Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

KAREN - Bölüm 57 - Sınırsız


Canavar Dağının doğu kısmında, sık ağaçlarla çevrili küçük bir açıklığın tam ortasında iki mavi saçlı genç bıkkın ifadeleriyle çevreyi süzdü.

Erkek olan, yumuşak nefeslerle soluklanırken yerde yatan üç adama baktı. Bir erkek için bile güzel sayılacak yüzü inatçı bir tavırla gerilmişti.

“Saçmalığa bak, bu kaçıncı takım? Ama hala bir nişan bile elde edemedik!”

Hemen yanında, onaylarcasına kafasını sallayan mavi saçlı genç kız ise çatık kaşlarıyla gülümsemekle yetindi. Henüz yeni bir mücadeleden ayrılmış bir savaşçıdan ziyade evinin arka bahçesinde gezinirmişçesine rahat bir duruşu vardı.

Güzel ve pürüzsüz siması, mavinin derin bir tonuyla aydınlanmış gözleriyle umursamaz görünüyordu. Rahat duruşu aynı anda doğal bir asaleti açığa çıkarmıştı.

Sesli bir nefesten sonra konuşmak üzere narin dudaklarını aralamıştı ki aniden duraksadı.

Bakışlarına düşen ciddiyetle belli bir bölgeye dikkat kesildi.

Farklılığı sezen genç adam biraz bekledikten sonra sordu. “Ne oldu abla?”

Genç kız ilgisini çeken bir şey keşfetmiş gibi gülümsedi. “Oh? Ne savaş ama…”

Diğer genç, ablasının algı kapasitesine sahip olmadığı için herhangi bir ses ya da aura hissedememişti.

Ayrıca ablasının ilgisini çekebilecek bir savaşın ne denli yüksek boyutlarda olacağını düşünürken yutkundu ve acı acı gülümsemekle yetindi.

“Şu taraftan, gidip izleyelim. Kim bilir belki de şans yüzümüze güler.” Kız yumuşak bir sesle güldükten sonra inanılmaz sessiz ve hızlı hareket kabiliyetiyle, gösterdiği yönde koşmaya başladı.

“Heeh!” Genç adam isteksizce nefeslendikten sonra aynı sessiz adımlarla ablasının peşine takıldı.

Akranlarını aşan hızlarına rağmen genç adam uzun bir mesafe koşana değin hala bir şey hissedememişti. Ablasının algı sınırlarının tekrar genişlediğini anlayınca gözlerinde rekabet ateşi parladı.

Birkaç on metre daha ilerlediklerinde sonunda bahsi açılan savaşın etkilerini deneyimledi.

Genç adam çevreye yayılan iki ruh gücünün barındırdığı üstünlük ve savaş iradesini hissedince istemsizce irkildi.

Anlık bir yavaşlamanın ardından hızını arttıran ablasına yetişmek için çaba sarf etti. Ve gittikçe, baskıcı auraların savaşından kaynaklanan patlama sesleri kulaklarını doldurmaya başladı.

Genç adam ardı arkası kesilmeyen patlamaları duydukça ürkmeden edemedi. -Sadece iki kişi değiller mi?- Ona göre iki savaşçı arasındaki bir savaşın böyle etkin ve sıcak bir şekilde geçmesi pek gerçekçi değildi.

Düşünceli bir şekilde auraların merkezine doğru ilerlerken anlık bir şok nedeniyle donakaldı.

“Bu…Ne!?”

Genç kız durup arkasına döndü. “Ne oldu Adien?”

Şaşkın ifadeye sahip kardeşinin suratını gören genç kız durumu anlayınca güldü. “Yeni mi fark ettin?”

Adien isimli genç cevap vermedi. Sadece tuhaf bir merakla ileriye fırladı.

Genç kız tekrar güldükten sonra rehberliği devralan kardeşinin peşine takıldı.

Kısa süre sonra Adien devasa boyutlardaki bir kayanın tepesine kurulmuş ve kocaman açılan gözleriyle ötede yaşanan vahşi savaşa dikkat kesilmişti.

Ailelerinin yetiştirme tarzı nedeniyle bu iki kardeş savaşçılık yoluna ve savaşçılara oldukça ehemmiyet veriyordu.

