Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

KAREN - Bölüm 59 - Büyük Hata!


Altın huzmeler saçan, iki ayrı bulanık figür tam ortada vahşi ve amansız bir şekilde çarpıştı.

-BAAANNGG!-

Kulak delici bir patlama bölgeyi sarstı!

Sadece tek bir çarpışmanın etkisiyle Yıldırım arkları ve tuhaf rüzgâr bıçakları metrelerce çevreye fırlayıp tüm alanı tarumar etti.

Muazzam bir toz bulutu çarpışma noktasını merkez alarak büyük bir alanı içine hapsederken dehşet verici şok dalgası bile yakındaki birkaç izleyici uçurup savurmaya yetmişti.

Daha uzakta güvenli bir yerden olayı izleyenler ise bastıkları toprağın şiddetle sarsılmasını hissettiklerinde dehşete düştü.

“O-onlar insan mı!?” Mesafeye rağmen titreyen genç bir kadın şaşkınlıkla söylendi.

Yanındaki diğer üç kişiden biri irice açılmış gözleriyle fısıldadı. “Bu… Bu herifler… İnsan olduklarını hiç sanmıyorum!”

“Bir şey görebilen var mı?”

“Bakın! Toz bulutu dağılıyor!”

Bağıran gencin takımından olmayan diğer izleyiciler bile onu duydu ve dikkatle bakışlarını mesafeye odakladılar.

Hali hazırda yüz çift göz dengesiz rüzgârın dağıttığı toz bulutuna baktı. Birkaç saniye sonra birbirine heyecanla fısıldayan herkes şok oldu.

Tüm sesler kesildi! Göz aklarını ortaya çıkaran bakışlar patlama alanına ifadesizce bakakaldı.

“Yüce gökler…” İlk kimin konuştuğu belli olmasa da hemen ardından boşalan baraj gibi tüm orman kesintisiz bir heyecanlı gürültüyle çalkalandı.

Şaşkın parmakların doğrultulduğu alan ise cehennemden bir kare gibiydi!

Otuz metre çapındaki alan gerçekten de Araf’tan buraya ışınlanmış ıssız bir toprak parçasını andırıyordu. Geri kalan bölgeyle alakasız olarak toprak her türlü bitkiden arındırılmış simsiyah kurak bir şeye dönüşmüştü.

Ağaçlar kökleriyle birlikte sökülüp atılmıştı!

Zeminde insan boyunu aşan muazzam bir krater vardı!

Savaş alanındaki akıl almaz yıkım sadece iki genç adamın tek bir çarpışmasından oluşmuştu ve bu herkes için inanılmazdı!

---

Karen çarpık bir gülümsemeyle gökyüzüne baktı. Ağzına dolan kanı yuttuktan sonra mırıldandı. -Vahşi piç!-

Biraz önceki çarpışma biraz ters tepmişti ve birkaç on metre geriye uçup yere kapaklanmadan duramamıştı.

Yere kapaklanma dense de aslında açıkça meteor gibi çakılmıştı. İçinde yattığı çukur Karen düşene kadar orada değildi!

Genç adam sızlayan vücudunu elleriyle destekleyip kaldırdıktan sonra sağ kolunu birkaç kez oynattı. Hareket etmek bile canını yakıyordu.

Sağ elini saran yıldırımlar tüm güçlerini kullanmışçasına kaybolmuştu ve açığa çıkan derin yaraları kaşlarını çatmasına neden olacak kadar içler acısı görünüyordu.

Örümcek ağına benzer yarıklar dirseğine kadar ulaşıyordu ve açık yaralar durmaksızın kan sızdırıyordu. Sağlam kalan kısımlarda simsiyah yanık izleri vardı.

Genç adam ansızın önünde beliren pembe hapları yakalayıp ağzına attı. Bunlar Vian’dan aldığı şifa haplarıydı.

Hiç düşünmeden 5-6 tanesini yutmuştu ve hızla çözünen küçük haplar bedeninin her köşesini saran ferah bir his yaymaya başladı. Yaraları tam anlamıyla düzelmeyecek olsa da en azından acı biraz olsun dinmişti.

