Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

KAREN - Bölüm 49 - Kızıl Yıldırım


Gece nöbetini devralan Karen, diğerleri dinlenirken Ruh Sarayına girip eğitimine devam etmeye karar verdi.

Uzunca bir süre yetişim yaptı ve aç bir yaratığın iştahıyla ruh gücünü özümsedi. Bedeninin izin verdiği yere kadar durmak bilmedi. Sonunda gözle görülebilecek şekilde ruh gücü yükselmiş ve gücünü arttırmıştı.

Bu yükselişe alışmak üzere yerinden kalkıp tekniklerini denedi ve bir süre tek başına savaş pratiği yaptı.

Zihnen yorulana değin saatlerce özverili şekilde çalıştı ve sonra sakince dinlenmeye koyuldu.

------

Rahatça oturduğu sırada, alışmış olmasına rağmen meraklı gözlerle Ruh Sarayına göz gezdiriyordu.

Renkli ışık noktalarının usulca salındığı yapay gökyüzü devamlı parlıyordu. Akıl almaz boyutuyla neredeyse tüm alanı kaplayan altın okyanus ise kimsenin algılayamayacağı muhteşem kudretini gizlemiş ve sıradan görünüyordu.

Lakin Karen aralarındaki bağ neticesinde hayal bile edemeyeceği yükseklikteki bir gücün orada, tam karşısında onun için sessizce beklediğini biliyordu. Nasıl ve ne şekilde elde ettiğini bilmese de hayat boyu onu desteklemeye hazır görünen bu “ruh” tarafından kutsanmıştı.

Genç adam iyi anlıyordu ki; anlaşılmaz gizemlere sahip tek şey bu okyanus değildi.

Arkasında heybetli ifadesini hiç kaybetmeden oturmuş meditasyon yapan kırmızı dev iblisi, yani ustasını süzdü.

-İşte bir başka gizem!- Bu düşünce, alaylı bir gülümseme takınmasına neden oldu.

Normalde içi dışı bir gibi görünen akıllara zarar güçteki bu iblis nasıl bir hayat yaşamıştı? Ve en önemlisi Karen’den sakladığı şeyler neydi?

Genç adam bunu düşünüyordu çünkü geçen zamanda böyle bir hissiyat edinmişti.

Ustası ona çoğu zaman sert ve kaba davransa da içten içe samimiyet duyduğunu biliyordu. Bunu açıkça hissediyordu. Lakin bu içi dışı bir gibi görünen iblisin kimi zaman derin bir ifadeyle dalıp gittiğine çokça şahit olmuştu.

Neler düşünüyordu? Aslında bazen gereksiz ve basit konularda ufak tefek yalanlar söylediğini sezinleyebiliyordu… Buna benzer anlarda genç adam tuhaf karşıladığı durumları dile getirmiyordu.

Uzun zaman geçmiş gibi hissettiren bu birlikteliklerinde ustasına karşı, her saniye çok daha fazla merak duygusuna sahip olmaya başlamıştı.

Yine de bu konuya fazla takılmıyordu. Çünkü nedendir bilinmez kızıl ihtiyara gerçekten güveniyordu.

Düşünceli bakışlarına göre oldukça rahat gülümsemesi bunu anlatır cinstendi.

Ustasının izlemekten vazgeçip gökyüzüne baktı. Küçük bir ressam paleti üzerinde bulunacak kadar basit renklere sahip birkaç ışık huzmesinin dansını seyrettikten sonra bakışları başka bir merak konusuna takıldı.

Gökyüzünde asılı kalmış gibi sabit, fakat engin bir güçle itiliyormuş gibi burgaç şeklinde süratle dönen kızıl fırtına tamamen başka bir gizemdi…

Karen, yetişim ve savaş tekniği olarak kullandığı yıldırım fırtınasına göz gezdirdi. Küçük bir kasabayı yok edebilecek gibi görünse de gerçekte ufacık bir kopyadan başka bir şey değildi.

Şuan için kullandığı tüm tekniklerinde açığa çıkan eşsiz yıldırımların kaynağı bu fırtınanın küçük bir parçasından ibaretti. Buna rağmen kasabaları yıkabilecek bu yıldırım fırtınası, gerçek halinin neredeyse milyonlarca kez küçültülmüş basit bir haliydi.

Gerçek hali?

Karen bir anda değişen başka bir manzaranın ortasında belirdi. Gözleri hayranlıkla rakipsiz bir manzaraya odaklanmıştı…

İşte bu gerçek, Kan Yıldırımı Fırtınası’ydı. Diğer bir deyişle, Ölümsüz Katleden!

Ne kadar keskin olursa olsun hiçbir gözün, ucu bucağını göremeyeceği büyüklüğüyle tüm göğü kaplıyordu. Bu antik afetin olduğu yerde, Yeryüzü ve gökyüzünün bir daha göz göze gelmeyeceğini söylemek abartı olmazdı.

