Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

KAREN - Bölüm 63 - Zirve Güçler


CİLT III - Kader Çarkı Dönmeye Başlar

 

İçinde yaşam gücü olan, açık bir şekilde hayata sahip olan tek bir yıldırım!

Tanıdık gelmesinin sebebi bu varlığın gerçekten de koyu kızıl bir Yıldırım olmasıydı…

Ancak bu tuhaf varlık, sahip olduğu yıldırım fırtınasına benzemiyordu. Aradaki fark aşırı yüksekti.

Genç adamın Ruh Sarayındaki ufak fırtına ile yıldırım tekniğinin içinde mühürlü olan gerçek Kan Yıldırımı Fırtınası arasındaki fark neyse, bu varlıkla gerçek kan yıldırımları arasındaki farkta o kadardı!

Bu şey hali hazırda bir fırtına bile değildi. Tam anlamıyla devasa tek bir yıldırım sütunu…

Buna rağmen içinde barınan kudret uzayın kendisini bile yok etmeye yeterliymiş gibi görünüyordu.

Ve Karen bu Yıldırım’a baktıkça mühürlü haldeki Kan Yıldırımlarının özlemle kıpırdandığını hissedebiliyordu.

Her ne kadar şaşkına dönmüş olsa da diğer taraftaki insan figürü daha şaşırtıcıydı onun için.

Yıldırım gibi tuhaf ve aşırı bir varlığı kabul edebiliyordu. Her ne kadar insan sınırlarını fazlasıyla aşmış bu Yıldırımın, Tanrısal bir güce sahip olduğunu hissetse de sonuçta kendi yıldırımlarının ölümsüzleri bile katledecek güce sahip olduğunu biliyordu.

Yani kendi yıldırımları göklere başkaldıran bir güce sahipken, önünde daha akıl almaz bir felaketi görmeyi kabulleniyordu.

Peki ya bu insan-vari figür?

Ona dikkat ederken Karen birçok duygu hissediyordu. Çevreyi kapsayan o ışıklar ruhunu saran bir huzur, görkem ve anlaşılmaz başka bir hissiyatı yayıyordu.

Daha dikkatli baktığında fark etti ki insan-vari figürü saran o ışıklar aslında ruh gücünden başka bir şey değildi.

Ama…

Bu güç ve bu gücün boyutları efsaneleri bile aşan bir şeydi.

Genç adam tahminini istemsizce fısıldadı, “Tanrı?”

Zihni kendine geldikçe iyice karışmaya başlamıştı.

Neler oluyordu? Bu akıl almaz varlıklar neyin nesiydi böyle? Ve en önemlisi Karen buraya nasıl gelmişti?

Anılarını yavaş yavaş geri alırken, en son yaşadığı mücadeleyi anımsadı. Biraz hayal meyaldı fakat tüm gücünü kullandıktan sonra üzerine inen aşırı yük yüzünden bayıldığını anlayabilmişti.

O halde rüya mı görüyordu?

Hayır… Bilincinin yerinde olduğunu hissedebiliyordu. Nasıl bir âlemin içine düşmüştü?

Ruh gücünü bırakın fiziksel bedenini bile hissetmiyordu. Bilinci enteresan bir ruhani durumdaydı sanki.

Kafa karışıklığı gittikçe arttığı sırada karşısındaki manzara hareketlenmeye başladı.

İnsan figürü ve muazzam Yıldırım arasında açık bir anlaşmazlık var gibiydi. Bir şey konuşuyorlar mıydı belli olmuyordu ancak sonuç olarak ikisi de zıvanadan çıkmaya başlamıştı.

İnsan figürünün çevresini saran ışık katmanı devasa bir okyanus gibi dalgalanmaya başladı. Yıldırım’dan ise çevreye öfkeli akımlar saçılıyordu.

Tabi bunlar anlatıldığı kadar basit değişimler değildi.

Işık sütunlarının dalgalanması ve yayılan yıldırım akımları öylesine güçlüydüler ki basit hareketleri dünyaları yok edebilecek düzeydeydi.

Onlar gerçekten de Tanrısal varlıklardı!

Sonunda anlaşmazlık sınırlarına dayanmış ve iki taraf savaştan başka bir yol olmadığına karar vermişti.

