Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

KAREN - Bölüm 66 - Tanınmak


2.Sınavın bitmesine birkaç saat kala, şimdiden başarılı olarak kabul edilen dört kişi katılımcı binasının boş salonunda heyecanlı bir sohbete dalmıştı.

“Ha? Büyük kardeş Ranmin, nereye gidiyorsun?” Oturduğu yerden memnuniyetsiz halde kalkan Ranmin herkesi şaşırttı.

“Çalışmam lazım, bir daha dün olduğu gibi kimseye yük olmak istemiyorum!” Sertçe bağırdı.

Vian dayanamıyormuş gibi isteksizce mırıldandı. “Eğitmen gereken yetişimin değil, beynin!”

“Ne dedin sen?”

“3.Kıdemli bir Rakipsiz’e bodoslama dalmak, beyninde eksik tahtaların olduğunu gösteriyor çünkü. Şükret ki Patrik bizzat sana yardımcı oldu yoksa kim bilir ne halde olurdun.”

Vian’ın yorumunu Onka ve Liye’nin kafa sallayarak onaylamasını izleyen Ranmin, neredeyse köpürmek üzereydi fakat yalanlamak için söyleyecek bir sözü de yoktu. Aslında sadece yardım etmek istemişti ve o an saldırmak gözüne kolay görünmüştü.

Sonuçta fazla üzerinde durmadığı planı ters tepmiş ciddi şekilde yaralanmasına neden olmuştu. Bundan sonrasını ise hatırlamıyordu. Vian ve diğerlerinin söylediğine göre; o yaralandıktan sonra Karen aşırı sinirlenmişti ve Patrik Yulan yetişmemiş olsaydı, Wang Yao diye birisi artık yeryüzünde olmayacaktı.

Tüm bunları uyandıktan sonra işiten Ranmin şoktan yeni çıkmıştı. Tabi ki herkesle hemfikir olarak şok olmasının nedeni Karen’di. O çocuk Sınırsız kavramanı bile aşan bir canavardı!

Rakibinin kendisinden üst seviyeli olması yetmiyormuş gibi, Wang Yao aynı zamanda bir Rakipsiz’di. Yani seviyesinin en güçlü savaşçılarından birisiydi. Yine de Karen onunla rahatça mücadele etmeyi bilmişti!

Bunlar zaten koca krallığı şoke etmek için yeterliydi. Ancak, sadece Ranmin’in görmediği ve büyük bir merak duyduğu şu Mor Yıldırım’lar ortaya çıktığında, söylenilene göre Karen’in karşısında 4.Kıdemin erken aşamasındaki bir uzman bile dayanmakta zorluk çekerdi.

Wang Yao bile oturduğu yerden kalkamamıştı. Patrik Yulan onu kurtarmış olsa da herkes için sonuç ortadaydı. Wang Yao tek bir saldırıya bile dayanamayacaktı.

İşte bunu öz babası anlatsa bile inanmazdı lakin dün bu olay gerçekten yaşanmıştı. Ve çoktan birçok güçlü oluşum bu haberleri almıştı. Tabi ki Ranmin bu dedikodunun nasıl bu kadar hızlı yayıldığına anlam veremiyordu. Sınav alanından onlardan başka çıkan yoktu. Kim, ne ara bu haberleri ortaya dökmüştü kim bilir?

Yine de bu konular onu pek fazla ilgilendirmiyordu. Bunları öğrendikten sonra canını sıkan asıl şey, Karen onu ve diğerlerini kurtarmakla kalmamış bir de Ranmin’in yaralarını görünce sinirden delirmişti.

Orada oturan dörtlü arasında Karen’e Ranmin’den daha fazla minnet duyan birisi olamazdı. Ve bu bir yana gücü yetmediği için Karen’e yardım edememiş olması keyfini kaçırıyordu.

Vian ve diğerleri ona takılsalar bile verecek cevabı yoktu. Evet, aptallık etmişti ve yine evet, Karen onun yüzünden kendini yaralaması oldukça muhtemel görünen akıl almaz gücünü ortaya çıkarmıştı. Bunları bildiği için oturup beklemek üç kat daha can sıkıcıydı. Acilen güçlenmek ve minnet duyduğu adamla omuz omuza durabilmek istiyordu.

Yardım etmek değil, ona yardımı dokunabilsin istiyordu. Bu yüzden güçlenmesi gerekliydi. Ranmin bu düşünceler içerisinde tamamen gaza gelmişti.

