Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

KAREN - Bölüm 68 - Hazine Salonu


Yazan : Derburos

 

-Gulp!-

Genç adam bilinçsizce yutkundu. Devasa kapıların ardında adeta başka bir dünya vardı. Ve bu dünya parlak göz kamaştıran renklerle aydınlanmıştı.

Ucu bucağı görünmeye yüksek tavanlı bu oda da öylesine akıl almaz sayıda hazine vardı ki onu açıklamak için ‘hazinelik’ kelimesi kesinlikle yetersizdi.

Zeminde, raflarda, duvarlarda ve hatta havada süzülen binlerce hazine tüm boşluğu doldurmuştu. Doğal olarak onlardan yayılan güçlü auralar yüzünden sanki oda da bir ruh gücü fırtınası oluşmak üzereymiş gibi görünüyordu. Yoğun ve yıldıran baskı devamlı Karen’in omuzlarına çöküyordu.

Genç adamın teşhis edebildiklerinin hepsi Kusurlu Hazineydi, yani muhtemelen tüm hazineler Kusurlu olanlardı. Ancak sayıları o kadar çoktu ki, toplanan aura dehşet verici bir seviyeye yükselmiş tek bir hazinenin sahip olacağı yoğunluğu aşıp geçmişti. Ve bu durum daha önce üst kalite bir hazine görmemiş Karen’in gözünde alışması zor olan bir tecrübeydi.

Gerçekten hayret vericiydi. “Muhteşem!” diye mırıldandı.

Lin Pao hazinelik sorumlusu olarak gururla gülümsedi. “Hahaha. Sayı bakımından tüm Daergon’da bizimle aşık atabilecek bir organizasyon yok! Ki bu bölüm sadece Kusurlu Hazinelerden ibaret. Her neyse burada işimiz yok, benimle gel.”

Karen kafası karışmış halde Lin Pao’nun peşinden yürümeye başladı. Gözleri ise etraftaki hazinelere kayıp duruyordu. Odanın tam ortasına doğru giden Lin Pao, özellikle boşaltılmış gibi görünen zemini işaret etti.

Gösterdiği yerde birkaç metre çapında mor renkli, yuvarlak bir büyü dizini vardı ve bu dizin zemine kazınmış gibi görünüyordu.

Lin Pao yuvarlak dizinin ortasına gelince durdu ve Karen’in yanına gelmesini bekledi.

Genç adam çabucak onun yanına ulaştı ve ilgili bakışlarını büyü dizinine dikti. Doğrusu büyü dizini olduğundan emin olsa da diğerleri gibi belirgin bir aurası yoktu. Karen onu incelemesine rağmen ne bir şey anlayabiliyor ne de hissedebiliyordu.

Bu sırada Lin Pao aniden ciddi bir ifade takınıp ellerini birleştirdi. Parmakları peşi sıra yavaşça tuhaf şekiller tasvir etmeye başladı ve aynı anda mantra benzeri birkaç cümle mırıldanıyordu.

Karen ses çıkarmadan adamı izledi. Lin Pao’nun ne yaptığını bilmese de sonuçlarını görebiliyordu.

-Whossh!-

Büyük Usta’nın hareketleri neticesinde aurası kabarmaya başladı. Bedeninden etrafa masmavi ruh aurası yayılarak üstün bir güç heybetle yükseldi. Oluşan rüzgârla birlikte adamın mavi cübbesi dalgalandı ve sağ kolundaki sözleşme mührü açıkça ortaya çıktı.

Karen mührü gördüğünde Büyük Usta’nın aslında 5.Kıdem bir Rouken olduğunu tespit edebilmişti. Mavi renkli ruh gücü 4., 5. Ve 6.Kıdem’e aitti bu yüzden çok güçsüz birisi bu ruh gücünü sadece görerek seviyesini tespit edemezdi. Karen bile en azında 5. Ve 6.Kıdem arasında henüz ayrım yapamıyordu.

Lin Pao bu sırada hala mantrasını tekrarlıyordu ve aurası zirveye kadar açığa çıkmıştı. Zemin güç karşısında hafifçe sarsılıyordu ve rüzgâr iyice kuvvetlenmişti.

Nihayetinde Lin Pao’ya ait ruh gücünün yükselişi durdu ancak bu sefer beklenmedik bir değişim geçirmeye başladı. Etrafa saçılan ruh aurası çekim kuvvetine yakalanmış gibi ön tarafa, ellerine akıyordu.

