Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

KAREN - Bölüm 73 - Yıldırım Silahı


 

Yıldırım ağı hali hazırda tüm ruh damarlarına bağlanmış haldeydi ancak taşınan ruh gücü bilinçsiz olarak sadece ilk ruh damarına yönleniyordu.

Ancak o an, yetişim sınırını dolduran ruh özü geri çekilmek yerine yıldırım ağının diğer kısımlarına akıp toplanmaya başlamıştı.

Toplanan ruh özünün ilerlediği kanal, ikinci ruh damarıydı!

İkinci ruh damarının bağlandığı yer vücudun dayanak noktası olan kemiklerdi. Ve şuan ruh özüyle temas eden ikinci ruh damarı cana gelmişçesine parlayarak ilk ruh damarından daha yoğun bir şekilde ihtiyaç duyduğu kaynakları emmeye başladı.

Lakin devam eden yetişimin aksine bu, başlangıç girişimiydi ve ciddi derecede acı verici bir deneyimdi. Genç adam, karın bölgesine giren kramplar yüzünden kıvranmasına rağmen bu fırsatı çöpe atmaya istekli değildi. Yetişimini durdurmadı ve hatta iradesiyle daha fazla ruh özünün yıldırımlar tarafından çekilmesini sağladı.

İkinci ruh damarı ise kan arzusuyla kıvranan ve şimdiye dek zincirlenip arzusundan mahrum bırakılmış kadim bir yaratık gibi, gelen tüm ruh özünü emiyordu!

Ve bu ruh özü sanki dişinin kovuğunu yetmiyormuş gibi durmak bilmiyordu. Gerçekten de damarın küçük bir kısmı bile dolmuş değildi. Çünkü tüm ruh özü devamlı olarak en baştaki kılcal damarlar tarafından anında çekiliyordu.

En öndeki kılcal damarların çektiği ruh özü sonunda uç kısımlara ulaşarak altından bir iğne gibi şekillenerek kemiklere saplandı.

Zaten karın bölgesine giren kramplarla boğuşan Karen bu iğne-vari ruh özünün saplanışıyla birlikte gözlerini sonuna kadar açtı. Aynı anda ağzından uluma ve çığlık benzeri bir kükreme yükseldi.

Bu cehennemin kapısını aralayan ilk hareketti.

Peşi sıra 5-6 iğne daha kendi kılcal damarlarından fırlayarak bağlı oldukları kemiklere saplandılar.

Ruh özüne ulaşabilen toplam 13 kılcal damardan kemiklere altın iğneler saplanmaya devam etti. Bu 13 damarın neredeyse tamamı da göğüs kısmındaki kaburga kemiklerine bağlanıyordu.

İlk temas bağlantı köprüsü kuruyormuş gibiydi ve bükülmez birer iğneye dönüşen ruh özleri kemikleri delip geçtikten sonra sertliklerini kaybetmiş gibi göründüler.

Akabinde sakince sürünen solucanlara benzer şekilde kıvrılarak uzayıp bağlı oldukları kemik parçalarını sarmaya başladılar. Etraflarında dönüp kıvrılıyor ve sanki korumaya alarak sahiplenmeye çalışıyorlardı. Yavaş yavaş ilerleyip rastgele dönüşlerle iyice kemiklerin üzerine bağlandılar.

Bu sırada ana damarda ise çok küçük bir ilerleme durumu söz konusuydu. Tüm kemiklere ulaşabilmek için bu damarında tamamen açılması gerekliydi.

Sonunda ruh damarının ilerlemesi de durmuştu. Geri kalan ruh özü tali damarlara aktı ve bağlantı oluşturan ipliksi ruh özünü köprü olarak kullanarak kemikleri beslemeye başladılar.

Ruh özünün aktığı kemiklerden kulak tırmalayan çatırtı sesleri yükseldi.

-Krakkt! Krraaktt!-

Bembeyaz kemikler yavaşça değişiyor ve soluk altın rengine dönüyordu. Dönüşüm süreci basit görünmesine rağmen dönüşümün kendisi akıl almazdı.

Adeta sıradan tahta parçaları sağlam demirlere eviriliyor gibiydi. 13 kemiğin tamamının soluk altın renkle aydınlanıp dönüşümlerini tamamlaması birkaç saat daha sürdü. Her ne kadar sadece acı verici bir bedel haricinde kolay bir ilerleme gibi görünse de, gerçekte sıradan bir uzman katiyen bir kerede bu seviye bir gelişim yaşayamazdı.

Bedenin ihtiyaç duyduğu ve onu asıl ileriye taşıyan güç kullanıcının kendi ruh özüydü. Ve sıradan uzmanların sahip olduğu ruh özü düşünüldüğünde, Karen’in şu an harcadığı ruh özünü kullanabilmek için defalarca tüm güçlerini harcayıp tekrar tekrar yenilemeleri gerekirdi.

Her gün bu devridaimi sürdüren birisi bile en azından bir aylık süreye ihtiyaç duyacaktı. Diğer yandan boşalan ruh gücü dış kaynaklardan karşılanabilirdi lakin bedenin özümsediği dış kaynaklar direk kullanılamazdı. Önce arıtılmalı ve kullanıcının kendi ruh özüyle birleşecek derecede saflaştırılmalıydı.

Ruh özünün kendiliğinden yenilenmesinden daha hızlı bir seçenek olması doğru olsa da hala uzun süre ve çaba gerektiren bir işlemdi.

Buna rağmen en azından aynı ilerlemeyi sağlamak için bile en azından 15 günlük bir süre gerekecekti. İşte genç adamın sahip olduğu sınırsız ruh özünün en büyük yararı buydu. Hiçbir dış kaynağa gerek yoktu!

Genç adamın ağrıları kesilince terli suratına çelimsiz ama keyifli bir gülümseme yayıldı. Bu girişimin ardından sadece ruh özünü aktararak kemikleri güçlendirmeye devam edebilirdi. Yine de diğer tüm kemiklerde ilk bağlantı, şimdikine benzer keskin ağrılara neden olacaktı.

Ancak dayanamayacağı bir şey değildi. Aksine göğsündeki kemiklerin ne kadar güçlendiğine bakınca diğerlerinin de aynı şekilde kuvvetlenmesi için sabırsızlık duyuyordu.

Bu basit bir değişim değildi. Öyle ki Yıldırım Zırh’ını kullanmasa bile sıradan akranlarından gelen bir saldırıya karşı bu 13 kemik sarsılmaz bir edayla dayanmakta güçlük çekmezdi! Kemiklerin koruduğu organların önemi barizdi ve bu hayatını güvene alan bir değişimdi.

Bir süre daha ruh özünün bilinçli olarak yönlendirmeye devam ettikten sonra Karen derin bir nefes verip yetişimini sonlandırdı. Bedeni hala sızlıyor olmasına rağmen enerjisi zirvedeydi.

Gözkapaklarını sakince araladığında zifiri karanlık gözbebekleri derin bir arzuyla parlıyordu. Yetişim sırasında kat edilen ufacık bir mesafe bile her savaşçıya eşsiz bir tatmin ve geleceğe karşı hırs duyguları aşılardı.

Karen onları kullanmadığı halde şuan yaratacağı yıldırımların öncesine nazaran daha saf ve güçlü olacaklarından emindi. Sonuçta yıldırımların gücü neredeyse sınırsızdı ve genç adam ancak bedeninin dayanabileceği kadarını kullanabiliyordu. Etten vücudu ne kadar güçlü olursa ortaya çıkaracağı yıldırımlarda o derece heybetli olacaktı.

Sadece dayanıklılığı değil fiziksel gücüde yükselmişti. Saf bir enerjiyle dolan kasları her türlü mücadeleye hazır şekilde şişmişti.

Özgüven dolu ama sakin bir gülümsemeyle ustasına baktı.

İblis Duhan o bakışlar karşısında istemsizce bir takdir duygusu hissetti. Yavaşça ayağa kalkıp görkemli vücudunu sergilerken keyifli bir kahkaha attı. Ardından yüzüne alaycı bir gülümseme yerleşmişti.

Doğal olarak öğrencisinin bakışlarındaki isteği anlamıştı. Peşi sıra, gizli saklı olmasına rağmen tüm heybetiyle varlığını hissettiren ruh gücü dalgalanmaya başladı. Kızıl ve kaba görünüşlü ilkel vücudu ruh gücüyle orantılı şekilde küçülmeye başladı.

Sonunda Karen’in boyuna eşit bir hal alınca durdu. Kızıl ihtiyarın minyatür bedeninden dışarı doğru sert bir basınçla altın renkli ruh gücü fırladı. Seviyesi muhteşem bir hassaslıkla ayarlanmış gibiydi. Birebir Karen ile aynı seviyedeydi.

Usta ve öğrenci rahat duruşlarla karşı karşıya dikildi. Duruşlarının aksine ikilinin gözleri savaş arzusuyla ışıldamaya başladı.