Diğerlerinin sözlerini umursamadan tam masadan kalkmıştı ki merdivenlerden inen siyah saçlı genç adamı gördü.

“Karen!”

Diğerlerinin de anında sesi kesilmişti ve ayağa kalktılar. Koşar adım, hayranlıkla parlayan gözleriyle takım arkadaşları olan genç adamı karşılamaya gittiler.

İlk konuşan Vian oldu. “Büyük kardeş, sen… Bunca zamandır odanda mıydın? Uh? Gayet iyi görünüyorsun! Yaralandığından endişe etmiştik-”

Karen, Vian’ın rahatladığını ve diğerlerinin endişeli bakışlarını kalbinin derinlerinden gelen bir minnet hissi duydu. Ancak minnet duyuyor olsa da Vian’ın gevezeliğine karşı gözlerini devirip sözünü kesti.

“Sakin ol, Vian. Fena halde başım ağrıyor önce oturmamıza ne dersin?”

“Hehe, haklısın büyük kardeş, kusura bakma.”

Vian sonunda sakinleşmiş gibi görünse de daha masaya oturdukları gibi konuşmaya devam edecekmiş gibi görünüyordu. Ki öylede oldu.

“Büyük kardeş, tanıştığımız ilk günden beri beni şaşırtıyorsun. Seni her zaman üstün bir uygulayıcı olarak düşünmüş olsam da tahminimden de öte sen, gizli ejderhalardan birisin. Bu… Bu… Hehehe ne diyeceğimi unuttum.”

Masada pinekleyen herkes Vian’ın sözlerinden sonra kahkaha attı. Onun heyecanlı ve hareketli hali çocuksu yüzüyle birlikte oldukça komikti. Ve bu sayede, masadaki hafifçe hissedilen tuhaf gerginlik ve şaşkınlık hali dağılıp gitti. Takımın beş üyesi daha önce olduğu gibi keyifli sohbetlerine devam ettiler.

Bir müddet sonra sohbetleri ciddiyet kazanmış ve derinleşmişti.

“Ben ayrıldıktan sonra, önemli bir şey yaşandı mı?”

Dörtlü birbirine baktıktan sonra sözü Onka aldı. “Pek sayılmaz. Sınav kaldığı yerden devam etti ve uzmanlardan birisi bizi buraya getirip sınavdan muaf olduğumuzu söyledi. O zamandan beri bekliyoruz. Tabi ki sorduğun seninle alakalı durumlarsa, çoğu kişi bir Sınırsız olduğundan haberdar olmuştur. Böyle bir haberin gizlenmesi beklenemez.”

Karen kaşlarını hafifçe çattı. “Sanırım bu normal. Her neyse, umarım bir süre daha sessiz bir hayatım olur.”

Genç adam bu cümleyi inanarak kurdu fakat o an masadaki kimse böyle bir şeyin pek mümkün olmadığına emindi.

----

Diğer yandan tahmin edildiği gibi bu sırada, Krallığın üst düzey sayılan oluşumları kendi içinde çoktan çalkalanmaya başlamıştı bile.

Şehrin merkezindeki devasa bir kalenin, küçük ve sade odalarından birinde…

Loş sarı ışıkla aydınlanan oda görüntüsünün aksine ferah bir havaya sahipti ve bu odanın ortasında iki orta yaşlı adam birkaç adım ileride diz çökmüş haldeki başka bir adamı dinliyorlardı.

Diz çökmüş yirmi yaşlarda gibi görünen genç adam gür bir sesle bildirdi.

“Edindiğim bilgiler bu kadar majesteleri.”

Majesteleri olarak hitap edilen adam kırklı yaşlarda olmasına rağmen yüzündeki sertlik ve savaş meydanındaki generallere benzer sarsılmaz duruşuyla görkemli bir aura yayıyordu.

Kumral tonlardaki saç ve sakalı bakımlı ve gürdü. Kısmen gri tellere sahip olsalar da, duruşundaki asaletin yanı sıra canlılıkla parlayan haşin alevlere sahip mavi gözleriyle birlikte kimse ona yaşlılığı yakıştıramazdı.

Altın işlemeli kırmızı kaftanı ve antik bir ahşaptan oyulmuş gibi duran tacıyla, bu adam Daergon Krallığının Kralı, Hodan Daergon’du.

Kral’ın gözlerindeki alev, verilen bilgileri dinledikten sonra yerini merak ve şaşkınlığa bırakmıştı. Kısa süren afallamanın ardından kendini toparladı ve emretti. “Çekilebilirsin.”

