kendisine çekmek için kasten kendi izinden faydalanıyordu.

 

“O tarafa gitmiş.”

 

“Bunları daha yeni buldum… taze izler… acele edin.”

 

Taze izlerin belirişiyle takip hızlandı. Suikastçılar ve Şövalyeler onları korumaya yardımcı olacak şekilde farklı takımlara dağıtılmıştı… lakin bu, yeterli değildi.

 

“Üzgünüm.”

 

Diyen Seo Yoon, kılıcını kınından çıkarmış halde onları bekliyordu.

 

“Düşmaaan!”

 

Kendilerini yavaşlatacak gerçek bir zırhı olmayan Suikastçılar, diğer takım üyelerinden öndeydi. Zindanın yeni bir kesitine koşturduklarındaysa gölgeler içerisinde dikilen bir figür görerek hiç tereddütsüz hançerlerini fırlattılar.

 

Çuuu! Çuuu! Çiiuuvv!

 

Fırlatılan silahlar hüzünlü karanlığı yararak ilerledi!

 

Üç suikastçı, fırlatılan bir hançerin yere düşeceğini veya ondan kaçınılacağını görmeyi hiç beklemiyordu. Büyük oranda etkili bir felç zehrine bulanmış bu Suikastçı silahlarıyla baş etmek çok zordu.

 

Ancak Seo Yoon tam gaz koşuyordu. Fırlatılan hançerlerse vücuduna dokunuyordu.

 

Vahşi Savaşçıların en güçlü noktalarından biri, kritik saldırılara olan yüksek dirençleriydi. Darbe aldıklarında bile kolay kolay kafaları karışmazdı.

 

Bir Vahşi Savaşçının sağlığı düştüğünde saldırıları yoğunlaşır, mana tüketimi düşerken gücü artardı. Vahşi Savaşçı evresine girmek zehir direncini de arttırırdı.  

 

Seo Yoon’un tek yaptığı, kılıcını geniş ve ölümcül bir yay çizerek savurmaktı.

 

“Keuheok!”

 

Hızla fikir değiştiren Suikastçıların yeteneği, geniş menzilli saldırılardan kaçınmalarına imkan tanımıyordu. İstedikleri kadar hızlı olsunlar, Seo Yoon’un kafa kafaya gerçekleştirdiği saldırısından kaçınmalarına yetmezdi.

 

“Bu ne cüret!”

 

“Seni paramparça edeceğiz.”

 

Bu esnada Donanma Şövalyeleri gelmiş ve aceleyle kılıçlarını çekmişti, diğer tarafa bakan Seo Yoon ise bunu fark etmemişti.

 

Genç kız, kılıcını önündeki Suikastçılara savurmaya devam ediyordu. Düşmanın direncini kırmak ve defansını aşmak için tasarlanmış daimi bir saldırıdan faydalanıyordu.

 

“Bu mudur...?”

 

“Bu da… ne…!”

 

“Neden kendimi sürekli böyle mücadelelerin içerisinde buluyorum…”

 

Bunlar Hermes Loncasının özenle seçilmiş, yüksek seviyeli Donanma Şövalyeleriydi.

 

Suikastçılar, onların gelişinden faydalanmadan önce yeni bir geniş menzilli saldırıya kurban gitmiş, hayati organları ağır darbeler alıp kesilince de öylece ölmüşlerdi.

 

Bu saldırıyla meşgul olan Seo Yoon ise yaklaşık 10 saniye kadar yeni rakiplerini fark edememişti.

 

Şövalyeler kılıçlarını savura savura grup halinde Seo Yoon’a hücum ediyordu. Zırhlı Şövalyelerin saldırıları Seo Yoon’a ulaşırken genç kızın zırhı darbeleri emiyor fakat canlılığı düşmeye başlıyordu.

 

Bu tarz bir mücadele ne kadar uzarsa canlılık düşüşü Vahşi Savaşçı için o kadar tehlikeli bir hal alırdı.

 

Yine de güvenli bir şekilde avlanmak Seo Yoon’un umurunda değildi.

 

Kraliyet Yolundaki başlangıç günlerinde canavar avlarken defalarca ölmüştü. Zaten sınıfının çok nadir görülme sebeplerinden biri de Vahşi Savaşçıların ölmeye… hem de defalarca ölmeye razı olmadıkça ilerleyememesiydi.

 

Seo Yoon’un karşı saldırılarıyla bastırdığı iki Donanma Şövalyesi ölmüştü. Kalan Şövalyeyse yoldaşlarının öldüğünü görerek lanetler savurmaya başlıyordu.

 

“Sen ne rezil ve ahlaksız bir kaltaksın…….”

 

Mümkün olan tüm çirkin sıfatlara maruz kalan Seo Yoon, bakışlarını rakibine çevirdi. Weed zamanında ona bir maske vermişti fakat epey uzun zamandır onu takmıyordu.

 

“Tanrım!”

 

Adamın ömrü boyunca gördüğü TV güzelleri bile -hiçbiriyle yüz yüze tanışmamış olsa da- Seo Yoon’un yarısı etmezdi.

 

Seo Yoon emsalsiz bir güzellikteydi.