Yaralarını görmezden gelip biraz önceki çarpışma alanına göz gezdirdi. Tarumar olmuş bölgenin ilerisinde savrulduğu yerden kalkan Wang Yao’yu görebiliyordu.

-Yıkım özellikli üst düzey bir tekniğe sahip olmama rağmen kafa kafaya çarpışmada yenildim!-

Eğer bir başkası Karen’in sözlerini duysaydı kıskançlıktan kan kusardı!

Sadece 2.Kıdem’in erken aşamasındayken rakipsiz bir 3.Kıdem savaşçıyla kafa kafaya çarpışması yetmezmiş gibi Wang Yao’da bu durumdan zarar görmüştü! Genç adam ‘mütevazı’ kelimesinin anlamını unutmuş gibiydi.

Diğer yanda ise Wang Yao’nun toza bulanmış suratı ne kadar canı yandığı gösterircesine kasılmıştı.

Patlamayla birlikte elinden savrulan ve ileride zemine çakılmış haldeki savaş çekicine göz gezdirdi. Savaş çekicinin sivri çıkıntılara sahip yüzeyi artık yassıydı ve birkaç küçük parçanın kırıldığı açıkça belli oluyordu!

Ancak genç adam bu görüntüye tuhaf bir şekilde kayıtsız kaldı. Kusursuz hazinelere denk sayılabilecek savunması bile tamamen aşılmıştı! Kollarını kaplayan gri tüyler parçalanmış ve geri kalan kısmıyla derisi kavrulmuştu. Sağlam kalan azıcık tüy ise parlak kırmızı kanıyla boyanıyordu…

Bu sadece artçı etkiydi!

Asıl darbeyi karşılayan savaş çekicinin hala bütünlüğünü koruması bile ne kadar sağlam bir silah olduğunu göstermeye yetiyordu.

İki savaşçı bir süredir savaşıyor olsa da son çarpışmada ikisi de baskınlığını ispatlamak için tüm fiziksel güçlerini kullanmaktan çekinmemişti.

En ağır yaralanan Karen olabilirdi fakat dehşete düşen taraf açıkça Wang Yao’ydu.

-Sanki üst seviyesiyle savaşan o değil de benim! Bu ne saçma sapan bir savaş tekniği böyle!-

Wang Yao bir nebze baskın taraf olduğunu düşünmesine rağmen ruh gücü tükenmek bilmeyen rakibine karşı yakın dövüşte zararlı çıkacağını düşünmeden edemedi. Hızı ve uzak menzilli Rüzgâr Oklarıyla savaşı kazanabileceğinden emin olduğu için çabucak başka bir taktik değerlendirmeye koyuldu.

Hemen ardından kararını vermiş gibi tereddütsüz bir şekilde kanat görüşündeki kollarını yana açtı. Sahip olduğu yaralar yapacağı saldırıyı etkilemiyormuş gibi umursamazca kollarını öne doğru savurdu.

Akabinde ruh aurası komut almışçasına birkaç ayrı noktadan burgaç benzeri bir akıntıya dönüştü. Kuvvetli akımla birlikte oluşan altı girdap gittikçe sıkışarak topladığı ruh aurasının şekil almasını sağladı.

-Boom! Boom! Boom! Boom! Boom! Boom!-

Altı boğuk sesli patlamayla birlikte rüzgâr akımları koyu gri rengindeki titrek biçimli heybetli oklara dönüştü. Her ne kadar maddesel görünseler de inanılmaz şekilde birer metrelik okların hepsi sadece rüzgârdan oluşuyordu!

Sanki bağlantı noktalarına sahip olmayan ve yere paralel ilerleyen minyatür hortumlar gibiydiler.

Boyutlarının aksine çekim güçleri muazzamdı. Ve bu tekniğin etkileyici olmasının nedeni de tam olarak çekim güçlerinden kaynaklanıyordu.

