"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

KAREN - Bölüm 60 - Karar Vermek


Sarı saçlı, sıkkın ifadeli orta yaşlı bir adam, insanların ufacık bir nokta olarak görünmesine neden olacak kadar yüksekte bulunan bir ağaç dalına kurulmuş halde altta kalan kısmı gözlemliyordu.

Bu adam Yıldız Ruhu’nun gizemli Koruyucu Lord’larından biri olan Maduru’ydu ve onun izlediği bölgede beklenmedik vahşi bir savaş yaşanmaktaydı.

Kıran kırana yaşanan mücadeleyi izleyen adam adeta kendi savaşıyormuş gibi değişen surat ifadesiyle her hamleye dikkat kesilmişti. İki tarafın sert darbe alışverişlerini gördükçe kendi çocuğunun yenilmesinden endişelen bir baba gibi sıkıca kavradığı ağaç gövdesindeki elini istemsizce sıktı.

-Çatırrt!-

Ağacın gövdesine ait bir kısım sanki sünger parçasıymış gibi adamın avcundan ezilip parçalandı.

Tabi ki Maduru’nun bu çarpışmaya dikkat etmesinin nedeni aslında taraflardan birinin Karen Senka olmasından kaynaklanıyordu.

---

Ustasıyla muhatap olduktan sonra mecburiyetten öğrencisini gözlemleme ve koruma güdüsüyle harekete geçmişlerdi ancak Maduru’nun şimdiye kadar şahit olduğu kadarıyla Karen denilen bu genç adam aslında ustası kadar dikkate değer bir kişilikti.

Ve ustasının nazarında karakteri benzer bir yırtıcılık taşısa da aynı zamanda iyi niyetli bir genç olduğu da açıktı.

Her şey bir kenara Yıldız Ruhu Savaşçı Okulu artık Sınırsız denilen efsanevi canavarlardan birine sahipti!

Kadim Ata seviyesindeki bir savaşçıyı bile heyecandan kıpır kıpır eden bir gelişmeydi bu!

Genç nesle göre bir Sınırsız, üst seviyeleri bile yenebilen dehşet verici kabiliyette savaşçılardan başka bir şey değildi ancak Maduru böyle bir savaşçının ne denli görkemli bir hazine olduğunun farkındaydı.

Neden bu kadar önemliydi?

Meselenin derine inilirse dünyada kanunları belirleyen kişiler kimlerdi? Tabi ki Yeryüzü Efendi’lerinden başkası değildi. Son sınıra ulaşan 10.Kıdem yaratıklar!

Hemen her yerde Ölümsüzlüğe ulaşan yüce birinin ismini veya efsanesini duyabilirdiniz ancak bu yüce figürler neredeydi?

Maduru, Ölümsüzlerin varlığından herkesten daha çok emindi. Yine de ortalıkta tek bir ölümsüz bile yoktu! Herkesin tahminleri vardı elbette.

Ölümsüzlerin gizemli bir kıta da varlığını sürdürdüğüne veyahut gezegeni terk edip engin uzaya yelken acıktıklarına dair…

Birçok hikâye dönüyor olmasına rağmen gerçeğin hangisinde gizli olduğu belirsizdi ve sonuç olarak Ölümsüzlerin kendini göstermediği bu topraklarda doğal olarak hükümranlar Yeryüzü Efendileriydi!

Yıldız Ruhu Savaşçı Okulu’nun küçük bir krallıkta bile olsa söz sahibi bir oluşum olabilmesinin asıl nedeni sahip olduğu güçler değil mezun ettiği iki Yeryüzü Efendisi, Orion ve Yuesan’dı!

Her türlü sorunda onlardan yardım isteyemeyeceklerdi ancak sonuçta ortada iki kişinin ismi vardı. Hiçbir düşman bu isimleri göz ardı edemezdi!

Tabi bu durum sadece Daergon Krallığı için geçerliydi. Daha büyük krallık ve tarikatlar çok sayıda 10.Kıdem savaşçıyı barındırdıkları için hala istediklerini yapabilecek durumdaydılar.

Ancak bu dünyada güç dengesi hiçbir zaman sayıya bağlı olmamıştı. Rakipsiz bir Yeryüzü Efendisi sıradan akranlarını ezip geçebilirdi. Ve tek bir tanesi koca bir grubu engellemeye muktedirdi.