Diz çökmüş haldeki adam gürleyen sesiyle onayladı ve gerileyerek odadan ayrıldı.

Kral diğer adamla yalnız kaldığında hafifçe iç çekip kafası karışmış gibi sorguladı. “Yaşlı Mo, sence bu Karen denilen çocuk?”

Soruyu işiten diğer adamın saygılı ancak kaygısız siması hareketsizliğini korudu. Duruşu ve davranışları anlaşılmaz bir sakinlikle kaplıydı. Kralın aksine saçları ve uzun keçisakalı çoktan beyazlamıştı ve yaşlılık belirtisine benzer şekilde vücudu hafifçe öne eğik haldeydi.

Her şeye rağmen krallıkta oldukça tanınan bir adam olmakla birlikte hiç kimse Yaşlı Mo denen bu adamın zayıf görünüşüne aldanma aptallığına düşmezdi. Çünkü bu adam neredeyse elli yıldır kralın sağ eli ve özel korumasıydı.

8.Kıdem gelişime sahip Kral’a koruma olarak atanan bu adamın sahip olduğu güç herkes için küçük bir gizem konusuydu.

Gerçek ismi Zhan Mo olan yaşlı adam hilal şeklindeki göz kapaklarını aralayıp Kral’a bakarken onun ne demek istediğini anlamış gibiydi. Kafasını salladıktan sonra sakin bir sesle cevapladı.

“Birkaç gün önce ortaya çıkan Yeryüzü Efendisi seviyesindeki İblis ile bu çocuğun bir bağlantısı olmalı. Üstadın bahsettiği ‘öğrenci’nin bu çocuk olması kuvvetle muhtemeldir.”

Kral’da aynı şeyden şüphelenmişti. Yeryüzü Efendisi kıdemindeki İblis, Yıldız Ruhu Savaşçı Okulunda kendini gösterdiğinden beri diğer tüm oluşumlar gibi Kral’ında ilgisini çekmişti. Kolayca krallığını yıkıp dökebilecek böyle bir uzmanı tabi ki görmezden gelemezdi.

Diğer yandan araştırmaları sonuç vermemiş olsa da İblis’in sözlerini net bir şekilde hatırlıyordu.

“Öğrencim burada konakladığı sürece, bu Yüce olan, Yıldız Ruhu’nu gözlüyor olacak!”

Bahsedilen ‘öğrenci’ hakkında şimdiye kadar bir bilgi edinememişlerdi fakat dünkü sınav sırasında şimdiye kadar ismi hiç duyulmamış ve küçük bir şehirden gelme bir Sınırsız ortaya çıkmıştı.

Sıradan ve alt yapısı olmayan bir şehirden çıkan Sınırsız mı? Tamamen saçma ve inanılmazdı. Tabi ki 10.Kıdem bir ustaya sahipseniz hala şaşırtıcı olsa da inanması daha kolay bir haber olurdu.

Yaşlı Mo kısa bir sessizliğin ardından kafasını eğerek selam verdi ve “Krallığınız artık göksel dâhilerden birine sahip, bu majesteleri için büyük bir şanstır. Tebrik ederim majesteleri.”

Kral Hodan, alay edercesine gülümsedi. “Benimle dalga geçme Yaşlı Mo. Bunun neresi şanstır? Benim şapşal astlarım sağ olsun, bu dâhiden haberimiz olana kadar çoktan elimizden kaçırmışız. Çocuk ileride güçlü bir uzman olmayı başarsa bile asıl bağlılığı ustasına olacaktır. Eğer şanslılarsa Yıldız Ruhu’da bundan yarar sağlar. Ancak bizim dış kapının mandalından farkımız yok.”

Kral Hodan şanssız olduklarında ısrarcıydı. Belki koca bir ülkenin Kral’ı olarak, tek bir dâhiye bu kadar değer göstermenin saçma olduğu düşünülebilirdi. Lakin gerçekte Kral’ın gösterdiği ihtimam katiyen abartılı değildi.

Unutulmamalıydı ki, bir Rakipsiz kıtanın en güçlü oluşumları için bile çok değerliydi. Eğer yüksek yetişimlere ulaşmayı başarırlarsa, ait oldukları oluşumların bel kemiği ve hatta koruyucusu olmaları oldukça muhtemeldi.

Kıdemler arasındaki darboğazları aşmak kesinlikle kolay değildi. Bununda üstünde kader, uzun ve kaygısız bir hayat yaşamanıza müsaade etmeyebilirdi. Bunları aştıktan sonra sıradan bir gelişimci bile 7. Veya 8.Kıdeme ulaşabilirse tüm kıtada değerli bir uzman olarak kabul görecekti.