“Küstah velet! Ustana bu şekilde bakmak için yetersiz olduğunu öğreneceksin!” İblis Duhan uyarısını oldukça keyifli bir tonda fısıldadı.

Genç adamsa biraz gerilmeden edememişti. Açıkçası düşüncesi ustasının klonlarıyla savaşmaktı. Buna rağmen ustasının direkt karşısına çıkacağını beklemiyordu.

Yine de gerginliği çabucak dağıldı. Ruh gücü harekete geçtiğinde beklenmedik bir kararlılık ile duruşunu dikleştirdi. “Sadece bir tavsiye usta, o kadarcık ruh gücüyle beni sınayabileceğinden emin misin?”

Kışkırtıcı sözlere kızmak bir yana İblis Duhan’ın gözlerindeki takdir duygusu daha da yükseldi. Ses tonu dahi oldukça hafifti. “Umalım da öyle olsun!”

İblis daha fazla konuşmadı. Bakışları aniden avına kilitlenen bir avcı gibi keskinleşti. Ansızın parlak zemini tekmeleyerek ileri atıldı.

-Boom!-

Hızının akıl almaz boyutu yetmezmiş gibi vahşi tecrübelerle eğitilmiş o antik beden çok tuhaftı. Hızı sürekli artarken ayakları tamamen bulanık bir hal almıştı. İşin tuhaf kısmı vücudunu üst tarafıydı. Sanki öylece durduğu yerde dikiliyormuş gibi sabit ve dikti.

Saç telinden tırnak ucuna kadar bedeninin her kısmına hâkimdi! Gereksiz ve boşa en ufak bir hareketi yoktu, sıradan bir fani bile sadece bakarak bu iblisin ne denli muazzam bir savaşçı olduğunu anlayabilirdi.

Kaldı ki, kibirli mizacına rağmen tek parmağıyla öldürebileceği genç bir savaşçıyı bile küçümsemeyi düşünmüyormuş gibiydi.

Savaşırken başka bir şeye dönüşmüştü!

Genç adamın içini bile görebiliyormuş gibi bakan sarı gözleri, savaş başladığı an kan kırmızısı renkle aydınlandı. İki eli de kartal pençelerini andıran kavrama şekilleri aldı ve sanki birini kucaklayacakmış gibi her iki kolu da geriye doğru açıldı.

İblisin tavrı direkt ve saldırgandı. Karen ise ona doğru patlayıcı bir hızla fırlayan ustasıyla aynı anda geriye zıpladı. Kafa kafaya mücadeleye girmeyi başından beri düşünmüyormuş gibiydi…

Genç adam çok iyi biliyordu ki, kızıl ihtiyarın, beş metre çapındaki çevresi neredeyse kesin bir ölüm alanıydı! Bunu Karen’den daha iyi bilen herkes çoktan ustası tarafından katledilen düşmanlardan ibaretti!

Bu yüzden mesafeyi uzak tutmak onun için en önemli öncelikti. Yine de teori ve pratik çoğu zaman aynı şekilde gerçekleşmiyordu…

İblisin hızı beklentilerinin üzerindeydi ve aralarındaki mesafe hızla azalmaya başladı.

Karen yeterli mesafeyi açamayacağından korktu.

“Haa!”

Savaş narası benzeri bir kükremeyle hız ve savaş tekniğini harekete geçirdi. Kulak tırmalayan cızırtılar eşliğinde tüm bedeni öncesine nazaran daha koyu ve yoğun altın renkli yıldırımlarla kaplandı.

Şiddet ve yıkım dolu auraları bile yükselmişti. Saldırmak için kafeslerinin açılmasını bekleyen kaplanlar gibi sabırsız ve tehlike doluydular.

Ancak genç adam artan hızıyla birlikte geriye çekilmeye devam ediyordu. İhtiyaç duyduğu mesafeyi tahminen ayarladıktan sonra bakışları ciddiyetle kısıldı.

Ansızın, tüm yıldırımlar gelişigüzel hareketlerini durdurdu!

Herkesin şahit olduğu yıldırımların aksine şuan tuhaf bir şekilde kapana kısılmış gibiydiler. Adeta zaman onlar için durmuştu!

Yıldırımların ani duraksaması yüzünden, sanki genç adamın çevresi altın renkli sert ve parlak ağaç kökleriyle sarılmış gibi göründü.

