"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

KAREN - Bölüm 52 - Toprak Ejderi


Küçük ruh yaratığının tiz ciyaklaması yükseldiği an sabırsız ve öfkeli bir kükreme koptu.

-Roaarrg!-

Dehşet verici ses yüzünden zemin bile sallanmıştı. Hemen arkasından ormana yayılan ruh gücü Karen’in donup kalmasına neden oldu. Seviyesini tespit edemediği ruh gücü onun için aşırı yüksekti.

Karen şansına küfretti ve arkasına bile bakmadan kaçmaya karar verdi. Tam bu sırada küçük kemirgen kükremenin geldiği tarafa dönüp heyecanla ciyakladı. Genç adam adeta ispiyonlanmış gibi hissetmişti.

“Seni lanet olası kemirgen beni öldürtmeye mi çalışıyorsun!?”

Daha fazla oyalanmadan ters istikamete koşmaya başladıysa da tam karşısında bulanık bir siluet belirdi. Ortaya çıkan bir ruh yaratığıydı!

Karen yolunu kesen yaratığı görünce şok oldu. Yaratığı hissedene kadar çoktan karşısına geçmişti. Bu nasıl bir hızdı böyle?

Genç adam kedi ırkına benzeyen siyah benekli sarı tüylerle bezenmiş insan boyutlarında ruh yaratığıyla göz göze geldi. Ruh gücünü hissettiğindeyse korktuğu başına gelmişti.

-Lanet olsun 3.Seviye!-

Karen iki kere düşünmeden hız tekniğini harekete geçirdi. 3.Seviye bir ruh yaratığına karşı kazanabileceğini hiç sanmıyordu. Elinden gelen tek şey kaçmaktı ve öylede yaptı.

Başka bir yöne doğru yıldırım hızında harekete geçti. Ruh yaratığının peşine takılmadığını görünce yüksek perdeden atan kalbi rahatlamıştı. Fakat tam rahat bir nefes verdiği anda tekrar önü kesildi.

Bu sefer karşısında daha ürkütücü bir düşman belirmişti. Simsiyah pullarıyla on metreden uzun bir yılan tehditkâr bakışlarıyla kafasını kaldırdı.

Karen bu yılanında 3.Seviye olduğunu hissettiğinde soğuk terler dökmeye başlamıştı. İki yaratığa da dikkat ederek yavaşça geri çekilmeye başladı. Anlaşılan onu bırakmaya hiç niyetleri yoktu.

***

Bu sırada yakınlarda uzunca bir ağacın tepesindeki ince dallardan birine kurulmuş orta yaşlı bir adam bölgeyi seyrediyordu. Bu orta yaşlı adam Büyük Ustalar ve Bölge Üstatları gibi sınavı takip ediyor olsa da aslında dikkat ettiği tek bir katılımcı vardı.

Patrik Yulan’ın emriyle gizemli uzmanın öğrencisi olan Karen’in güvenliğinden emin olmak maksadıyla görevlendirilen kişi Koruyucu Lord Maduru’dan başkası değildi.

Aldığı görevi büyük özenle sürdüren Maduru, şuan büyük bir sıkıntı içerisindeydi. Keskin gözleri Karen’in nasıl bir durumda olduğunu net bir şekilde görüyordu. Hatta bu durumun nedenini dahi biliyordu.

3.Seviye iki ruh yaratığı tarafından kuşatılmış genç adamın durumunu izlerken kaşları çatılmıştı. Düşünceleri ise aslında biraz beklenmedikti.

-Şansıma sokayım! Bu iki geri zekâlı çocuğu bırakmayacak!-

Maduru sıkıntılı hissediyordu çünkü genç savaşçının bu durumdan sağ salim kurtulma ihtimali oldukça düşüktü. Aslında yardım etmeye istekliydi fakat gizemli uzmandan korkuyordu.

-Yardım edersem, çocuğun gelişimine karışmış olur muyum?-

-Yardım etmezsem bu seferde çocuğun hayatı tehlikeye girecek!-

Maduru’nun surat ifadesi sürekli değişiyordu. Çünkü gizemli uzmanın enteresan bir düşünce yapısına sahip olduğunu görmüştü. Ne yaparsa yapsın iki ucu boklu değnekmiş gibi hissediyordu.