Saldırı tipi teknikler arasında üst sıralarda olmayabilirdi ancak kaçınılması en zor teknikler arasında ileri seviye olduğu kesindi.

Bir yandan hedefe ilerlerken diğer taraftan hedefi kendine çekebilen eşsiz bir teknikti. Eğer bu saldırıları karşılamakta yetersizseniz başınıza gelecekleri anlamak için âlim olmanıza gerek yoktu.

Karende keyfini kaçıran Rüzgâr Oklarına doğru bakarken başına gelecekleri tahmin edenler arasındaydı.

Genç adam dişlerini sıkıp mırıldandı. –Hımh! Yıldırımlara dayanıyorken rüzgârdan korkacak değilim!-

Sözleriyle birlikte kısmen çöken Yıldırım Zırhı, zaman geriye akıyormuş gibi hızlıca yenilendi. Canını yakmasına rağmen Yıldırım Ateşi tekrar peyda olarak kollarını kapladı. Güçlerini yarı yarıya düşürmüş olsa da kollarındaki yaralar yüzünden canı yanıyordu.

Genç adam stratejisini değiştirmek zorunda kaldığından Yıldırım Adımı’nı son sınırlarına dayadı. Bu yüzden bastığı topraktan çığlıklara benzeyen bir tıslama sesi yükseldi.

-Daha fazla uzamasına izin veremem! Bu işi hızlıca bitirmeliyim!-

Karen tükenmeyen ruh gücü konusunu daha fazla uzatırsa sıkıntı çıkacağını biliyordu. Zaten durum biraz abartılı bir hal almıştı. Örneğin; Wang Yao’nun şuan ürettiği altı Rüzgâr Oku bile gözle görülür şekilde ruh gücünün azalmasına neden olmuştu.

Buna rağmen Karen’in ruh gücü ilk halinden daha heybetli bir halde dalgalanıyordu. Bu tutarsızlık yakında birilerinin gözüne batacaktı!

Dilediği takdirde kullandığı ruh gücünü azaltarak izleyenleri kandırabilirdi fakat bu seferde gücü ciddi oranda düşecekti.

Genç adamın zihni hızlıca çalışıyordu, acilen savaşı bitirebileceği bir yol bulması gerekiyordu.

Tam bu sırada Karen şaşkınlıkla irkildi…

-Fiiuvvv!-

Sağ taraftaki ağaçların perdelediği gölgelerden parlak altın bir ok havayı yararak Wang Yao’ya doğru atıldı.

Wang Yao bu ani saldırı karşısında şaşırsa da içgüdüsel olarak geri çekildi. Altın ok kolayca savuşturabileceği bir hıza sahipti.

Okun hedefinden çekilir çekilmez sertçe söylendi. “Davetsiz çöp-” fakat söyleyecekleri yarım kaldı.

Çünkü altın renkli ok herkesin bakışı altında tuhaf bir şey yaparak kavis aldı!

“S.ktir!” Wang Yao kaçamayacağını anlamış gibi kendi oklarından biriyle altın oku karşıladı.

-Boom!-

 Altın renkli ok can çekişmeye bile fırsat bulamadan parçalandı. Gücü bariz bir şekilde yetersizdi.

Karen ise, çocuksu simaya sahip olmasına rağmen tezat bir şekilde öfkeli suratıyla gölgelerden fırlayan Vian’a bakıyordu.

Vian gözlerini Karen’e çevirdiğinde siması çabucak yumuşadı ve bağırdı. “Geç kaldığımız için kusura bakma büyük kardeş! İşe yaramaz bir takım olsak bile sana yararımızın dokunmayacağına inanmıyorum. Hehehe!”

Karen, Vian’a karşı minnet dolu olsa da onun seviyesine aşan bu savaşta zarar göreceğinden endişe duydu. Hala yaralı olduğunu tek bakışta anlamıştı ve onun kendini zorladığının da farkındaydı.

