"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

KAREN - Bölüm 54 - Karşı Saldırı(1)


Fang Hue yaprakların bile kıpırdamadığı yeşil loş manzarayı dikizlerken kaşları keyifsiz şekilde çatılmıştı. Kimsenin gelip gittiği yoktu. Yine de neredeyse yarım saattir beklemek onu bezdirmeye yetmişti.

Sadece 2.Kıdemli bir eleman için bu kadar hazırlık yapmanın anlamı neydi? Beklemek yerine hep birlikte ilerleyip yakalasalar daha kolay olmaz mıydı? Düşüncesi bu şekildeydi.

Wang Yao gibi 3.Kıdemli biriyle takım oluşturma fikri başta çok cazip gelmişti fakat bu herif aşırı kibirliydi ve kafasına eseni yapıyordu. Saçma sapan tavırları yüzünden hala ellerine başarı nişanı geçmemişti.

Fang Hue düşündükçe sinirlense de bu işi hallettiklerinde ellerine en az iki nişan geçecekti ve bu onlar için yeterliydi. Wang Yao’nun yalakasından başka bir şey olmayan Chuan Xhi sonunda bir işe yaramıştı.

 Sonunda omuzlarını silkti ve düşünmekten vazgeçti.

-Hışırr-

Fang Hue gelen sesler üzerine irkildi ve bakışlarını karşıya çevirdi. Sesin geldiği yönü bulabilmek için dikkatle dinledi. Bir süre sonra farklı bir titreşim sesi duydu. Titreşim sesi boğuk ve aynı ritimde geliyordu.

Sesin gittikçe yükselmesine bakılırsa ona doğru yaklaşan bir şey vardı.

-Sonunda geliyor!- Fang Hue can sıkıntısını üzerinden attı ve sinsi bir gülümseme takındı. Arkasında pineklediği ağacın gövdesine iyice sindi ve görünmemek için kafasını geriye çekti.

Sesler gittikçe yükseldiği sırada Fang Hue kaşlarını çattı.

-Bu sesler?- Kafası karışmış halde fısıldadı. Yankılanan gürültü sıradan ayak sesinden ziyade daha çok küçük bir grubun koşturmasına benziyordu.

Kontrol etmek için kafasını çıkarmak üzereydi ki üç tane ruh aurası tespit etti ve bu üçlü gittikçe onun bulunduğu yöne yaklaşıyorlardı. Hatta epey hızlı yaklaştıkları için genç adam auraların aslında Ruh Yaratıklarına ait olduğunu fark etti.

-Hassiktir! Bunlar nereden çıktı şimdi?- Fang Hue ne yapacağını düşünürken panik olmuştu. Gelen yaratıkların ikisi 2.Seviye bir tanesi de sadece 1.Seviye gibi görünüyordu. Alnından soğuk terler akıtacak kadar güçlü bir kuvvetti.

Eğer açığa çıkarsa yardım gelene kadar ezilirdi. Zaten planda boşa çıkmış olacaktı. Korkuyla ağacın gövdesine gömülüp fark edilmemek için nefes almayı bile kesti.

Aralarında on metre kadar mesafe kala üç yaratığın durduğunu işitti. Etrafta geziniyorlardı ve adeta birini bulmak istermiş gibi derin nefesler alıyorlardı.

Fang Hue’nin endişesi gittikçe yükseliyordu. Birkaç saniye bu şekilde geçtiğinde göremediği ruh yaratıklarının vazgeçip geri adımladıklarını hissetti. Süratle atan kalbi tam rahatlamıştı ki ansızın kafasına oldukça sert bir şey çarptı.

-Pat!-

“Arggh!”

Fang Hue’nin acıdan gözleri yaşarmış ve istemsizce inlemişti. Kafasından seken avuç içi boyutlarındaki taşı fark etmeden önce gözleri irice açıldı çünkü saklandığı ruh yaratıkları onu fark etmişlerdi.