Adama ait ruh gücünün neredeyse yarısı ellerine toplandığında, elleri son bir şekil tasvir etti. Bununla beraber ellerinde toplanan ruh gücü ileriye uzattığı işaret parmaklarının ucunda çıkmaya başlamıştı.

Dışarıya akan ruh gücünü gören Karen’in zihninde tehlike çanları çalıyordu. Genç adam o kadar gerilmişti ki kaskatı kalmıştı.

Çünkü Lin Pao’nun parmağından dışarı süzülen bu ruh gücü tutamları aşırı derecede yoğunlaşmış ve neredeyse sıvı hale bürünmüştü. İncecik ve akışkan ruh gücünden etrafa öylesine heybetli bir aura yayılıyordu ki Karen o şeye yanlışlıkla temas ederse geriye güzel bir ceset bile bırakmayacağından emindi.

5.Kıdem bir savaşçı olan Lin Pao bu sıvı haldeki ruh gücünü yoğunlaştırmak için gücünün yarısından fazlasını harcamıştı. Ve ortaya çıkan şey sadece bir avuç su kadardı. Ancak bu kadar büyük gücün bu derece yoğunlaşmış hali ilk durumunda daha korkutucu bir hale bürünmesine neden olmuştu.

Aslında Kan Yıldırımı Savaş Tekniği’ndeki Yıldırım Ateş’iyle aynı yoğunlaştırma mantığı kullanılmıştı fakat Karen’i geren şey önündeki işlemin benzer olmasına rağmen barındırdığı gücün çok daha muazzam oluşuydu.

Bunun haricinde genç adamın fark ettiği bir nokta daha vardı. –Bu yoğunlaştırma işlevi aşırı yorucu ve dikkat isteyen bir iş gibi görünüyor.- Dikkati Lin Pao’nun yüzüne kaydığında, adamın suratının solduğunu ve derin nefesler aldığını gördü.

-Birde tüm bunları yapabilmek için özel bir teknik mi kullandı?- Genç adamın ister istemez kafası karışmıştı. Aslında Yıldırım Ateşi tekniği, Lin Pao’nun şimdi uyguladığı şeyden çok daha üst düzey bir sonuç veriyordu.

Teknik, önce Karen’in ruh gücünü alıyor ve doğadaki yıldırım özleriyle karıştırarak gözle görülür doğal yıldırımlara çeviriyordu. Ardından değişime uğrayıp yıldırım arklarına dönen bu gücü ellerinde yoğunlaştırarak patlayıcı bir güç kazanmasına neden oluyordu. En mükemmel kısmı ise bunlar değildi.

Tüm bu işlev silsilesi Karen’in tek bir düşüncesiyle anında gerçekleşiyordu.

Doğrusu Karen hali hazırda birçok tekniğin aynı temeli kullanarak ruh gücünü başka bir doğal özle birleştirip ortaya yeni bir şey çıkardıklarını biliyordu. Sonuçta savaş tekniklerinin asıl temeli ‘birleştirmek’ti!

Daha üst düzey teknikler Birleştirme’nin ardından Yoğunlaştırma’yı da başarabiliyordu. Tabi ki Karen’in sahip olduğuna yakın sayılabilecek teknikler bile inanılmaz nadirdi. Diğer taraftan bu tarz tekniklere sahip olmayan savaşçılar, Birleştirme için ayrı, Yoğunlaştırma için ayrı teknikler kullanarak aynı sonucu ulaşmaya çalışıyordu.

Doğal olarak iki yeteneğe sahip olan bir teknikle aynı başarıyı sergilemek mümkün değildi fakat yine de harcanan zamanı, gücü ve dikkati göz ardı edersek üst düzey tekniklerin yarısı kadar bir neticeye ulaşmak ucu ucuna mümkündü. Ancak bu durum diğer konularda geçerli olsa da, savaş sırasında işe yaramazdı. Kimse hazırlanmanıza izin vermeye istekli olamazdı…

Ne kadar şanslı olduğunu ilk elden öğrenen genç adamın dudaklarında hafif bir kavis belirdi. O surat ifadesinde saklı bir gurur izi seçilebiliyordu.

