"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

KAREN - Bölüm 72 - Orta Aşama


İlk izleniminin aksine şimdi fark ettiği üzere, kürenin yüzeyi cam gibi şeffaf bir katmandan ibaretti. Siyah renk ise içini dolduran şeyden kaynaklanıyor olmalıydı.

Karma Küresi ortaya çıktığında İblis’in ilgisi de oraya kaymıştı.

“Usta, bu şey tam olarak ne? Ruh gücümle taramama rağmen hiçbir şey hissedemiyorum.”

“Hah! Eğer hissedilebiliyor olsaydı, Karma Küresi’nin ne olduğunu bilmeseler bile sana onu vermeye istekli olmazlardı! Şanslısın ki Karma Küresi ölümlü dünyada karşılaşabileceğin en gizemli nesnedir. Sıradan kişiler onun varlığındaki tuhaflığı kesinlikle fark edemez…”

Karen, kızıl ihtiyarı dinledikçe meraklanmaya başlamıştı fakat sessizce dinlemeye devam etti.

“En basit ifadeyle anlatmak gerekirse; Karma Küresi aynı Ruh Kristalleri gibidir. Nasıl ki, Ruh Kristalleri doğal yollarla toplanan ruh özünden oluşuyorsa Karma Küresi’de aynı şekilde işler ve doğada kendiliğinden var olur.”

Genç adam şüpheyle sordu. “İyi de bunlar birbirlerine hiç benzemiyor ki? İçindeki şeyin Ruh Özü olduğunu bile sanmıyorum.”

İblis, bilmiş ifadesiyle humph’ladı. “Tabi ki değil! Karma Küresi dediğimiz şey Ruh Özü’nün toplanmasıyla oluşmaz. Bu sadece benzer durumları için verdiğim bir örnek! Karma Küresi, Dünya ve hatta Evren’deki en temel Yüce Hüküm yasalarının yoğunlaşmasıyla oluşur!”

Genç adam öylece bakakaldı. “Yüce Hüküm yasaları mı?” İsmi bile kulağa görkemli geliyordu.

“Kime anlatıyorum! Neyse, bunları öğrenmenin sana faydası yok. Şimdilik bilmen gereken şu, Karma Küresi’ni kullanamazsın!”

Karen aptala döndü. “Ne demek kullanamam! Niye almak için bu kadar uğraştık o zaman? Dur bir dakika, kendin için mi aldın bunu?”

“Saçmalama! Ölümsüz sınırını aşıp fiziksel bir bedene sahip olmadığım sürece benimde işime yaramaz. Karma Küresi senin için, lakin onu kullanabilmek için gereken şartları karşılamıyorsun. Yakın bile değilsin! Belki birkaç asır sonra yeterli düzeye ulaşırsın…”

-Uhh! Birkaç asır mı?- Derin bir nefes veren Karen şüphelerinden arınmıştı. Elindeki küreye daha dikkatli bakarken onu bu kadar özel ve nadir yapan Yüce Hüküm yasalarının ne olduğunu merak ediyordu.

İblis Duhan ise konuşmasına devam etti. “Bir gün Yeryüzü Efendisi olsan bile, eline tekrar Karma Küresi geçme olasılığı imkânsıza yakın… Böyle bir talihe denk gelmişken bunu görmezden gelecek değiliz. Şimdilik sakla onu. Uzun vadeli planlar yapmak faydasız. Gerçi 10.Kıdem’e ulaşsan bile onu kullanabileceğin garanti değil.”

“Ha? Kullanabilmek için ne yapmam gerekiyor?”

“Uzatma artık, o zaman geldiğinde doğal olarak bileceksin!”

“Gizem yaratmaya mı çalışıyorsun?”

“S*ktir oradan!”

“Tamam tamam. Zamanı gelince her neyse! Yani şimdilik işimi görecek olan tek şey bu…”

Genç adam sorularına saçma sapan tavırlarla cevaplamayı reddeden ustasıyla dalaşmak için tembel hissettiğinden, Karma Küresi’ni boyut yüzüğüne yollayıp yeni bir şey çıkardı.

