Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

KAREN - Bölüm 76 - Aptal Değilim!


 

Karen kendi isteklerine rağmen TaiShan ve Mei’nin kararları için zaman tanıdı. Bu sırada keyifle yemeğine devam ediyordu. Diğer ikiliyse hala önlerindeki yemekleri kafalarının karışık olduğunu belli eden bakışlarla süzmekteydi.

Bu sırada Karen evin önünde gelen birinin dış kapıyı çalmadan önce varlığını hissetmiş ve kafasını o yöne çevirmişti.

Algıladığı ruh gücü yok denebilecek kadar azdı. -Kıdemsiz bir savaşçı?- Genç adam bu kişinin okulun öğrencilerinden biri olmadığını tahmin etti.

“Mei, sanırım bir misafirimiz var.”

Mei, Karen’in ona seslenmesiyle dikkatini topladı ve sorgulamadan kalkıp kapıya yöneldi.

----

Avluyu tereddütlü adımlarla geçen esmer tenli genç bir adam kapının önüne ulaşınca durdu. Gergin ifadesini yüzünden silmeye çalışarak, Yıldız Ruhu okulunun yıldızlı gökyüzü tasviri işlenmiş beyaz gömleğine çeki düzen verdikten sonra hafifçe öksürdü.

Henüz kapıya ulaşmış olmasına rağmen aniden istemsizce irkildi. Sanki korkunç birisi gözlerini üzerine dikmiş gibiydi ve bu tüylerini diken diken etti. Genç adam yutkundu ve çevresine bakındı ancak tam anlamıyla yalnızdı.

Akabinde kendiyle alay eden bir gülümseme takındı. Yıldız Ruhu okulunun canavar vari güçlere sahip elit öğrencilerinin konakladığı böyle bir yerde başına ne gelse şaşırmaması gerektiği konusunda kendine tavsiye verdi.

Burada yaşayan kıdemlilerle arasındaki fark açıklamanın zor olduğu boyutlardaydı. Ve kendisi bir öğrenci bile sayılmazdı. Okulda hizmetli olarak çalışmaya başladıktan sonra şans eseri savaşçı yoluna adım atmayı başarmıştı.

Belki yeteneği ve potansiyeli yoktu lakin Yıldız Ruhu, hizmetlilerine bile eli açık davranıyordu. Hizmet süresince savaşçı olmayı başaran herkes okulun dışındaki başka bir alt okula transfer ediliyor ve eğitim almasına izin veriliyordu.

Bu küçük okul, Kuzey Yıldızı Savaşçı Okulu’ydu ve Yıldız Ruhu’na bağlı sıradan bir oluşumdu. İçinde barındırdığı öğrencilerin tamamı Yıldız Ruhu’nda savaşçı olmayı başaran hizmetçilerden oluşuyordu. Gerçekte bu bir tesadüf değil aksine kuraldı! Dışarıdaki sıradan insanlardan hiçbirisi öylece bu okula katılamazdı.

Kuzey Yıldızı okulunun öğrencileri ise asıl okulun basit görevlerine atanıyor ve büyük ustalara hizmet ediyordu. Hala bir hizmetli olarak görülebilecek olsalar da kimse bundan şikâyetçi değildi. Sonuçta hizmet ettikleri bu savaşçılar onlara arada bir tavsiye veriyor ve gelişim yolunda yardımcı oluyordu. Bir savaşçının gelişimindeki en önemli unsurlardan birisi hiç şüphesiz doğru eğitimdi. Sıradan halktan gelen savaşçılar basitçe bu şansı görmezden gelemezdi.

Ayrıca yeteri sadakat, başarı veya gelişim gösterdikleri takdirde asıl okulun bünyesindeki öğrencilerden hatta Büyük Ustalardan birisi olmayı bile başarabilirlerdi.

Gran’da bu imkânlardan yararlanabilmek konusunda inatçıydı ve aldığı en basit görevleri bile büyük bir bağlılıkla yerine getirmek için çaba harcıyordu.