Lin Pao ise onu zorlayan bu Yoğunlaştırma işleminin sonuna gelmişti ve parmaklarından uzanan akışkan ruh gücünün yere kazınmış büyü dizinine ulaşmasını sağladı.

Ruh gücü ve büyü dizini temas etti.

-Tısss-

Ateşin suyla buluşmasına benzer bir tıslama sesi yankılanmış olsa da herhangi bir buhar ya da gözle görülebilir etki yaşanmamıştı. Bir avuç kadar olan ruh gücünün tamamı yere aktı ve yayılmaya başladığında tıslama sesleri daha da arttı.

Birkaç saniye süresince devam eden bu işlemin ardından donuk mor rengindeki yuvarlak dizin hafifçe parlamaya başlamıştı.

Sanki çalışmak için ihtiyaç duyduğu ruh gücünün çok azına sahipmiş gibi kararsızca ışık saçıyordu. Ancak yine de emin adımlarla ışığın yoğunluğu artmaya devam etti.

Sonunda parlayan ışık yüzünden büyü dizini üç boyutlu görünmeye başlamıştı. Lin Pao ve Karen’in vücudunu kaplayan büyü dizini aniden etrafı görmenin mümkün olmadığı bir ışık patlattı.

-Vuuvtt-

Lin Pao ve Karen eşzamanlı olarak gözlerini kapamak zorunda kalmıştı.

Sadece bir saniye içinde ani bir aura dalgalanması yükselerek ikilinin etraflarını sarıp bedenlerini yaladı ve aynı hızla sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi ışık ve tuhaf temas hissi kaybolup gitmişti.

Karen sonunda gözlerini araladığında artık hazineliğin göz alıcı salonunda olmadığını fark etti. Şaşkınca çevresine bakınmaya başladı.

Burası alçak tavanlı ve loş ışıklarla aydınlanan kısmen karanlık ve küçük bir odaydı. Biraz önceki salonun onda biri kadar bile değildi.

Oda uzun bir koridor şeklindeydi ve giriş veya çıkışı yoktu. Anlaşılan oydu ki buraya girmenin tek yolu şu büyü dizininden geçiyordu. Ve belliydi ki bu koridor daha üstün hazinelerin saklandığı depo-vari bir yerdi.

Her iki duvar kenarında sıralanmış taş rafların üzerine, özenle saklanan birçok hazine yerleştirilmişti. İlk salon ile kıyaslanamayacak olsa da yine de hazine sayısı az değildi. En azından birkaç yüz hazine sergileniyordu fakat genç adam bu hazinelerden herhangi bir tepkime alamamıştı.

Ne ışık saçıyor ne de belli bir aura yayıyorlardı. Bu sırada Lin Pao söze girdi.

“Burada saklanan hazinelerin tamamı Büyülü Hazinedir, genç dostum.”

Karen hem şaşkın hem de sorgular bir tonda sordu. “Büyülü Hazine mi?”

Ortadaki çelişkinin farkında olarak Lin Pao açıkladı. “Neden ölü gibi göründüklerini mi soruyorsun? Haha! Aksine çok canlılar. Şayet özel formasyonlar ile baskılanmamış olsalar Hazine Salonunda hissettiğinden yüz kat daha tesirli bir ruhsal aura baskısı oluşurdu. O zaman bırak seni ben bile burada nefes almakta zorlanırdım.”

Karen sonunda anlamıştı. Bu mantıklıydı, yüzlerce büyülü hazineden yayılan auranın birleşmesiyle bu loş koridordaki ruh gücü hangi seviyelere çıkardı kim bilir?

Bunu düşünen genç adam aniden duraksadı. Anlaşılmaz ifadesiyle Lin Pao’ya bakarken mırıldandı. “Büyük Usta, buraya neden geldik?” Aslında iyi bir tahmini vardı fakat açgözlü görünmek istemediğinden yüksek sesle dile getiremedi. Yine de kalbi, heyecanla çalkalanıyordu.

“Hahaha! Tabi ki Hazine seçmen için buradayız. Patrik, dilediğin iki Büyülü Hazine’yi alabileceğini söyledi.”

Lin Pao’nun sözlerini duyan Karen üst üste yutkundu.

Büyülü Hazine alabilir miydi? Hem de iki tane!