Bu neredeyse bir metre uzunluğunda ahşaptan yapılma bir asaydı. Alt kısmı ince olan asa en üst kısma doğru gittikçe genişliyordu ve görünüşü asadan çok kazığa benziyordu. Onu sıradanlıktan alıkoyan kısmıysa tüm asayı çepeçevre ipekten ipliklerle sarılmış gibi gösteren sarı damarlardı.

Loş bir ışıkla parıldayan sarı damarlar gerçekte aktif haldeki büyü dizininden başka bir şey değildi. Ayrıca, asanın uç kısmına göze daha hoş görünmesi için uzun dişli bir kaplan kafası oyulmuştu.

Saldırı veya savunma yeteneğine sahip olmayan asa sadece Orta Düzey bir Büyülü Hazineydi. Ona verilen ayrıcalıkla Üst Düzey Büyülü Hazine’lerden birini seçebilecekken ustasının bunu seçmesinden pek tabi memnun olmamıştı. Ancak genç adam ustasını dinledikçe durumu tekrar gözden geçirmiş ve gittikçe ikna olmuştu.

Ustasının Hazinelikten seçtiği diğer Büyülü Hazine olan bu asanın ismi Zihin Kapanı’ydı ve tahmin edileceği üzere bir İllüzyon hazinesiydi!

Aslında gerçekten de çok işe yarar olduğu söylenemezdi. Tamamen destek ve zaman kazanma konuları üzerine tasarlanmıştı.

Ruh gücüyle beslendiği takdirde hedefin zihnine olmayan şeyleri aşılayıp gösterebiliyordu. Yine de yapabildiği tek illüzyon kullanıcının bir kopyasını tasarlayıp rakibi onunla savaştırmaktan ibaretti. Genel olarak kullanıcıyla aynı şekle ve tekniklere sahip olan bu klon zaman kazanmak için rakiple bire bir aynı güçteymiş gibi görünüyordu. Kullanım şekli biraz karışıktı.

Öncelikle sıradan Büyülü Hazine’ler basitçe ruh gücü vasıtasıyla çalışıyorken, Asa’nın illüzyon yeteneklerini kullanabilmek için Karen asaya kanından ve ruhundan bir parça eklemek durumunda kalmıştı. Bu sayede asa kullanıldığında Karen’in bir klonunu daha kolay oluşturabilir ve onun tekniklerinin birebir aynısını düşmanın zihnine aktarabilirdi.

Rakip illüzyona yakalansa bile eğer bu durumu fark ederse kurtulması kolaydı ancak Karen’in tekniklerini az çok biliyorsa ve illüzyonda buna uygun tasarlanmışsa fark etmek oldukça zor olurdu.

Buraya kadar oldukça iş görür bir hazine gibi görünse de işin aslı savaşçılar böyle şeylere karşı kısmen hazırlıklı olurdu ve zekâları en azından ahmak bir insanla kıyaslanamazdı. Birçok savaş görüp geçirmiş bir uzmanı basit illüzyonlarla kandırmak beyhude bir çabaydı.

Diğer taraftan Karen bu asaya Yıldız Ruhu öğrencilerine karşı kullanacağına göre yine de büyük bir sorun değildi. Büyük çoğunluğun genç yaşta oluşu ve birçoğunun da ciddi düzeyde gerçek savaş tecrübesi olmadığı varsayılırsa bu asa yeterli derecede iş görebilirdi. Bunları düşünen genç adam, deneyimli ve deneyimsiz kişilere karşı bile bu asayı kullanabileceğini düşünüyordu.

Deneyimsiz olanları illüzyona hapsederse tek bir saldırıyla zafer kazanabilirdi. Sonuçta saldırı gücü, seviyesinin çok üzerindeydi. Deneyimli olanlarda ise asanın kullanım amacına uygun olarak zaman kazanma ve kaçınma üzerine destek için kullanabilirdi.

Tabi bu durumların tamamı sıradan kullanımı için bir açıklamaydı. Normal şartlar altında Zihin Kapanı’nın kullanıcısından daha üst seviyelerdeki rakiplerini etki altına alması çok zordu. Çünkü güç kaynağı kullanıcısının ruh gücüydü ve ruhun öz kalitesi ne kadar güçlüyse ortaya çıkacak illüzyonlarda o kadar sarsılmaz olabilirdi.

Daha fazla açıklamanın anlamı var mı? Karen’in eşsiz ruh gücü devreye girdiği takdirde oluşacak illüzyonlardan etkilenmeyecek bir uzmanın hangi seviyede olacağını ancak deneyerek görmek mümkündü. Yine de genç adam bu seviyenin kendi kıdeminden çok daha yukarıda olması gerektiğine inanıyordu!

Bunları düşünen genç adamın keyfi yerindeydi fakat kısa süre sonra kaşları çatıldı ve düşünceli bir hale büründü. Bir an sonra kendi kendine mırıldanmaya başlamıştı.

“İyi de, artık savaşmama gerek var mı ki?” Genç adam’ın Vahşi Kaplan Harp Dağı’ndaki mücadeleye katılmak istemesinin tek nedeni Başarı Puanları’ydı. Ve onları arzulamasının nedeni tabi ki okuldan kaynak alabilmek içindi.

Bugün gelen hediyeler yüzünden hiç görmediği kadar nesneye sahip olmuştu ve sanki mücadele etmesine pekte gerek kalmamış gibiydi. Aslında onun durumunda olan varlıklı kişiler bile Harp Dağı’nda mücadele etmeye gidiyordu çünkü gelişimlerinin takılı kalmaması ve deneyim kazanma amacındaydılar.

Ancak Karen bu konuda da varlıklıydı! Ustasının ruh klonları her yerde karşılaşamayacağınız savaş hünerlerine ve güçlere sahiplerdi!

“Gerçekten de ihtiyacım yok sanırım? Neyse, acelesi yok nasılsa, duruma göre bakarız…”

Daha fazla umursamadı. 2.Kıdem’in orta aşamasına ulaşmak için bugün elinden geleni yapacaktı. Başka bir şeyi kafaya takmasına gerek yoktu. Ve yarın için tek planı kütüphaneye gidip savaşçı dünyasıyla ilgili bilmediği şeylerin eksikliğini gidermekti.

Bir yandan bu konu biraz mecburiydi. En ufak şeyleri bile ustasına sorunca aldığı karşılıkların yarısı aşağılanma ve buna benzer şeyler oluyordu. En azından bir savaşçının bilmesi gereken her şeyi öğrenmeliydi.

Bilgi ve güç! Bu ikisinin bir arada bulunduğu her ruh, sarsılmaz bir dengeye sahip olmaya muktedirdi!

Genç adam harlayan bir ateşe benzeyen kararlılığıyla Ruh Sarayı’nın yolunu tuttu.

---

Oyalanma gereği duymadan Ruh Sarayı’nın parlak zeminine oturdu ve düşüncesiyle birlikte aniden yıldırım arkları ortaya çıkarak işlevlerine başladı. Susuzluktan kurumuş bedevi edasıyla, ruh özünden oluşan okyanusa bağlanan yıldırımlar tüm güçleriyle sömürüye geçti.

Ruh özü yavaş ve tükenmek bilmeden dışarıya doğru ilerlemeye koyuldu. Altın renkli ruh özü Ruh Sarayı’nı terk ettiği gibi ilk damara ulaştı ve temasla birlikte soluk altın rengindeki damar bir anda aydınlandı.

Işıltısının yükselişi doğan güneş gibi görünmesine neden oluyordu. Karen, ruh damarının, ruh özünü emmesine izin verdi ve emilimle birlikte adeta içinde hareket eden ateşten bir yılanının varlığını hissetmeye başlamıştı.

Bir süre sonra damarın sadece küçük bir kısmı dolmuş olmasına rağmen emilim sona ermişti. Yaklaşık bir buçuk karışlık bir ilerlemeydi. Damarın henüz boş halde bekleyen toplam uzunluğuysa birkaç metre kadardı! Ve soluk bir karanlıkla vücudunun her yanını dolaşıyordu.

Bir buçuk karışlık ruh damarı içerisindeki ruhsal öz ise damardan ayrılan tali yollara dönerek etine, kanına ve tenine doğru harekete geçti.

Ulaştıkları her hücreyi hisseden Karen, o sırada vücudunun yavaşça ısındığını ve güçle dolduğunu hissediyordu.

Ruh özüyle kaynaşan eti, kanı ve teninin sağlamlığı yavaşça artıyor ve ihtiyaç duydukları enerjiyi depoluyordu. Ancak sadece ruh damarının küçük bir kısmı ve ona bağlanan tali yollar işlevseldi.

Bu yüzden kılcal damarlara benzeyen bu tali yollar tüm bedene ulaşamıyor ve bedeni kısmen güçlendirebiliyordu. Direk ruh özüne ulaşamayan diğer hücreler ise kısmi olarak diğerlerinden yararlanmak zorunda kalıyordu.

Bu durum, bahçe sulamaya benzetilebilirdi. Suyu sadece tek bir bölgeye ulaştırabildiğinizi hayal edin. O kısma ne kadar çok su dökerseniz dökün kalan kuru toprak, ıslanan kısımdan çok az bir yarar sağlayabilirdi.

Tüm bahçeye suyu ulaştırabilmek için, ruh damarı tam kapasitesine kadar doldurulmalıydı ve bu aşama hemen hemen 10.Kıdeme denk gelecek şekilde ilerliyordu.

Genç adam bedenini beslemeye devam edip ruh damarının her noktasının dolmasını sağladı. Akabinde asıl yetişim başladı.

Çekilen fazlalık ruh özü baskı yaparak damarların şişmesine neden oldu. Basınca rağmen ana ruh damarının sınırı aşırı yavaş bir şekilde kapasitesini genişletmeye başladı. Adeta ölmek üzere olan bir kaplumbağanın hızına sahipti.

Öte yandan ise bu basıncın etkisi Karen’in dişlerini sıkmasına ve vücudunun kasılmasına neden olacak kadar acı vericiydi. Bir süredir bu duruma alışmış olmasına rağmen hala bu cefayı çekmeye istekli değildi.

Yine de duraksamadan devam etti. Dengeyi kurmuş ve buna alışmıştı, gereğinden fazla baskı yapmanın çok büyük etkileri olabiliyordu ve bu yüzden dayanabileceği sınırı aşmamaya özen gösteriyordu.

Birkaç saat sonra…

Zeminde devamlı yankılanan ‘şıp-şıp’ sesleri eşliğinde genç adam terden sırılsıklam olmuş vaziyetteydi. Suratına sağlıksız bir kırmızılık hâkimdi ve zorlandığını belli eder şekilde tüm damarları şişmiş haldeydi.

Sımsıkı kapalı göz kapakları aniden açıldı. Gözleri ürkütücüydü, gözakları kıpkırmızıyken simsiyah gözbebekleri ise solgunlaşmıştı. Yine ansızın o gözlerin içinde altın bir parlaklık belirdi.

Ve peşinden boğuk bir patlama sesi duyuldu.

-Güüm!-

Ses genç adamın bedeninin derinliklerinden yükselmiş gibiydi. Ve orası ilk ana ruh damarının olduğu yerdi.

“Orta Aşama!” Karen boğuk sesiyle mırıldandı. “Haaaah-hah-hah!” Rahatlama dolu bir nefes verdi.

Ruh damarının üzerindeki basınç sakince azalırken, sınıra dikkatli bakılırsa bir parmağın iki boğumu kadar ileriye taşındığı görülebilirdi. Ve o kısımda yavaşça ruhsal özle dolmaya başlamıştı.

Bu sırada yetişimini yavaşlatan genç adam tam keyifli bir gülümseme takınmıştı ki aniden bedeni eşsiz bir acıyla kasıldı.

-Arğhh!-

Ağzından boşalan acı dolu iniltinin yanı sıra Ruh Sarayı’nda yıldırım cızırtıları yükseldi. Bu sesler ruh özünü taşıyan yıldırım arklarından yükseliyordu ve tuhaf şekilde şuan taşınan ruh özünün yönü değişmiş gibi görünüyordu.

Bir süredir kendi meditasyonuyla zaman öldüren İblis Duhan aslında dikkatle genç adamın yetişimini takip ediyordu ve Karen’in bedeni kasıldığı an gözlerini açıp yukarı baktı. Gözlerinde sakin bir bilgelik ışığı vardı.

Sanki beklediği yaşanmış gibi bilmiş ifadesiyle kafasını sallayıp gülümsedi.

“Ruhani Temel Damarı? Hah, zamanı gelmişti.”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15644 Üye Sayısı
  • 514 Seri Sayısı
  • 21149 Bölüm Sayısı


creator
manga tr