 

Onunla aynı havayı paylaşmak, böyle bir güzellikle aynı göğün altında olmak bile katıksız bir zevkmiş gibi geliyordu!

 

Seo Yoon son darbesini indirirken Donanma Şövalyesi, artık mutlu mesut ölebilirim diye düşünüyordu.

 

‘Ölürken neden kılı kımıldamadı ki?’

 

Bunu anlamayan, çözemeyen Seo Yoon’unsa başka bir noktaya geçmesi gerekiyordu.

 

“Ben……üzgünüm.”

 

Bir başka Suikastçı hala peşindeydi, yalnızca birkaç dakika gecikmişti.

 

Yani Seo Yoon’un daha yapacak işleri vardı.

 

*****

 

Klank! Klank! Klank! Klank! Klank! Klank!

 

Weed ağır mı ağır Mitril-Demir karışımı kazmasıyla yavaş ama istikrarlı bir şekilde yetenek edinmeyi sürdürüyordu.

 

An itibarıyla her darbesinde daha fazla materyal açığa çıkıyor, kazmasını savurduğu her seferde daha da derin bir çukur kazıyordu. Yetenekleri geliştiği için yanlamasına da kazabiliyordu.

 

Gücünü korumak adına zırhını ve kılıcını çıkartmış, geriye yalnızca hafif ve basit kıyafetler bırakmıştı. Yeraltının derinliklerinde gerçekleşen madencilik hoş bir iş değildi, dolayısıyla o hafif kıyafetlerin de toz ve çamurla kaplanıp ağırlaşması çok sürmemişti.

 

‘Sonra değiştiririm.’

 

Her vuruşunda kasları her an patlayabilirmişçesine bir gerginlikle şişiyordu. Helyum bulmak adına her fikirden, her numaradan, erişilebilir her yetenekten faydalanıyordu.

 

Yardım için Tozluyu bile çağırmıştı fakat Tozlunun kayaları araştırırken aldığı tek sonuç, başarısızlığı üzerine suratına yayılan afallamış ifadeydi. Hatta Weed’e tatlı tatlı gözlerini kırpıştırmayı bile denemişti.

 

“Zerre kadar işe yaramıyorsun.”

 

Helyum ya çok derinlere gömülmüştü ya da kutsal büyüyle korunuyordu. Bir nevi engel mevcuttu, bu nedenle toprak ruhu tarafından bile bulunamıyordu.

 

Sonuç olarak Weed, en fazla ilerlemeyi vücudunu sıkı çalıştırarak kaydediyordu.

 

*Ting*!

 

****

 

Yeteneğiniz Başlangıç Düzeyi 10. Seviyeye yükseldi ve Orta Düzey Madencilik Yeteneği 1. Seviye [%0] olarak değişti.

Artık minerallere zarar vermeden kazı yapabileceksiniz.

Minerallerin kendilerine has özelliklerini görebilecek ve hissedebileceksiniz.

Tüm istatistiklere fazladan 2 puan eklendi.

Mesleğiniz madencilik olmadığı için maksimum canlılık değeriniz 300 arttı ve canlılık onarım hızınız kalıcı olarak %0.4 yükseldi.

Şöhret 30 yükseldi.

Kuvvet istatistiği 5 yükseldi.

 

****

 

“Nihayet madencilikte orta düzeye ulaştım.”

 

Sıkı çalışmalarının sonucunda başlangıç düzeyindeki madenciliğini sessizce orta düzeye ulaştırmıştı. Madende gömülü minerallerin sayısı karşısında usulca ağzının sulanmamasıysa zordu.

 

Guuuuurrr.

 

****

 

Mideniz sırtınıza dek yapışmış durumda.

Açlığın etkilerini güçlü bir şekilde hissedebilirsiniz.

Hareket hızınız %25ten fazla azalış gösterdi.

Normal kuvvetinizin yalnızca %65e kadarı onarılacak.

Orklar, mücadele esnasında vahşileşerek acil bir durumda geçici olarak yoğun bir güç kullanabilirler.

Uyarı: Acımasız savaş bittiğinde muazzam bir açlık tecrübe edilir.

 

****

 

Weed suya arpa ekmeği ufalayarak yudumladı. Mütemadiyen aç Orkların doğası gereği düzenli olarak beslenmek zorundaydı. Açlığını bastırmak, kazmasıyla gerçekleştirdiği düzenli işe odaklanmasına imkan tanıyordu.

 

Sarı Oğlan, mineraller için toprağı sürmeye devam ederken ağır ağır geviş getiriyordu.

 

Dur durak bilmeksizin maden çıkartırken arada bir de Weed’le sohbet ediyorlardı.

 

“Sarı Oğlan, benimle bu işi paylaşabildiğin için mutlu değil misin?”

 

Sarı Oğlan, sahibiyle herhangi bir şeyi paylaşmak istemenin saçma olduğunu düşünüyordu.

 

“Bir dahakine atılacak başka maceralarımız olduğunda senin de mutlaka payını almanı sağlayacağım.”

 

“Mööööööööööööööööööööö!”

 

“Ben de mutluyum!”

