"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

KAREN - Bölüm 39 - Tanışma


            Daha fazla oyalanmadan işini bitirip odasından ayrıldı. Geniş salona indiğinde ise karşılaştığı kalabalığın sınavı geçen kişilerden oluştuğunu anlamıştı.

            Yüzlerce savaşçının pineklediği devasa salon ilk haline göre ıssız kalıyordu. Karen tanıdık bir yüz görene kadar bakınmaya devam etti.

            Mesafedeki masalardan birine kurulmuş birbirlerinden hiç ayrılmayan dörtlüye doğru hareketlendi. Yaşadıklarından sonra sanki günlerce görüşmemişler gibi hissetmekten kendini alamadı.

            Sohbet halinde olsalar da çabucak Karen’i fark ettiler. Genişçe gülümseyerek karşılamayı ihmal etmediler. Karen kısa sürede bu gençleri arkadaş olarak kabul etmişti. Sakince her birini selamladı.

            Vian duygusuz bir sesle mırıldandı. “Büyük kardeş Ranmin, ne demek istediğimi anladın mı?”

            Karen onu görmezden gelerek açılan muhabbete yabancıydı. Lakin konunun kendisiyle alakalı olduğuna emindi. “Ne oldu?”

            Ranmin öfkeli bir sırıtışla yanıtladı. “Sevgili dostum Karen gerçekten de abartmıyor musun?”

            Karen şaşkınca bakakaldı.

            Vian kahkahayla eşlik edip açıkladı. “Büyük kardeş Ranmin, senin sınırsız gelişimin konusunda biraz depresif hissediyor. Takılmana gerek yok. Ben alıştım o da zamanla alışacaktır… Tısch! Lanet olsun!” Vian mırıldanarak sövdüğünde Karen kükredi.

            “Hey, hiç alışmış gibi görünmüyorsun.”

            Onka ve Liye kahkaha atmadan duramadılar. Durumu bir tek abartmayan onlardı. Gerçi onlarda Karen gibi anlaşılmaz bir hızla gelişen biriyle yetişim yarışı yapacak kadar çıldırmış değillerdi. Bu rekabetin onları, Ranmin gibi depresif hale sokacağından eminlerdi.…

            Genç savaşçılar birbirlerine biraz daha takılıp yerlerine kurulduklarında Karen merakla sordu.

            “Sınav ne durumda?”

            Onka durumu anlattı. Ardından tahminen yarın sabah bitmiş olacağında karar kıldılar.

            “Büyük kardeş oldukça yorgun görünüyorsun… Bunca zaman çalışmaktan başka bir şey yapmadın mı?” Liye söylendi.

            Karen uzun bir hayat geçirmiş ihtiyar edasıyla bakışlarını dışarıya dikip kısaca konuştu.

            “Ustam olacak o- neyse işte. Eğitimim zihinsel anlamda çok yıpratıcı… Offf….”

            Dördü de anlam veremeyen bakışlarıyla onu izleseler de sormaya çekindiler. Açıkça normal görünmüyordu. Ustasının verdiği eğitim bu kadar zorsa neden burada olmadığı halde kendini zorluyordu buna da anlam veremediler.

Sanki büyük bir savaşa girmiş ve güçbela hayatta kalmış gibi bir ifadeyle söylenen Karen’in eğitimi kesinlikle bilmek istemeyecekleri bir işkence olmalıydı.

            Her biri konuyu değiştirmeye karar verdi.

            “Oh! Sıradaki test konusunda hala bir açıklama yapmadılar…” Onka hemen aklını kurcalayan konuyu paylaştı.

            Karen olaya ve şehre yabancı olduğundan bu konuda bilgisizdi. “Bu durum normal değil mi?” Onka’nın düşünceli suratına bakılırsa normal değildi.

            Vian yavaşça anlattı. “Genelde en başta iki sınavında başlangıç zamanı belli olurdu. Bu sefer ikinci sınavdan bahsetmediler.”