Peki ya savaş dehası olarak görülen Rakipsizler bu seviyelere ulaşırsa? Kendi akranları arasında yenilmez oldukları için değerleri onlarca kat yüksekti.

İşte bir Sınırsız bu örneklerin çok daha ötesindeydi. Doğal olarak o üstün ve süpergüç olan oluşumlar için bile Sınırsızlar vazgeçilmez hazinelerdi.

Daergon krallığı gibi yetişimin üst sınırı 8.Kıdem olan bir toplumda genç nesiller arasında beliren bir Sınırsız şüphesiz Tanrısal bir şanstı. Hangi birlik veya grup ona sahip olursa bu akıl almaz olurdu. Tepeye tırmandığında tüm krallığa hükmetmesi inanılmaz kolay olacak bir deha söz konusuydu.

Bu öyle bir etkendi ki, diğer düşman gruplar bile size karşı olan nefretlerini söndürüp ateşkesi arzulamak zorunda kalırdı. Güç tüm dünyada saygı demekti. Tabi ki en başta hiçbir düşman güçlenmenize izin vermezdi ancak buna göğüs gerip ayakta kalabildiğiniz sürece er geç düşman çaresizlikle vazgeçecekti.

Kimse körü körüne hızla güçlenen bir düşmana nefret beslemeye devam etmez ve barışın yollarını aramaya başlardı.

Ve bunun gibi daha birçok artısı saymakla bitmezdi. İşte bu yüzden diğer tüm oluşumlar şuan Yıldız Ruhu’na kıskançlık beslemekle yetinecekti.

Yaşlı Mo, Kral Hodan’ın çaresiz gülümsemesine izledikten sonra ciddiyetle söylendi.

“Majesteleri, sizin düşünceniz tamamen doğru değil.”

Kral Hodan ilgiyle bakıp devam etmesini ima ederek kafasını salladı.

Yaşlı Mo kaygısız bir gülüşle devam etti. “Doğrusu bu düşünce diğer tarikat ve aileler için oldukça normal, fakat siz Daergon’un sahibisiniz. Doğaldır ki, tüm vatandaşlar sizin himayenizdedir. Yani siz bir taraf değil, desteksiniz.

Ve hala desteğinizi sunmakta özgürsünüz. Bir Kral, hangi soyluya ait olursa olsun, krallığının sınırları içerisindeki tüm toprakların her daim efendisidir.

Bu çocuğa, onun gücünü tanıdığınızı ve krallığın onurlu bir vatandaşı olduğunu iletmekte yanlış olan bir şey yok. Kimse aksini düşünmeye cüret etmemeli.

Ayrıca, öyle üstün bir ustaya sahipken çocuğu görmezden gelmek, Yeryüzü Efendisine saygısızlık yaptığımızı düşündürebilir.”

Yaşlı Mo daha fazla konuşmanın gereksiz olduğuna kanaat getirerek sustu.

Kral Hodan ise Yaşlı Mo’nun her söyledi kelimeden zevk almış gibi kahkaha attıktan sonra kükredi. “Hahaha! Yaşlı Mo, sana yaşlı diyenler tırnağın olamazlar eski dostum.”

“Bunu kabul etmeye cüret edemem, Majesteleri.” Yaşlı Mo, Kral Hodan’ın bunları söylerken aslında kendisinden üstün olduğunu ima ettiği için hemen eğilerek reddetti. Araları dostane olsa da ve yalnız olsalar da Kral’ın Yaşlı Mo’nun seviyesinden düşük olduğunu ima etmesini kabul edemezdi.

Kral Hodan ise hem eski dostu hem de astı olan ihtiyarın omzunu arkadaşça tokatlayıp hizmetçilerini çağırdı.

Kral’ın kalesinde bunlar yaşanırken diğer büyük oluşumlarda ise yaşanan sohbetler pekte farksız değildi. Sonuç olarak sadece bir gün içerisinde Karen’in ismi tüm krallığın caddelerinde ve ara sokaklarında konuşulur olmuştu.

***

Diğer tarafta hakkında dönen haberlerin farkında olmayan genç adam takım arkadaşlarıyla birlikte katılımcı binasındaki muhabbetine kaldığı yerden devam ediyordu.

Bu sırada binanın ana kapısı açıldı. İçeriye onlarca genç yaşta insan peşi sıra doluşmaya başlamıştı.

Bu gençlerin tek bir tanesi bile iyi durumda değildi. Bazıları bitap düşmüş ve yorgun ifadelere sahipken, diğerlerinin kıyafetleri parçalanmış hatta vücutları yara bere içindeydi.

Karen ve diğerleri bu gençlerin son sınavı başarıyla geçen katılımcılar olduğunu çabucak fark ettiler. Sonuçta başarısız olanlar sınavların akabinde okuldan çıkarılıyordu. Yani duruma bakılırsa 200’den fazla genç savaşçı artık Yıldız Ruhu’nun resmi öğrencileri olmayı başarmıştı.

Yaralarına ve yorgun hallerine rağmen hepsinin gözleri gururla aydınlanmıştı ve duruşları bükülmez bir demir gibiydi.

Onlara bakan birisi başarılı öğrencilerden ziyade savaşlarından muzaffer dönen bir orduyu andırdıklarını düşünürdü.

Bunların dışında hepsinin bir başka ortak özelliği vardı. Ve bu özellik açıkça hepsinin dikkatle Karen’i dikizliyor olmasıydı.

Genç adam birkaç saniye içinde neredeyse 100’den fazla kişiyle göz göze gelmekten kurtulamamıştı. Ve bu kadarla da sınırlı değildi. Onu izleyen gözler farklı duygulara sahipti.

Korku, hayranlık, kıskançlık veya her nedense küçümseme…

Kendi takımlarına sahip olanların bir kısmı onun hakkında gürültülü sohbetlere başlamakta gecikmemişti.

“Kıdemli Kardeş Wang’ı yenen Sınırsız o mu?”

“Hımm, oldukça sıradan bir havası var…”

“Büyük kardeş, kitabı kapağına göre yargılamamalısın. Gerçekte nasıl bir canavar olduğunu kendi gözlerimle gördüm. Wang Yao onun karşısında korkudan ayakta bile duramadı!”

Heyecanlı bir genç bunları söylerken, aynı manzarayı izlemiş başka bir arkadaşı sırtını tokatlayıp sözünü kesti.

“Ne saçmalıyorsun sen, asıl korkudan ayakta duramayan sendin. Etrafa saçılan yıldırımları görünce çığlık ata ata kaçan sen değil miydin ha? Waahhaha!”

Kendi takımları arasında gruplaşan birçok kişi buna benzer sohbetler ederken gözler tek bir yere odaklıydı.

Odak noktası olan Karen ise umursamaz bakışlara sahipti. Lakin içten içe şok olmuştu. Keskin kulakları konuşmaların çoğunu işitiyordu. Ve şok olmasının asıl nedeni anlatılanlardan bazılarının akıl almaz abartılardan ibaret oluşuydu.

“Görmeliydin, şu Wang soyadlı eleman kadın gibi ağlayıp hayatını için yalvarıyordu!”

“Kesinlikle o bir canavar! Yardıma gelen takım arkadaşlarına bile saldırdı.”

“Duyduğuma göre 4.Kıdemli bir sınav görevlisini bile yaralamış!”

Anlatılanlar arasında gerçekten de böyle şeyler vardı ve genç adam bunları duydukça afallıyordu. Ne zaman etrafa göz gezdirse bu hikâyeleri dinleyen düşük seviyeli savaşçılardan bazıları korkuyla bakışlarını kaçırıyordu.

Elinden bir şey gelmediği için çatık kaşlarını çözüp rahatça Vian ve diğerleriyle sohbet etmeye çalıştı ancak onlarda bazı hikâyeleri duyup kahkaha krizine girmişti.

“Ünlü olmak gerçekten zor iş! Hahahah!” Vian dalga geçmeden duramadı.

Bu sırada, tüm katılımcılar salonda toplandıktan hemen sonra yüksek bir ses tüm sohbeti kesip attı.

“Herkes beni dinlesin!” İçeriye giren otuz yaşlarındaki kısa saçlı bir adam salonu gözleriyle taradı. Bedeninden yayılan aura baskın ve otoriterdi.

Adam etrafı gözlediği sırada bakışları Karen’in üzerine düştüğünde adamın sert yüzü gevşedi ve hafifçe gülümsedi. Bu açıkça onun için bir jestti. Karen duruşunu düzeltip üstadın selamına sessizce karşılık verdi.

Adam memnun şekilde bakışlarını çektikten sonra konuşmasına devam etti.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15642 Üye Sayısı
  • 514 Seri Sayısı
  • 21147 Bölüm Sayısı


creator
manga tr