 

Sarı Oğlanın saban sürme hızı muazzamdı. Çiftçilik yeteneği hızla orta düzeye ulaşmıştı, yani Weed ihtiyaç duyduğu takdirde Sarı Oğlanın çiftçilikte de epey yardımı dokunurdu! Tabii ki madencilik, kaçınmak için büyük bedeller ödeyebileceğiniz pis ve akıl karı olmayan bir işti. Ve Sarı Oğlanın bu konuda söyleyecek çok şeyi vardı.

 

“Bu arada… Efendim… Helyum bulmanın bu kadar uzun sürmesi gerektiğinden emin misiniz?”

 

Weed’in yeteneğini ilerlettiği her seferde çıkartabildiği minerallerin kalitesi fark edilir düzeyde artıyordu. Çok sayıda mineral ve cevher elde etmiş, hatta iri canavar kemikleri bile kazımıştı. Ama ne kadar ararsa arasın Helyum bulamamıştı.

 

“Yok canım! Burada Helyum olmayabilir diyor olamazsın herhalde?”

 

Böyle düşünmekten kaçınmak daha iyiydi.

 

Belli bir açıdan düşününce anlaşılabilirdi. Versailles Kıtasının kararlı bir oymacısının onca zorluğa rağmen Helyum bulmak için buraya geldiğine dair kısmi bir hikaye vardı. Ama Helyum bulan birine dair hiçbir heykel hatırası yoktu!

 

Aslında Helyumu bulmak gibi bir görev veya bununla ilişkili bir bilgi de yoktu. Weed, Las Phalanx’a geldikten sonra Heykel Mirasını bulmuştu. Oradaki heykelleri incelerken bulduğu kısmi hikaye de Helyum bulma aracılığıyla bu derin maden seferini başlatan ilk adım olmuştu.

 

“O heykeldeki hatıra, Helyumun nerede olabileceğiyle ilgili çok güçlü bir his doğurmuştu.”

 

Weed, beş saatin sonunda gerindi.

 

Ork bedeninin iyi bir toparlanma hızı vardı, orta düzey yeteneği iyi kar getiriyordu, kazması da etkin hale gelmişti. Ama bu iyi sonuçlara rağmen işine bir ara vermek zorundaydı.

 

Orklara mahsus vücut ağrısı ve bitkinliğin vadesi geçmişti.

 

Weed’in çalışmayı bıraktığını gören Sarı Oğlan da ona attığı kaçamak bir bakış sonrası mola vermek için kendisini yere bıraktı. İradesi dışında işe koşulan Sarı Oğlanın çilesi büyüktü.

 

“Koca bir yıl boyunca maden kazmam mı gerekecek?”

 

Cevap mütemadiyen kazması gerektiğiyse buna ayıracak bolca vakti vardı.

 

Bütün bunlar esnasında Sarı Oğlan, gözlerini arka duvara dikti. Onun bakışlarını takip eden Weed de duvarın o kısmına doğru ilerledi.

 

Madencilik sırasında toprakla haşır neşir olunca özelliklerine bir hayli aşina hale gelirdiniz. Ve aralarında ufak farklar bulunan kaya katmanları ile kil türlerini tanımlamayı, kategorize etmeyi öğrenirdiniz.

 

Weed de duvarın o kısmının yapay göründüğünü, bilerek o şekilde yapılmış gibi durduğunu görebiliyordu.

 

“Bana kalırsa burada bir terslik var.”

 

Diyen Weed, eliyle hafifçe duvara dokundu. Duvarın verdiği his rahatlatıcıydı, Papa adayı Alveron tarafından kutsanmak gibiydi. Orta düzey madencilik yeteneği sayesinde bir kaya kesitine dokunmak bile içerisindeki minerallerin doğasıyla ilgili çok şey anlatıyordu.

 

“Bu yalnızca kalın bir duvar değil, burada bir şeyler dönüyor.”

 

Weed, taş duvarı kontrol etmenin hızlı yolunu seçti. Ve kazmasını sapladı.

 

*Klankk-taank!*

 

Kaya ve kilden oluşan kırık duvarın ötesinde bir oda yatıyor, içerisinde de bir heykel duruyordu.

 

“Böyle bir yerde gizli bir heykel olacağı kimin aklına gelirdi ki!”

 

Diyen Weed, molozları iterek heykele doğru ilerledi. Odanın içerisinde kanatları ve bedenleriyle toprağa usulca dokunurmuş gibi görünerek alçalan yedi meleği tasvir eden bir heykel mevcuttu.

 

****

 

‘Yedi Meleğin Varışı’ eserini gördünüz.

Versailles Kıtasının Usta Oymacılarından birinin elinden çıkma bir Şaheser!

Saf Mitrilden yapılmış. Bu metalin harikulade özelliklerini bütünüyle sergiliyor.

Heykele dönüştürülmüş bu meleklerin yeryüzüne ulaştıkları an, inanılmaz detayları ve güzellikleriyle tasvir edilmiş.

Versailles Kıtasının gizli bir hazinesini keşfettiniz. Bu eser yalnızca ünlü olmakla kalmayacak, aynı zamanda insanlık ve kıtadaki tüm etnik türler için büyük bir hediye olarak da görülecek.