Genç adam, avuçlarına abur cubur tıkıştırılmış çocuk edasıyla raflara göz gezdirdi. Dudaklarında gülümseme her an kahkahaya dönebilirmiş gibi genişlemişti.

Bir süre sonra sakinleştiğinde ayıp ettiğini fark ederek, utançla Lin Pao’ya doğru eğilip teşekkür etti.

Büyük Usta rahat bir gülümseme eşliğinde “Dilediğini seçebilirsin. Sormak istediğin bir şey olursa çekinme.” Demekle yetindi.

Karen hızla onayladı ve rafları gezinmeye başladı. Gördüğü her şey dikkat çekici ve göz alıcıydı, bu yüzden her hazine üzerinde kısa süre oyalanıyordu. Ayrıca hazinelerin önlerinde bulunun metal plakalara yazılmış özelliklerini kelime kelime okuyup dikkatle gözden geçiriyordu.

Genç adamın yavaşlığı düşünüldüğünde hazine sayısı gittikçe artıyor gibiydi ve sonu gelmeyecek gibi görünüyordu. Çeşit çeşit silahların yanı sıra envaiçeşit farklı madde mevcuttu. Çeşitlilik bile dillere destandı. Genellikle Saldırı ve Savunma tipli eşyalar vardı ancak bunun haricinde daha farklı kullanım amaçları olan hazinelerde az değildi.

Karen, öncelikle saldırı tipi silahların açıklamalarına göz gezdirmeye başladı. Bunlar sıradan hazineler gibi değildi, Büyülü Hazine olmalarını sağlayan şey, güçlerinden ziyade ek büyülere sahip olmalarından kaynaklanıyordu.

Bulut Delen(Düşük Düzey) – Sağlam bir meteor taşından yapılmış mızrak.
Bilinmeyen bir büyücü tarafından üzerine ‘Gölge’ büyüsü işlenmiştir.
Kullanıcı Bulut Delen’i ruh aurası işleyerek savurursa, onlarca gölge-vari mızrak ucu belirerek gerçek olanın gizlenmesini sağlayan Gölge Büyüsü etkinleşir.
Saldırıların öngörülmesi ve savuşturulması oldukça zordur.
***
Kara Uçurum Kılıcı(Orta Düzey) – Undar Krallığı’nın Kara Uçurum bölgesindeki nadir çelik cevherinden dövülmüştür.
Toprak büyüsü sayesinde Keskinliği ve Sağlamlığı 5.Kıdem savaşçıları zorlayacak düzeydedir.

***
Genç adam silahları incelerken ağzı sulansa da bunun nedeni açıkça görmemişlikten kaynaklanıyordu. Hali hazırda arzuladığı şey bir silah değildi.

-Hepsi işe yarar görünüyor fakat sanırım bir silaha ihtiyacım yok- Karen dün akşamki ağır eğitimi neticesinde Savaş Tekniği’nin 2.Seviyesi olan Silahlanma’ya neredeyse ulaşmıştı.

Yetişimini ilerletmek konusunda oldukça inatçı olduğundan, etkilerini görmezden gelerek şimdiye kadarkinden çok daha fazla ruh gücü özümsemişti. Dayanamadığı raddeye gelip bilincini kaybetmek üzereyken durmuş olmasına rağmen hala 2.Kıdem’in orta aşamasına ulaşmış değildi. Yine de sadece 1 ya da 2 gün yeterli olacak gibi görünüyordu.

Kalan zamanda ise Kan Yıldırımı tekniğiyle zaman geçirmişti. Savunma konusunda zaten Yıldırım Zırhı’nın yoğunlaştırabiliyordu.

Hız tekniğinde ise Yıldırım Adımı aslında ilk üç seviyeyi kapsayan bir teknikti. Yetişimiyle birlikte yükseliyordu ve 4.Seviye’de Şimşek Parlaması’na dönüşecekti. Bu neredeyse kısa mesafeli bir ışınlanma yeteneğiydi.

Diğer taraftan henüz ilerleyemediği tek kısım Savaş Tekniği’ydi. Tabi bunun asıl nedeni Karen’in zaten oldukça ileride olmasından kaynaklanıyordu.

Yıldırım Ateş’i, 3.Kıdem savaşçıların kullanımı için uygundu. Bu tekniği tam gücünde olmamasına rağmen yine de kullanabilmesinin asıl nedeni şuydu;
Tekniği devir aldığında savaşçılık yetişimine henüz başlamıştı. İlk yetişimi bu teknik vasıtasıyla gerçekleştiği için ruhsal damarları Yıldırım Özniteliğine evrimleşmişti. Bu sayede yıldırım söz konusu olduğunda sıradan birine göre muhtemelen on kat daha yatkın bir bedene sahipti.

Ayrıca, her savaşçı gibi o da sözleşmeli olduğu ruhun özelliklerini kazanıyordu. Tabi ki İblis Duhan ile aynı seviye yetenekleri kazanabilmek için çok güçsüzdü ancak şimdi ki seviyesinde bile kazançları katiyen az değildi. İblisler arasında bile üstün olan Savaş Şeytanı ile sözleşmeli olmak ona, şaşırtıcı bir etten vücut, keskin algı ve ruhani hassasiyet kazandırmıştı.

Vücudu, Savaş Şeytanı’nın doğal kuvveti ve Yıldırım Özniteliği sayesinde akranlarını aşan bir savunmaya ulaşmıştı. Bu sayede genç adam Yıldırım Ateş’in etkilerine dayanabilmiş ve hatta artık rahatça kullanabilir seviyeye gelmişti.

Ancak Kan Yıldırımı Savaş Tekniği’nin 2.Seviyesi olan Silahlanma’nın dayanıklılıkla alakası yoktu. Bu tekniği kullanabilmek için Yıldırım’lar üzerinde söz sahibi olabilecek kadar yatkın olmalı ve çalışma sisteminin dinamiklerine alışması gerekliydi.

İlk sorun sahiden zorluydu. Genç adam elektrik akımlarını küçük çaplarda hareket ettirebiliyor olsa da gerçek yıldırımlar üzerine hâkimiyet kurmak kolay değildi. Şimdiye kadar denemelerinin hepsi başarısızlıkta sonuçlanmıştı ancak Wang Yao ile olan savaşında açığa çıkardığı Mor Yıldırımlar sayesinde belli başlı değişiklikler yaşanmıştı.

Ruh Sarayındaki Yıldırım Fırtınasını değiştiren o ince Kızıl Yıldırım geldiğinden beri, özniteliği bile değişmiş gibiydi. Mor Yıldırımları kullanabilmesinin başlıca sebebi de oydu zaten. O şey sanki Yıldırımlarının potansiyelini yükseltmiş gibiydi.

Nihayetinde genç adam dün akşam altın renkli yıldırımlar üzerinde hâkimiyet sağlayabildiğini keşfetmişti. Tabi ki Mor Yıldırımları deneyecek cesareti yoktu.

Diğer yandan altın yıldırımlara silah şekli verebilmeyi başarmışsa da bunu devam ettirmek asıl meseleydi. Şimdilik süre, anlık denebilecek kadar azdı. Kaldı ki uzun mesafe kullanımı söz konusu bile değildi.

Genç adam ilk sorunu aştığı için bu konuyu problem olarak görmüyor ve denemeye devam ettikçe başarılı olacağını düşünüyordu. Ustasının söylediği kadarıyla bu silahlanma olayının gücü şimdilik büyülü hazinelere denkti. İleride ise kim bilir ne derece güçlenecekti?

Bu yüzden genç adam arzuluyordu fakat silah almayı düşünmüyordu.

Cehaletinin farkında olarak -biraz güvensiz hissetse de- ustasına danışmaya karar vermişti.

“Usta! Bu meseleyi sana bırakıyorum…”

Kızıl ihtiyar sakince otururken ansızın kapalı gözlerini araladı. Hemen ardından önünde büyükçe bir çember belirdi. Ve çemberin içinde, Karen’in görüşünü yansıtan bir zar tabakası oluştu.

Onun ruhu genç adamın zihniyle bağlantılı olduğu için anında şuan ki durumunu kavramıştı ve Karen’in Hazine seçimi için ondan yardım istediğini anlayarak görüntüyü inceledi.

Keskin gözleri, ilgisizlik ve doğal bir memnuniyetsizlikle doluydu. Sanki tüm dünyaya hükmeden yüce bir Kral’a değersiz şeyler sunmaya cüret eden birileri vardı. Ve Kral kesinlikle memnuniyetsizliğini saklamıyordu.

Derin bir homurdanmanın ardından mırıldandı. “Çöp!”

Karen sanki tam olarak tahmin ettiği şeyi duymuş gibi gözlerini devirerek başka bir hazineye baktı. Bakmasıyla İblis’in sesi tekrar duyuldu.

“Çöp!”

Bir başkası- “Çöp!”

Diğeri- “Çöp!”

Birkaç deneme ve aynı netice sonrasında Karen öfkeyle mırıldandı. “Bütün gün buna devam edemem!”

“Zamanımı saçma sapan çöplere bakmamı sağlayan kişi mi söylüyor bunu? Çıhh! Hepsi çöp!”

Genç adam uzlaşmaya çalıştı. “Usta, burada istediklerini karşılayan bir şey bulmamız mümkün değil. Şimdilik işime yarayacak bir şeyler seç gitsin…”

“Hımh! Biraz bekle.”

Karen ustasını ikna edebildiği için rahatladı. Onun ne yapacağını merak ederken aniden vücudu titredi.

Ruh Sarayı’nda çıkıp bedenine karışan ve oradan da kafasına ulaşan bir tutam ruh ipliği fark etti. Paniklememişti çünkü bu ruh gücünün ustasına ait olduğunun farkındaydı.

Kafasına kadar ulaşan ruh iplikleri genç adamın gözlerine bağlandı. Bu sırada gözlerinin rengi kırmızıya döndü ve gözbebekleri uzun ince bir şekle büründü. Aynı anda genç adamın bakışlarında canlılık silindi. Artık vahşi gözlerinde, direkt bakmanın mümkün olmadığı sert ve otoriter bir keskinlik vardı.

Her şeyden üstün bir ışıkla aydınlanan bu gözler tüm koridora göz gezdirdi.

Bu sırada Lin Pao sessizce Karen’in bakışlarıyla etrafı taramasını izliyordu. Normal şartlar altında ona tavsiye verebilirdi fakat bu genç adamın ustası ve gizemli arka planını düşününce vazgeçmişti. Muhtemelen genç adamın Büyülü Hazine konusunda bilgi birikimi yeterliydi. Yine de bu denli kararsız olmasının nedenini anlamamıştı.

Bu kadar hazine içerisinde sıradan biri pekâlâ kararsız kalabilirdi fakat deneyimli biri ne aradığını bilirdi.

Onun hareketlerini özenle takip eden Lin Pao genç adamın duraksadığını gördü. Hemen ardından genç adam tüm raflara bir bakış atıp arka tarafa döndü.

O an Lin Pao’nun bakışları, Karen’in tuhaf bir değişim geçirmiş gözleriyle buluştu. Sadece tek bir bakıştı.

Ancak Lin Pao dehşetle donakaldı. Duruşu kaskatı kesilmiş ve adeta kadim bir canavar boğazını sıkıyormuş gibi hissetmişti.

Odağını kaybediyordu ve görüşünde beliren tek şey boş koridorda bulunan iki devasa gözbebeğiydi. Ve bu gözbebeklerinin yaydığı baskı nefesinin kesilmesine vücudunun titremesine neden olmuştu.

Genç adam dikkatini başka taraflara çevirdiğinde, Lin Pao’nun kafası güçsüzce öne düştü.

“B…Bu…” Aklı karman çormandı ve elleri hala titriyordu. Tek bir gelişigüzel bakış uykularını kaçıracak bir dehşete neden olmuştu. Sırtından soğuk terler akmaya devam ederken kendini toplamaya çalıştı. Başına gelenler hakkında en ufak bir fikri olmamasına rağmen hiç merak duymuyordu.

Aslında şuan bu işin çabucak bitmesini istiyor ve Karen’in yanından ayrılmak için can atıyordu. Ölümlüler gizemli şeylere karşı merak besleyebilirdi fakat hiçbir gelişimci onları dehşete düşüren gizemli şeylerin peşine düşmek istemezdi.

Lin Pao’ya yaşattıklarını fark etmeyen veya umursamayan İblis Duhan, etrafa bakınmaya devam ediyordu.

İlgisiz bakışları belli bir hızla hareket ederken aniden duraksadı. Bakışlarına düşen ciddiyetle tek bir noktaya odaklandı ve akabinde gözbebekleri hafifçe genişledi.

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 661

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16647 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22392 Bölüm Sayısı


creator
manga tr