İnsan-vari figür etrafa yaydığı ruh gücünü, yani rengârenk ışık sütununu geri çekti. Tüm vücudunun kapsayacak bir savaş zırhına dönüşene kadar ışığın tamamı toplandı. Göklere hükmeden ihtişamıyla muhteşem bir savaşçı gibi görünüyordu.

Yıldırım ise buna benzer şekilde küçülmeye başladı. İnsan-vari bir küçüklüğe erişmesi göz açıp kapamak kadar sürmüştü.

Küçüklüğüne rağmen çok daha parlaktı ve dehşet verici bir güce ulaştığı açıktı. Karen bu değişimin yumruklarında kullandığı Yıldırım Ateşine benzer olduğunu görebiliyordu. Devasa yıldırım tüm gücünü sıkıştırıp patlayıcı bir gücü açığa çıkarmıştı.

Tabi ki yapılan kıyas sadece örnekti. Örnekle, yaşanan olay arasındaki güç farkı, anlatmanın imkânsız olduğu kadar yüksekti…

Karen’in hayal bile etmeye cüret edemeyeceği aşırı boyutlardaki savaş başladı.

Mücadele hızı ışınlanmayı bile aşmıştı, uzayın kendisi bile parçalanıyordu. Muazzam mesafelerdeki gezegenler birer otmuş gibi toza dönüşüp yok oldu.

Genç adam, bu manzara karşısında düzgün düşünmekten çok uzaktı. Bu savaşın boyutu onun düzeyini oldukça aşan bir güç içeriyordu. Ayrıca iki tarafın savaş hızı yüzünden neler olduğunu göremiyordu bile. Onun gözlerinde iki ışık noktası sürekli kaybolup yeniden beliriyordu. Ve her belirdiklerinde bir darbe alışverişi yapıyorlardı.

İşte bu darbelerden yayılan şok dalgası her şeyi yok eden artçı etkilerdi.

Kısa bir sürede siyah uzayda yüzbinlerce, tuhaf gri çatlaklar oluşmuştu. Bu çatlaklar kendi kendilerine tamir oluyor gibi görünüyordu lakin aynı yerde oluşan çatlak sayısı arttıkça üst üste binen gri çatlaklar birbirlerini yutan bir girdaba dönüşüyordu.

Dönüştükleri bu girdap, aşırı bir çekim gücüyle yakınlardaki hemen her şeyi yutmaya başlıyordu. Peşi sıra başka bir darbe şokuyla karşılaşınca bu girdaplar bile karşı koyamadan çöküyor ve imha ediliyordu.

Karen nefesi kesilmiş halde savaşı izledi. Bu deneyim onun için Tanrıları gözlemlemek gibiydi.

Hiçbir şeyi net göremiyor ve hatta en ufak bir ses bile duyamıyordu, yine de bu savaş ufkunu açmıştı.

Eğer bunlar gerçekse o halde Ölümsüzlük ve hatta Kadim Ölümsüz seviyesi sadece bir şakadan ibaretti.

Gelişim dünyasının sınırı yoktu!

Ve genç adamın içinde bu iki varlığın olduğu seviyeyi deneyimlemek için eşsiz bir arzu yeşermişti.

Hayranlıkla parıldayan gözleri bir süre daha takip edemediği savaşı heyecanla seyrettikten sonra beklenmedik bir şey gerçekleşti.

İnsana benzeyen figürün çevresindeki rengârenk ışık katmanı değişiyordu.

Beklenmedikti çünkü bu olay cereyan ettiğinde Yıldırım daha öfkeli ve kesintisiz bir saldırı tufanı başlattı. Yıldırım’dan binlerce uzuv yükseldi ve hepsi ışık hızını aşan süratleriyle süpürdüler, saplandılar ve kesmeye çalıştılar…

Karen’in anladığı kadarıyla Yıldırım, insan figürünün bu değişimi olumlu sonuçlandırmaması için sonsuz çaba sarf ediyordu.

Ancak uzun mücadelenin sonunda çabası yeterli gelmedi.

İnsan figürünün zırh benzeri ışık katmanı soldu ve aniden tüm gücüyle patlamış gibi ışıldadı.