Sağlık, mana ve canlılık onarım hızı %40 yükseldi.

Tüm istatistikler 45 arttı.

İnanç kalıcı olarak 15 yükseldi.

Adımlarınız hafifleşti.

Kara büyü hasarı azaldı.

Zırhın ağırlığı yarıdan fazla düştü.

Fiziksel kuvvet ve öğe düşme olasılığı arttı.

Heykelin parlaklığı kötü canavarları zayıflatır, yaklaşmaktan yana tereddüt etmelerini sağlar.

– Meleklerin lütfu bahşedildi.

Tüm statü rahatsızlıklarınız kaldırıldı, ırk özellikleri ikiye katlandı.

Canlılık ve sağlık düşse bile mücadele esnasında en iyi halinizle çarpışmaya devam edebileceksiniz.

İlahi güç, kara büyü ile bağlantılı canavarların özel saldırılarını engelleyecek.

 

****

 

Weed’in genel beden kuvveti ve koşulları bütünüyle yenilenmişti. Heykelin etkilerinin derecesine bağlı olarak muazzam kaslarla dolup taşmış haldeydi!

 

“Bu Usta Oymacı Daycram’ın eseri olmalı.”

 

Baktığı yeryüzüne inen yedi kutsal melek harikadan da öteydi, sergilenen her bir detay kristal misali ışıl ışıldı. Loş yeraltı madeninde etraflarını saran gümüşi bir aura vardı adeta. Kıtayı kurtarmak adına uzun bir mücadele verip yorgun düşen kahramanlar bu meleklerin önünde toplaşıp enerjilerini toparlayabilirdi. Tabii heykel, bir tapınak veya sarayda daha çok iş görebilirdi.

 

“Bunu Mitril kullanarak yapmış olması harika.”

 

Bu heykel kütlesinin her zerresi tamamen saf Mitrilden yapılmıştı. Mitrilin tek parçası bile çok nadir bulunduğu için normal şartlarda eritilip karışımın bir parçası olması adına metalin içerisine katılır ve o şekilde öğe yapılırdı. Ama gelin görün ki bu heykel tamamen Mitrilden oluşuyordu!

 

Weed oymacılık dükkanından odun almayı para israfı olarak gördüğü için kendi odununu kendi kesiyordu. Elbette taşları da etraftan kazıp toplayarak kullanıyordu. Üstat Daycram’ın üstün yeteneklerini kıskanmamak elinde değildi. Bu heykeli bizzat kendisi kazıdığı bir materyali kullanarak yapmış ve arıtmıştı.

 

Onu Mitril kullanarak yapabilmiş olmasıysa olağanüstü bir demircilik yeteneğine sahip olduğu, muhtemelen Weed’in şu anki seviyesinden de yüksek olduğu anlamına geliyordu.

 

“Zengin bir adam, usta bir oymacı ve demircilik yeteneği de orta veya ileri düzeyde olmalı!”

 

Esas şaşırtıcı olan, koca kıtadaki usta oymacı sayısının bir elin parmaklarını geçmeyişiydi! Weed ise halinden memnundu, kıdemlileriyle ilgili daha çok bilgiye ihtiyaç duyuyor ve artık nereye bakması gerektiğini biliyordu.

 

“Tanımla!”

 

****

 

Yedi Meleğin Varışı

Usta Oymacı Daycram’ın elinden çıkma bir eser!

Dünya henüz bu harikulade eserin varlığından haberdar değil.

Bu denli güzel ve böylesine harika etkilere sahip bir heykelden haberdar olunması dünyayı derinden etkileyecek.

Hiçbir kirliliği bulunmayan Mitrilin arındırılmasıyla mükemmel bir şekilde yapılmış bir eser. Mitrili böyle kusursuz bir şekilde arıtmak için izlenen yöntem hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor.

Mitrilin kendine özgü parlaklığı ve kuvveti en saf haliyle gözler önüne seriliyor.

Las Phalanx zindanında gizliyken Oymacı Weed tarafından keşfedildi.

Sanatsal Değer: 57,900.

Tanrısal yeteneklere sahip bir Oymacının işi.

Seçenekler: Gün içerisinde Sağlık, Mana ve Canlılık onarım oranları %40 artar.

Tüm istatistikler 45 yükselir.

Hareket hızı artar.

Çeşitli büyü dirençleri %25 yükselir.

Kara büyü direnci geçici olarak %80 gelişir.

Vurulduğunuzda alacağınız kara büyü hasarını düşürür.

Heykelin yakınlarında korku gücü artar.

Son derece değerli bir dini eser: Paladin ve Büyücülerin yetenekleri kalıcı olarak %3 gelişir, diğerlerini de etkileyebilir.

Mesleğe bağlı olarak İnanç istatistiği kalıcı olarak minimum 15 ila 40 puan yükselir.

Şans 50 artar.

Öğe düşme oranında ve nadir öğe elde etme ihtimalinde artış gerçekleşir.

Yüksek dayanıklılığı gereği yok edilemez.

Melek kutsayışı sağlar.

 

****

 

– Sanat eserini takdir etmeniz gereği Sanat istatistiğiniz 87 yükseldi.