Rakipsiz bir Yeryüzü Efendisine sahip olan herhangi bir grup, tarikat veya okul tüm kıtada söz hakkına sahip olurdu. Maduru her şeyi bildiğini iddia edemezdi lakin henüz cahil bir adamda değildi.

İşte bu yüzden, yöneticilerinden olduğu Yıldız Ruhu Okulu Rakipsiz öğrencileri el üstünde tutarak gelişimleri için elinden geleni yapıyordu. Yeryüzü Efendisi olmalarını beklemek sadece bir hayaldi. Ancak Rakipsiz unvanlarıyla 7. veya 8. Kıdeme ulaşmaları bile onlara büyük yarar sağlamaya yeterdi.

Ve kaldı ki bir Sınırsız’a sahip olmak ne kadar görkemli bir şansa tekabül ediyordu siz düşünün.

Eğer Sınırsız olan, 10.Kıdem’e ulaşmayı başarırsa ne olacağı açık değil miydi?

Abartısız ve istisnasız Tüm Yeryüzünün Efendisi olurdu!!

Onlarca Yeryüzü Efendisini alt edebilecek bir gücü hala Yeryüzü Efendisi olarak adlandırabilir miydik?

Maduru’nun gözleri açgözlü bir neşeyle parlarken, sert bir sesle mırıldandı.

“Gökyüzü’nün Efendisi!”

--------
YN: Maduru’ya aldırmayın, kafasından element uyduruyor lale. Yok öyle bir şey!
--------

Maduru heyecanı yüzünden unutmuş gibi kendini azarladı ve aniden önünde beliren birkaç ses iletim kristaline mor renkli ruh gücünden bir tutam kattı. Gökkuşağı renginde parlamaya başlayan kristalleri ağzına yaklaştırıp heyecanlı bir fısıltıyla mırıldandı.

Sadece birkaç saniye ardından rüzgâr esti ve Maduru’nun pineklediği dal sarsıldı. Bu sarsıntı birkaç kez daha tekrar ettiğinde ağaç dalındaki kişi sayısı artık beşti!

Koruyucu Lord olarak bilinen beşliden yeni gelen dört kişi heyecanlı gözlerle Maduru’ya baktı.

Maduru ise bilgin edasıyla gülümseyip aşağıyı işaret etti. “İzleyin!”

Dört çift göz dikkatle mesafeye odaklandı. Sadece birkaç saniye içerisinde her birinin yüzü farklı bir ifadeyle seğirmeye başlamıştı.

“Bu… Bu çocuğun ruh gücü... Onu geçtim, bu yıldırımların kökeni nedir?” Ellili yaşlarda görünen kır saçlı ve başı öne eğik adam ciddiyetle söylendi. Cevap arayan bakışları Maduru’ya dönmüştü.

Maduru, onun ne söylemeye çalıştığını doğal olarak fark etmişti ancak herhangi bir cevaba sahip değildi. Açıkça diğerleri de meraklıydı çünkü gözleri başkalarının görmediklerini görmeye muktedir idi.

Maduru’nun Sınırsız olarak hitap ettiği bu genç adamla ilgili iki şeyi şaşırtıcı bulmuşlardı.

Ruh gücünün eşsiz saflıktaki özünü görebilmelerinin yanı sıra anlam veremedikleri şekilde derinden hissettikleri bir üstünlük hissi! Ve sadece bu kadar da değildi. Delikanlının kullandığı Yıldırım Tekniği üreticisinin ne denli yüce bir sanatkâr olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Karen’in onu nasıl kullandığının bir önemi yoktu. Gören gözler için bu tekniğin arkasındaki heybet net bir keskinlikle zihinlerinde yer edinmişti!

Maduru umursamazca omuz silkip konuştu. “Sizden daha bilgili olduğumu mu sanıyorsunuz? Şimdiye kadar gördüğüm; Bu çocuğun gayet az şeye sahip olduğudur lakin sahip olduklarının her biri benim ilmimi aşan şeyler! Sanırım bu normal, başka türlü nasıl Sınırsız’lara ender diyebilirdik ki?”

Daha fazla ilgilenmeyip merakla seyrine devam etti. Diğer dörtlü de farklı değildi ve kendi gözleriyle görmek için dikkat kesildiler. Maduru’ya keyif veren; Okulunun bir Sınırsız’a sahip olması heyecanı, diğerlerinin aklında sadece birkaç saniye varlığını sürdürmüştü.