Genç adam Lojistik konularla ilgilenen Büyük Usta’nın emirlerini takip edenlerden birisi olarak bugün inanılmaz sıradan bir görevi yerine getirmek için yola çıkmıştı. Yeni öğrencilerden birine okul üniformasını teslim edecekti sadece…

Lakin bu basit görev şimdiye kadar aldıkları arasında en heyecan verici olanlardan birisiydi. Çünkü teslim edeceği üniforma daha ilk günden efsaneleşmiş bir öğrenciye aitti.

-Yıldırım Tanrısı, Karen Senka!-

Gran genelde böylesine aşırı lakaplar karşısında küçümseyici bir ifade takınır ve bu gibi insanların aşırı kibirli olduğunu düşünürdü. Ancak buna rağmen söz konusu lakap hayranlık dolu bir mırıldanma eşliğinde ağzından çıkmıştı.

Çünkü bu lakabı Karen’in kendisi tayin etmiş değildi. Savaşını gören ve izleyen diğer katılımcılar ona böyle seslenmeyi uygun görmüştü! -Yıldırım Tanrısı! Böyle bir lakap kazanmak için ne yapmış olabilir ki?- Gran sadece söylentileri duymuştu fakat Canavar Dağı’nda tam olarak ne olduğunu bilmiyordu.

Bunun dışında Karen’in rakibinin kimliğini de işitmişti. 3.Kıdem bir Rakipsiz, Wang ailesinin en parlak gençlerinden birisi olan Wang Yao! Gran nasıl düşünürse düşünsün 2.Kıdem’deki bir çaylağın öyle bir rakibi nasıl yendiğini anlayamıyordu. Tuzak mı kurmuştu? Veya hile yapmış olabilir miydi?

Böyle düşünmesi normaldi. 3.Kıdem bir Rakipsiz’i yenmek için gereken güç en basit anlayışla 4.Kıdem’e yaklaşmış olmalıydı… Açıkça böyle bir şey mümkün olamazdı öyle değil mi?

Tüm aksi düşüncelerine rağmen Gran, bu Sınırsız denilen yaratığı katiyen küçümseye cüret edemezdi.

Genç adam saygılı bir ifade takındıktan sonra tam içeriye seslenecekti ki ansızın önündeki kapı açıldı. İstemsizce irkilip bir adım geri çekildi. Karşısına çıkan sarı saçlı kıza bakarken suratındaki şaşkınlık görmeye değerdi. Kızın sıradan bir hizmetli olduğunu anlamış olmasına rağmen artık her ne düşündüyse suratı hafifçe kızarmıştı.

Çabucak kendine toplayıp söze girdi.

***

Karen yemeğini yedikten sonra tekrar üstünü değiştirmek zorunda kalmıştı. Yine de şikâyetçi olduğu söylenemezdi. Ayna karşısında kendine bakan gözleri beğeni doluydu. Okulun resmi bir öğrencisi olmaya henüz alışmadığından bir öğrenci kaftanı ve madalyon alacağından habersizdi.

Bugün gelen Gran isimli kıdemsiz savaşçı aslında lojistik bölümünün çalışanlarından birisiydi ve bu iki şeyi ona teslim etmek için gelmişti.

Genç adam, Yıldız Ruhu’nun imza niteliği taşıyan tasvirinin parlak siyah ipliklerle üzerine işlendiği bir öğrenci kaftanı giymişti. Kaftan hâkim yakaydı ve tüm kenarları parlak gümüş tabakayla kaplanmış haldeydi. Göğüs ve omuz kısımlarına yayılan ve parlak yıldızların, Ay’ın ve hatta Güneş’in tasviri müthiş bir el işçiliğiyle eklenmişti.

Karen her ne kadar şuan kaftanı beğeniyle süzüyor olsa da ilk gördüğünde afallamıştı. Şaşkınlığının nedeni ise biraz karışıktı.

Öğrenciler için hazırlanan ve büyülerle dayanıklı hala getirilmiş bu kaftanlar aynı işlemelere sahip olsa da renkleri değişkenlik gösteriyordu. Örneğin, beyaz kaftan 1.Kıdemler içindi.

Bej rengindekilerse 2.Kıdem’e özeldi. 3.Kıdem parlak bir gri iken 4.Kıdem yani zirve öğrenciler turkuaz renkli kaftanlar giyiyordu.