-Yardım edersem en fazla azar yerim! Aksi takdirde çocuk yaralanır veya ölürse mahvoluruz!-

-Aaaahh! Yeter kafayı sıyıracağım şimdi!-

Maduru kararını verdiği sırada Kara Sis Yılanı ve Rüzgâr Vaşağı, Karen’e doğru saldırıya geçmişti. Koruyucu Lord müthiş bir öfkeyle gözlerini iki ruh yaratığına dikti. Aslında ne saldırıyor ne de herhangi bir teknik kullanıyordu. Fakat ölüm arzusuyla bezenmiş gözleri iki yaratığa kitlendiğinde ikisinin de kalpleri titremişti.

Kendisinin bile duymakta güçlük çektiği soğuk bir sesle fısıldadı.

“Ona dokunursanız tüm soyunuzu kuruturum!”

***

Karen ruh yaratıklarının saldırıya geçtiğini gördüğünde kalbi tekledi ve anında geriye zıpladı. Çoktan bir boşluk yakalayıp kaçmaya karar vermişti. Lakin yaratıkların ikisi de aşırı hızlıydı.

Yılan’ın mızrağı andıran dişlerle kaplı ağzından kıl payı kurtulduğu sırada yan taraftan büyük kedinin pençesi ona doğru savruldu. Karen yeri tekmeledi ve sola doğru yuvarlanıp pençeyi savuşturdu.

Tedirginlikle kaplı zihni yine de aktif şekilde çalışıyordu. Onlara karşı kazanamayacağının ya da uzun süre kaçamayacağının farkındaydı. Tek yapması gereken zaman kazanmaktı. Sonuçta burası sınav bölgesiydi. Yakında denetmenlerden birisi yardıma gelirdi.

Yine de yardımın ne zaman geleceğini bilmeden dayanmaya çalışmak tedirgin ediciydi. Genç adamın elinden gelene yapmak dışında bir seçeneği yoktu.

Çabucak doğrulup gardını aldı. Fakat biraz önce bulunduğu yerde tuhaf bir manzara vardı.

Karen şaşkınlıkla bakakaldı. Yılan ona saldırdığı anda açılan ağzıyla, büyük kedi ise havadaki pençesiyle donup kalmıştı!

Aslında biraz komik göründükleri bile söylenebilirdi. Genç adam, fıldır fıldır dönen gözleriyle donakalmış ruh yaratıklarını izledi. Yaratıkların gözlerindeki korkuya ve net görünen titrer haldeki bedenlerine bakınca tuhaf hissetti.

Buna neyin sebep olduğunu düşünürken dikkatle etrafa bakındı. Kimseyi görememişti. Hatta ruh gücü bile kimsenin varlığını hissetmiyordu.

3.Seviye ruh yaratıklarını bu derece korkutabilecek şeyin ne olduğunu merak etse de bu fırsatı kaçırmaya niyeti yoktu. Artık kaçabilirdi.

Bu sırada tiz bir ciyaklama yankılandı. Karen bu lanet olası sesi hemen tanımıştı. Öfkeyle kenarda dikilen küçük kemirgene baktı.

Yine de küçük kemirgenin tavrı onu şaşırttı. Ufaklık, gözlerindeki seçilebilir öfkeyle adeta iki ruh yaratığını fırçalıyordu. Sürekli onlara doğru ciyaklayıp duruyordu.

Bu saçma manzara karşısında başının ağrıdığını hissetti.

Siyah yılan ve büyük kedi sanki tehlike geçmiş gibi uysal tavırlarla eski hallerine döndü. Bakışları Karen ve küçük kemirgen arasında gidip geliyordu.

Genç adam bu tuhaf duruma şaşırsa da daha fazla risk almaya niyetli değildi. Dikkatini düşürmeden geriye çekilmeye devam etti.

Küçük kemirgen tekrar ciyaklayarak ona doğru koştu.

Karen daha fazla dayanamadı. “Yeter artık, başımın belası!”

Söylediklerini inatla anlamayan ufak yaratık neşeli suratı ve anlaşılmaz hızıyla Karen’in paçasını yakaladı. Hala onu götürmeye çalışıyordu.

Genç adam sabrını tüketmiş olsa da kemirgeni tekmelememek için kendini tuttu. Açık bir şekilde iki vahşi ruh yaratığı onu dinliyormuş gibiydi. Ve göz göre göre onların önünde bu kemirgenin canını yakamazdı.