Karen, insan figürünün kavrayamadığı güç düzeyinde, yükselme olup olmadığını anlayamamıştı fakat basit gözlerine aşikâr gelen bir değişim vuku buldu.

Rengârenk ruh gücü, ilahi bir beyaza bürünmüştü!

Parlaklığı çıplak gözler için ölümcüldü.

Bu değişimle birlikte insan figürü kollarından birini savurdu.

Hareketiyle aynı anda muazzam bir his yaşatan bembeyaz ışık çizgisi oluştu. Bu ışık çizgisi hilal şeklindeydi ve boyutu Yıldırım’ın ilk halinden bile çok daha büyüktü.

Barındırdığı güç anlaşılmıyordu fakat Karen bu ışığın Yıldırım’a doğru savruluşunu görünce kalbi, gerginliği yüzünden atmayı kesmiş gibiydi.

Adeta ölümü kararlaştırılmış gibi yapacak bir şeyi kalmayan Yıldırım kaçamadığı ışık çizgisini karşısında dimdik bir duruş aldı.

Üzerine yağan ışık yağmuruna rağmen inatçı ve kararlı tutumu biraz olsun azalmamıştı. Aksine hiç olmadığı kadar parladı, öyle ki geniş evren bir an kızıla boyanmıştı.

Bu haliyle birlikte bizzat kendisi gökten düşen yıldırımlar gibi, üzerine gelen ışığa çaktı!

Çarpışma yaşandığında evrenin kendisi çarpıldı, boyutlar kırıldı ve uzay-zaman kısıtlandı. Yıldırım tüm gücüyle son kez parlamış ve bu koyu kızıl ışık karşısında sanki evren varlığını sürdürmekte zorlanmıştı.

Ancak bu kadardı!

Efsanevi bir andı lakin hilal şeklindeki ışık Yıldırım’ı paramparça etmeyi başarmıştı!

O engin boşlukta geriye sadece ufacık bir yıldırım arkı kalmıştı. Parlaklığı sönmek üzereydi.

Bu sırada savaşı kazanmayı başaran insan figürü artık bembeyaz bedeniyle başka bir varlığa dönüşmüş gibiydi.

Bu varlık bulunduğu yerde kısa bir süre dikildikten sonra, geriye kalan güçsüz Yıldırım parçasını yakaladı. Biraz zaman o şekilde bekledi ve akabinde Yıldırım’ı elinde beliren saydam küçük bir küreye hapsetti.

Hemen sonra Karen’in manzarası aniden değişti ve bu sefer aynı varlığı, aşırı canlı görünen oldukça parlak bir gezegenin önünde gördü.

İnsan figürü gezegenin önünde, adeta bu dünyanın Tanrı’sıymış gibi dikiliyordu. Gururu ve hükümdar aurası genç adam tarafından açıkça hissedilmişti.

Biraz bekledikten sonra elindeki kürenin içine hapsedilmiş Yıldırım’ı simasına yaklaştırdı. Sanki bir şeyler söylüyormuş gibiydi ve işi bittiğindeyse küçük küreyi o gezegene doğru savurdu.

Küre adeta bir meteor gibi gezegene çakılmıştı ancak üzerinde yaşayanlar bunun farkında bile değildi.

Bu manzarayla birlikte olaylar sonlanmıştı ve görüntü sarsılıp yok olmaya başladı. Her şey gözlerinin önünden kaybolduğunda Karen zifiri karanlıkta yalnız kaldı.

Buna rağmen genç adam bunun farkında bile değilmiş gibi donmuş bir haldeydi. Zihninde adeta bir bomba patlamıştı.

Çünkü izlediği bu tuhaf olayın ne olduğunu sonunda anlamıştı…

İzlediği olay çok uzun zaman önce yaşanmış gerçek bir hatıradan ibaretti ve bu hatıra, içinde mühürlenen Yıldırım’ın son savaşından başka bir şey değildi!

Genç adam bunu fark ettiğinden beri şiddetle sarsılmakta haklıydı.

Ustasının Ölümsüz Katleden diye ilan ettiği Yıldırım Fırtınalarıyla şuan içine mühürlenmiş haldeki varlık tamamen bambaşka şeylerdi. İçindeki şey akıl almaz ilahi bir varlığın geriye kalan parçasıydı.