Diğer yanda, iblis Duhan aradaki mesafeyi kapatmaya çalışırken sakindi ve birazda beklenti doluydu. Araf’ın yaratıkları, onlara takılan ‘iblis’ unvanını tek bir sebeple almışlardı. Onlar tüm duygularını uç noktada yaşayan enteresan yaşam formlarıydı. Ve bu dizginlenemez duyguların en başında öfke geliyordu. Bu yüzden onlara iblis deniliyordu.

Eğer geniş kapsamlı bakılırsa, aynı şekilde tüm duygularını zirvede yaşadıkları söylenmeliydi. Bu yüzden bir öğrenci sahibi olan her iblis, insanlardan daha sert ve bağlı bir şekilde öğrencilerini eğitirdi. Onlara ‘yolu’ göstermek için eşsiz ve ağrılı yöntemleri seçmekten çekinmezlerdi.

Neticede öğrencisinin gelişimine şahit olan her usta bundan keyif alırdı ve duygularını en uçta yaşayan bir İblis olan Duhan’da öğrencilerinin gelişimi karşısında beklentiyle doluyor ve bundan tatmin dolu bir keyif alıyordu.

Şuan ise tüm hızıyla öğrencisinin üzerine atılan bu ihtiyar şaşkınlıkla yalpaladı. Yıldırımların beklenmedik durumları yüzünden şaşırdığı belliydi fakat bu durum çok kısa sürmüştü. Şaşkınlığı silinirken yüzünde beliren gülümseme içtendi ve işte bu, öğrencisinin gelişiminden tatmin olan bir ustanın gülümsemesiydi.

Karen ise ustasının bu ani yavaşlamasının altındaki nedeni umursamadan dikkatinin çoğunu yıldırımlara yöneltmiş halde geriye doğru adımlamaya devam ediyordu.

Bu kısacak kesintinin ardından hızını arttırarak ilerleyen ustasına baktıktan sonra kükredi. “Yıldırım Silahı!”

Yıldırımlar aniden titredi ve komutu anlamış gibi harekete geçtiler.

Bedenini saran yıldırımların bir kısmı ön tarafa uzandı ve bir araya gelmeye başladı. Kısacık bir anda iplik yumağını andıran bir görüntü oluşturmuşlardı. Ancak bu yumak daha çok ufacık bir güneş gibi parlıyordu.

Karen ellerini öne uzatıp avuç içlerini birleştirdi ve sanki hayali bir şeye şekil vermek ister gibi hızla iki elini de geriye doğru çekti.

“Mızrak!”

Aynı anda yıldırım yumağı incelip uzadı. Tüm yıldırımlar o kadar yoğunlaşmıştı ki adeta tek bir parçaya dönüşmüşlerdi. Ve bu parça sonunda canlı bir sırık şeklini alıp maddeleşti.

Tüm olay çok kısa bir sürede yaşanmış olmasına rağmen genç adamın ne kadar zorlandığı açıktı. Alnından akan ter bunun kanıtıydı.

Yine de başarısının tadını çıkaracak zamanı yoktu çünkü ustası onu yakalamak üzereydi.

Genç adam önünde şekillenen Yıldırım Mızrağına baktı. İlk başarılı denemesini gerçekleştirmişti ancak mükemmel değildi. Oldukça kararsızdı ve kısa süre sonra bu birleşim dağılacakmış gibi görünüyordu.

Yetişiminin artışıyla, Yıldırım Silahı’nı oluşturabileceğine güvenmiş olsa da manzara kısmen haksız olduğunu düşündürüyordu. Karen iyice özgüvenini yitirmeye başladığında hızla düşünüp ani bir karar verdi.

Yıldırım Silahlanması, ruh gücünü emdikçe gücü artan ve kullanımı daha da zorlaşan bir teknikti. Lakin ruh gücüyle güçlenirken daha istikrarlı bir hale bürünüyordu. Bu işlem sonlandıktan sonra çok kısa sürede dağılması kuvvetle muhtemeldi.

Vazgeçmeyi reddeden genç adam dişlerini sıkarak sürekli olarak ruh gücünü mızrağa aktarmaya devam etti. Parlak mızrak ise umursamadan bu gücü kabulleniyor ve daha da yoğunlaşıyordu. Işıltısı her saniye kat kat artmaya başlamıştı ve gücünün dehşet verici seviyelere yükseldiği de barizdi.

Genç adam istemsizce kendi önündeki şeyden ürkmeye başladı...