Sonunda pes edip küçük yaratığın peşinden gitti. Siyah yılan ve büyük kedi bile öne geçip rehberlik etmeye karar vermişti.

Karen daha fazla umursamayıp üçlüyü, ormanın hemen dışındaki bir mağaranın önüne kadar takip etti.

Siyah yılan ve büyük kedi devasa boyutlardaki mağara girişine gelince saygıyla eğildi. Küçük kemirgen ise hoplayıp zıplıyor neşeyle mağaraya doğru ciyaklıyordu.

Karen manzarayı şaşkınlıkla izlese de dikkati elden bırakmadı. Zihni hızla çalışırken tüm ipuçlarını bir araya getiriyordu. Kemirgenin neşesi, 3.Seviye ruh yaratıklarının saygılı tavırları ve mağaranın devasa girişini hatta biraz önceki aşırı seviyelerdeki ruh gücü içeren kükremeyi bir araya getirince tahminleri daha gerçekçi bir hal aldı.

Yılan ve kedinin, kemirgenin ebeveyni olmadığını anlamıştı. Onların tavırları açıkça emirlere uyan hizmetçileri andırıyordu. Ve muhtemelen gerçek ebeveynler sınav yüzünden serbest bırakılamayacak kadar güçlüydü.

Genç adam biraz daha geride durmanın güvenli olacağına karar verdiği sırada zifiri mağaranın içinde iki kırmızı ışık topu belirdi.

İnsan kafası boyutlarındaki kırmızı dairelerin ortasında delici bir soğukluk taşıyan siyah ince çizgiler vardı. Ancak hareket ettikleri zaman Karen bu iki ışığın devasa bir çift göz olduklarını fark etti.

Ve bu gözbebekleri odağını ona çevirdiğinde Karen istemsizce yutkundu. Bu gözler ustasını andıran bir keskinlik taşıyordu.

Gözleri taşıyan devasa kafa yavaşça ileriye çıkmaya başladığında ruh yaratıkları bile ürkmüştü. Yaratığın dehşet verici kafası mağaranın ışık alan girişine kadar gelince duraksadı.

Büyük burun deliklerinden verdiği her nefes yerdeki taş parçalarını savurmakla kalmıyor hatta sıcaklığı havada buhar katmanları oluşturuyordu.

Söküldüğü takdirde rahatça kılıç işlevi görebilecek keskin dişlerin sıralandığı ağzı ise kapalı olmasına rağmen fazlasıyla korkutucuydu. Siyah ve gri renkli parlak pullarla kaplı doğal zırhı ona zarar vermenin mümkün olmadığını gösterir gibi ihtişamla parlıyordu.

Kafasından tek sıra halinde yükselen kemik çıkıntıları sırtına doğru uzanıyor ve karşı konulmaz silahları andırıyordu.

Karen hayatında ilk kez gördüğü hayret verici bu yaratığa dili tutulmuş halde bakakalmışken istemsizce mırıldandı. -E…Ejderha!-

Genç adam şoka girmişse de çabucak kendini toparladı. Ejderha olması mümkün değildi. Onların nesli çok önceden tükenmişti. Geriye kalan tek seçenek ise nadir görülen bir yaratık olan Toprak Ejderi’ydi. Diğer bir deyişle Kanatsız Ejderha! 

Peşi sıra aklına Vian’ın Canavar Dağı ile ilgili anlattıklarını geldi.

Canavar Dağı ruh yaratıklarının gelişimine yardımcı olan özelliklere sahipti. Tüm bölgeler arasında bu dağı en çok arzulayan grup şüphesiz Antik Gargan Canavar okuluydu.

Aralarındaki dostane ilişki nedeniyle bazı hazineler karşılığında gelişmelerini sağlamak için kendi ruh yaratıklarını buraya yollamışlardı. Yani Canavar Dağı, Antik Gargan’a kiralanmış vaziyetteydi.

Buradaki yüksek seviyeli ruh yaratıklarının birçoğu onlara aitti. Antik Gargan’ın patriği bilindiği üzere bir ruh yaratığıydı ve okuluna bağlı ruh yaratıklarının gelişimine oldukça değer veriyordu. Ve bu yaratıklar arasında bazıları üst düzey seviyelere ulaşmıştı.

Karen aklına gelenlerle irkildi. Karşısındaki yaratık sıradan bir canavar olamazdı. Muhtemelen Antik Gargan’a ait olan yaratıklardan birisiydi ve çevreye, Bölge Üstadı Jeong’a benzer bir baskı yayıyordu. Yetişim seviyesi anlayabileceğinden çok daha fazlaydı.