Onun sahip olduğu gerçek güç….

Karen düşündükçe tekrar sarsıldı!

Kan Yıldırımı Tekniğiyle birlikte içine hapsolan şeyin basit bir varlık olmadığını zaten biliyordu fakat bu beklentilerini tamamen aşmıştı…

Genç adamın dünyası şuan simsiyahtı ve gözleri açık olsa da herhangi bir şey göremiyordu fakat heyecanla düşüncelere boğulmuşken bunu da umursamadı.

Sakinleşmesi uzun sürmüştü ve bu dünyanın ve hatta onun da ötesinin ne kadar geniş olduğunu öğrenmek için can atar bir hale gelmişti.

Bunun yanında ise gözlerindeki heyecan pırıltısı yavaşça yerini sakinliğe bıraktı. O simsiyah parlak gözlerin içinde bir nebze hayal kırıklığı da vardı.

Karen’in gözlerine, yaşadığı yer artık çok anlamsız geliyordu. Onunda üstünde zirvede olarak görünen Yeryüzü Efendisi gibi kıdemler tamamen anlamlarını yitirmiş gibiydi.

Kaldı ki kendisi henüz küçümsediği bu seviyeden aşırı uzaktı…

Kendi kendini yermesi bittiğinde tekrar kararlı bir ifade takınması uzun sürmedi.

-Uzaksa ne olmuş? Mesafeler aşılmak içindir! Ve mesafe oldukça en sonuna kadar gideceğim!-

Genç adam ilan etti ve sonunda bilinci bulunduğu karanlıkta kayboldu.

----

Anında gözleri şak diye açıldı. Bu sefer görebildiği tek şey sade bir tavandan ibaretti. Hafifçe kaşlarını çattıktan sonra yavaşça doğruldu. Bir yandan merakla çevresine bakıyor diğer yandan ise elleriyle kendini kontrol ediyordu.

Geniş ve loş bir sarı ışıkla aydınlanan odadaki az miktarda mobilya tamamen ahşaptandı.

Henüz deneyimlediği tuhaf olay yüzünden kafası zaten karışıktı. Üstüne üstlük çoktan iyileşmiş olduğunu ve sınav yerinden taşınmış olduğunu da fark edince bir süre çevresine anlamsızca bakakaldı.

O anda her yanı kapalı olmasına rağmen odada hafif bir esinti dolaştı. Peşinden ise derin ve yaşlı bir adamın beklenmedik sesi duyuldu.

“Düşüncemin aksine çabuk kendine geldin, genç dostum…”

Karen, ansızın karşısına dikilen ve nereden geldiği belli olmayan yaşlı adamı fark edince irkilerek ayağa kalktı.

“Bu… Siz kimsiniz?”

Beyaz saç ve sakalları, kırışık yüzüyle oldukça yaşlı görünen bu adamdan etrafa aşırı güçlü bir aura yayılıyordu. Ayrıca çok tanıdık bir siması vardı. Yine de Karen yaşlı adamı nerede gördüğünü hatırlayamadı. Saygısız davranmamak için hafifçe kafasıyla selam verse de hala gergindi.

Yaşlı adamsa onun endişeli tutumu karşısında geniş bir kahkaha atıp boştaki sandalyelerden birine kuruldu. Sakalını sıvazlarken ilgiyle Karen’i süzen gözleri keskin bir derinlikle ışıldıyordu.

“Hoho, endişelenmene gerek yok. Güvendesin. Bu ihtiyarın ismiyse Yulan Zhiwei’dir ve şuan benim evimdesin.”

Karen yaşlı adamın ismini duyunca şaşkınlıkla bakakaldı. Yulan Zhiwei? Yıldız Ruhu’nun Patriği olan mı? Eğer ustasını saymazsa koca krallıktaki en güçlü uzmanlardan birisi şuan tam karşısındaydı!

Derince birkaç nefes alıp verdikten sonra kendine geldi ve çabucak eğildi.

“Küçüğünüz sizi tanıyamadı. Lütfen saygısızlığımı affedin Patrik!”