Sanat istatistiği 2,000i geçti.

Mükemmel bir eser yaratmaya teşebbüs edildiğinde ekstra etkileri bir nebze arttırır ve başarısızlık şansını düşürür.

 

****

 

-Üstün bir sanat eserini takdir etmeniz gereği Oymacılık yeteneğiniz %3.5 gelişti.

 

****

 

-Yedi Meleğin Varışı eserini keşfetmeniz gereği Şöhret 1,450 arttı.

Halka açtığınız takdirde sanatın dünyadaki etkisi artacak.

 

****

 

Daycram’ın eseri muazzam faydalar sağlamıştı.

 

Buraya yerleştirilmiş heykellerin büyük bir çoğunluğu ya hasarlı ya da taşıma çabasına değmeyecek kadar ağırdı. Fakat Daycram’ın Yedi Meleğin Varışı eseri zor olsa da Versailles Kıtasına götürme çabalarına fazlasıyla değerdi.

 

“Turnayı gözünden vurduk!”

 

Diyen Weed, melek heykelini gelişigüzel inşa ettiği yük vagonuna taşıdı. Sonra da vagonu Sarı Oğlana çektirdi. Sarı Oğlanın tek umudu yükünün daha da artmamasıydı.

 

“Dağılmış diğer heykeller ancak birkaç altın eder… yo, eritilip silah olarak satılmaları daha iyi olur aslında!”

 

Weed, sanat eserlerini parçalamaktan hiç gocunmuyordu.

 

“Her alanda beklenileceği üzere güvenilir kıdemliler astlarına önderlik ederler. Usta Oymacı Daycram’ın da öğretecek gerçekten harika teknikleri olmalı.”

 

Heykelin gizlendiği odanın arka duvarına bir mesaj yazılmıştı.

 

Benim adım Daycram.

Buraya uzun bir yolculuğun sonunda ulaştım.

Kıtadaki Oymacılığı diriltmekti amacım.

İşte Helyumu burada buldum.

 

“Onu bulmuşsun, Daycram, Helyumu bulmuşsun.”

 

Weed, Helyumla heykel yapan ilk kişi olmayı arzuluyordu. Yalnızca oymacılıkta değil, herhangi bir yeni teknikte ilk olmak, oyuncuya yüksek bir şöhret kazandırırdı. Weed de dünyaya bu harikayı sunan ilk kişi olmak istemişti ama Daycram’ın Helyumla ne yaptığına olan merakı daha da büyüktü. Şimdiye usta Oymacı tekniklerinin dördünü edinmişti.

 

Heykele Hayat Bahşetme, Heykel Dönüşümü, Oyma Bıçağı, Elementsel Yaratım Heykeli!

 

Daycram geriye kalan tek usta Oymacıydı ve onun yeteneklerini de edinmek istiyordu. Bu sayede Oymacılık sınıfına önemli bir temel olabilecek bir şey elde edebilecekti.

 

Weed okumaya devam etti.

 

Lakin Helyumun hikayesinden önce birazcık kendimden bahsetmeye çalışacağım.

Usta bir Oymacı olarak tüm zamanım gereksinimlere gidiyordu. Ben de o gereksinimlerden kaçmak ve bu yeni topraklarda işimle baş başa olmak adına Las Phalanx’a geldim.

Artık dikkat dağıtıcı yüzlerce şeyle amacımdan sapmayacak ve Oymacılık yeteneklerimi geliştirmeye odaklanabilecektim.

Böylece odunları, taşları ve metal parçalarını dinlemeyi öğrendim ve bunun sonucunda da onları kullanmak, bir nevi arkadaşlarımla savaşmak gibi hissettirmeye başladı. Bir heykel yapmak için doğayı yok etmek, gerçekten doğru bir şey miydi?

Bugün Oymacılık işinde var olan büyüler ve teknolojiler zamanında yoktu ve doğaya zarar vermeden pek çok heykel yapılabiliyordu.

O kadim Oymacılar doğayı yok etmiyor, onu bir dost gibi görüyordu.

 

Weed bu konuda bir kez olsun endişelenmemişti. Açgözlü biriydi, dolayısıyla özgürce en iyi kalitedeki dağlardan ve yoğun ormanlardan taş ve ağaç toplamakla kafayı bozmuştu. Okumaya devam ederken acı acı mırıldanıyordu.

 

“Başımı sokacak bir çatım ve soframa koyacak yemeğim olması beni daha çok endişelendiriyor.”

 

Sanat uğruna doğayı yok etmek, artık benim için kabul edilemez bir şeydi.

Heykellerimde kullanacağım materyaller, doğayı yok ederek elde edilemezlerdi.

Çürümüş ağaçlardan kopan, böceklerce yenilen dallar, işte seçebileceğim materyaller böyle şeylerdi.

Dökülmüş yapraklar veya topraktan doğal olarak oluşan killer, bundan böyle işimi bu şekilde görecektim.

Tabii ki materyaller ne kadar hassassa işimi tamamlamam da bir o kadar zor oluyordu.

Çürümüş ağaçlardan yapılı heykeller pespayeydi ve yapraklar kuruyor, anında dağılıp gidiyordu.

Taşları veya sarp kayalıkları keserek görkemli heykeller yapmaya teşebbüs bile etmiyordum.

Yemek yapmak için odun yakmam sayesinde demiri eritebiliyor ve doğal bir süreçle eserlerimi yaratabiliyordum.

Metalden yapılı heykellerimi dinledikten sonra, epey tatmin oluyordum.

Kazarak toprağı mahvetmek istemediğim için metali tekrar tekrar eritiyordum. Doğanın güzelliğine minimum zarar vererek eser yaratmak istiyordum.

Artık kraliyet ailesi ve asiller tarafından da görevlendirilmiyordum, bu yüzden hayatta kalma mücadelesiyle sahip olduğum her şeyi satıyordum.

Aylık 1 altınım vardı, bir şeyler içmeyi bırakmak, öğünlerimi azaltmak zorundaydım.

Etrafımdaki insanların yardımı olmasaydı açlıktan ölebilirdim.

 

Daycram’a dair söylentiler tuhaflıkları üzerineydi. Pek fazla ünlü eseri yoktu. Dikkat çekmediği için hakkında detaylı bir bilgi edinmek zordu.

 

“Adamcağıza neler olmuşsa usta bir Oymacıyken çevreci olup çıkmış.”

 

Weed’in derin derin iç çekmesine ramak kalmıştı.

 

Daycram yoksul düşüşünü gösteriyor ve Weed, bundan gözlerini kaçırmak istiyordu. Meleği gördüğünde onun zengin olduğunu düşünmüştü ve bu muhakemesinde tamamen yanılmış gibi görünüyordu.

 

Ehh, yine de söz konusu Weed’di, hayalinden vazgeçmezdi.

 

“Sakladığı bir şeyler olmalı.”

 

Diğer usta Oymacılar harika çıktığı için Daycram’ın da büyük bir güce sahip olduğuna inanıyordu.

 

Çiftçilerin attığı saman ve gübre gibi materyallerden bile heykel yapardım.

İnsanlar beni bok ve kurumuş çimen biriktirirken görünce bana deli der, kimse benim işimi gerçekten Oymacılık olarak görmezdi. Benim gözümdeyse etrafımızdaki her şeyde bir güzellik bulunuyordu.

Bu yüzden heykel olmayan heykeller yapıyordum.

Sahilde kumlar ve deniz kabuklarından heykeller yapar, gelgitlerin onları alıp götürmesine, geriye yalnızca kırık deniz kabuğu parçaları bırakmasına müsaade ederdim.

Yağmur yağdığında yerde oluşan izlerde heykeller bulurdum.

İşte o sıralarda Oymacılığı yeni bir ışıkta gördüm.

Heykel doğadan yapılıyorsa, o bolluk Doğa Anadan gelip ona dönüyor olmalıydı.

Dökülen yapraklar veya toprağın derinliklerine gizli kayalar bile içlerinde doğanın hikayesini taşıyordu.

Tüm benliğimle, en ufak şeylerin dahi gücünün farkına varmıştım.

 

*Ting*!

 

****

 

-Doğa Oymacılığı yeteneğini edindiniz.

Artık doğa heykelleri yapabileceksiniz.

Doğayla ve Oymacılıkla güçlü bir yakınlık gerekli.

Bu yetenek, heykellerde kullanılan materyallerin ömrünü uzatır.

Taş veya odundan yapılı heykellerde bile baki kalan doğa gücü kolayca yok olmaz.

Doğayı olabildiğince muhafaza ettiğiniz takdirde heykele dönüştürülen materyal daha uzun süre saklanır.

-Doğayla yakınlık yaratıldı.

 

****

 

O gün, öncesinde hiçbir şey bilmeyen benim kafama onunla arkadaş olmam gerektiği dank etti.

Bir heykel yapabilir ve aynı zamanda doğayla ahenk içerisinde olabilirdim.

Heykel yaratmak için döver, keser ve kırarken doğayla iletişim kurduğum bir sanat tekniği kullanmadığımı anladım.

Çürümüş bir odun parçasını keskinleştirirken etrafımdaki dünyanın manasına el koyabilirdim.

Lakin insanlar benden bu Oymacılık tipini öğrenmekle ilgilenmediler.

Güzellik standartlarına uymadıkları, pis ve kaba oldukları için heykellerimi anlamaları zordu, bu yüzden de neden öğrenmeleri gerektiğini anlayamadılar.

Doğadaki manaya el koymanın ve onu heykel yapmak için kullanmanın yolu çok zorluydu.

Kimse bana inanmadı, hepsi de aklımdan geçenlerin deli saçması olduğunu düşündü.

Ben de dünyaya deli adamın tekinden ibaret olmadığımı, tanrılardan gerçek bir armağan aldığımı göstermek için Las Phalanx’a gelmekte karar kıldım.

Madeni kazarken Mitril topladım, planım onunla mütevazı bir heykel yapmaktı.

Mitrili dinlemem sayesinde manasının güçlü ve saf olduğunu, onunla güzel bir şey yapmaya teşebbüs etmemi istediğini biliyordum.