Bu savaş Vian’ın sınırını aşıyordu en ufak bir darbe onun için ağır sonuçlar doğurabilirdi. Yardım iyi olacak olsa da Vian’dan bunu istemek genç adama göre bencillikti. Bu yüzden ciddiyetle uyardı. “Vian, geride kalmalısın.”

Vian, Karen’in düşündüklerini anlamayacak birisi değildi. “Benim için endişelenmene gerek yok. Sen onunla ilgilenmeye devam et!” Uyarıyı dikkate aldığını gösterir gibi biraz geri çekildi.

Diğer yandan Wang Yao’nun bu yardımı umursamadığı belli oluyordu. 1.Kıdem bir savaşçıyı neden dikkate alacaktı ki? Biraz önceki ok ona çarpsaydı bile dikkate değer bir zarar veremezdi!

Daha fazla umursamadan önündeki oklardan birini seçti ve ok adeta gergince çekilmiş bir yaydan fırlamış gibi müthiş bir hızla hedefine uçtu.

Hız ve sahip olduğu güç Vian’ın oklarıyla kıyaslanamazdı.

Karen gelen oku karşılayabileceğine güvense de kaçabiliyorsa kaçmalıydı. Bu yüzden tüm gücüyle kendini yana atıp gelen oktan kaçınmaya çalıştı. Ancak okun kendisinden kurtulmasına rağmen çevresindeki çekim gücünün ne denli ürkütücü olduğunu deneyimlemek zorunda kaldı.

Ok hemen yanından geçip giderken birkaç metre çekilebilecek zamanı vardı. Ancak tek bir adımdan fazlasını atamamıştı. Adeta diğer taraftan birisi iteliyormuş gibi olduğu yerde takılı kaldı.

Rüzgâr oku geçip gittiğinde yakınlığı nedeniyle suratında pençe izine benzer birkaç kesik oluştu.

Karen endişeyle yutkunduğu sırada Rüzgâr Oku tüm heybetiyle arkadaki ağaçlardan birine çarptı.

-Baang!-

Koca ağaç kâğıt parçası gibi delinmişti!

Wang Yao’nun Karen’i dinlendirmeye niyeti yoktu. Bu sefer iki oku sırayla yolladı. Aynı zamanda yeni bir set oluşturmaya çalıştı fakat bu sırada o da hedef alınmıştı.

Başka bir altın ok üstüne akın etti.

“İşe yaramaz!” Kükrediği gibi gelen oku yumrukladı.

Zayıf bir patlama sesiyle birlikte altın ok zarar vermeden dağıldı fakat bu sefer görüş alanına birkaç tane altın ok girmişti.

“Sinir bozucu fare!” Öfkesi iyice artmıştı. Tüm okları sanki etkisiz yağmur damlalarıymış gibi bedeniyle karşıladı!

Birkaç çarpışmanın etkisiyle bir adım geriye sendelese de hala yaralanmış değildi.

Öfkesi iyice yükselirken Rüzgâr Okların birini Vian’a doğru çevirdi.

Ancak tehlike hissiyle irkilince onu yakalamak üzere olan Karen’in farkına vardı.

Anlatması vakit alsa da tüm bunlar bir ya da iki saniyede gerçekleşmişti.

Wang Yao henüz Karen’e yolladığı okların bu kadar çabuk atlatılmasını beklemiyordu ve hazırlıksız yakalandı.

Hızlıca hali hazırda yönlendirdiği Rüzgâr Okunu diğerleriyle birlikte Karen’e savurdu.

Üç ok hedeflerini tespit etmiş gibi birkaç metre mesafeye kadar yaklaşmış olan Karen’e döndü ve tehditkâr auralarıyla birlikte ileri fırladılar.

Karen üzerine doğru akın eden üç oka baktığında kaçmak için fırsatı olmadığının farkındaydı. Keskin içgüdüleriyle düşünmeden iki yumruğuyla sağ ve sol taraftaki okları yumrukladı. Yarı güçteki Yıldırım Ateşi onları karşılamaya yetiyordu ancak maalesef üç tane kolu yoktu.