Fang Hue açığa çıktığını görünce ona saldırmak üzere ileriye atılan beyaz kurtlarla göz göze geldi. Gereksiz bir öfkeye kapılmış gibi görünen devasa kurtlar etrafa salyalar saçarak kükrüyordu.

Genç adam endişeyle geriye dönüp koşmaya başladı. Yine de Kurtlar kaçabileceğinden çok daha hızlı yaratıklardı. Sıktığı dişlerini zorlukla açıp bağırdı.

“Lanet! LANET! YARDIM EDİİNN!”

Genç adam bir yandan kaçarken diğer yandan sürekli yardım çığlıkları atmaya başladı.

Çok daha ileride bulunan iki kişi Fang Hue’ye oranla daha rahat ve dikkatsizdi. Sonuçta sadece tek bir kişi için bekliyorlardı ve bu adam hepsine birden tehdit oluşturabilecek birisi değildi.

Kahverengi saçlı genç adam yanındaki güzel kızı etkilemek için elindeki işlemeli kılıcı gösteriyordu. Genç kız ise kılıca göz gezdirdiği sırada, ikisinin de kulaklarına endişeli bir çığlık ulaştı.

“Yardım edin!”

İkisi de bu çaresiz sesi duyduklarında şaşırdılar fakat çabucak soğuk ifadeleriyle ormanın içerisine koşmaya başlamışlardı.

----

Karen ağaçların üzerinde daldan dala zıplarken elinde kalan son taşı gelişigüzel fırlatıp yakalıyordu.

Kurtların tespit edemeyeceği mesafeden onları taşlayıp en öndeki elemanın yanına çekmeyi başarmıştı.

Lakin bu herif yakalanmayınca elindeki taşlardan birini kafasına geçirmişti. Bu sırada ise umduğu gibi ilerideki iki kişinin hızla yardıma koştuğunu gördü.

Bu sırada diğer ikili Fang Hue’ye yaklaştıklarında gözleri şaşkınlıkla aralandı. Genç adam suratındaki sıkıntılı ifadeyle koşuyor arkasında ise öfkeli devasa beyaz kurtlar tarafından kovalanıyordu.

Ve kurtlar şuan onları da fark etmişti. Yine de öfkeyle kızarmış gözleriyle umursamadan takibe devam ettiler.

Fang Hue ve diğer ikili buluştuklarında artık onlar için kurtlar bir tehdit sayılmazdı. Fakat kurtlar açıkça bu durumu görmezden geldi ve saldırıya geçti. Üç takım arkadaşı kurtların neden bu kadar öfkelendiklerini merak etse de karşı koymaktan başka çareleri kalmamıştı.

Karen oldukça yüksek bir dala kurulmuş vaziyette insanların ve kurtların birbirine girişini seyretti.

Kurtların eşsiz cesaretiyle mücadele verdiklerini görünce çarpık bir gülümseme takındı. -Kurtları çiftleşirken rahatsız etmemek lazım… Şunlara bak! Huhu…-

1.Seviye ruh yaratığı kısa bir süre dayandıktan sonra yaralarla kaplı vaziyette çökmüştü. Bunu gören diğer iki kurt iyice öfkelendi ve adeta ölümüne bir savaşa tutuştu.

Öyle ki diğer üç savaşçının da vücudu yara bere dolmuştu. Karen üçlünün gücünü önemsemiyordu. Sadece bir araya toplanmalarını ve güçlerinin azalmasını ummuştu ve beklentisinin üzerinde üçü de yaralanmıştı.

Fakat sonucunda diğer iki kurttan biri daha düştü. Son kurt hala öfkeli olsa da elinden bir şey gelmiyordu. İsteksizce uluduktan sonra arakasını dönüp kaçtı.

-----

Fang Hue, her yanı keskin bir acıyla sızlarken şansına sövmekle meşguldü. Diğer ikili ise ondan daha iyi durumda değildi.

Elinde beliren bir hapı ağzına attıktan sonra güç bela doğruldu. Karşısında sıkıntılı ifadeleriyle kendi şifalı haplarını yutan Yan’er ve Guon’a karşı minnettar hissetmişti.

Genç adam teşekkür etmek için seslendi. “Teşekkürler ço-” lakin cümlesini bitiremeden önce gözleri şokla aydınlandı.

Fang Hue gökyüzünden inen simsiyah bulanık figürü görünce korkudan dili tutuldu.

Tuhaf figür bir ‘Pat!’ sesiyle yere kondu. Yan’er ve Guon sesle irkildi fakat karşılık vermek için çok geç kalmışlardı.

Fang Hue, uzuvları altın sarısı yıldırımlarla aydınlanan insan görünümlü habis siluetin müthiş bir güçle Yan’er ve Guon’un sırtına saldırışını donakalmış vaziyette seyretti.

-ZZZZZ-

-BAAM!-

Yan’er ve Guon kulakları tırmalayan çığlıklarıyla ipi kopmuş uçurtma gibi Fang Hue’nin iki yanından fırlayıp gözden kayboldu.

Genç adam ikilinin ne halde olduğunu görmek için arkasına bakmaya bile cüret edememişti. Havadaki yanık et kokusu burnunun direğini sızlatmış ve ruhunun en derin kısımlarını titretmeye yetmişti.

Ancak o zaman karşısına dikilen altın yıldırımlı siyah figürün kendisi gibi bir insan olduğunu fark etti.

Konuşmaya çalıştı lakin kontrolünü kaybetmişçesine titreyen vücudu yüzünden sadece anlamsızca kekelemekten ileri gidemedi.

“Lü-Lü-lüt…Mer-Merha-Merhamet.”

Güneş parlaklığındaki aurasıyla karşısına çıkan şeytani genç cehennemden gelen soğuk bir boğuklukla mırıldandı.

“Arkadaşlarımı kim yaraladı?”

Fang Hue soruyu duydu fakat zihni çalışmayı durdurmuş gibiydi. Yanık et kokusu yayan Yan’er ve Guon’un başına gelenler aklından çıkmıyordu.

Şeytani genç daha yakına uzanıp tekrar fısıldadı. Bu sefer her kelimeyi üzerine basa basa söyledi.

“Arkadaşlarımı… Yaralayan… Kim… Dedim!?”

Fang Hue sonunda ne söylendiğini anlamış gibiydi. Sadece tek bir saniye içinde karşısındaki adamın, aslında ele geçirdikleri takımın son üyesi olduğunu fark etmişti.

Nasıl bir belaya bulaştığını anlamış olmasına rağmen çok geç kaldığını söylemek yararsızdı. O an her nedense Fang Hue’nin aklına dedesinin geçmişte bahsettiği bir uyarı gelmişti. -Küçük Hue, gelişmek istiyorsan diğer savaşçılarla devamlı mücadele etmelisin fakat bu söylediğimi unutayım deme! Bazı tipler vardır ki onlara kesinlikle bulaşmamalısın. Onları… Görünce demek istediğimi anlarsın…-

Fang Hue çarpık gülümsemesiyle kazandığı tecrübeyi düşünürken hafif bir rahatlamayla cevapladı.

“Chuan yaptı!”

Karşısındaki genç adamın altın huzmeler saçan simsiyah gözleri öfkeyle kısıldı. Ve boğuk bir şekilde söylendi.

“Anladım. Defol buradan…”

Ardından şeytani aurasını geri çekip arkasına bile bakmadan dönüp gitti.

Fang Hue şaşkınlıkla genç adamın sırtını seyrederken bacakları titremeyi kesti. Kalbi coşkulu bir rahatlıkla dolmuştu.

Sadece tek bir nefes bile harcamadan arkasını dönüp arkadaşlarını yakaladı. İkilinin korkunç yarıklarla dolu mide bulandıran sırtlarını görünce kalbi tekrar düzensizce attıysa da daha fazla oyalanmadan ters istikamette gözden kayboldu.


Fazla detaylı düzenlemeye vaktim olmadı. Hatalar olduysa affola,
Borcum var haftaiçi bölüm gelmeye devam edecek. Saygılar!




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17364 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23485 Bölüm Sayısı


creator
manga tr