Tamamladığım Mitril eserini gizledim.

Dünyaya yeteneklerini sergilemek isteyen bir ihtiyarın bu eseri muhtemelen asla keşfedilmeyecek, hatta belki de sonsuza dek yitip gidecek.

Helyum efsanesi yalnızca en metanetli bir iki Oymacının sahip olduğu kıymetli bir bilgi.

Heykellerim basit bir sebepten ötürü gizli, o sebep de artık gerçek değerlerini anlayacak hiç kimsenin olmaması.

 

Neyse ki oymacı Weed, heykelini bulmuştu.

 

“Böylesine dikkatlice saklanan bir şeyi bulmak zordu ama yine de tüm ömrünü gereksiz yere çile çekerek geçirmişsin gibi geliyor.”

 

Weed’in ardında melek heykelini bıraktığı için kıdemlisine duyduğu iç açıcı saygının süresi 1 dakika 20 saniyeyi bile geçememişti.

 

Oymacılık mücadelesi ahenk ve sabır gerektirir.

Teknikte uzmanlaşmak çok zor ancak doğanın manasıyla heykel yapmak, muazzam gücünü doğrudan hissetmeye imkan tanıyor.

Daha pek çok Oymacının benden bu sanatı öğrenmesini umuyorum. Oymacılık Loncasının bu teknikleri koşulsuzca öğrettiğini görmek bile beni hiç rahatsız etmez.

Helyum heykeli yapmak adına Ulu Debkart Dağlarına gideceğim.

Ben, Daycram, meçhul bir Oymacılık yeteneği daha keşfettim, tüm Oymacılar bu yeni yetenek olan Felaket Oymacılığını öğrenebilir.

Oymacılık sanatımı öğrenmeyi arzulayanlar, Ulu Debkart Dağlarına tırmanmalı.

 

“Kahretsin! Yani sonuç olarak Helyumu alıp gitmiş.”

 

Weed, pişmanlık ve bastırılamaz bir açgözlülük içerisindeydi. Bir iki derin nefes sonrasındaysa yeni yeteneğini kontrol etmekte karar kıldı.

 

“Yetenek kontrolü! Doğa Oymacılığı!”

 

****

 

– Doğa Oymacılığı Başlangıç Düzeyi 1. Seviye (%0)

Yaygın bir Oymacı yeteneği. Önceleri doğaya tapma yoluyla Oymacılar tarafından elde edilebilirdi.

Usta Oymacı Daycram, Oymacıların bu yeteneği elde etmesi adına ekstra bir yöntem geliştirdi.

Gereklilikler: İleri Düzey Oymacılık zorunlu.

Doğayla güçlü bir yakınlık olmalı, aksi takdirde güç açığa çıkmayacaktır.

Yalnızca doğanın asli materyallerine dayanarak heykel yapılabilir.

İnsanların yeteneği geliştirmek adına Elflere ve Perilere kıyasla üç kat fazla çaba harcaması gerekir.

 

****

 

Doğayla mevcut yakınlık: 470.

+Pek çok heykelin konusu olarak doğa kullanıldı. +153

-Karanlık Elflerin Yuroki Dağlarında ateş okları atması sonucunda yakınlık azaldı. -79

+Horom Dağlarına tırmanılması gereği yakınlık arttı. +15

+Buz ve kar fırtınalarının yanı sıra volkanik patlamalarda büyük bir metanet ve cesaret gösterdiniz. +29

+Kıtanın kuzeyindeki bozuk iklimi düzelttiniz. +106

+Elementsel Ruhları yarattınız. +80

-Heykeller için doğal ortama zarar verdiniz. -32

+Doğayı koruyan mistik bir gölet inşa ederek Elflerin gönlünü kazandınız. +9

-Gecekondu mahallesi, kaleler vb. inşaatlar nedeniyle doğa zarar gördü. -47

+Denize yelken açtınız. +15

+Borealis Aurora’sını gördünüz. +21

+Las Phalanx alev çemberini muhafaza ettiniz. +61

+Doğaya zararlı çok sayıda canavar avladınız. +139

 

Bir not!

Şu anki yakınlık seviyenizle Doğa Oymacılığının Bulut Oymacılığı yeteneğini kullanabilirsiniz.

 

****

 

Bulut Oymacılığı: Yalnızca Oymacılık yeteneği ve doğayla yakınlığı temel alır.

Oymacılık yeteneği seviyenize ve doğayla yakınlığınıza bağlı olarak yağmur yağdırabilirsiniz.

Şiddetli bir yağmur felaket olarak görüleceği için pek çok kişinin öfkesini üzerinize çekmeniz dahi mümkün olabilir.


****

 

Weed’in doğaya zarar verdiği pek çok hareketi detaylı bir şekilde kaydedilmişti. Çeşitli görevleri, keşifleri, azmi ve oymacılık tecrübeleri, ne var ne yoksa hesaba katılmıştı.

 

“Daha da çok çalışma çilesi çekeceğimi sanmıştım. Beklediğim gibi çıkmadı.”

 

Yeteneği edindikten sonra epey geride kalacağını düşünmüş, bunun yerine tatlı hatıralara kavuşmuştu.

 

“Karda buzda, hatta buz fırtınasında bile dışarıda olman gerekirse birazcık buz toplayıp kendine soğukça bir meyve suyu yapıverirsin!”

 

Ünlü olsan bile hayat daima uzun, zorlu bir yol olur, yine de gözlerini kapatmadan yaşananlara katlanman gerekirdi ve Weed’in o ana dek elde ettiği başarılar, yüzleştiği zorluklardan çok daha ağır basıyordu!

 

“Ulu Debkart Dağlarına gitsem mi ki?”

 

Felaket Oymacılığını elde etmek için Daycram’ı takip etmeliydi. Morata’dan yalnızca iki günlük mesafede olmasıysa büyük şanstı.

 

Felaket Oymacılığı!

 

İnsanın içini ürperten bir isimdi.

 

Felaket Oymacılığının ne anlama geldiğini veya nasıl doğal felaketlere sebep olabileceğini gerçek anlamda bilmenin imkânı yoktu. Tsunamiler, seller, depremler, heyelanlar, kar ve buz fırtınaları, volkanik patlamalar, eğer böyle şeylere sebep olabilecekse…

 

“İnanılmaz bir Oymacılık yeteneği olur!”

 

Oymacı oldu olalı bundan daha tatmin edici bir yetenekle karşılaşmamıştı.

 

“Bugüne dek Helyumdan yapılı bir heykelin tamamlandığına dair ne bir fısıltı işittim ne de bir şeyler okudum.”

 

Belki de fiziksel bir rahatsızlık Daycram’a mani olmuştu.

 

Weed, yeterli beslenen veya hayatını düzgün bir şekilde yaşayan tek bir yaşlı Oymacıya dahi denk gelmemişti. Cimrilik edip her kuruşu biriktirmek zorunda kalınca dünya zorlu ve acımasız bir yer oluyordu. Yani yeni bir haber gelmediğine göre Daycram’ın başına kötü bir şey gelmiş olma ihtimali oldukça yüksekti.

 

“Sen öldüysen tüm Helyumlar benim olur! Fu fu fu fu.”

 

Weed’in sırtındaki Işığın Kanatları dalgalanır ve yerinde duramazken bitap düşürücü işine bir ara vermiş olan Sarı Oğlan korkudan tir tir titremeye başlıyordu.

 

Bir an sonraysa Weed, çok kötü bir hisse kapıldı, keder ve derin düşüncelerle doldu. Ve de büyük bir pişmanlıkla.

 

“Yo… Hep o lanet olasıca Helyum işte. Öyle cezbedici ki insan kalbinin buna karşı koyabilme ihtimali yok denecek kadar az.”

 

Bu sözcüklerle rahatlayan Sarı Oğlanın kulakları düzleşti. Bu, yalnızca çok mutlu olduğunda yaptığı, ineklere mahsus bir hareketti. Işığın Kanatları çok hoş, parıl parıl renklerle aydınlanmıştı.

 

“Bu şekilde yozlaşmak hiç normal değil… gerçi kısmen öyle, neticede yalnızca bir insanım.”

 

“Ve insanların bir şeylerin büyüsüne kapılıp geçici olarak peşlerinde sürüklenmesinin çok kolay olduğunu kabul etmek zorundayım.”

 

“Bir ustadan Doğa Oymacılığı öğrenme şansı, kör bir canavarın onu öldürmen için tam vaktinde belirmesi gibi bir şey.”

 

“Ehh…”

 

“Daha da saçma şeylerin yaşandığı biliniyor, bu göklerin arzusu olsa gerek. Tanrı ‘Hey… ölme sırası sende kör canavar.’ gibi bir şeyler söylüyor olmalı.”

 

“Benim de tek yapmam gereken derin bir nefes alıp hazır yapabiliyorken bu fırsatı değerlendirmek.”

 

“…”

 

“Helyum bulamamış olsam da Doğa Oymacılığı tekniklerini edindim, hatta Usta Oymacı Daycram’ı nerede bulacağıma dair ipuçlarına bile rastladım.”

 

Madende yapılacak başka bir işleri kalmadığını gören Weed ve Sarı Oğlan böylece geri dönmeye hazırlandı.

 

#Weed’in kafasından geçenler, sonsuz açgözlülüğü, Helyumlar bana kalır fu fu fu diye sevinişi… Gerçekten Seo Yoon orada Weed’i kollayacağım diye uğraşıp didinirken bu çocuğun bu halleri beni öldürüyor. Bu arada donanma ve korsan ekibi pusuda bekliyor, bakalım çılgın bir savaş daha yaşanacak mı yoksa bizimki kolayca bir yolunu bulup sıvışacak mı…

#Bu arada haftaya çalışamayacağım, o yüzden bir sonraki bölüm için sizleri bir hafta-on gün kadar bekleteceğim. Şöyle bir baktım da bu bölümün bir buçuk katı kadarmış, yani epeyce uzun bir bölümmüş. Beklediğinize değer diye umuyorum. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 29041 Üye Sayısı
  • 276 Seri Sayısı
  • 39741 Bölüm Sayısı


creator
manga tr