Boşta kalan Rüzgâr Oku, Karen’in göğsünü kaplayan Yıldırım Zırhı’yla buluştu.

Aynı anda üç patlama yüksek sesli patlama yankılandı.

-BOOM! BOOM! BOOM!-

Genç adamın ayakları istemsizce yerden kesilmişse de sadece birkaç metre sonra durmayı başardı.

Yıldırım Zırhı’nın savunmasına güveniyordu; ancak tüm göğsü acıyla sızladı. Kaburgalarından gelen kısık çatlama sesini duymamak elinde değildi. Acıyla suratını büzüştürdü.

Savaş hala içinden çıkılmaz bir haldeydi ve Wang Yao için bile bu farklı değildi.

Vian’ın ona zarar veremeyeceğini bilse de lanet velet dikkatini dağıtmayı başarabiliyordu. Karen ise bu fırsatları kaçırmamak üzere hazırlanmıştı.

Hatta Rüzgâr Oku rakibini durduruyor olsa da gördüğü kadarıyla onu yaralamak için yeterli güce sahip değillerdi. Bu gidişle Karen’den daha çabuk ruh gücünü tüketecekti! Şuan baskın görünebilirdi lakin ruh gücü tükendiğinde başına gelecekleri düşünmek bile istemiyordu.

---
Karen dişlerini sıkıp duruşunu sabitledi. Acısına rağmen çarpık şekilde gülümsüyordu. Vian’ın yardımıyla Wang Yao’ya yaklaşabileceğine güveniyordu.

Bunu başardığında onun savunmasını aşabilecek güçte bir darbe vurabileceğini de güveniyordu!

Genç adam biraz daha yaralanmaya katlanabilirdi. Birkaç nefes molası verdikten sonra ise bir yıldırıma dönüşüp ileri atıldı.

Wang Yao ise canı sıkılmış ifadesiyle geri çekildi ve tek hareketiyle yedi adet Rüzgâr Okunun oluşmasını sağladı.

Oluşan Rüzgâr Okları öncesine göre biraz daha güçlü görünüyorlardı. Pek tabi onları oluşturmak Wang Yao’nun ruh gücünü neredeyse yarıya indirmişti.

Karen hız konusunda çok az geride kaldığı Wang Yao’nun iki oku öne çıkardığını gördüğünde ister istemez endişelendi. Çünkü oklardan biri açıkça Vian’ı hedef alıyordu.

Aynı anda göz ucuyla Vian’ın yönünü değiştirip kaçmaya başladığını görünce rahat bir nefes alıp hızını arttırdı. Onun tehlikeye düşmesini istemedi belliydi.

Vian endişesinin belli olduğu gülümsemesiyle kaçarken aynı zamanda sürekli kendi oklarını yollamaya başladı. Adeta küçük bir okçu birliğinden fırlamış gibi görünen ok yağmuru daha öncekilerden sönük bir altın rengine sahip olsalar da daha kıvrak oldukları anlaşılıyordu.

Ok yağmuru Wang Yao’ya doğru ilerleyip aniden hızlarını arttırdılar. Buna rağmen ucu ucuna Wang Yao’nun hızına yetişmişlerdi. Lakin ona çarpmak yerine aniden yön değiştiren Altın ok sürüsü Wang Yao’yu çevreleyen Rüzgâr Oklarıyla çarpıştı.

Wang Yao bu saldırı sonrasında parçalanan iki rüzgâr okunun kayboluşunu izlerken iyice öfkelenmişti. Sinirini çıkarmak için fırsat ararken Vian’ın tüm gücünü kullanmışçasına sıradan bir insan gibi koştuğunu gördü.

Mesafeye rağmen ruh gücünü tamamen tükettiğini anlamıştı. Başına bu kadar iş açan sinir bozucu fareyi avlamak üzere geride kalan oklardan birinin hedefini değiştirdi.

Aniden “Yettiniz ama!!” diye beklenmedik şekilde kükredi.

Wang Yao bir anda arkasındaki ağaçlık bölgeden fırlayan iri yarı gencin aurasını fark etmişti.