Bu sırada Toprak Ejderi sürekli ciyaklayan kemirgene daha doğrusu yavru Toprak Ejderine bakıp homurdandı. Devasa ağzını açmasıyla boğuk ve sert sesi duyuldu. Şaşırtıcı şekilde bu bir kadın sesiydi.

“Dert yanmayı kes, şımarık çocuk. Seni dışarı çıkmaman konusunda uyarmıştım.”

Karen, mutsuzca ciyaklayan kemirgeni ve muhtemelen annesi olan Toprak Ejderi’nin onu azarlamasını seyrederken oldukça tuhaf hissetti. Bu kadar enteresan bir aile örneğini görmek pek nadirdi.

Kısa bir konuşma ve ciyaklamanın ardından ikisinin de bakışları zoraki bir gülümseme takınan Karen’e döndü. Genç adam konuşma yetisine sahip olduğu için Toprak Ejderi’ni çabucak selamladı.

“Kıdemli Toprak Ejderi’ne saygılarımı sunuyorum.”

Karen üzerine inen bakışlardan iki şeyi açıkça seçebiliyordu. Hafif bir minnetin yanı sıra açık seçik bir küçümseme… Anlaşılan ikisi birlikte pekâlâ bulunabiliyordu.

“Anladığım kadarıyla hasbelkader ufaklığın hayatını kurtarmışsın, genç insan?”

Minnet duymaktan ve bunun bir insana karşı olmasından haz etmediği ses tonundan belli oluyordu.

Karen, Toprak Ejderi’nin tavırlarından memnun olmasa da kısaca cevapladı. “Doğrudur. Eğer üstadın başka söyleyeceği yoksa arkadaşlarımın yanına dönmem gerekiyor.”

Toprak Ejderi soğukça homurdandı ve konuşmaya devam etti. “Ufaklığın hayatını kurtardığına göre sana borçlu kalacak değilim. Al bunu.”

Karen, Toprak Ejderi’nin isteksiz haline bakınca bundan hoşnut olmadığını anlayabiliyordu. Ancak yaratığın kibri bir insana borçlu olmak için fazlasıyla yüksekti.

Mağaranın içinden küçük parlak bir taş parçası ona doğru uçtu. Genç adam mavi renkli doğal bir cevhere benzeyen taşı kaptı. Bu küçük taş sadece başparmak kalınlığındaydı ve üzerinde ışıldayan gümüş damarlara sahipti. Göz alıcı şekilde parlıyordu.

Karen taşın değerli olduğunu düşünse de ne olduğunu bilmiyordu. Yumuşak bir sesle sordu. “Üstat bu taş nedir?”

Toprak Ejderi, genç adamın bilgisizliğini normal karşılayan bir tavırla kafasını sallayıp söylendi. “O büyülü taş bir anahtardır ve Ruh Yaratıklarına özgüdür.” Daha fazla konuşmayacakmış gibi mağarasının derinliklerine geri dönmeye koyuldu.

Karen şaşkınca taşa bakıyordu ve hiçbir şey anlamamıştı. Toprak Ejderi’nin gidişini görünce çabucak söylendi. “Anlamadım üstat, bu anahtar neyi açar?”

Toprak Ejderi zifiri karanlıkta kaybolduktan sonra mağaradan yankılanan ses kulaklarına ulaştı. “Kullanıcı insansa, ya zenginliğin ya da ölümün kapısını açar. Gerisi şansına kalmış, artık gidebilirsin.”

Genç adam çatık kaşlarıyla fısıldadı. -Şunu insan gibi söylesen ölür müsün?- Yine de ilgiyle elindeki taşı inceledikten sonra boyut yüzüğünün içine gönderdi. -Neyse ne, kızıl ihtiyardan öğrenirim.-

Mağaranın kapısında dikilip onu izleyen ufak kemirgeni görünce gülümseyip el salladı. Kemirgen ise mutsuz ifadesiyle inlemekle yetinmişti. Karen bu yaratığa alışmış olmasına rağmen artık ayrılmaları gerekiyordu.

Tiz inleme seslerini görmezden gelip arkasını döndü. Yıldırım hızıyla ormanın içinde atılıp geri dönmeye koyuldu.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14843 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr