Lms 20.3 : Ölümsüzlerin Gecesi

avatar
555 7

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 20.3 : Ölümsüzlerin Gecesi


Çevirmen : Clumsy-nim



Haven Krallığı filosu ile korsanlar bir araya gelerek savaş düzenine geçmiş ve hızla dolan Las Phalanx’ı işgal etmeye girişmişti.

 

Weed’in çağırdığı ikinci seviye ölümsüzlerin sayısı büyük ölçüde yetersizdi.

 

Zaten zombi tarzında ölümsüzleri bir araya toplamanın da pek anlamı yoktu.

 

Drinfeld, oyuncular ve hatta mürettebatla aralarında bir savaş çıkması kaçınılmazdı, yani çağıracağı ölümsüzler minimum Ölü Şövalye sınıfı olmalıydı.

 

“İşte aradığım arkadaşlar…….”

 

Las Phalanx’ta birkaç güçlü canavar türü mevcuttu.

 

Canavarlar bile yok sayılamazdı.

 

Samimiyet ve arkadaşlığınızı arttırdığınız takdirde yardımları dokunabilirdi.

 

Düşük zekalı ve fena halde açgözlü canavarlar için lezzetli yemekler yapmak, iyi bir izlenim bırakmanızla sonuçlanabilirdi.

 

Hediye gibi şeyler de gerekebilirdi ancak arkadaşlık ilişkisinin mekaniği düşünülünce sonrasında yaşanacak bir kriz anında sizin yanınızda çarpışacakları kesindi.

 

“Umm, sen, oradaki…….”

 

Böylece Weed, Babalarla konuşmakta karar kılmıştı.

 

Kyareureureu!

 

Ancak canavarlar, tüyleri anında diken diken olarak saldırıya geçtiler!

 

Weed, 1,000in üzerinde hayvan avlayarak deri, diş, kuyruk vb. toplamış, etlerini kurutmuştu.

 

Aralarındaki silinmesi mümkün olmayan düşmanca ilişki nedeniyle de Babalar, onu dinlemeye dahi tenezzül etmiyordu.

 

Tair Porsukları yarasa tipi canavarlar olarak insan dilini anlamıyor fakat faaliyetlerini tek başlarına değil gruplar halinde gerçekleştiriyorlardı.

 

“Tair Porsuklarını da dahil etmek faydalı olur.”

 

Şekil Değiştirme Oymacılığından faydalanıp bir Tair Porsuğuna dönüşse bile dillerini bilmediği için fayda etmezdi.

 

“Ama onları çalışma arkadaşım yapabilirim sanırım.”

 

Dedi Weed, özgüvenle.

 

Las Phalanx’ta uzun süre avlanmak ciddi düşmanlıklar yaratıyor ve bu da düşmanlarına koşulsuz şartsız öfkeyle yaklaşacakları anlamına geliyordu!

 

Las Phalanx canavarlarının Van Hawk ve Tori’ye olan düşmanlığı da korkunç düzeydeydi.

 

Onları sabit bölgelerinin dışında görseler dahi savaşırlardı.

 

“Her halükarda minimum 30 tanesini getirmek sorun olmayacaktır.”

 

Sonuçları sonra düşünürdü!

 

“Uzun süre aç kalınca donmuş etle pişmiş etin farkı anlaşılmaz."

 

Canavarlar istemsizce yardım etse bile Haven Krallığı filosu ve korsanlarla savaştıkları sürece yeterli olurdu.

 

“Yine de beni kovaladıktan sonra onları kendi hallerine bırakmam beklenemez…….”

 

Avlanır veya görev yaparken bir anda etrafınız sarılırsa ölmeniz kaçınılmaz olurdu.  

 

Buna rağmen dezavantajınızı azaltmanın tek yolu, önleyici bir saldırı gerçekleştirmekti.

 

Hiç değilse rakip, ilk pusu kuran tarafın Weed olmasını hayatta beklemezdi.

 

“Onlara saldırmak için iyi bir an seçmeliyim. Las Phalanx’a ilk gelen taraf olmam sayesinde faydalanabileceğim her şeyi keşfedebilirim. Alevli Çakılı çağırıyorum!”

 

Alevli Çakılların vahşi ve sabırsız bir mizaçları vardı. Fakat efendilerinden bir emir geldiği takdirde bütünüyle itaat ederlerdi.

 

Morata’da avlanmak için Alevli Çakıllarla kontrat gerçekleştiren pek çok Element Ustası Şaman mevcuttu.

 

Alevli Çakıllar sayesinde topraktan edinebildikleri güç bir nebze artış gösteriyordu.

 

Alevli Çakılın gelişiyle birlikte ortam sıcaklığındaki artış da belirgin bir şekilde hissediliyordu.

 

“Efendim, görüşmeyeli epey olmuştu.”

 

“Ne zamandır görüşmüyorduk.”

 

“Keuhihi, işte benim favori insanım.”

 

Las Phalanx’a çağrılışı sonrası Alevli Çakıl, çocuklar gibi şendi.

 

Bölgenin en uygun konumlarını tespit etmek gibi bir becerisi vardı.

 

Ancak Weed, canavarların direnci ve mana verimliliği nedeniyle Alevli Çakılı daha önce çağırmamıştı.  

 

Çünkü Las Phalanx’ın alev direnci oldukça yüksek canavarlarını daha da güçlendirme ihtimali vardı.

 

Alevler yapıları gereği bazen düşmanın canlılığını düşürmektense yükselttiği için Weed, bu rolden feragat etmek zorunda kalmıştı.

 

“Tozluyu Çağırıyorum.”

 

Böylece iyi huylu bir yetişkin görünümü ve izlenimiyle birlikte Tozlu da çağrıldı.

 

Tozlular da iyi söz dinler ve bedenlerini ortaya atmaları gerekse bile kendilerini Element Ustası Şamanları korumaya adarlardı.

 

Onlarla bir kontrat bağlamak için ne kadar çabalarsanız kullanabileceğiniz güç de bir o kadar artardı.

 

Morata’nın en popüler Element Ruhları Alevli Çakıl ve Tozluydu.

 

“Beni mi çağırdınız, Efendim?”

 

Weed, Element Ruhlarını bile çağırmıştı!

 

Ve dudaklarına rezil bir gülümseme yerleşmişti.

 

“Önce siz bana bulaştınız. Gerçekten savaşmak istemiyordum ama yapacak bir şey yok. Tamamen sizin hatanız.”

 

Tüm sorumluluğu devrediyordu.

 

Mevcut tüm adi yöntemleri seferber etmeye kararlıydı.

 

Suçlu bir vicdan, kafa karışıklığı gibi şeylerdense başından beri yoksundu.

 

“Keuheuheuheu.”

 

Weed’in bir şeyler hayal edip gülümsediğini gören Sarı Oğlan, Van Hawk ve Tori sessizce kafa sallıyordu.

 

Çile çekenler bu bakışı tanırdı. Ne zaman bir kriz durumu oluşsa, insan doğası kendini daha da canlı şekilde gösterirdi.

 

‘Zorlu bir piçe el sürdünüz.’

 

‘Böylesine günahkar bir insan nasıl var olabilir…….’

 

‘Orijinal doğası bu olsa gerek. İnsanlar gelmeseydi zorbalığa uğramazdık.'

 

‘Bu efendiyle karşılaşmak gerçekten bir hataydı.’

 

****

 

2. Filo Amiralinden beklenileceği üzere Drinfeld’in büyük hırsları vardı.

 

“Hermes Loncası varlığını giderek büyütüyor… ve ben de bu engin denizin hükümdarı olacağım.”

 

Kraliyet Yolunun ilk 1,200 kişisi arasına girdikten sonra uyduğu müthiş bir standart vardı. Bu nedenle loncanın emirlerine itaat ediyordu.

 

Kendisine verilen Weed’i avlama emrini sadakatle yerine getirmeye çalışıyor ama açgözlülüğe kapılmadan da edemiyordu.

 

“Las Phalanx’a varmak, bizim için bir fırsat.”

 

BardRay önderliğindeki Hermes Loncasına karşı çıkmak gibi bir niyeti yoktu.

 

Hermes Loncasının gerçek gücünü azıcık olsun bilenler, denizde bile özgürlükleri olmadığını da bilirdi.

 

Bununla birlikte Weed’i avlama emrini yerine getirirken birazcık şahsi kazanç elde etmekten bir sorun çıkmazdı.

 

“Şu anda insanların gözü benim ve filomun üzerinde. Bana kalırsa bu, Hermes Loncasının genel saygınlığını arttırmak için harika bir fırsat.”

 

Loncanın iç ağı aracılığıyla üst düzey bir yetkiliyi ikna etmeye çalışıyordu.

 

İnsanların Las Phalanx’a duyduğu ilgi muazzamdı.

 

Macerayı internet ve yayınlar üzerinden sergilemek izleyici sayısını arttıracaktı.

 

Hermes Loncası liderleri gerekli görüşmeleri gerçekleştirmişti.

 

BardRay Kraliyet Muhafızları olarak, harici yonca yönetiminin talimatları doğrultusunda yerine getirmek istedikleri hedef, görkemli bir lonca olmaktı.

 

Lonca Efendisi Rafael, kararını vermişti.

 

-İzin verildi. Hermes Loncasının gücünü gösterin.

 

Böylece kanallarla görüşmeler gerçekleştirildi.

 

Birkaç istasyon, Las Phalanx'taki keşif ve avı gerçek zamanlı olarak aktarmaya istekliydi.

 

Fakat KMC Medya, bu durumun Weed’in maceralarının şahsi kapsamını riske atabileceğinin tamamıyla farkında olarak bu teklifi kabul etmedi.

 

“Drinfeld ismi de tıpkı Weed gibi tüm diyarlara yayılacak.”

 

Haven Krallığı filosu ertesi gün keşfe hazır halde erkenden ayaklandı.

 

“Hisarda geçici olarak 200 kişi bırakın. 10 oyuncu ve 190 asker, hisarı koruyup defans sağlasın.”

 

Peşine oyuncuları ve mürettebatı takan Drinfeld, böylece keşfe başladı.

 

Elit denizciler denizde maksimum kabiliyet sergilerdi.

 

Diğer taraftan karadaki mücadele kabiliyetleri bir nebze zayıftı. Yine de kendilerini yollarına adamış denizci birlikleri gelişiyordu.

 

****

 

İlk avlananlar Griffith Korsanlarıydı.

 

“Şurayı engelleyin!”

 

“Oklar! Alevli oklar! Bu kavurucu ısıya karşı menzilli saldırıları kullanmak en iyi seçenek olur.”

 

“Büyücüler?”

 

“Korsanlar, büyücüler nerede!”

 

Babalar korsanları acımasızca katlediyordu.