Zayıf savaşçılar gece karanlığındaki gölgeler kadar gereksizdir.
Ancak görkemli savaşçılar, geceyi aydınlatan bir yıldız olmayı başaracaktır!

İşte bu cümle babalarının iki kardeşin kafasına kazıdığı, gerçek bir savaşçının yaşam biçimiydi…

Ve bugün Adien isimli genç, ablasını bile aşan bu ‘yıldız’a istemsiz bir hayranlıkla bakakaldı…

İnce ağaçların küçük çalılar gibi yıkılıp savrulduğu, sert toprağın su birikintisi gibi dalgalandığı bu savaş herkesin dikkatini çekebilecek bir keskinlik taşıyordu. Fakat Adien’in umursadığı şey savaşın yıkıcı etkisi değildi.

İki savaşçı aralıksız darbe alışverişini sonlandırıp karşılıklı dikildiğinde Adein ikiliyi rahatça görebildi.

Uzakta kalan ve yüzü ona dönük savaşçı, gri saçlı uzun boylu bir delikanlıydı. Elindeki devasa savaş çekici Kusurlu Hazineler için fazlasıyla güçlü bir aurayla çevrelenmişti.

3.Kıdemin erken aşamasındaki Tyken tipi bir dövüşçü olmasına rağmen henüz ruh yaratığının gücüne başvurmadan bile sınırsız bir fiziksel güce sahipmiş gibi görünüyordu.

Adein’in bu adamın fiziksel gücü karşısında şaşırması doğaldı. Unutulmamalıydı ki, Toun savaşçıları Youren’ler gibi saf ruh özlerine sahip olmadığı için fiziksel güç bakımından geri kalıyordu.

Örneğin 3.Kıdem bir Toun’un fiziksel gücü 2.Kıdem Youren’lere kıyasla çok az bir farkla üstündü. Onların savaş gücü Ruh Yaratıklarıyla birleştikten sonra açığa çıkardı. İşte bu yüzden durumu açıklayan bir deyim bile vardı.

Youren’ler Safkan savaşçılarsa, Toun’lar ancak ‘yapay’ olanlardır!

Yine de bu kibirli deyimi aşabilen birçok istisna vardı. Tahmin edilebileceği üzere insanlar bu istisnalara kısaca ‘Deha’ diyordu.

Adein, gri saçlı esmer gence bakarak bile onun bir deha olduğunu anlayabilmişti. Çekicini her savuruşunda adeta taşıdığı gücü çıplak gözle görebiliyordunuz.

Ancak, bu gencin savaş kabiliyetini övmüş olsa da ortada akıl almaz başka bir gerçek vardı!

Sırtını görebildiği siyah saçlı diğer genç, bugüne kadar şahit olduğu en çılgın savaşçıydı…

Gözlerinin önündeki, sadece 2.Kıdemin erken aşamasındaki bir Youren’di!

Buna rağmen biraz önce şahit olduğu savaşın yoğunluğu 3.Kıdemin son aşamalarına aitmiş gibi hissettirmişti!

Tabi ki bu siyah saçlı genç adam Karen’den başkası değildi…

Adein diğer savaşçıyı kolayca gözlemlemiş ve bir çıkarıma ulaşmıştı.

Gri saçlı, beyaz çekiçli genç adam kendi seviyesinde neredeyse rakipsizdi!

Siyah saçlı genç ise…

“S-Sınırsız! Lanet olası, gerçek bir Sınırsız!” Adein kendine hâkim olamayarak bağırdı fakat bunu umursamıyordu.

Gözlerinde hafif bir hayranlık ifadesi parladı. Ancak derinlerde müthiş bir rekabet hissiyatı yükselmişti. Genç adam yetiştirilme tarzı yüzünden kibirliydi. Onun ilgisine mazhar olacak kişiler sadece ‘görkemli yıldız’lardı. Ondan güçlü veya güçsüz olmalarını ise tezat şekilde umursamıyordu.

Hangi seviyede oldukları fark etmeksizin rakipsiz savaşçılara saygı duyuyordu. Ve bununda üzerinde hayali, babası ve lanet olası şu siyah saçlı herif gibi bir ‘Sınırsız’ olmaktı!