Karen’in gözünde bu adam kanunları bile değiştirmeye gücü yetebilecek eşsiz bir uzmandı. Her ne kadar ustası ile kıyaslanamayacak olsa da sonuçta kızıl ihtiyar artık bir ruhtan fazlası değildi. Hala hayatta ve karşısında olan böyle bir uzmana karşı edebini takınması gerekliydi. Hem her şey bir yana, katılmaya çalıştığı okulun Patriğine özellikle saygı göstermeliydi.

En derindeki düşüncüleri ise biraz önceki deneyimi yüzünden kibirliydi. Çoktan bu kıdemlerdeki karakterleri umursamayan bir adama dönüşmeye başlamıştı. 

Genç adam böyle düşünüyor olsa da Patrik Yulan’ın ağzı onun sözleri karşısında istemsizce seğiriyordu.

-Ustan beni defalarca fırçaladı ama sen yeni nesle uygun şekilde saygı gösteriyorsun… Usta yaşlı bir çınarken öğrenci tohumdur derler! Ancak bu ikisi… Biri, Barbar topuzu kadar merhametsiz diğeri ise bahar meltemi kadar kibar ama hareketli. Bu yaşlı adamla kafa bulmayı kesin artık!-

Böyle düşünen yaşlı adam yine de kendini gülümsemeye zorladı ve yumuşak bir sesle söylendi.

“Doğrul artık. Bu yaşlı adama gereğinden fazla saygı gösteriyorsun. Geç otur.”

Karen komut alan asker edasıyla geçip patriğin karşısına oturdu. Dik şekilde durdu ve sessiz kaldı.

O bunları ciddiyetle yaparken, yaşlı Patrik iyice alaya alınmış gibi hissediyordu. Ve sonunda patladı.

“Evlat sen… Gerçekten de şu Kıdemlinin öğrencisi misin?”

Karen bu soru karşısında bakakaldı ve hemen ardından endişelenmeden edemedi. Muhtemelen ustası okulun uzmanlarını azarlamak için ayrıldığı zaman patriğin karşısına çıkmış olmalıydı. Patriğin ifadesi değişkendi fakat içten içe ustasına karşı bir nefret besliyor olması oldukça mümkündü.

Kabul etmek istemese de mecbur kaldı. “Ustamda benim kadar fevri bir kişiliğe sahiptir. Umarım sizi gücendirecek bir şey yapmamıştır. Kusurumuza bakmayın Patrik.”

Beklentisinin aksine yaşlı Patrik geniş bir kahkaha attı ve keyifli sesiyle “Hayır, hayır. İkinizin ufacık bir benzerliği bile yok. Hahaha!” Aslında bu düşüncesiydi ama ağzından kaçmıştı. Çocuğu takdir ediyordu ve ustasıyla hiçbir benzerliği olmadığından emindi. İkisi mutlak suretle aynı kefede değildi. Çünkü o iblis, sağı solu belli olmayan vahşi bir çılgındı!

Tabi ki bunları söyleyemezdi. “Ayrıca Kıdemliye karşı katiyen kötü niyet besleyemem. Bize karşı sert çıkmış olsa da yardımda bulunduğunu söylemem gerek.”

İblis Duhan’ın sözleri sayesinde Fu’ur Siyah Gizem birkaç gündür sessizdi ve aralarındaki düşmanlık sanki sözsüz bir ateşkese dönmüştü.

Karen bu konunun detaylarını bilmediğinden hala endişeliydi. “Ama Bölge Üstadı Jeong…”

“Oh, merak etme, Jeong’un durumu iyi. Belli ki Kıdemli, Jeong’a küçük bir ders vermek istemiş ancak güç seviyesini ne kadar bastırırsa bastırsan küçük Jeong’un katlanabileceğinden fazla olmalı, bu yüzden sadece biraz yaralandı o kadar. Kafana takmana lüzum yok.”

Karen Patriğin ılımlı tavrındaki nedenin, ustasının kızdırılmaması gereken bir iblis olarak görüldüğü için olduğunu düşünmekteydi.

İşin aslı ise bu durum Karen’i daha fazla geriyordu. Sonuçta ustası ve diğerleri açıkça kandırılmıştı. Bu konu onun için adeta saatli bir bombaydı.

Genç adam zoraki bir şekilde gülümseyip konuyu değiştirmeye çalıştı.

“Patrik ben… Bayıldıktan sonra neler olduğunu sorabilir miyim? Ve Ranmin, onun durumu nasıl?”