Gerçi, en heybetli dağlardan daha kalın ve akıl almaz güçteki kızıl yıldırımların indiği yeryüzü var olmaya ne kadar daha devam edebilirdi, bu da başka bir tartışma konusuydu.

Kızıl flaşların aydınlattığı bu zifiri kargaşanın nefes kesici kudreti karşısında Karen’in zihni birçok soruya gebe kalmıştı.

Böyle bir şey nasıl var olabilirdi?

Karen daha önce bir ölümsüz görmemişti. Aslında Yeryüzü Efendisi olan bir ustaya sahip olsa da 10.Kıdemin nasıl bir gücü beraberinde getirdiğini bile biliyor değildi.

Hikâyeler derdi ki; Yeryüzü Efendileri devasa toprakları söküp atabilir, denizleri kaynatabilir.

Ölümsüzler ise kıtaları sallayabilir, gökleri karanlığa boğabilir!

Kadim Ölümsüzler’in karşısında Ölümsüzler bahsi açılmaya değer bile değildir!

Karen düşündü, -Eğer öyleyse bu yıldırımlar rahatça tüm gezegeni yok edebilir! Gerçekten de karıncaymış gibi ölümsüzleri katledebilir!-

Genç adam için asıl endişe verici kısımda buydu zaten… Eğer gerçekten de Kan Yıldırımı rakipsizse kim onu mühürleyebilir? Kimin onu uysallaştırmaya gücü yetebilirdi?

Ata ustası olan, yani ustasının ustası Kavr Un Ava isimli ölümsüz, bu mührü bulabilmişti fakat tek yapabildiği, yarattığı tekniğin merkezine koyabilmek olmuştu.

Karen bunu düşündüğünde fazla abartıyormuş gibi hissediyordu. Sonuçta gerçek bir ölümsüz bile bu mühürlü vahşeti bir kenarı atmış ve önemsememişti. Belki de cehil kaldığı konuları düşündüğü için kesin bir sonuca varamıyordu…

Her şeye rağmen onun için şaşırtıcıydı ki gerçekten de bu afet mühürlenmişti. Hem de aynı ustasının farklı bir boyuta mühürlenmesi gibiydi.

Mühür, şuan Karen’in ruhsal olarak gözlemlediği bu boyutun ta kendisiydi. Tamamen soyutmuş gibi genç adamın zihnine aktarılmış olsa da aslında kesinlikle soyut değildi. Eğer serbest kalacak olsaydı dışarı çıkacağı yer Karen’in ruhuydu. Tabi şimdiki gücünde böyle bir şey olursa Karen hiç var olmamış gibi buharlaşırdı.

Bir gün, 6.Seviye Savaş Tekniği, Yıldırım Kıyameti’ni kullanabilecek kadar güçlenirse aslında mühür açılacak değildi. Sadece gerçek gücünün bir kısmı yeryüzünde tezahür edecekti.

Diğer tekniklerin aksine yapay değil, gerçek Kan Yıldırım’ları görünecekti!

Bu düşünce Karen’in kanının kaynatıyor kalp atışlarını hızlandırmaya yetiyordu.

Keskin bir sesle mırıldandı.

“Hehe! Nasıl bir kudrete sahip olduğunu herkese göstermeliyiz!”

Lakin kalbinden geçen bu düşünceyi mırıldandığında şaşkınlıkla kalakaldı.

Çünkü bu ufacık mırıltısı, devasa yıldırımların kulak parçalayan gürültüsü arasında yankılanmayı başarmıştı!

Tüm gökyüzünde söyledikleri duyulduğunda ise dehşet verici fırtına inanılmaz şekilde duraksamıştı!

Sadece bir nefeslik süreydi belki fakat yıldırımlar yok olmuş, gri bulutlar dönmeyi durdurmuştu!

Karen şoka girmiş gibi kaskatı kesildi. Nedensiz değildi, çünkü o sırada adeta antik ve anlaşılmaz bir aura ona dikkat kesilmiş ve incelemiş gibi hissetmişti.

Bu his o kadar çabuk kayboldu ki genç adam kafasından uydurup uydurmadığını düşündü.

Ve hemen ardından böyle bir şeyin gerçekten yaşandığına emin oldu. Aynı antik his geri gelmişti fakat bu sefer kaybolmadan önce, beklenmedik ufacık boyutlarda ince kızıl bir yıldırım gökyüzünden üstüne akın etti!

Karen bu ufak yıldırımı zar zor görebildi ve görmesiyle yıldırımın ona ulaşması bir oldu.

Ne bir şey yapacak fırsatı ne de bir şey düşünecek zamanı olmuştu.

İnce bir sicim kalınlığındaki tuhaf yıldırım kilometrelerce mesafeyi tek bir nefeste kat etmiş ve tam olarak kalbinin bulunduğu kısma çarpmıştı!

Kızıl yıldırım, bedeniyle temasa geçtiğinde Karen, uhrevi bir hissin ruhuna atıldığını ve baştan sona bilincini sarstığını hissetti.

En ufak bir acı yoktu. Buna rağmen anlaşılmaz aura tüm zihnini, bilincini ve hatta ruhunu sarmalayan müthiş bir baskı uyguluyordu.

Kısacık bir zaman diliminde gerçekleşmesine rağmen, yıllarca etkisinde kalmış gibi hissettiği bu tecrübe geldiği hızla kaybolmuştu.

Karen sımsıkı kapanmış gözlerini araladığında Ruh Sarayına geri döndüğünü fark etti. Tuttuğu nefesini verip kasılan bedenini yavaşça rahatlattı.

Hemen ardından sadece zihninde belirdiğine emin olduğu sakin ama dehşet verici bir gök gürültüsü işitti.

-Güm!-

Sadece bir gök gürültüsüydü belki fakat Karen bu gürültüden birçok duygu hissedebiliyordu. Sanki bu kükreme onun konuşma biçimiydi. Açıkladığı hislerine gelince, Karen onları kolayca anlayabildi.

İhtişam… Güç… Ve en net haliyle, heyecan!

Genç adam anlamsızca bakakaldı. Ustasıyla olan sohbetleri yüzünden zihninde beliren sesler konusunda deneyimliydi.

Peki, o halde bu durumda neyin nesiydi?

Aklına ustasının daha evvel bahsettiği bir konu geldi. Üstün güçlere sahip ruhsal varlıklar bilinç kazanabiliyordu…

Bu doğruysa Kan Yıldırımı gibi akıl almaz bir olgu bilinç kazanmayacaksa ne kazanacaktı?

Bilinmeliydi ki böyle bir gücün açığa çıkması için doğal nedenlerden çok daha fazlası yani Ruh Gücü gerekliydi. Bu Ruh gücü yeryüzü ve gökyüzünde hatta evrende bulunan Ruh Özü’nden geliyordu. Ve Kan Yıldırımı gibi dehşet verici bir fırtınanın varlığını sürdürmesi için tüketmesi gereken Ruh Özünü genç adam hesaplamakla uğraşacak değildi.

Doğada yıllarca biriken ve bir araya toplanan Ruh Özü bile Rouken’ler için kullanılabilir Ruhsal Varlığa dönüşebiliyorken, akıl almaz boyutlardaki Ruh Özünü sömüren Kan Yıldırımı Fırtınası akıllı bir yaşam formuna bile evrimleşmez miydi?

Genç adam bu konularda bilgisiz olabilirdi fakat sahip olduğu azıcık bilgi bile onu bu sonuca yönlendirmeye yetmişti.

Acaba, gerçekten de mühürlenmiş Kan Yıldırımı Fırtınası onunla irtibata mı geçiyordu?

Bedenine yolladığı o Kızıl Yıldırım aralarında bir köprü oluşturmak için miydi?

Karen tahminlerinde bir nebze haklılık payı olduğundan emindi. Çünkü Ruh Sarayının gökyüzünde dönen küçük fırtına değişmişti. Gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey buydu.

Daha önce bu kızıl fırtına tezahürü birkaç on metrelik bir yarıçapa sahipti ve güçlü fakat gayet sıradandı.

Şuan ise boyutu ciddi derecede küçülmüştü. Öyle ki tüm kapladığı alan beş-altı metre karelik ufacık bir kısımdı. Ve bu durum sanki gücünü kaybetmiş gibi gösteriyordu.

Lakin genç adam bunun doğru olmadığını hissedebiliyordu. Çünkü bu ufacık fırtına kanla yıkanmış gibi keskin koyu kırmızı ışıklarla parlıyordu ve öncesine göre çok daha heybetli bir gücün aurasını saçıyordu.

Karen aklındakileri danışmak için heyecanla ustasına seslendiyse de sonuç alamadı. Elinden bir şey gelmiyordu. Bilgi alamıyorsa geriye tek bir seçenek kalmıştı.

Deneyip bizzat tecrübe etmek!

İçine sığmayan bir heyecanla diledi ve düşündüğü an bedeni yıldırım arklarıyla sarıldı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 918

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 865

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 716

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 680

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 562

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 500

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 469

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 469

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 412

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 412

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 174

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 136

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 136

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 133

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 119

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 114

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 47

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 42

Site İstatistikleri

  • 7783 Üye Sayısı
  • 165 Seri Sayısı
  • 12013 Bölüm Sayısı


creator
manga tr