Gelip şahit olduktan sonra hepsinin niyeti başka bir konuya kaydı…

Parlak ifadelerle ışıldayan gözleri Yıldırım Tekniğine yapışmış vaziyetteydi. Bu teknik Karen’in seviyesindeyken onlar gibi Kadim Ata seviyesine ulaşmış savaşçılar için güçsüz görünüyor olabilirdi fakat o tekniğin basit olmadığı da aşikârdı. Eğer sadece izleyerek temelleri hakkında bir öngörü edinebilirlerse kendi tekniklerini yaratmak için inanılmaz yardımı olurdu.

Bir savaşçının kendi tekniğini yaratması Yeryüzü Efendisi Kıdemine ulaşmak kadar zordu. Yine de bir savaşçının her ihtiyacını karşılayabilecek tek savaş tekniği bizzat kendisi için yarattığı teknik olacaktı. Kimseyi bu başarıyı elde etmek için çabalamaktan vazgeçiremezdiniz…

***

Bu sırada farklı bakış açılarına sahip olan diğer katılımcılar da bölgeye akın edip zıvanadan çıkan savaşı görmek ve kendileri için bir çıkar oluşup oluşmayacağını kontrol etmek için gelmişti.

Bir süre sonra, adeta bir turnuva savaşına dönen karşılaşma zirveye ulaştı.

Ancak taraflardan birinin yardıma gelen takım arkadaşının yaralanmasıyla her şey kesintiye uğradı. Beklenmedik bir duraksamaydı.

Yıldırımın eşsiz yıkım gücünü ortaya seren vahşi savaşçının, durduk yere ruh gücünü kaybetmesi tuhaf bir manzaraya neden olduysa da kimse o genç adama ait ruh gücünün tükendiğine inanmadı.

Çünkü ufacık bir sessizliğin ardından genç adamın çevresini saran havayı boğuk patlama sesleri doldurdu.

Gözle görünen bir patlama yoktu, aslında gözle görünen hiçbir şey yoktu!

Yine de sıkışan havanın aniden özgür kalmasını andıran tuhaf sesler genç adamın çevresinde ardı ardına yankılanmaya devam etti.

Gelişen olaylara kimse anlam veremiyordu. Nasıl boş havada patlama sesleri yankılanabilirdi ki?

Wang Yao’da farklı değildi. Hemen önünde yaşananları anlayamıyordu fakat ruhunun derinliklerinden gelen bir his vardı ve bu his tüylerini diken diken etmeye yetmişti.

Ruhu şimdiye kadar deneyimlemediği görünmez bir baskıya maruz kalmıştı. Bu öylesine dehşet verici bir histi ki sanki üstüne görünmez bir dağ düşmek üzereydi ama o bunu ne görebiliyor nede kaçabiliyordu!

Ölümün keskin orağı çoktan boynuna dayanmış gibiydi.

Genç adam kemiklerinin bile ürpermesine neden olan korkuyla yutkundu ve yavaş adımlarla geri çekilmeye başladı.

Mırıldanmayı andıran öfkeli bir ses dudaklarından döküldü. “S-Sen… Ne yapmaya ç-çalışıyorsun!”

Karen, düşmanından başkasını görmeyen acımasız bir ruh yaratığı gibi gözlerini dikmek dışında herhangi bir karşılık vermedi.

Aklında var olan tek şey, ona yardım için gelen arkadaşının kan içinde kalan bedeniydi. Ranmin’in durumunun çok ağır olmadığını içten içe biliyordu fakat öfkesine söz geçiremedi.

Tek isteği rakibine yaptığının karşılığını vermekti!

Kimse ona ya da arkadaşlarına zorbalık yaptıktan sonra iki ayağının üzerinde geri dönmemeliydi!

Tüm gücünü kullanmak üzere hazırlandı. Düşman, ne kadarına dayanabilirdi, bunu hiç umursamıyordu. Neden umursayacaktı ki? Dünya, ustasının söylediği gibi, merhamet göstermemeniz gereken zorbalarla doluydu.

Karen’in zihninde beklenmedik sert ve gururlu bir ses çınladı. Bu ses bu sefer ustasına değil babasına aitti. Çok öncelere ait bir anı zihninde nedensizce belirmişti.

Babası bir çetenin işini bitirmek üzere çıktığı görevden ağır yaralı olarak döndüğünde, annesi endişeye boğulup askerlik görevinden istifa etmesini tembihlemişti.

