Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

KAREN - Bölüm 47 - İlk Savaş


-BAM!-

-ÇAT-

“Ah! Lanet olsun!”

“Geri çekilin! Çabuk!”

“Bunlar nereden çıktı!”

Ansızın ormanda yankılanan patlama sesleri ve kükremeler duyulduğunda Zen ve Yun Hai donup kaldı. Birbirlerinin suratına baktıklarında şoka uğramış ifadelerden fazlasını göremediler.

Çabucak ayağı fırladıklarında ise yüzleri çarpılmışçasına gerilmişti. İkisi de duydukları bağırışların tanıdık seslerden geldiğini fark etmişti.

“Gidelim.” Diye kükredi Zen.

-----

Karen ve Ranmin ilk patlama sesleri yükseldiğinde ruh güçlerini saklamaktan vazgeçip hemen önlerindeki açıklık alana zıpladılar. Yardıma gitmek üzere olan rakiplerinin tam önüne kuvvetle indiler.

2.Kıdem seviyesindeki Ruh gücü sınırsızca güçlerini açığa çıkarmış ve indikleri bölgede küçük çaplı bir kratere neden olmuştu.

Yun Hai ve Zen ikilisi, önlerinde savaşa hazır haldeki güçlü rakipleri görünce daha da kötü hissetti. Uzun süredir burada tuzak kurup beklemişlerdi ve sonuçta tuzağa mı düşmüşlerdi yani?

Birbirlerine baktıktan sonra örülmüş çatık kaşlarıyla birlikte savaşmaya karar vermeleri uzun sürmedi.

Geniş açıklıkta aynı anda dört tane 2.Kıdem aurasına ait altın renkli ruh gücü parladı. Alan tamamen ruh gücüne boğulmuş ve savaş arzusu kabarmaya başlamıştı.

Her iki tarafa ait olan savaşçılar rakiplerini seçmiş halde göz teması kurdular. Dışarıda yükselen patlama seslerini tamamen göz ardı ettiler ve gerilmiş bir yılanın ani saldırısına hazırlanması gibi dikkat kesildiler.

Savaşçıların vahşi tepkileri iki tarafında temkinli bir bekleyişe girmesine neden olduysa da bu durum sadece birkaç saniye sürdü.

Karen karşısında altın renkli ruhuyla gözlerinin içine bakan Zen isimli adama soğuk bir gülümseme gösterdi. Rakibinin elinde sağlam görünümlü kısa saplı hilal şeklinde kavisli bir balta belirmişti.

Savurması kolay görünmüyordu fakat böyle bir silahın darbesi onu yaralamak için yeterli olduğunu düşündü.

Karen, dikkatli rakibinin tüm gücünü kullanmadığını görebiliyordu. İki düşmanda Tyken tipi savaşçıydı ve henüz dönüşmemişlerdi.

Çoğu savaşçı ilk başta tüm gücünü kullanmazdı ve rakibinin gizli kozlarını ortaya dökmeye çalışırdı lakin Karen tamamen vahşi bir iblisten eğitim almıştı. Gücünü sakınmayı düşünmüyordu.

Ruh gücünün etrafa yayılan ateş dalgasına benzer uçları biranda testere gibi keskinleşip gürledi. İşte bu savaşın başladığının işaretiydi.

İki taraf tek bir an içerisinde mesafeyi kapatıp birbirine girdi. Karen ona doğru süpürme hareketi yaparak ilerleyen baltayı gördüğünde her iki kolunda yıldırım arklarının oluşmasını sağladı.

Geri çekilmeyi düşünmeden saldırısına devam etti.

İki taraf kendi savaşlarına odaklanmış haldeydi ve Zen başka bir şeye dikkat etmeksizin kitlendiği rakibinin ürkütücü yıldırımlara büründüğünü görünce gerilmeden edemedi.

Tek bir bakış yüreğini hoplatmaya yetmişti. Zaten başlı başına rakibinin gözlerine bakarken tedirgin hissetmekten kendini alamıyordu. –Yanlış adamı seçtim sanırım!- diye söylendiyse de baltayı iki eliyle savurmuştu bile.

İlk darbeyi vurabilirse yıldırımlardan kaçınma şansı olurdu. Saçma bir şekilde henüz ilk karşılaşmalarında çoktan ikisi de son saldırılarını yapıyormuş gibi bir duruma sürüklenmişlerdi.

Zen bunu düşündüğünde tüm gücünü kavisli baltasına ekleyip hızlandırdı. Alacağı darbeden kaçınmasını sağlamak için hedefi küçültme maksatlı tüm bedenini yana çevirdi.

Karen baltanın gücündeki artışı açıkça hissetmişti ve yaşattığı tehlike hissinin farkına varınca saldırısının yönünü değiştirip tüm gücüyle baltanın yassı yüzeyine vurdu.

Anlatması zaman alsa da tüm bu durum sadece bir ya da iki saniye sürmüştü.

Balta ve Yıldırım Ateşiyle bezenmiş yumruk buluştuğunda ise muazzam bir patlama duyuldu.

-ZZBAMM!-

İki zıt gücün çarpışmasıyla yayılan şok dalgası bile 1 Kıdemli savaşçıları ezip geçebilecek güçteydi.

Karen etki yüzünden birkaç adım yana savrulup ancak durabildi. Sağ kolu iğneler batırılıyormuş gibi karıncalanmıştı ki bu Yıldırım Ateşinin geri tepmesinden kaynaklanıyordu. Bunun dışında ise herhangi bir sorunu yoktu.

Karşı tarafta ise Zen pekte iyi bir durumda değildi. Darbe sonrası birkaç metre öteye savrulmuştu ve zar zor ayakta durabilmeyi başardı. Yüzünde ekşi bir ifade vardı.

Elinde tuttuğu baltanın sapına baktı. Baltanın geri kalanı birkaç parçaya ayrılmış ve yere gömülmüş vaziyetteydi.

Hatta darbe esnasında baltadan yayılan güç sağ kolundaki kemiğin birkaç yerden çatlamasına neden olmuştu. İçten içe korkmadan edemedi.

-Hassiktir! Böyle saçma teknik mi olur!-

Temkinli gözlerini rakibinin üzerine çevirdiğinde istemsiz küçük bir şok daha yaşadı. Çünkü iki kolu da tekrar yıldırım arklarıyla kaplanmıştı.

Şaşırmakta haklıydı, sonuçta böyle güçlü bir tekniği kimse istediği kadar kullanamazdı. Ve bugün tam karşısında dikilen rakibi tekrar aynı tekniği kullanmak üzereydi ve en saçma kısmı ruh gücünde dikkate değer bir azalma bile yoktu.

Tabi ki tek şaşıran Zen değildi. Yüksek sesli patlamadan sonra arka tarafta henüz birkaç darbe alışverişi yapmış olan Yun Hai ve Ranmin bile duraksamıştı.

Dikkatle Karen’in bulunduğu tarafı seyrederken gözlerindeki şaşkınlık izi dikkat çekiciydi. Aynı şeyleri düşündükleri belliydi. Ranmin keyifli bir ifade takınmışken Yun Hai denen esmer gencin yüzündeki kaslar gerildi.

Zen düşüncelerini hızlıca toparlayıp keyifli bir gülümseme sergiledi ve soğuk sesiyle söylendi. “Baltamı kırdın diye burnun kalkmasın! Karşılığında kollarını kıracağım!”

Genç adam konuştuktan sonra boğuk bir sesle kükredi. Akabinde ruh gücü yükselirken bedeni değişmeye başladı. Vücudu uzadı ve kasları belirginleşmeye başladı.

Sivrilen kulakları, uzayan pençeleri ve dişleriyle görünüşü kurt vari bir dönüşüm geçirdi. Mavi tüylerle kaplanan bedeninden yırtıcı bir aura yükseldi.

Karen’in arkasında ise yine buna benzer bir durum yaşanıyordu. Durumun iyiye gitmediğini gören Yun Hai de dönüşüm geçirdi ve kahverengi sık tüylü bedeni maymunsu bir görünüm kazandı.