Daha fazla bekleyemezdi. İçten içe önündeki yıldırımı tutmaya gerek olmadığını biliyordu. Belirli bir madde şeklini alan bu yıldırım, savaş tekniğinin bir parçasıydı ve yıldırımlar üzerinde kontrol sağlanamadığı takdirde yapılması mümkün değildi.

Tabi ki bir kez kontrol sağlandığında ise onu dilediği şekilde yönlendirebilirdi.  Kararsız olmasına rağmen kısa bir sürede olsa artık uzuvlarından biriymiş gibi ruhuna bağlı bir parçaydı!

Zihninden gelen sessiz bir komut yükseldi. -İleri!-

Yıldırım Mızrağı aniden cana gelmişçesine yönünü değiştirdi. Arka ucu Karen’in göğsüne yakın olsa da diğer sivri uç hedefine kitlenmişti ve bu hedef kızıl ihtiyardan başkası değildi.

Bu sırada genç adam hala ruh gücüyle onu beslemeye devam ediyordu. Açıkçası artık kontrol edebileceği sınırı aşmıştı ve mızrak, sırf bu işlem yüzünden stabil duruşunu koruyordu!

Ve şu ana kadar harcadığı ruh gücü kendi seviyesindeki bir uzmanın sahip olduğu ruh özünden on kat daha fazlaydı!

Altın renklerle ışıldayan ve kulağa hoş gelen cızırtılar fısıldayan mızraktan tehlikeli ve vahşi bir aura yayıldı.

-Cızzzzz!!-

 Aniden hedefe doğru fırladı. Hızı tek kelimeyle… Ürkütücüydü!

O kadar hızlıydı ki bu, hem Karen’in hem de İblis Duhan’ın beklentisinin çok, çok üzerindeydi…

Mızrak, ikili arasındaki birkaç metrelik kısa mesafeyi göz açıp kapama esnasında aşmıştı!

Sivri ve tehlike dolu bir his yayan mızrak ucu Duhan’ın boğazından sadece bir karış uzaklıktayken, İblis şoktan ancak çıkabilmişti. İçten içe, hiçbir zaman söylemeyeceği bir tedirginlik hissetmişti.

Kızıl gözleri parladı ve boğucu bir Ölüm arzusu açığa çıktı. Aniden koyu kırmızı bedeni bulanıklaşarak mızrağın ucundan yana kayarak kurtuldu.

Mızrak o kadar yakından geçmişti ki etrafını saran kılcal yıldırımlar Duhan’ın boynunu yalamıştı. Tehlikeli hissettirmesine rağmen Duhan’ın eşsiz sağlamlığa sahip gibi görünen derisi sadece çizilmişti. Kandan iz bile yoktu.

İblis Duhan bilinçsizce yutkundu. Ne korkmuş ne de kurtulamayacağını düşünmüştü. Bu konuda gayet sakin olduğu bile söylenebilirdi. Onu tedirgin eden Kan Yıldırımı savaş tekniğinin bizzat kendisiydi!

Konu savaş teknikleriyse kimse Duhan Un Ava’yı bilgisizlikle suçlayamazdı. Hatta zamanında kendi akranlarına ders vermişliği bile vardı. Doğal olarak bu seviyedeki bilgi birikimi sayesinde yemin edebilirdi ki, 2.Kıdem seviyesinde hiçbir savaşçı böyle güçlü bir tekniği kullanamazdı!

Bu Karen’in ‘eşsiz’ ruh gücüyle bile mümkün değildi! Eğer bir teknik yeteri derinlikle kavranmamış ve yakınlık kurulamamışsa ona ne kadar ruh gücü eklerseniz ekleyin gücü küçük bir artış yaşayabilirdi. Karen bile bir istisna değildi! Diğer konudaysa iblis Duhan, öğrencisinin yıldırımlar üzerindeki anlayışının hangi seviyede olduğunu çok iyi biliyordu.

Bu yüzden onun için bile bu derece bir güce ve hıza sahip bu tekniği kullanmanın hiçbir yolu yoktu!

-O zaman nasıl oluyor da bu lanet yıldırımlar bu kadar güçlü ve hızlı! Bu mümkün olmamalı…- İblis Duhan çatık kaşlarıyla düşündüğü sırada kafa karışıklığı ile mırıldandı. -Acaba… Şu mühürlü fırtına yüzünden mi?-

Tahmini vardı fakat gerçekten cevabı yoktu… Aslında tahmini kısmen doğruydu. Kan Yıldırımı tekniği kendi temeline sahipti. Özünde muazzam bir güç vardı ve yeterli ruh gücüyle desteklendiği sürece devamlı güç artışı yaşayabilirdi.

Ansızın, Kızıl ihtiyarın düşüncelerini bölen ani bir patlama yaşandı.

-Gümbürr!!-

Karen, zaten zorlukla kontrol altında tuttuğu mızrağın hedefi ıskaladığını görünce efor harcamayı gereksiz buldu. Mızrağı manipüle ederken tüm dikkatiyle odaklanması yetmiyormuş gibi bu saldırı onun için bile aşırı hızlıydı. Bu hızda ilerleyen mızrağın yönünü değiştirmek için müthiş bir efor gerekiyordu.

Öte yandan bu mümkün olsa da, mızrağın sahip olduğu güçte işin içine katılırsa kesinlikle genç adam onun yönünü değiştiremezdi.

Bu harici yıldırım kuvvetini kontrol edebilmesinin altında iki çekirdek nokta vardı. İlki içine karışan kendi has ruh gücüydü, diğeri ise yıldırımlar üzerindeki yatkınlığı ve kavrama düzeyiydi.

Mızrak, içine işlenen aşırı ruh gücü yüzünden, genç adamın kontrol sağlayabileceği seviyeyi çoktan aşmıştı!

Hatta kontrol edebilse bile yıldırımları geri çağırmak bir bakıma mantıksızdı, sonuçta genç adamın ruh gücü tükenmezdi. İlki başarısız olduğunda vazgeçip yeni bir tane üretmek daha işlevsel bir seçimdi. Bu yüzden boşa giden yıldırımı kendi haline bıraktı.

Bu haklı düşünceyle dikkatini ve ona bağlı ruh gücünü geri çekince beklenmedik bir olay yaşandı. Desteğini kaybeden Yıldırım Mızrağı -ruh gücüyle güçlenirken uğradığı kesinti yüzünden- kararsızlık seviyesinin sınırına ulaştı ve büyük bir gümbürtüyle infilak etti.

O an mızrak çoktan İblis Duhan yüz metre kadar uzağına ulaşmıştı. Ve çok ani bir şekilde o noktadan altın rengi bir flaş patladı.

Öylesine parlaktı ki sanki güneş Karen’in Ruh Sarayında doğuyormuş gibiydi. Bu ani flaş ışığı geldiği hızla yok olurken muazzam bir patlama sesi yükseldi.

Kuvveti korkunçtu! Göz açıp kapayıncaya kadar şok dalgası geldi ve İblis Duhan’a sertçe çarptı. Kızıl ihtiyar o anki kısıtlanmış gücüyle sadece direnmeye çalışabilirdi. Buna rağmen on metre kadar ittirildi.

Karen ise patlama anına tanık olduğunda afallamıştı. Ve şok dalgası aniden gelmişti. İpi kopmuş uçurtma gibi fırlatıldı!

Hatırlanmalıydı ki bu olay Ruh Sarayı’nda yaşanıyordu. Ve Ruh Sarayı gizemli soyut-somut karışımı bir olguydu. Ne kadar güçlü olursa olsun herhangi bir varlık ne onu var edebilir ne de yok etmeye gücü yetebilirdi.

Buna rağmen patlama o kadar güçlüydü ki en ufak bir çizik oluşmamasına rağmen tüm parlak zemin uzun süre sertçe sarsılmıştı!

Patlamanın artçı etkileri dağıldığında hala ayakta ve donmuş vaziyet dikilen İblis Duhan’ın göz bebekleri ardına kadar açılmış haldeydi.

Ağzı bile bilinçsizce sonuna kadar aralanmıştı ve sırtında soğuk bir esinti hissediyordu. Bu çok uzun zamandır hissetmediği ölüm-kalım mücadelelerinde yükselen ve eşi benzeri olmayan bir tedirginlik hissiydi.

Ve onu asıl ürküten şey, bunca deneyime rağmen o yıldırımın gücünü yanlış değerlendirmiş olmasıydı!

Eğer 5.Kıdem civarında bir ruh varlığı olsaydı ve o şeyle kafa kafaya karşılaşmaya cüret etseydi, bu… verdiği son karar olurdu!

Düşünceleri bu yönde ilerlerken kaşları öfkeyle çatıldı ve kafasını çevirdi. Kor gibi sinirle yanan gözleri düştüğü yerden kalkan Karen’e yönelmişti.

“Sen…! Ustan üzerinde deney yapmaya cüret ediyorsun, öyle mi!!?”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10854 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14979 Bölüm Sayısı


creator
manga tr