Ancak genç adamın giydiği kaftanın rengi gökyüzünün en koyu mavi tonlarını andırıyordu. Ve bu renk diğerlerinden alakasız olarak savaşçı kıdemiyle ilgisizdi. Özel mavi kaftanlar sadece Rakipsiz olarak anılan dehalar içindi!

Karen okula ilk geldiği haliyle kıyaslanınca bu konularda eksiksiz bir şekilde bilgilendirilmiş haldeydi. Daha doğrusu tüm bu ayrıntılar Büyük Usta Lin’in verdiği kristalde belirtilmişti.

Bunların dışında genç adamı afallatan şey kıyafetin rengi değil göğüs bölgesindeki özel işlemeydi.

 “Dört Kılıç!!”

Yarım parmak uzunluğunda mor desenli sarı kılıç motifleri... Bu kılıç motifleri özel bir şeyi ima ediyordu. Onu giyecek Rakipsizin yeteneğini, potansiyelini ve Yıldız Ruhu’nun bu öğrenciye gösterdiği değeri!

Gran’ın heyecanla açıkladığı bilgiye göre okulun en ünlü ve en güçlü öğrencisi bile şuan Üç Yıldız motifli kaftan giyiyordu… Gran ve hatta tüm okuldaki öğrenciler aslında Üç Kılıç motifinin en üstün onur olduğuna inanıyordu. Ancak gerçekten de ortada Dört Kılıç motifinin eklendiği bir kaftanı Gran ilk kez görmüştü.

Tabi ki Karen, Gran ve hatta hizmetli TaiShan ve Mei kadar heyecanlı değildi. Önemli olduğunu anlamış olmasına rağmen ilk kez karşılaştığı ve sadece övgü için olduğu belli olan böyle bir şey için heyecanlanmaması gayet normaldi. Aslında biraz düşününce bu beklenilebilir bir durumdu.

Okul tarafından değerli bir öğrenci olarak kabul edilmesi bir yana bu ilginin arkasında ustasına duyulan korkunun daha ağır bastığını düşünüyordu.

Aslen olaylar pekte öyle sayılmazdı. Karen hala Sınırsız kavramının kıtadaki değerini anlamaktan uzaktı. Gerçi savaşçı olalı pek fazla zaman geçmiş sayılmazdı. Bu yüzden onun kıta hakkında çok bilgili olmaması normaldi.

Diğer yandan üstün üstatları bile şaşırtacak kadar Ölümsüzler konusunda bilgi sahibiydi ancak gerçekten de ustası yüzünden daha ufak sayılabilecek güçleri barındıran ölümlü dünya konusunda çok eksikti.

Zaten bu eksikliğin farkında olarak ilk günden kütüphaneye gitmeye karar vermişti.

Genç adam yeni evinden ayrılmadan hemen önce son kez kılıç motiflerine göz gezdirdi. Kılıçların yukarı bakan uçları adeta açan bir çiçek gibi farklı yönlere uzanıyordu. Ufacık kabzaları ise bitişikti. Hoş göründüklerini düşünmenin dışında pekte umursuyor değildi.

TaiShan’ın rehberliğini kütüphanenin yolunu tuttu.

***

Bu sırada Marn şehrindeki küçük müstakil bir evin avlusunda,

Hafif bir esintiyle salınan kısa çimler üzerlerinde güreşen iki iri yapılı adam yüzünde rahat yüzü görmüyordu.

Adamlardan birisi oldukça genç yaşlarda görünmesine rağmen iri kaslarla bezeli ve yüksek hacimli bedeni yüzünden çoktan yetişkin birinden daha güçlü kuvvetli görünüyordu.

Kısa kesilmiş saçları açık kumral renkteydi ve mücadelenin ne kadar uzun süredir devam ettiğini gösterir gibi terle sırılsıklam haldeydiler.

Karşısındaki orta yaşlı adamsa anormal şekilde, tazeleyici bir koşuya çıkmış sağlıklı birinin tavırlarına sahipti. Kendisinden daha iri bir rakiple yüzleşiyor gibi görünmüyordu. Hareketleri şaşalı görünmese de hiç biri boşa değildi. Sadece basit adımlar ve kol savuruşlarıyla rakibinin baskıcı saldırganlığını silip atıyor ardından geriye itiyordu.