Takdir ediyor ama inanılmaz kıskanıyordu! Bir ‘Sınırsız’ ne demekti?

Seviye farkını görmezden gelen, deha kavramını aşan, göklere başkaldıran savaşçılar!

Rakipsiz denilen dâhiler söylendiği gibi akranı olanlar arasında yenilmez savaşçılara hitaben söylenen bir övgüydü. Sayıları belki çok değildi fakat her tarikat, okul veya klanda onlardan birkaç tane görmek mümkündü.

Peki Sınırsız’lar? Tüm kıtayı adım adım gezseniz bile, kendisinden tam 1 seviye üstün savaşçıları yenebilecek canavarlardan kaçına rastlayabilirdiniz ki? Dünyayı aydınlatan güneş kadar nadirlerdi!!

Aslına bakılırsa Karen ile rakibi arasında tam bir seviye fark olsa da herhangi bir kazanan yoktu. Neredeyse eşit bir güç sergiledikleri söylenebilirdi. Hatta rakibi henüz gerçek gücünü kullanmış bile değildi.

Onun bir Sınırsız olduğunu iddia etmek fazla görünüyor olsa da Adein boş yere bir yabancıyı övecek değildi. Sonuçta bu genç adamın başa baş dövüştüğü rakibi göründüğü kadarıyla aslında bir Rakipsiz’di!

Bu bakış açısına göre Karen aslında sıradan 3.Kıdem erken aşamadaki savaşçılara karşı zafer kazanmayı başarabilecek bir güç sergiliyordu.

***

Adein gözlerini bile kırpmadan, yıldırımları adeta altın bir zırh gibi giyinmiş genci izliyordu. Onun sahip olduğu bu teknik dahi başlı başına Adein için akıl almazdı.

Genç adam yıldırımlara bakarken istemsizce titredi. Karen’in kolları ve bacaklarını saran koyu altın sarısı yıldırımların rengi ve yoğunluğuna bakınca gerilmeden edememişti.

O yoğun yıldırımların ne kadar ölümcül olduklarını anlamak için bakmasına gerek yoktu. Havaya yayılan saf yıldırım enerjisi ve bu yıldırımların kendine has cızırtısı herkesin hayatını tehdit eden sapkın bir his yayıyordu.

“Böyle güçlü bir yıldırım tekniğini nasıl kontrol edebiliyor ki?” diye fısıldadı.

Varlığını unuttuğu ablası aynı dikkatle durumu gözlemlerken daha ciddi bir yüz ifadesine sahipti. “Babamdan beri ilk kez bir Sınırsız görüşüm… Onun yapabildikleri aklıma gelince buna şaşırmaya gerek yok sanırım.” Diye belli belirsiz bir cevap verdi.

Ardından yumuşak bir sesle uyardı. “Adein kendini fazla kaptırma. Buraya çekilen sadece bizler değiliz. Çoğu izlemekle yetinecek olsa da dikkatini dağıtmamalısın.”

Adein kendine güvenen bir gülümseme takındı. Yakınlarda onlar gibi toplanan izleyicilerin zaten farkındaydı. “Biliyorum abla, merak etme.”

***

“Heeh!”

Karen derin bir nefes verip her yanı sızlayan bedenini rahatlatmak için gerindi. Gözleri heyecanlı bir parıltıyla ışıldarken aynı zamanda dikkatini en üst seviyeye çıkarmıştı.

Ustasını saymazsak bu güne kadarki en dişli rakibiyle yüzleşiyordu. Kısman canı sıkkın olsa da her mücadelenin onu ileriye taşıdığının farkındaydı.

Bu düşünce yaralarını görmezden gelmesini sağlıyordu. Dışarıdan bakıldığında Wang Yao’nun durumu daha kötü görünebilirdi fakat gerçek pekte öyle sayılmazdı.

Genç adamın yıldırım arklarıyla gizlenen kolları aslında yara bere içerisindeydi. Eşsiz bir kuvvet uygulayan beyaz çekicin gücünü nötrleyebilen Yıldırım Ateşini devamlı kullandığı için derisi çatlamıştı ve kısmen yanmış haldeydi. Artçı şok dalgaları ise durumu daha da kötü hale sokuyordu.