Bu yeni ortaya fırlayan ve kafasının üzerinde sarı renkli parlak bir kazan süzülen genç adamı ancak çok yakınına geldiğinde fark edebilmişti.

Farklı olarak bu genç 2.Kıdem’in erken aşamasındaydı yani Wang Yao sadece öfkelenmişti. Neredeyse önüne ulaşan ikinci çöp olarak gördüğü bu herife rüzgâr oklarından birini hiç düşünmeden tüm gücüyle savurdu. Boşa kullanmış olsa da daha fazla ortaya atılan cesur ahmak görmek istemiyordu.

Arkadan Wang Yao’ya doğru yetişmek için acele eden Karen manzaraya şahit olunca keskin bir endişeye kapıldı.

Ranmin’in yakınlarda olduğunu başından beri hissedebiliyordu lakin yakın dövüşte yetenekli olan onun gibi birinin savaşa dahil olacağını aklından bile geçirmemişti.

Sadece birkaç metre geride olsa da Wang Yao’nun öfkeyle patladığını görebiliyordu. Yetişemeyeceğini anlayan genç adam endişeyle kükrediği esnada Rüzgâr Oklarından biri çoktan yola koyulmuştu.

“Ranmin çabuk, geri çekil!”

Ranmin cesur ve dürüst ifadesiyle umursamazca yumruklarını sıktı. Rakibe saldırmak için ihtiyacı olduğu yakınlığa eriştiğini düşündüğü sırada inanılmaz bir hızla oklardan birinin üzerine geldiğini gördü.

Onun hızı ve atikliği kaçmak için tamamen yetersizdi.

Genç adam içgüdüsel olarak ruh gücünü Altın Kazan’a yönlendirip savunmasını arttırdığı gibi;

-Boom!-

Ranmin, büyük figürüne rağmen fırlatılan taş parçasıymış gibi hızla geriye uçtu.

Devrilmesine neden olan kuvvetle ağaçlardan birine çakılıp yere düştü.

Karen, kalbi sıkılmış gibi endişeye boğuldu. Yere düşen Ranmin’in kana bulanan göğsünü görebiliyordu.

Genç adamın ifadesi inanılmaz kasvetli bir nefretle karardı!

Asalet yayan ruh gücü aniden yok oldu. Tüm ruh gücü inanılmaz şekilde kaybolup gitmişti!

Geriye kalan figürü sıradan bir insandan farksızdı.

Karen’in halini gören Wang Yao’nun siniri silinip yerini neşeye bıraktı. İçten içe mırıldandı. –Lanet olası ruh gücün sonunda tükendi ha? Şimdi elime düştün küçük piç!-

Ancak suratında beliren kibirli gülümseme aniden soldu.

Bakışları Karen’in gözleriyle buluştuğunda sırtında ölümün tarifsiz soğukluğunu hissetti!

“B-Bu..”

Sıradan bir ölümlü gibi dikilen güçten yoksun gencin; dipsiz gibi görünen simsiyah gözleri müthiş bir tehlike hissiyatı yayıyordu.

Wang Yao eşsiz bir korkuya kapıldığında adeta büyük bir hata yapmış gibi hissetti.

Bakışlarını Karen’in gözlerinden ayıramıyordu.

Ve o kasvetli gözlerin derinlerinde aniden mor bir ışık parladı!

 


Uzun bir bölümdü ama bence güzel oldu :) Her neyse hoşunuza gittiyse seriyi beğenmeyi unutmayın!




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 785

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 752

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 607

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 586

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 483

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 452

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 422

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 411

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 381

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 345

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 132

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 108

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 98

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 71

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 37

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 33

Ölü Soy
Ölü Soy
Beğeni Sayısı: 28

White
White
Beğeni Sayısı: 26

Art Of War
Art Of War
Beğeni Sayısı: 26

Site İstatistikleri

  • 6317 Üye Sayısı
  • 132 Seri Sayısı
  • 10264 Bölüm Sayısı


creator
manga tr