Genç adam vazgeçmeden sürekli hücum ediyordu. Ancak sadece birkaç saniye sonra geriye savruluyor, düşüyor veya yuvarlanıp kaçmak zorunda kalıyordu. Suratı bu durumdan ne kadar usandığını açıkça belli ediyordu.

Son düşüşünden sonra inatla doğrulup öfkeyle uludu.

“Uuvahh!”

Boş gibi görünen bu kükreme beklenmedik bir etkiye neden olmuş gibiydi. Genç adamın sağlık bir bronz rengine sahip cildi aniden hafif bir pembelik kazandı. Adeta derisinin altında akan kan dışarı çıkmak istiyordu. Kasları belirgin şekilde şişti.

Zaten iri olan vücut neredeyse iki yetişkinin kaplayacağı bir boyuta ulaşmıştı. Sıradan biri manzara karşısında şoka girerdi.

Lakin hala enerji dolu ve sakin ifadesini koruyan orta yaşlı adam geniş bir kahkaha attı.

“Çok iyi, gel!”

Gözlerine daha ciddi bir bakış yerleşti ve elleriyle siyah saçlarının yüzüne düşen kısımlarını geriye dağıttı.

Genç adam karşılık olarak kuvvetli bir ivmeyle hücum etti. Öncesinden daha hızlı ve güçlü görünüyordu hatta saldırısı öfkeli bir boğaya benzetilebilirdi.

Bağını öne eğmiş haline bakılırsa omzuyla orta yaşlı adama çarpıp uçurmayı kafaya koymuşa benziyordu. Saldırısı tam olarak pervasız ve vahşiydi.

Diğer yandan orta yaşlı adam kısa bir an, kafa kafaya karşılamakla kaçınmak arasında gidip gelmiş gibi göründü. Ancak çekilmedi, aniden onunda vücudu hafif bir renkle aydınlanmaya başlamıştı.

Cildi nefes kesici altın ışıklarla aydınlandı. Anlaşıldığı üzere genç adamla aynı şeyi yapmış olmasına rağmen ortaya çıkan etki çok farklıydı. Uzaktan bakarak bile adamın bedeninden yayılan baskıcı güç hissedilebilirdi.

Genç adam sanki bu duruma alışıkmış gibi umursamadı ve hızını arttırarak tüm gücüyle rakibine bodoslama çarptı.

Bu bir kavga veya güreş değildi. İki adamda adeta birbirlerine güçlerini gösteren boğalar gibi davranıyordu.

Lakin çarpışmanın etkisi açıkça komikti. Devasa vücutlu genç adamın tüm gücüyle yaptığı bu hücum aslında diğer adam tarafından omuzlarından tutularak durdurulmuştu.

Genç adam her şeyiyle, yıkılmaz bir duvara çarpmış gibi geri sekmek zorunda kalmıştı.

“Agrrh!” Yere yıkıldığında acıyla inledi. Omuzları binlerce sopa darbesi yemiş gibi titriyordu.

O devasa vücuda rağmen omuzlarını tutarak yerde yuvarlanan hali kahkaha sebebiydi. Gözleri acı yüzünden yaşarmıştı.

Orta yaşlı adam alay edercesine güldü ve işaret parmağını üzerine doğrultup fırçalamaya başladı.

“Hak ettiğini buldun! Daha kaç kez savaşırken aklını kullanmanı söylemem gerekiyor haa?

Her öfkelendiğinde aptal bir çocuk gibi saldırırsan dışarıda üç gün bile hayatta kalamazsın…

Ne oldu? Bana tükendiğini söyleme sakın, ayağa kalk asker!”

Genç adam fırça yedikçe sakinleşmiş olmasına rağmen kaşları utançla batmıştı. Hala omuzları sızlıyor olsa da bakışlarını yerden ayırmadan ayağa kalktı. Savaşmadığı zamanlarda oldukça uslu görünüyor gibiydi. Yine de mızmızlanmaya benzer fısıltılarla söylenmeden edemedi.

“Aklımı kullansam da sana karşı kazanamıyorum, Afron amca!”

Orta yaşlı adam yani Yıldız Ruhu savaşçı okulunun eşsiz dehasının babası, Afron kaşlarını çatıp dik dik karşısındaki gence baktı.