Ranmin çatık kaşlarıyla kükredi. “Siz ahmaklar Youren’leri kendinizden aşağı mı sanıyorsunuz?” Sözlerinin bitmesiyle aurası patlayarak yükseldi ve kafasının üzerinde büyükçe bir altın kazan şekillenmeye başladı. Aynı zamanda derisini altın renkli ince bir zar kapladı.

Tek bir anda savaşın havası değişmiş ve ikinci perde açılmıştı. Buna rağmen Karen herhangi bir dönüşüm geçirmemişti. Zen ve Yun Hai rakiplerinin Youren olduğunu biliyordu ve bu onları tedirgin hissettiriyordu.

Youren’ler saf ruh güçleri yüzünden çok daha uzun süre savaşabiliyor ve ruh varlıkları sayesinde destek alarak güçlerini katlayabiliyordu.

Yun Hai ve Zen, Ranmin’in savunma tipi ruh varlığından çekinmiyordu. Ona karşı zafer kazanamasalar bile yenilmeleri de kolay olmazdı. Lakin ikisinin de yan gözlerle süzdüğü siyah kıyafetli ve gece karanlığını andıran saçlarıyla oracıkta dikilen, Yıldırım tekniği kullanan savaşçı tek başına ikisini baskılayabilirdi.

Pek tabi ruh yaratıklarıyla birleştikleri zaman güçleri iki kat artıyordu. Fakat bu genç adam henüz ruh varlığını ortaya çıkarmamıştı. Zaten saldırı gücü akıl almaz boyuttaydı ve buna rağmen ruh varlığı da saldırı tipiyse işler o zaman ters gidecekti…

Derken Karen rahat tavırlarıyla söylendi. “Şimdi biraz daha ilginç olacak.”

Söylemek istediklerini ilettikten sonra sağ kolundaki Yıldırım arkları kayboldu. Elinde beliren siyah kısa kılıcını kavrayıp saldırgan bir duruş sergiledi.

Sonuçta şimdiki gücünde bile defalarca Yıldırım Ateşini kullanamazdı. Şu anki durum kolay bir zaferden uzaktı. Bu yüzden kılıcıyla saldırılarını yaparken herhangi bir açıklıkta, Yıldırım Ateşinin hazırda bulunduğu sol eliyle bitirişi vuruşu yapmayı planlıyordu.

Diğer yandan Zen ve Yun Hai ikilisi Karen’in ruhsal varlığını kullanmadığını görünce rahatlayıp özgüvenlerini geri kazandılar. Düşüncelerine göre böyle bir durumda gücünü kullanmıyorsa bu tek bir şekilde açıklanabilirdi.

Henüz ruh varlığı üzerinde düzgün bir kontrole sahip değildi! Bu durum Youren savaşçılarında sık görülen bir aksilikti. Ruh varlığını uyandırmak farklı, ona hükmedebilmek farklı bir konuydu.

Zen kalpten gelen bir sırıtışla söylendi. “Birazdan başına gelecekleri bilsen o lanet ağzını açmazdın! Hahaha!”

Bulunduğu yerde gerilip pençe benzeri tırnakların yükseldiği ellerini kaldırdı ve beklenmedik bir hızla ileriye atıldı.

Tek nefeste Karen’in karşısında beliren Zen keskin parıltılar saçan pençesini göğsünü parçalamak üzere savurdu.

Karen rakibinin katlarca yükselen hızı karşısında afalladıysa da tehlikeyle parlayan pençeye karşı son anda kılıcını savurdu.

-Clank!-

Sert demirlerin çarpışmasına benzer sesle birlikte ezici bir güç koluna yayıldı ve birkaç adım geriledi.

Eli biraz hissizleşmiş gibiydi fakat Karen rakibinin fiziksel kuvvetinde çok büyük bir artış olmadığını düşündü. Onun tehlikeli gelişimi açıkça hızı üzerineydi.

Karen, patlayıcı rüzgâr hızıyla üstüne doğru tekrar hareketlenen Zen’i görünce diğer kozunu harekete geçirmek zorunda kaldı.

“Yıldırım Adımı!”

Anında bacaklarını kaplayan yıldırımlarla birlikte ikinci saldırıyı kolayca savuşturup kenarı çekildi.

Zen rakibinin aniden artan hızını ve yıldırım kaplı bacaklarını görünce suratını ekşitti. Yine de çok fazla takılmamıştı. Açıkça bu iki teknik ona büyük oranda ruh gücü kaybettiriyor olmalıydı.

Bu yüzden kısa süre sonra zaferi kazanacağından gayet emindi. Tek korkusu Karen’in sol kolunda gezinen sabırsız ve tehditkâr yıldırımlardı…

İkili yeteri kadar gözlemleme yaptıklarını düşünüp akranlarını aşan hızlarıyla birbirine girdi. Devamlı metal çarpışmasına benzer sesler yükselmeye başladığında görüntüleri tamamen bulanık bir hal almıştı…

Diğer tarafta ise çok daha sakin bir savaş süregeliyordu.

Savunma konusunda beklenmedik bir yükseliş gösteren Ranmin, Zen’in Karen’e karşı olan taktiğine benzer bir yol izliyordu. Rakibinin basit saldırılarını görmezden gelip direk bedeniyle karşılayabiliyordu.

Açıkça yorma stratejisi üzerine olan savaş Ranmin’in lehineydi. İri cüsseli genç adam saldırıları sorun yaşamadan karşılayıp nadiren karşı saldırıya geçiyordu. Gücü yavaşça tükenen Yun Hai ise sıkıntılı hissetmekten kendini alamadı.

Belli bir süre iki takımın mücadelesi çıkmaza girmiş gibiydi.

Ormanın yakın sınırından yayılan patlama sesleri azalmıştı lakin hala devam ediyordu. İki takımın en güçlü üyeleri, herhangi bir yardımın gelmeyeceğinden emin halde hala aynı savaş stilini sürdürmekte ısrarcı görünüyordu.

Lakin herkesin aklında dönen düşünce, savaşın uzaması halinde diğer takımların dikkatini çekecekleri endişesiydi.

Bu sırada sarı-siyah ve mavi renklerdeki iki bulanık gölge birbirinden ayrıldı.

Zen öfke ve endişe dolu yüzüyle içinden sövüyordu.

–Lanet olası canavar! Ne s*kim bir ruh gücüne sahip bu herif!-

Endişeliydi çünkü rakibiyle olan kısa mücadelesi sonucunda ruh gücü çoktan yarı yarıya tükenmişti. Hatta kollarında ve göğsünde beliren birkaç kesik yüzünde mavi kürkü kırmızı kanla lekelenmişti.

Rakibi ise…

Karen vahşi bir gülümsemeyle oracıkta dikiliyordu. Kıyafetinde birkaç pençe izi görünse de herhangi bir yarası yoktu. Ayrıca tükenmek bilmez ruh gücüyle savaşmadan önceki halinden pek farkı yoktu.

Genç adam hala rahat görünüyordu çünkü birkaç kez son vuruşu yapma fırsatı bulmuş olmasına rağmen gerçek deneyim yaşama fırsatını kullanmak için görmezden gelmişti.

İstediği an savaşı bitirebileceğine olan güveniyle neden tecrübe kazanmaktan geri duracaktı ki?

Savaşın uzamasını umursamayan tek kişi Karen’di. Genç adam yakın çevredeki tüm grupların onlarla aynı güçlere sahip olduğunu biliyordu ve düşüncesine göre keşfedilseler bile kolayca kaçmakta zorlanmazlardı.

Engin ruh gücü düşünüldüğünde akranları arasında eşsizdi fakat her konuda kendine güvenecek kadar da kibirli değildi. Yenilmesi gayet mümkündü fakat iş geri çekilmekse bu konuda takımının güvenliğini sağlamakta zorlanmayacağından emindi.

Karen dikkatli bakışlarını Zen’in üzerine dikti. Çevresinde olan bitene bakınca savaşı gidişatında önemli bir değişikliğin olmadığını görebiliyordu.

Rakibinin başka bir numarası olmadığını keşfettiğine göre daha fazla uzatmayı gereksiz bulmuştu.

Arkasına bakmadan sertçe kükredi.

“Ranmin bitiriyoruz!”

“Hahaha! Nasıl istersen!”

Ranmin bu stratejiyi istediğinden yapmıyordu belli ki. Ona göre savaş dediğin kıran kırana ilerlemeliydi. Bu konuda Vian tarafından uyarıldığı için kendini tutmuştu lakin şimdi bütün gücüyle ezip geçebilirdi.

Heyecanlı bir kükremeyle rakibine saldırıya geçti. Yumruk ve tekmeleri rakibini anında baskılamak için yeterli güçteydi. Sonuçta savunmasını yükselten Altın Kazan aynı zamanda fiziksel gücünü de arttırıyordu.

Gidişatın tersini döndüğünü gören Zen korkuya kapıldı. Bir ahmak bile rakiplerinin şimdiye kadar tüm gücüyle saldırmadığını anlayabilirdi.

Kaçmak üzere arkasını kontrol ederken Karen’in iki kolunda da Yıldırımlar tekrar alevlendi.

Hem bacaklarındaki hem de kollarındaki yıldırımlar daha yoğun ve sabırsız bir hale büründüler. Şimdiye kadar gerçekten de tüm gücünü kullanmamıştı.

Elinden geleni yapmamış değildi elbette sadece rakibinin gücünü gözlemlemeden tam güç kullanmaya istekli değildi. Sonuçta bu uyarıyı ustası bizzat yapmıştı!

Gerçi Karen’in tam güçle savuracağı Yıldırım Ateşine Zen’in karşı koyması mümkün görünmüyordu yine de bu herifin ufak kemirgene yaptıklarını izledikten sonra genç adam bu konuyu çokta umursamıyordu.

Vahşi aurası daha da yükseldiğinde soğukça söylendi. “Kaçmak için sence de biraz geç değil mi?”

-Whossh!-

Katlanan gücü ve hızıyla adeta bir yıldırıma bürünerek ileri atıldı. Kollarında gittikçe artış gösteren ölümcül yıldırımların hedefinde ise tüm hızıyla geri çekilen Zen’den başkası yoktu.

Zen tek bir anda karşısında beliren bulanıklığı fark edince neredeyse çığlık atacak kadar korkmuştu. Kaçınamayacağından emin halde tüm ruh gücünü aktardığı kollarıyla göğsüne ilerleyen bulanık saldırıyı durdurmak istedi.

-Çatırt-

Lakin yavaşlatmaya fırsat bile bulamadan kollarından yayılan kırılma sesleri kulaklarında yankılandı. Acıdan bağırmak üzere açtığı ağzından ses bile çıkmadan kollarıyla temas eden yıldırımlar patladı.

-ZZBAM!-

Beklenmedik kuvvetle patlayan yıldırım ateşi, kol ve göğüs kafesindeki kemikleri kırıp geçmiş ve teninin büyük bölümünü yakmıştı.

Fakat bunları görmeden önce şok dalgasının etkisiyle müthiş bir hızla geri fırlayıp ağaçlardan birinin gövdesine yapıştı. Henüz yere kapaklanmadan önce bilincini çoktan kaybetmişti.

--------

Karen saldırdığı sırada onu hayranlıkla izleyen seyircisinden tamamen habersizdi.

Hafif yaralı küçük bedeniyle ayakta zorlukla duran ruh yaratığı parlak gözlerini bir an olsun kırpmadan, intikamını alan kudretli savaşçıyı izliyordu.        




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1261

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 892

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 701

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 661

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 644

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 603

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 524

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 196

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15589 Üye Sayısı
  • 512 Seri Sayısı
  • 20995 Bölüm Sayısı


creator
manga tr