Ancak babası kabul etmemiş ve onurlu bir savaşçının vasıflarını terk etmeyeceğini söylemişti.

Karen ufacık bir çocuktu ancak hayranlıkla etkilenmişti ve babasına onurlu savaşçının vasıflarını sormuştu. Aldığı cevap ise hala tazeliğini koruyordu.

Onurlu bir savaşçı;

Mağdur olanlar için güven veren bir kale gibi sağlam durmalıdır.

Zulmedenlere gelince, bizler onlar için kalplerini dehşete düşüren bir canavar olmalıyız!

Genç adam babasının o yankılanan mağrur sesini hatırlayınca cepheye uymayan bir gülümseme takındı.

Akabinde gülümsemesi yerini ciddiyete bırakırken gözlerinde beliren mor ışık yeni doğan güneş gibi parladı.

Ustasının vahşi ve heybetli asaleti(!?)… Babasının onurlu savaşçı anlayışı… Bu iki tavır kalbine geri dönüşü olmayan bir şekilde kazınmıştı.

Genç adam tüm hayatını değiştirecek o kararı bugün vermişti!

-Mağdur olanlar, için dik durup hesap soracağım!-

-Zulmedenlere gelince, onlar beni canavar değil cehennemden fırlamış bir şeytan olarak tanıyacak!-

O, şanslı lütuflara denk gelmiş bir gençten fazlası olmayabilirdi. Böylesine eşsiz bir kaynak ve onun kadar heybetli bir savaş tekniğinin yanı sıra herkesi kıskandıracak derecede güçlü bir ustaya kim sahip olsa, Karen kadar güç sahibi olabilirdi.

Şüphe yok ki bu şartlar altında bir Sınırsız olmak için zeki olmaya veya aşırı bir çaba göstermeye de gerek yoktu!

Bu onun başarısı olmayabilirdi ancak bu, genç adamın önemsiz birisi olduğunu göstermezdi.

Güce sahip olduktan sonra boyun eğmeden dikenli yollardan yürümek hala büyük bir kararlılık isterdi!

Ve onu tanıyan herkesin iyi bildiği üzere; Karen, bir kez kararını verdiği zaman yürüdüğü o yoldaki engelleri asla umursamayacaktı!

Her ölümlünün bildiği üzere Ruh Sarayı’nın yetersizliği düzeltilmesi mümkün olmayan yasalardan birisiydi. Onu düzeltmeye çalışmak ölümü reddetmek kadar boşaydı!

Ancak o bir aptal olmamasına rağmen savaşçı olmaya karar vermişti…

Özrünü giderecek bir şifa bulma umudunu kaybetmeden neredeyse 10 yıl boyunca da çabaladı. Sonunda akıl almaz saçma bir talihe denk gelmeseydi hala aynı amacın peşini bırakmazdı.

Beklenmedik bir şekilde olsa da hayali gerçekleşmişti.

Sonunda ne olacağını umursamayan karakteri yüzünden kendini kaderin gidişatına kaptırmış ve bugün burada dikilmeye varana kadar savrulmuştu.

Ve şuan üstünde emeği olan iki adam adına iki kesin karar verdi.

İlki yaptığı anlaşma doğrultusunda ustasının arzusunu yerine getirecekti!

İkincisi ise babasından öğrendiği savaşçılık yolunda yürüyecekti!

Ne olursa olsun; ister inanılmaz bir baş ağrısına neden olsun, isterse kısacak bir ömre neden olsun!

Bu iki yoldan ayrılmayacağına dair yemini dudaklarından döküldüğü an hafif rüzgârla ufka taşındı.

Düşüncelerine artık ket vurduğu zaman geri çektiği ruh gücü sadece bedenini korumak üzere dışarı akın etti!

-BOOM!-

Eşsiz ruh gücü tuhaf bir altın kaplama gibi bedenini sardı.

Akabinde dehşet verici bir kan kokusu her tarafı çepeçevre sarmaya başladı. Kanın ağır ve metalik kokusu duyumsayanların kemiklerini titrettiği sırada müthiş bir gümbürtü koptu!

 


//Bayağı uzattım ancak umuyorum ki sıkılmadan okumanızı sağlayabilmişimdir! :) Gelecek bölüm savaş bitecek söz, hem mani olmazsa bu gece atacağım. Sağlıcakla kalınız efenim!




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1123

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 450

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17394 Üye Sayısı
  • 465 Seri Sayısı
  • 23448 Bölüm Sayısı


creator
manga tr