 

Korsanların denizcilik yetenekleri şahane olsa da seviyeleri, Haven Krallığı filosundaki denizcilere kıyasla çok daha düşüktü. Doğal olarak 400. Seviye Babaları avladıkça zayiat veriyorlardı.

 

Kyahoooo!

 

Babaların kükreyişiyle sayısız korsan silahlarını bırakıyor, yığılıp kalıyordu!

 

Griffith’in de diğer korsanların da edindiği temel bir ders vardı, o da ülkelerin korsanların kellesine ödül koymasına mani olmaları gerektiğiydi. Çünkü şansları yaver gitmedikçe korsanların nüfusun geneliyle baş etmesi çok zordu.

 

Korsanlar barlarda, rıhtımlarda, gazinolarda, ara yollarda rahatlıkla bulunup işe alınabilir ve hatta daha hızlı gelişebilirdi ancak sadakatleri denizcilere kıyasla düşük ve zekaları da düşük olurdu. Gemiyi biraz olsun ihmal ederseniz geminizi alıp kaçar, paranızı çaldıktan sonra da onu bir kenara atıp çekilerek filodan ayrılırlardı.

 

Dolayısıyla Korsan Kralı Griffith, bizzat korsan yetiştirmektense generalleri olarak kendisine gizli gizli hayran olan birkaç korsanı seçip onları kendi kendilerini idare etmeye yönlendirmişti.

 

Vahşi korsanlık mizaçlarıyla birlikte gelen sayısal baskınlıklarıyla canavarlarla çarpışıyorlardı.

 

Korsan generallerinin liderliği ve komuta kabiliyeti altındaki ast korsanların kendilerini hızla feda etmesi gerekiyordu.

 

Yavru aslanları uçurumdan aşağı bırakıp hayatta kalanları yetiştirmeye benzer bir işti.

 

“Canavarların seviyesi yüksek.”

 

Drinfeld ve filo oyuncularının yüzleri, manzara karşısında birazcık solgunlaşmıştı.

 

“Yine de planımızı yaparken bu derece bir direnç bekliyorduk zaten.”

 

Donanma şövalyesi olan oyuncuların ağızlarından sakin kelimeler dökülüyordu.

 

“Elbette. O ayaktakımıyla aramızda bir fark var, kendimizi korsanlarla kıyaslamamız doğru olmaz.”

 

Drinfeld ve Haven Krallığı filosunun yanı sıra yüksek seviyeli birkaç oyuncunun daha bulunması onları korsanlardan bir hayli farklı kılıyordu.

 

Onlar da Babaları avlamaya karar vermişti.

 

“Saldırıyı başlatın!”

 

Filoda uzun menzilli saldırı gerçekleştirebilenlerin sayısı üç büyücü ve on iki okçudan ibaretti.

 

Drinfeld ve donanma şövalyeleri, üzerlerine hücum eden Babaları pusuya düşürecek şekilde çarpışıyordu.

 

Savaşın ortasında 2 denizci canından olsa da korsanlarla kıyaslanınca pek hasar almış sayılmazlardı.

 

Gerçi Drinfeld için oldukça pahalıya patlayan bir kayıp olmuştu, çünkü bir denizci yetiştirmek çokça zaman ve çaba gerektiriyordu.

 

“Ardı ardına savaştıkça bu sürece alışacağız. Hasarı en aza indirgemeye çalışın. İleriii!”

 

Drinfeld, astlarıyla birlikte avlanmaya devam ediyordu.

 

Neticede biraz hasar almadan Las Phalanx’a gelmek mümkün değildi.

 

Babaları avlamak da ganimet ve tecrübe kazanımını pekiştiriyordu.

 

Tüm denizciler, Babalar tarafından pusuya düşürülmemeleri adına oyuncuların veya donanma şövalyelerinin arasına yerleştiriliyordu.

 

“Babalara uyum sağlamanın belli bir meziyeti var.”

 

Haven Krallığı filosundan birkaç yüksek seviyeli oyuncunun toplanışı, Babaların güvenle avlanmasına olanak tanıyordu. Bu sayede yorgun denizciler de Babalar üzerinde kolaylıkla antrenman yaparak seviye atlıyordu.  

 

Drinfeld ve diğer oyuncuların yüzleri aydınlanıyordu.

 

’10 yasaklı bölge biraz abartılıyormuş anlaşılan. Şimdi düşünüyorum da bizden önce hiç kimse o bölgeleri keşfetmemişti. Las Phalanx’ta avlanmanın bir değeri var.’

 

‘Bu savaş yayınlandığında popülerliğim iyice artacak.’

 

Sessizce daha büyük zorluklarla karşılaşmayı umut ediyorlardı.

 

Bu şekilde babaları delip geçen grup, gölgelik bir alana girerek ansızın Tair Porsuklarının saldırısına uğradı.

 

Bu sürpriz saldırı, denizcilerin savaş alanında baş edemeyeceği kadar büyük bir vukuattı.

 

300lerin ortalarından sonlarına dek değişen seviyeleriyle denizciler, Tair Porsukları aniden yalnız kalmadıkça onların saldırılarına dayanamaz ve ölürlerdi.

 

Drinfeld’in de dahil olduğu topluluk 28 kişi olduğu için 5-6 Tair Porsuğunu ölmeden avlamaları mümkündü. Diğer taraftan korsanların sayısı yalnızca 15ti.

 

Porsuklar aşırı hızlıydı ve zekice uçmaları, onları avlanmayı oldukça zor kılıyordu.

 

Denizciler, üzerinde güçlü oldukları ve eğitildikleri deniz olmayınca boş yere yakalanıp yem olmaktan öteye geçemiyordu.

 

“Denizciler, geri çekilin. Oyuncular, kendi canınızı koruyun!”

 

Drinfeld kendini tutar ve komutunu verirken Griffith de benzer komutlar veriyordu.

 

Astlarının güvenliğini sağlayarak ağır ağır ilerleme kararı almışlardı.

 

****

 

Las Phalanx’a iniş!

 

Tüm istasyonların gerçek zamanlı yayınları hatırı sayılır çoklukta izleyiciyi rapor ediyordu.

 

Yayın istasyonlarının izleyici forumları ve Kraliyet Yolu forumlarında da çok sayıda paylaşım yapılıyordu.

 

-10 yasaklı bölgeden de bu beklenirdi. Canavar seviyeleri harika. Haven Krallığının 2. Filosundan Drinfeld, Hermes Loncasında kilit rol oynuyor. Gerçek bir Hermes Loncası filosu. Yavaş ama dikkatli ilerliyorlar. Tüm Las Phalanx’ı açığa çıkarmalarını bekliyorum.

-Donanma şövalyeleri adına Babalarla cesurca çarpışıyorlar. Hermes Loncası gerçekten olağanüstü bir cesaret ve kuvvete sahip.

-10 yasaklı bölgeden birini keşfediyorlar, Hermes Loncasının ezici bir gücü var. Ben de onların cesareti ve özgüveninin yolundan gitmek istiyorum.

-Şu işe bakın, Alba yalnızca ılımlı davranıyor.

-Şu Hermes’in Alba’sından gerçekten bıktım usandım. İzleyici forumlarına üstünlük taslayabileceğini mi sanıyorsun?

-Las Phalanx’taki ilk seferleri, yalnızca Weed’i takip ediyorlar.

-Babalar ve Tair Porsukları gerçekten ürperticiymiş. Hepsi de hızla ölüp gitti.

-Onlar grup halinde peşine takılırken Weed’in Las Phalanx’ta bir başına olması fazlasıyla takdir edilesi.

 

10 yasaklı bölgeden birini keşfetmenin doğurduğu heyecan daha büyük bir seyirci kitlesine sebep olsa da internetteki kitlenin çoğu Drinfeld ve Hermes Loncasının tarafında değildi!

 

Bununla birlikte pek çok oyuncunun Hermes Loncasının keşfini kıskandığı da bir gerçekti!

 

****

 

Drinfeld detaylı bir plan hazırlamıştı.

 

Çevre bölgelerde avlanarak edindikleri ganimetten gurur duyarak ilk günün sonuna kolayca ulaşmışlardı.

 

Uzun süreli sefer nedeniyle denizcilerin canlılık ve bitkinlik düzeyleri bir dereceye kadar hasar doğması riski taşıyordu.

 

Las Phalanx’a rahatlıkla varmış, bu süreçte sürü karşısında hafif bir hasar almışlardı. Yeteneklerini mutlaka sergilemeleri gerekiyordu.

 

İkinci gün, ciddiyetle zindan keşfi yapmaya ayrılmıştı.

 

Yüksek zorluk seviyelerine sahip zindanları keşfetmek kolay olmayacaktı.

 

Çok hasar alınabilirdi ancak keşif başarıyla tamamlanırsa alacakları karşılık ve keşfin yayın üzerindeki etkileri harikulade olacaktı.

 

Drinfeld, Las Phalanx’ın tehlikeli zindanlarını fethederek prestijini arttırma arzusu taşıyordu.

 

Zindanları fethettikten sonra da ciddiyetle Las Phalanx topraklarını açıp ilerleyecekti. Daha geniş bir alanı keşfedip Weed’i kovalayacaktı.

 

İzleyicilerin önünde ezici bir güç sergileyip Weed’i öldürecekti!

 

İlk önce yeteneğini ölçmek için iki üç donanma şövalyesi gönderecekti. Onunla baş edebilecek durumdaysa da teke tek çarpışmayı düşünüyordu.

 

‘Elbette bundan önce epey dinlenmek gerekecek.’

 

Drinfeld’in şöhreti Weed’i öldürmekle arşa çıkacaktı.

 

Fakat Weed’in Las Phalanx’ı kullanarak mükemmel bir şekilde hazırladığı yüzleşme planından tamamen habersizdi.

 

İkinci gün.

 

Tepedeki hisar, denizcilerin emeğiyle devler kapıyı tıklattığı saniyede yıkılmayacak kadar güçlenmişti.

 

Yakınlara da bir korsan sığınağı inşa edilmişti.

 

Canavarları avlarken iki taraf da 30 ila 70 kişi kaybetmişti. Oyuncular ölmese de denizci ve korsanların ölümü bir hayli pahalıya patlamıştı.

 

“Versailles Kıtasına dönünce hasarı onarabiliriz. Denizcilere gelen zarara aldırış etmeyin.”

 

“Birkaç kişiyi korsanlar arasına katabiliriz.”

 

Donanma için de korsanlar için de şöhret önemliydi.

 

Şöhret yüksek olduğunda çok sayıda yetenekli denizci veya korsan gönüllü olurdu.

 

Onları yok pahasına kiralayabilirlerdi, dolayısıyla Las Phalanx’ta biraz hasar alıp maceraya konsantre olabilirlerdi.

 

İşte böylece zindan keşfi başladı!

 

“Denizcileri korumak zorundayız, bu yüzden yiğitliğimizi göstermek için hemen şu anda bir şeyler yapmalıyız.”

 

Diyen Drinfeld, geniş bir zindanın girişini seçti.

 

“Mütevazı bir zindan çıksa iyi olur. Maceraya kazı takımımızı getirmememiz birazcık üzücü oldu.”

 

Las Phalanx’ta seçilen mekan fazla değersiz çıkarsa yayın performansı iyi olmazdı.

 

Zindanı keşfetmeyi umursamasalar da zorlu bölgeye girmeleri adına yalnızca birkaç denizci ve büyücü gönderilmişti.

 

- Volkanın Kalbi Zindanını ilk keşfeden siz oldunuz.

Faydalar: 1,300 Şöhret artışı. Tecrübe ve öğe düşme oranı bir haftalığına ikiye katlandı.

Avlanan ilk canavarların en iyi öğelerini düşürme olasılığı yüksek.

 

“Oh, tam da beklenildiği gibi!”

 

“İlk kaşifler biziz.”

 

Drinfeld ve kullanıcılar hallerinden çok memnundu.

 

İlk olmak kalplerini pır pır ettiriyordu.

 

“2 kat tecrübe, 2 kat öğe!”

 

“Amiralim, sanırım burada birkaç gün daha avlanma arzusuna kapılacağız.”

 

Şimdiden tamamıyla açmış çiçekler misali gülümsüyorlardı.

 

Dışarıya aktarılan yayın olmasaydı Drinfeld de bir zindan keşfetmenin doğurduğu iyi şans karşısında kocaman, neşeli kahkahalar atardı.

 

“Bunun dışında daha bir sürü zindan var. Şu anda savaşa odaklanmalıyız.”

 

“Emredersiniz efendim.”

 

Pek çok gözün izlediği bir Amiral olarak ağırbaşlı bir şekilde emir vermek zorundaydı.

 

Derken savaş başladı!

 

Vooreureureung!

 

Vaparakapa!

 

Kvaguagvang!

 

Zindanın içinde tuzaklar ve canavarlar yer alıyordu.

 

400lerin sonlarında, hatta 500lü seviyelerde canavarlar beliriyordu.

 

Yüksek seviyeli canavarlar ve çok sayıda doğal tuzakla dolu bir zindandı.

 

Tavan saldırma niyetiyle çöküyor ve zemin tamamıyla yok oluyordu.

 

Yayın nedeniyle zindan keşfi bir dereceye kadar zor olsa da denizcilerin minimum hasar almasını umuyorlardı.

 

Böylece Drinfeld ve donanma şövalyeleri, riske rağmen en iyisini yaparak öne çıktı.

 

“Hadi gidelim. Saldırın. Kaçının. Biz en güçlü Hermes Loncasıyız!”

 

Canavarlarla savaşırken yedi sekiz denizci canından olsa da gerçekten heyecan verici bir gerilim ve heyecan tadıyorlardı.

 

Bu şekilde ilerleyen grup, etrafı lav gölüyle çevrili bir bölgeye ulaştı.

 

Gölün merkezindeyse beş Alev Devi uyuyordu.

 

-Uyanıkmış gibi görünmüyorlar.

 

-Büyücüleri hazırlayalım mı?

 

- İri canavarlar ve zorlu şartlara sahip bir bölge, bu mücadelenin kolay olacağını sanmıyorum…….

 

Maalesef büyücü veya okçu gibi menzilli saldırı potansiyeli olan meslek sahiplerinin sayısı azdı.

 

Denizciler ok atabilse de verdikleri düşük hasar, Alev Devlerine hayati bir darbe indirmelerine yetmezdi.

 

Drinfeld ve donanma şövalyeleri lavların üzerinde yürüyemediği için onların da devlere saldırması mümkün değildi.

 

-Onları sessizce geride bırakalım en iyisi.

 

Alev Devleri, bedenlerinin yarısı lavlara batmış şekilde kısmen banyo yaparak uyuyordu.

 

Drinfeld, donanma şövalyeleri, oyuncular ve denizcilerse gizli gizli taş duvarların altındaki dar yollarda yürüyordu.

 

Karşılarında, gölün etrafından farklı bir bölgeye açılan bir giriş bulunuyordu.

 

Derken bir anda!

 

Tududuk.

 

Güç algılanan bir sesle birlikte denizcilerin yürümekte olduğu yolun sonu bir miktar çöktü.

 

Ve bir taş parçası lavlara düşerek battı.

 

Drinfeld ve donanma şövalyeleri refleks olarak Alev Devlerine dönse de devler hiç kımıldamadan uyumaya devam ediyordu.

 

‘Oooh, şanslıymışız.’

 

‘Durum iyi görünüyor. Sorunsuzca geçebileceğiz.’

 

Derken bir kaza yaşandı.

 

Isı yüzünden terleyip sendeleyerek yürüyen denizcilerin dizlerinin bağı çözüldü ve ayakları kaydı.

 

“Euaaaaah!”

 

Ve lava düşerken şiddetli çığlıkları yükseldi.

 

‘Bu defa uyumaya devam edemezler.’

 

‘Ne olur uyuyun.’

 

Ancak Alev Devleri çoktan uyanmaya ve kıyıda sıkışıp kalmış insanları keşfetmeye başlamıştı.

 

“Buraya gelen zavallı insancıklar, benden izin almadınız. Beni uyandırdığınıza göre benimle savaşmalı ve burayı geçmeye layık olduğunuzu kanıtlamalısınız.”

 

Diyen bir dev, lavların arasında belirerek kolunu kaldırdı.

 

2 metre kalınlık ve 30 metre uzunluktaki elinde bir kılıç tutuyordu.

 

Meçhul bir kılıçtı ancak lavların içerisinde erimeyişine bakılarak mükemmel bir güce ve ısı direncine sahip olduğu varsayılabilirdi!

 

Silahların verdiği hasar genellikle ağırlıklarıyla doğru orantılı olurdu. Keskinlikleri olmamasının cezası büyük olsa da Alev Devlerinin devasa kılıçları böyle ölçütlerin ötesindeydi.

 

“İşgalcilere ölüüm!”

 

Beş Alev Devi kılıçlarını savuruyordu.

 

O devasa kılıçlar indikçe taş duvarlar un ufak oluyor, yukarıdan parçacıklar düşüyordu.  

 

Tek sorun bu da değildi.

 

Onların attığı her iri adımda lav gölünün dibindeki zemin sarsılıyordu.

 

Keskin kılıçları alçaldıkça lavlar sıçrıyor, Drinfeld ve yoldaşlarını haksız bir talihsizliğe bürüyor ve Alev Devlerinin saldırılarıyla denizcilerin ilerlediği dar yol yok ediliyordu.

 

“Kkeuahahak!”

 

“Yardım ediiin!”

 

Alev Devlerinin saldırısıyla 15 denizci en ufak bir direnç gösteremeden eriyip gitmişti.

 

Tüyler ürpertici bir hasardı!

 

Onları Babalarla kıyaslamak imkansızdı. İşte devasa patron canavarların ihtişamı buydu.

 

“İleriii!”

 

Büyücülere büyülerini önceden hazırlamaları emredilmişti.

 

Ancak Alev Devlerine odaklanmış birkaç farklı büyü tipi olsa da aslında hiç hasar veremedikleri açığa çıkmaktaydı.

 

Aksine devleri daha da öfkelendiriyor ve kılıçlarını daha bir şevkle savurmalarına yol açıyorlardı.

 

Bir oyuncunun Alev Devlerinin hiç hasar görmediğini rapor edişinin ardındansa Drinfeld, “Kaçın!” diye bağırdı.

 

“Hadi gidelim! Buradan çıkmamız lazım!”

 

Böylece oyuncular, ortalığı kesip biçen Alev Devleriyle çarpışmayı bırakarak girişe doğru koşturmaya başladı.

 

Drinfeld’in yetiştirdiği kıymetli filonun hatırı sayılır bir kısmını onlarla savaşarak dakikalar içerisinde yitirmeye niyeti yoktu.

 

“Olabildiğince hızlı koşup buradan kaçalım.”

 

Dar yolda birbirine dolanan grup lavlara çarpıyordu. Tüm bu koşulların ortasında Alev Devlerinin süregelen saldırılarının doğurduğu hasar da biriktikçe birikiyordu.

 

Kaos nedeniyle zindandan zar zor çıkabildikleri sırada verdikleri kayıp sayısı şaşırtıcı bir şekilde 76yı bulmuştu.

 

Astları toplayamadan herkesin canını kurtarmak adına bir başına kaçması kadar büyük bir utanç olamazdı!

 

Toplam 7 oyuncu canından olmuştu.

 

Öldükleri yerde cesetlerini tespit etmek bile zor olduğu için düşürdükleri öğeleri geri almaları da mümkün olmayacaktı.

 

“Keueuk.”

 

Drinfeld’in sıkılı yumrukları titriyordu.

 

Ama ne kadar canını sıksa da savaşmak için bir kez daha zindana girmeye cesaret edemeyecekti.

 

Denizciler, denizdeyken gemi batmadıkça öyle kolay kolay ölmezlerdi.

 

Fakat zindanda acımasızca bir mağlubiyet almışlardı ve savaşma arzuları kalmamıştı.

 

-Yayını düşünmemiz gerekiyor. Bir sürü kişi bizi izliyor.

 

Teğmeni ve diğer oyunculardan Drinfeld’e fısıltılar geliyordu.

 

Yayının varlığını zar zor anımsayan Drinfeld, ifadesini düzelterek konuşmaya başladı.

 

“Las Phalanx zindanları şok edici bir zorluk düzeyinde. Bizim yapamadığımız gibi başka herhangi biri de henüz o zindanları aşamaz. Bugünkü keşif zorluydu, o yüzden şimdilik geri çekilip dinleneceğiz.”

 

Bir başka zindanı daha keşfetme motivasyonunu yitiren grup böylece hisara döndü. Korsanların görünüşü de zindan keşfi esnasında fena bir hasar aldıklarını anlatıyordu.

 

İki grup da diğer grubun bildirilen başarısızlığı karşısında rahatlamıştı.

 

***

 

Weed, iki günü oturup heykel yapıp bekleyerek geçirmişti.

 

Bu esnada Seoyoon hiç sıkılmamıştı.

 

Weed gördüğü Las Phalanx canavarları veya hayalet gemi gibi şeylerin heykellerini yapmıştı.

 

Ne zaman tatlı ve hoş bir yeti veya hayvan heykeli yapsa Seoyoon’un avcu uzanmıştı.

 

“…….”

 

Bu da talep demekti!

 

Weed, elleri titreyerek heykellerini ona teslim etmişti.

 

Üzücü bir durumdu ve bunu yapmak istemiyordu ama Seoyoon heykeller tamamlanana dek yanı başında otururken onun taleplerini nasıl reddedebilirdi ki?

 

Heykeller daima kadınlar için en iyi hediye olurdu!

 

Kelimeler yerine yaratılan eserler işin hüznünü giderirdi.

 

‘Kahrolası iş iyi ama hala ufak pişmanlıklarım var.’

 

Weed kasten derin derin iç çekiyordu.

 

“Oymacıların deyimiyle bu, samimiyetle ruhtan gelen bir sanat eseri. Eserlerimin her birine kalbimi kattım, o yüzden umarım onlara iyi bakarsın.”

 

Elbette onun zihninde bedava diye bir şey olmazdı.

 

“Ve artık birbirimize epey yakınız, değil mi?"

 

Genellikle böyle utanmazca şeyler söylemeye cüret edemezdi.

 

Seoyoon dikkatlice yüzüne bakıyordu.

 

“Birlikte ders dinliyoruz, pilav yiyoruz… Sana tavuk ve köpek verdim, yakında tavşan da vereceğim.”

 

Aralarındaki samimiyeti çokça mantığa dayandırıyordu!

 

Seoyoon da onaylarcasına başını sallıyordu.

 

Ondan bunları duyup da ne denli yakın olduklarını düşündükçe utanıyordu.

 

Onun tek arkadaşı, yanında rahat edip mutlu olduğu kişi Weed’di.

 

“Ama aile üyelerimden veya yakın dostlarımdan daha önemli bir şey biliyorsun, ben para konusunda dikkatsizlik etmem.”

 

“……?”

 

“Yani demek istediğim, heykeller senin bildiğinden daha fazlasına satılabiliyor ve bu şekilde istekli olmaya devam edersen bayağı para kazanabilirsin.”

 

Weed bu sözleri söylerken mahcup olan Seoyoon, hiç vakit kaybetmeden aldığı heykeli hızla geri verdi.

 

“Bu kıymetli heykellerin tanesi 100 altından fazla ediyor ve üzücü olsa da onları sana hediye ediyorum. Ama yalnızca ben bir şeyler verirsem tuhaf görünür. Sonuçta ikimiz de yetişkiniz. Sadece temiz bir şekilde para alışverişi yaparsak da sonradan sorun çıkar, anlarsın ya. Bu yüzden bir başkasına satış yapmaktansa samimi olduğun birine vermeni umuyorum. Para yerine ganimetlerinle ilgilenebilirim diyorum.”

 

Heykelleri samimiyetlerinden ötürü bedavaya vermesi gerekirken anlaşılmaz ama ikna edici bir mantıkla ganimet elde ediyordu!

 

Las Phalanx’taki inanılmaz avlar sayesinde bir sürü öğe yığsa da ganimet konusundaki açgözlülüğünün önüne geçemiyordu.

 

Özetle Seoyoon ona ganimetlerinden verecek, Weed de özenle heykel yapacaktı.

 

‘Heykellerin para kazanma yeteneğini geliştirmeye de faydası dokunuyor, fena değil. Cidden, bir sanatçı ne mesafeler kat ediyor!’

 

****

 

Seoyoon Sarı Oğlan, Geumini ve Altın Kuşla büyük bir yakınlık geliştirmişti.

 

Sarı Oğlan, Weed’dense Seoyoon’un yanında rahat bir ifadeyle göbeğinin üzerine yatıyordu. Aynı şekilde Geumini de onun yanındaydı ve hatta Altın Kuş bile bariz bir şekilde Seoyoon’un omzundan ayrılmayı reddediyordu.

 

Altın Kuş, Ruh Çağıran Weed’e karşı büyük bir tiksinti besler ve ona yaklaşmayı bile istemezken kafasını hayranlıkla Seoyoon’un kafasına ve çenesine sürtüyordu.

 

Aslında Weed de Altın Kuşla arasındaki samimiyeti birazcık geliştirme ihtiyacı duyuyordu.

 

“Ama Ruh Çağıran olmaktan vazgeçemem.”

 

Las Phalanx’ta ayakta kalabilmek için ölümsüzlerin varlığı zaruriydi, Weed böyle düşünüyordu.

 

Dürüst olmak gerekirse bir oymacı olarak fena halde yüksek seviyeli canavarlarla baş etmesi zor olurdu.

 

Katliamlar sayesinde çok sayıda öğe toplamanın mümkün oluşu da Ruh Çağıranlığı değiştirilmesi zor, harika bir meslek kılıyordu.

 

“Bu senin için. Şahsen ben iyi beslenecek ve sağlıklı olacağım.”

 

Weed, Ruh Çağıranlık mesleğini korumak için bu tarz bahaneler uydurmaya devam ediyordu!

 

Altın Kuşla ebediyen yakınlaşamayacaktı, dönüşü olmayan nehri aşmış gibi görünüyordu.

 

Weed’in heykel yaparak vakit öldürmekle meşgul olduğu sıralarda, çağırdığı Alevli Çakıl ansızın kırmızı bir ışık yaydı.

 

“Las Phalanx’taki ateş aurası yoğunlaşıyor.”

 

Doğadan etkilenen Element Ruhlarının gücü, bağlantıları doğrultusunda artıyordu.

 

“Nihayet patlama vakti geldi.”

 

Tozlu da etrafta dolaşırken bir şeyler üzerine endişelenerek homurdanıyordu.

 

“Efendim, kara kuvvetleri çatışıyor.”

 

Büyük volkanik patlamalar ve depremler için gerekli şeylerdi!

 

Bu olaylar gerçekleştiğinde Weed, heykel yapmayı bırakarak olduğu yerden ayrıldı.

 

“Başlama vakti geldi.”

 

Bir gerekçe vermenin pek önemi yoktu.

 

Sıklıkla kötü şeyler yapması gereken Weed, onlardan daha da kötü, farklı şeyler de yapabilirdi.

 

Sonuçta sahiden de Büyü Kıtası günlerinde muazzam kötülükler yapmıştı.

 

Geçimini kazanmak ve huzurlu bir yaşam sürmekle meşgul olsa da insanın doğası bir kenara atılamazdı, kanun buydu!

 

“Ölümsüzler, harekete geçin. Bu gece sizin geceniz olacak.”

 

****

 

Tepedeki hisara yerleşmiş olan Drinfeld ve denizciler bir anda, hep birlikte sarsılmıştı.

 

“Bu, bu da ne? Yer sarsılıyor gibi. Deprem mi oluyor?”

 

“Tökezlemeyin, gövdenizi eğin ve dengede durun.”

 

İlk deprem şiddetliydi ve denizciler yere yığılmıştı. Depremin hızla geride kalacağı yanılsamasıyla bekliyorlardı.

 

Drinfeld ve oyuncuların düzeniyse pek bozulmamıştı.

 

Yere düşseler de sağlıkları neredeyse hiç azalmamıştı.

 

Kvareureureureureu.

 

Ancak ikinci ve üçüncü depremlerle birlikte sarsıntılar anbean kuvvetleniyordu.

 

Uzaklardaki dağlardan eşzamanlı olarak kayalar yuvarlanıyordu. O noktada duranlar için zor bir durumdu.

 

Çitin yıkılmasıyla birlikteyse bir hengame koptu.

 

“Depremlerin şiddeti giderek artıyor!”

 

“Bir şeylere tutunun!”

 

“Çadırlar yıkılacak. İçeride kalmayın!”

 

Şiddetli bir kargaşa patlak vermişti.

 

Hisarın etrafına inşa edilmiş korsan sığınağı bile depremlerin ardından karman çorman olmuştu.

 

Korsanlar, Weed’i bulmak adına, sığınak olarak iç içe geçen birkaç mağaradan oluşan bir in seçmişti.

 

Boş ve savunulması kolay göründüğü için üsleri olarak orayı kullanıyorlardı.

 

Ancak deprem başlayınca çöker endişesiyle kaçışmaya başlamışlardı.

 

Derken ansızın yerden bir ses yükseldi.

 

Tüm Las Phalanx yeni bir depremle sarsıldı.

 

Ve aynı anda volkanlar lav saçmaya başladı.

 

****

 

Yayın istasyonlarının izleyici forumları ve internet forumlarındaki tüm konular Las Phalanx zindanı hakkındaydı.

 

-Las Phalanx’taki canavarların seviyesi cidden yüksekmiş. Kim bilir ben ne zaman oraya gidip avlanabileceğim.

-Gruplar halinde avlanabilmemiz uzun zaman almaz mı? Çok uzak olduğu için gelecekte bile insanların orayı isteyerek ziyaret edeceğinden şüpheliyim.

-Alev Devleri cidden harika değil mi? Anlık olsa da korkunç bir yıkımdı.

-Drinfeld ve filosu rezil rüsva olarak kaçıyor, keukeu.

- Hermes Loncasının bile başı fena halde belada.

-10 yasaklı bölgeden biri olan Las Phalanx’ı kuzeyin dibinde olduğu için bulmak zor, yine de yasaklı bir bölge olduğunu düşününce birazcık hayal kırıklığına uğradım.

 

Buranın yanı sıra benzer yükseklikte seviyelere sahip canavarların olduğu başka mekanlar da vardı.

 

-Yukarıdakiler, yasaklı bölgelerde dakikalar içerisinde ölecekleri hiç aklınıza gelir miydi?

- Hermes Loncası yarın maceraya atılmak isteyecek mi ki?

 

İzleyici sayısı yüksekti ve canlı yayın süregelirken oyuncular forumlarda sohbet ediyordu.

 

Derken bir anda forumlardaki bir gönderi hızla yukarı tırmanmaya başladı.

 

- Las Phalanx yanardağları nihayet patladı!

-Depremler kabukları çatlattı. Lavlar hızla zeminden yükseliyor.

-Kkiyaaaa, bunu izlememiz lazım!

-Kaçırılamayacak bir sahneye benziyor.

 

#Bu gidişle Weed’in savaşmasına gerek kalmayacak. Zaten filo da korsanlar da açgözlülükleri yüzünden epey adam kaybetti. Bir de üstüne bu depremler ve yanardağ patlamalarıyla geriye ne kalacak bilemiyorum. Bu arada yine Weed’in kafasına bir tane patlatmak istediğim bir bölümdü demeden geçemeyeceğim. Bir insan bu kadar da cimri ve duygusuz olamaz be! Neyse sakinleşiyorum ve bir sonraki bölümde görüşmek üzere diyorum arkadaşlar!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 28232 Üye Sayısı
  • 265 Seri Sayısı
  • 38532 Bölüm Sayısı


creator
manga tr