“Henüz aklını kullandığına hiç şahit olmadım Jun… En son ne zaman kullandığını bana söyler misin?” Sözleri ciddi görünmesine rağmen bakışları alay doluydu. Açıkça onu kızdırmaya çalışıyordu.

Karen’in çocukluk arkadaşı yollarını ayırdıkları güne göre gerçekten de çok daha güçlüydü. Aslında şuan Marn şehrinde popüler birisi olup çıkmıştı. Şehrin tüm genç nesli arasında en güçlü olanlardan birisi statüsüne erişmişti. Ruh özüne ulaşabilmiş ve onu manipüle edebilecek hale gelmişti. Bir Ruh Yaratığıyla sözleşme yaptığı sürece 1.Kıdem’e ulaşması oldukça muhtemel görünüyordu.

Sadece bir aylık süreçteki bu başarısı dışarıdan göz alıcı görünse de kendisinin bile farkında olmadığı bir yardım alması sayesindeydi tüm başarısı.

İblis Duhan, Jun’un zihnine 1.Kıdem’e ulaştığında erişebileceği bir savaş tekniği bıraktığında aynı zamanda ruh gücüyle ufak bir yardımda da bulunmuştu.

Diğer yandan Jun’da Karen’in ona fark attığını görünce iradesini ön plana çıkarmış ve bu sürede amansızca çalışmaya başlamıştı.

Afron oğlunun en yakın arkadaşının iradesine boyun eğerek onu eğitmeye bile karar vermişti. Bu ikilinin bir nevi usta-öğrenci ilişkisi vardı artık.

Yine de Jun tüm çalışma aşkına rağmen karakterinden ödün vermiyordu. Ne karakterinde ne de zekâsında dikkate değer bir gelişme olduğu söylenemezdi.

Beklenildiği üzere genç adam anında öfkelenip yumruklarını sıktı ve kükredi!

“Ben aptal değilim!”

“Al işte… Bu kadar çabuk öfkelenmekte nesi? Rakibinin kışkırtmalarına kapılan herkes aptaldır! Tekrar söyle aptal mısın değil misin?”

Jun, Afron’un verdiği dersi veya tavsiyeyi anlamış gibi gözükmüyordu. Tekrar öfkeyle bağırdı.

“Aptal değilim!”

Sanki öfkeli tavrı bulaşıcıymış gibi Afron’da sinirlendi. Kaç gündür öğretmeye çalıştığı sadece iki ders vardı. Aklını kullan, provokasyonlara gelme! Ancak ne yaptığının önemi yoktu. Jun, her zamanki Jun’du! Çocuğun çok iyi bir karakteri vardı lakin Karen dışında kim onun aptal olduğunu ima eder veya söylerse küçük veletler gibi öfke krizleri geçiriyordu…

“Aptalın bayrak sallayanısın! Her halta sinirlenmeyi kes, rakip ne yaparsa yapsın sakin kalmanın yararını küçümseme!”

Jun, söylediği sözlere rağmen Afron’unda öfkelendiğini görünce bakışlarını kaçırıp biraz olsun sindi. Yine de fısıldamadan edemiyordu. “Sakin olmakla aptallığın ne alakası var? Aptal değilim hımh!”

Ancak bu fısıltı Afron’un keskin kulaklarından kaçmadı. Aniden baskıladığı ruh gücü patladı. Altın renkli alevleri andıran ruh gücü öfkeyle kabarırken Jun korkuyla geriye yalpaladı.

Afron öfkeyle yanan gözlerini Jun’a kilitleyip kükredi.

“Bir daha aptal olmadığını söylersen seni bütün gün döverim! Aptal!”

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 702

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 631

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 546

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 532

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 455

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 384

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 367

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 349

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 321

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 297

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 113

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 102

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 88

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 65

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 34

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 33

Ölü Soy
Ölü Soy
Beğeni Sayısı: 24

White
White
Beğeni Sayısı: 24

Art Of War
Art Of War
Beğeni Sayısı: 24

Site İstatistikleri

  • 5751 Üye Sayısı
  • 97 Seri Sayısı
  • 9163 Bölüm Sayısı


creator
manga tr