Karen durumun tersine keyifli ifadesiyle göğsünü saran açık renkli sarı yıldırım zırhına baktı. Dün geceki eğitimi sayesinde sonunda tekniklerini geliştirmeyi başarmıştı. Ve bunlardan birisi de Yıldırım Zırhı’ydı.

Yıldırım Zırhı ismine uyan ince bir yıldırım katmanından ibaretti ve şimdilik sadece göğsünü ve sırtını kaplayan bir savunma alanı yaratıyordu.

Karen kendiyle dalga geçercesine mırıldandı. –Yıldırımdan oluşan zırh göğsümü ve sırtımı koruyabiliyor fakat yaralarımın asıl kaynağı da yıldırımların bizzat kendisi!-

Genç adam bu çelişkiye karşı gözlerini devirdi. Ancak yine de durumu kabullenmişti. Sonuçta bedeni tam anlamıyla Yıldırım bulutu gibiydi. Sıradan yıldırımlar ona katiyen zarar veremezdi. Sonuçta gelişimi bu yöndeydi.

Yıldırım Zırhı da sıradan yıldırımlardan daha güçlüydü ve tamamen iç içe geçmiş ve bedenini sarmalamış vaziyette sıkı bir deri zırh gibi dış güçlere karşı savunma yapabiliyordu. Bunların hepsi Karen’in güç sınırları dâhilindeydi.

Buna rağmen Yıldırım Ateş’i üst düzey yıkım özellikli bir teknikti. Kolunu saran yıldırımların, yumruğu üzerinde toplanarak müthiş bir baskı sonucu sıkışmasından oluşuyordu. Havanın kendisini bile bu derece sıkıştırsanız, serbest kaldığında tehlikeli boyutlarda bir güç uygulayacağı kesindi.

Ve bu teknik saf yıldırımların sıkışmasıyla oluşuyordu. Patlayıcı gücünü ancak hayal edebilirdiniz. Eğer sade yıldırımlar ince bir dalı yakıp yıkabilecek güçteyse yüzlerce yıldırımın birleşip sıkışmasından kaynaklanan güç kaç misli olurdu?

İşte genç adam, bırakın yatkın olmayı bizzat yıldırıma dönüşse bile böyle bir gücün doğası karşısında sarsılırdı.

Elleri, doğal savunması ve özniteliğinin yatkınlığı sayesinde buna kısmen dayanıyordu fakat bu savaş oldukça uzun sürmüştü. Kaç kez Yıldırım Ateş’ini kullandığı saymayı bile bırakmıştı. Bu yüzden çoktan teni yarlarla dolmuştu ve hatta bu yaralardan akan kan yıldırımları geçemeden yanıp buharlaşıyordu.

Yaraları sürekli yanarak kapanıyor ardından tekrar açılıyordu. Tam anlamıyla mazoşist bir döngüydü.

Karen bu düşünceyle çarpık bir gülümseme takındı. Akabinde düşünceleri kafasından kovaladı. Durum henüz dayanamayacağı bir boyutta değildi. Ustasının eğitimleri neticesinde katlandığı işkenceye kıyasla bu savaşı günlerce sürdürmeye bile katlanabilirdi. Gerçekten de ancak mazoşistlerin sahip olabileceği bir acıya katlanma becerisi kazanmıştı!

-Ne işe yarar yetenek ama!- Karen hayal kırıklığıyla gülümsedi.

Karşı tarafta ifadesi sertçe değişen Wang Yao’yu süzdükten sonra genç adam kaşlarını çattı ve mırıldandı. -Hımm? Sanırım eğlence buraya kadar, artık neyi var neyi yok kullanacak gibi görünüyor.-

***




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 785

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 752

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 607

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 586

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 483

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 452

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 422

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 411

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 381

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 345

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 132

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 108

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 98

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 71

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 37

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 33

Ölü Soy
Ölü Soy
Beğeni Sayısı: 28

White
White
Beğeni Sayısı: 26

Art Of War
Art Of War
Beğeni Sayısı: 26

Site İstatistikleri

  • 6317 Üye Sayısı
  • 132 Seri Sayısı
  • 10264 Bölüm Sayısı


creator
manga tr