            Karen sordu. “İkinci sınavın konusu ne?”

            “İkinci sınav, biraz tuhaf… Ata Patrik Üstat Yıldız’ın geride bıraktığı bir teknikle tek başına yüzleşmen gerekiyormuş.”

            Karen şaşkınca bakınca Vian detayları verdi.

            “Ata Patrik, küçük bir salona, kullandığı Yıldız Ruhu tekniğinin izini bırakmış ve bu tekniği bırakmasındaki amaç sınav için kullanılmasıymış. Olay şu; bu teknik aşırı güçlü ve müthiş bir kuvvet barındırıyor, senin yapman gerekense tekniğin karşısına geçip sadece heybetiyle yani baskısıyla yüzleşmek. İşin tuhaf kısmı kimsenin başaramadığı bir olay bu….”

            “Bu da ne demek? Kimse başaramıyorsa sınavı nasıl kazanabiliyorlar?”

            “Olayda bu zaten, teknik bizzat yargılama yapıyor. Kimse ona dayanamıyor ve belli bir mücadeleden sonra ne yaparsan yap bilincini elinde tutamıyorsun. Bu tuhaf teknik, verdiğin mücadeleye göre sana yüklediği baskıyı geri çekip ayakta kalmana müsaade ediyor.”

            Karen ne kadar şaşırsa da sonunda anlamıştı. Hatta Vian’ın anlattığından daha fazlasını anlamıştı.

            Çünkü böyle enteresan bir teknikten bahsedildiğinde aklına hemen Kan Yıldırımın gerçek hali gelmişti. Muhtemelen buna benzer bir şeydi. Tek fark kendisi tekniği izlerken sakince gözlem yapabiliyordu.

            Buradaki olay ise bu sınırlandırılmamış tekniğin karşısında sapa sağlam durabilmekti. Lakin söylendiği kadar kolay olması beklenemezdi. Karen iyi biliyordu ki sahip olduğu teknik eğer ona baskı yüklemeye kalksaydı bedeni bir nefes bile dayanamazdı.

            Sadece uzaktan bakarak, onun gücüne şahit olmuş ve korkuyla dolmuştu. Böyle bir şeyle kesinlikle yüzleşmek istemezdi. Bunun karşısında ustasının psikopat eğitimini misliyle kabul ederdi.

            Yine de en azından deneyim sahibi olduğu için şükretti.

-------

            Gece sabaha döndüğünde odalarına çekilen savaşçılar salonu doldurmaya başladı. Sayıları düne göre iki kat fazlaydı. Odalarında takılanların ve henüz devam eden sınavdan başarıyla ayrılanların hepsi toplanıyor gibiydi.

            Sınav ise beklentilerin aksine öğlene kadar sürdü. Güneş gökyüzünü ortaladığında sınavın sonlandığı duyuruldu.

            Heyecanlı katılımcılar salona toplandığında sayılarının ilk güne oranla ciddi bir düşüş yaşadığı belli oluyordu.

            Tam olarak 841 başarılı katılımcı salonda hazır halde beklemeye koyuldu. Karen ve ekibi yine bir masaya kurulmuş beklerken okulun öğrencilerinden biri Karen’i çağırmak üzere geldi.

            Karen, meraklı bakışlara sahip arkadaşlarına konuyu özetledikten sonra şaşkın bakışlara sahip çocukları arkasında bıraktı. Hızlı adımlarla, onu götürmek için gelen öğrencinin peşine takıldı.

------

            Genç adam güney bölgesinin daha iç kısımlarına yönelirken etrafı gözlemliyordu. Genişçe binaların sıralandığı devasa bölge adeta koca bir şehir gibiydi.

            Karen çevrede gezinen öğrencilere ilgiyle bakındı. Bu öğrencilerin her birine karşı rekabet hissi duyuyordu. Sonuçta hepsi sınavları geçmeyi başarmış ayrıca kendi şehirlerinin ve ailelerinin dâhileri statüsündeydi.

            Sadece kısa bir süre öncesine kadar böyle heyecan verici bir ortamda bulanacağına katiyen inanmazdı.

            Genç adam savaşçı olma hayaliyle yanıp tutuştuğu günleri düşününce kalbine yayılan bir keyif hissetti. Bu duygu onun için adeta bir yakıt gibiydi. Böyle akıl almaz bir şans ile hayalleri gerçekleşmiş olsa da bu konu üzerinde çok fazla durmuyordu.

            Ona göre her şeyin bir nedeni vardı. Evrende var olan her bir tepkime aklının almayacağı bir etki ile gerçekleşiyordu. Bu planlı ve zincirleme gelişen olayların arkasında birisinin olması veya olmaması başka bir konuydu.

            Bildiği bir şey varsa o da bunların gerçekten yaşanıyor olduğuydu ve her halükarda belli bir neden doğrultusunda artık sınırları olmayan bir savaşçıydı!

            Ve mademki arzuladığı şeyi elde edebilmişti o halde çocukluğundan beri sahip olduğu en derin hırsla bu yolda yürüyerek karşılığını verecekti. Kimse için değil!

Bu azim, çocukluğunda yaşadığı hayal kırıklıkları için kendi kendine ödeyeceği bedeldi!

Keskin bir ışığın hâkim olduğu gözlerinin yanı sıra dudaklarında huzurlu bir gülümseme belirmişti.

Bu sırada öğrencinin rehberliğinde gittiği yönün, açık mavi renkle aydınlanan ve gökyüzüne uzanan değişik bir yapıya ulaştığını fark etti. Mimarisi ve rengiyle diğer binalara göre oldukça farklıydı. Kulevari yapı küçük bir ev genişliğinde olmasına rağmen muazzam bir uzunluktaydı.

-Okula girerken bu binayı fark etmediğime inanamıyorum…-

Genç adam şaşkınca söylendi. Gerçekten de okulun kapısına ilerlediği sırada birçok uzun yapıyı görmüştü fakat böylesine muazzam bir binayı fark etmemesi için resmen kör olması gerekirdi. Lakin çabucak bu durumun binaların tuhaf bir özelliğinden sebep kaynaklandığını tahmin etti.

Aksi takdirde böyle bir yapıyı görmemek inanılır şey değildi hoş binanın dışarıdan görünmez olması daha da inanılmazdı…

Karen haklı düşüncelerini görmezden gelip bakışlarını gökyüzüne çevirdiyse de tam olarak uzunluğunu tahmin edemedi çünkü binanın üst kısmı bulutların ardına saklanmıştı. Tepe noktasının ne kadar yüksek olduğunu anlamak onun için mümkün görünmüyordu.

Hayranlıkla binayı izlerken rehberiyle birlikte yapının duvar kenarına gelip durdu. Karen anlamaz bir halde neden duvarın önünde durduklarını soracakken önündeki bu genç elinde beliren küçük yuvarlak bir boncuğu ileri uzattı.

Hareketiyle birlikte mavi duvar hafifçe dalgalanıp mavi zar benzeri bir yüzeye dönüştü. Bununla birlikte Karen bunun bir formasyon olduğunu keşfetmişti. Anlaşılan oydu ki anahtara sahip olmadan içeri girmenin de bir yolu yoktu.

Çocuk elini zar yüzeye uzatmış halde dönüp Karen’e baktı. İfadesiz bir suratla söylendi. “Girebilirsin.”

Karen beklemeden zar yüzeyden geçti ve geçtiği gibi kendi odasına girerken yaşamadığı şekilde bedeni sertçe karıncalandı. Tuhaf bir şekilde adeta ince bir zarın aksine tüm bedenini yutabilecek kalınlıkta bir zarın içine emilmiş gibiydi.

Bir şeylerin ters gittiği düşüncesiyle gerilmişti ki sonunda bedenini karıncalandıran yüzey ansızın yok oldu. Bu sırada nefesini istemsizce tuttuğu için derince nefeslendi.

O sırada rehberi de yanında belirmişti lakin Karen onun varlığını çabucak unutmuştu. Çünkü genç adam şaşkınlıkla açılmış gözleriyle yanındaki camdan görülen manzaraya kitlenmişti.

-Vay canına… Bulutların üstündeyiz!-

Karen derin bir şokla dışarıya odaklanmıştı. Adeta beyaz bir denize benzeyen bulutlar yüzünden aşağısı görünmüyordu. Eşsiz manzarada bulutlar ve güneş dışında sadece biraz önce girdiği kuleye benzer birkaç tane daha yapı seçilebiliyordu.

Dikkatli bakınca bu kulelerin sekiz tane olduğunu fak etti. Bu kulerin yedi tanesi devasa bir çember şeklinde inşa edilmişti ve her biri belli bir yönü gösteriyordu.

Son kule ise diğerlerine nazaran daha uzun ve iki kat genişliğinde olmakla birlikte çemberin tam merkezinde konuşlanmıştı. Açıkça ötekilerden daha heybetliydi.

Genç adam sayılarına bakınca çabucak fark etti ki bu binalarda bölge üstatları ikamet ediyor olmalıydı. Fakat merkezde kimin kaldığını bilmiyordu. Birkaç tahmini düşünmeye başlamıştı ki hafif bir öksürük sesi yankılandığında irkilerek döndü.

Yanındaki genç savaşçı düzgün durmasını ima eder gibi keskin bakışlar fırlatmakla meşguldü.

Karen çabucak özür diledi. Aklında, bu yüksekliğe nasıl bir anda çıktığı sorusu dönüp dursa da sakince çevresini gözlemleye devam etti. Büyük bir oturma odasına benzeyen salonda çalışma masası, sandalye ve devasa bir kitaplık dışında başka bir şey yoktu.

Yüzlerce kitabın bulunduğu kitaplık tuhaf bir yeşil zarla örtülüydü. Karen bu zara sadece bakarak bile ne denli dehşet verici güçte olduğunu anlayabiliyordu.

Nedenini bilmese de kitaplıktan herhangi bir kitabı zorla almaya kalkarsa bu zarın harekete geçeceğinden emindi. Ve ustasının öfkeli haline benzer hafif bir saldırganlık hissiyatına sahip olduğunu da anlamıştı.

Yutkunarak bakışlarını önüne çevirdi. Hala neyi beklediklerini düşündüğü sırada odanın ortasında mavi bir ışık demeti belirdi. Bu göz kamaştırıcı ışık demeti odayı anlık aydınlatıp hemen ardından yok oldu. Karen şaşkınlıkla gözlerini açıp kapadı.

Işığın yok olmasıyla birlikte mor cübbeli orta yaşlı bir adamın figürü belirmişti. Karen aptalca bakakaldı. Karşısında yoktan beliren bu adam, siyah uzun sakalları, kalın kaşları ve engin boyutlardaki aurasıyla tanıdık bir simaydı.

“Öğrenci, ustasını selamlıyor.” Yanındaki genç adam saygıyla eğilip söylendi.

Karen’de çabucak eğildi. “Karen, bölge üstadı Jeong’a saygılarına sunar.”

Orta yaşlı adam hafifçe gülümseyip onaylarcasına kafa salladı. Buraya kadar rehberlik eden genç savaşçı başka bir şey söylemeden geri dönüp geldiği zara girdi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 930

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 768

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 735

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 617

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 531

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 228

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 94

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9261 Üye Sayısı
  • 245 Seri Sayısı
  • 14314 Bölüm Sayısı


creator
manga tr