Yaşlı adam Karen’in endişesini görünce hemen cevapladı.

“Sağlığı yerinde, diğerleriyle birlikte katılımcı binasında dinleniyorlar. Hoho, Doğrusu ciddi yaralanan sadece sendin.”

“Anladım, yardımlarınız için teşekkürler Patrik.”

Yaşlı adam sevecen bir gülümsemeyle karşı çıktı. “Lafı olmaz, bu saatten itibaren en değerli öğrencilerimizden biri olarak tabi ki Yıldız Ruhu okulum seni destekleyecektir. Ne istersen çekinmeden bizden isteyebilirsin.”

Karen şaşkınlıkla bir süre sessiz kaldıktan sonra yavaşça konuştu. “Patrik, bu, sınavı geçtim mi demek oluyor?”

“Hahaha! Bu ne çeşit bir tepki böyle? Tabi ki, hatta senin statündeki birisini sınava sokmak bile fazlasıyla utanç verici. Eşsiz bir dehayı başka bir okula kaptıracak birisi mi sanıyorsun beni?”

Genç adam, bu ilginin ustasıyla alakasız olduğunu fark edince şaşırmadan edemedi.

“Uh… Madem öyle, övgüleriniz için teşekkür ederim. Ah, bu arada Vian ve diğerleri?”

Yaşlı Patrik ve Karen bir süre daha sohbet etti. İkisinin de arkadaş canlısı karakteri sayesinde aralarında samimi bir bağ oluşması çabuk sürdü. Sonunda Karen, Patriğe bir aile büyüğüymüş gibi davranmaya başlamıştı.

Tabi bunun nedeni Patriğin iyi niyetinden kaynaklanıyordu. İblis Duhan’ı okulu için bir destek sütunu haline getirmeyi istiyor olsa da Karen’in kibar ve saygılı tavrı sayesinde ona olan ilgisi tamamen dürüsttü. Ve genç adamın Sınırsız unvanının gelecek için başka bir destek sütunu olacağı gerçeği de vardı.

Diğer yanda hangi nedenlere sahip olursa olsun Karen’in gözünde yaşlı patrik gerçekten kolay anlaşılır sıcakkanlı bir ihtiyardı. Ustası ile uzaktan yakından alakasızdı. Üstüne arkadaşlarının da sınavı başarılı olarak geçtiğini onaylamıştı.

Devamında sohbetlerinin çoğunda yaşlı Patrik aynı ustası gibi Karen’i birçok konuda uyardı. Bazı kıskanç birliklerin hedefi olabileceğini üstü kapalı bir şekilde anlatıyordu. Ustası ne kadar güçlü olursa olsun onu her şeyden koruyamazdı bu yüzden dikkatli olması gerektiğini birkaç kez vurguladı. Bu konuda düşündüğünden daha haklıydı.

Sonunda muhabbetlerini bitirdiler ve Karen, Patrik Yulan’ın konutundan ayrıldığında saat çoktan gece yarısını geçmişti. Ceset-vari bir duruma düşmüş olmasına rağmen sadece 7-8 saatlik bir baygınlık yaşamıştı.

Sınav hala devam ediyordu ve öğlen saatlerine kadar sürecekti de. Ancak Karen ve ekibi çoktan başarılı kabul edilerek sınavdan çıkarılmışlardı.

Bu arada genç adam durumun aksine oldukça sakindi ve geri dönüş yolunda keyifli bir yürüyüş yapmaya karar verdi.

Sessiz ve serin gecenin havası onu dinç hissettiriyor ve ruhunu rahatlatıyordu. Bir süre için keyfine diyecek yoktu lakin her güzel şeyin bir sonu vardı.

Aniden genç adamın zihninde öfkeli ve zalim bir ses gök gürlemesi gibi yankılandı.

Sen! Seni… Embesil piç! Hemen buraya gel!”

Öfkesiyle dağları parçalayacak bir seviyeye ulaşmış olan ustasının yüksek oktavdaki sesi genç adamın korkuyla donup kalmasına neden oldu.

Sadece tek bir cümleyle ustasının bilinçsiz geçirdiği o birkaç günü özlemeye başlamıştı bile…

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14843 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr