Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

KAREN - Bölüm 38 - Dayak Yedikçe Gelişmek


            Karen, kalpten gelen inancıyla secde eden bir kul gibi kafasını bile kaldırmadan yerde sürünüyordu. Hoş bu genç savaşçıya yakından bakılırsa ne kadar harap halde olduğu ve yürüyemediği için sürünerek kaçmaya çalıştığı gün yüzüne çıkardı.

            Şaşırtıcı olarak, içler acısı haline rağmen ağlamaklı ve öfkeli bir ses tonuyla mırıldanmaya gücü yetiyordu.

            Aldığı her nefeste şişen göğsünden yayılan keskin sancılar dişlerini sıkmasına neden oluyor ve sürünme hızını yavaşlatıyordu. Ne kadar gereksiz bir çabada olsa arkasından yürüyerek yaklaşan iblisten uzaklaşmak için elinden geleni yapıyordu.

            Genç adam aklını oynatmak üzere olduğu bu dayak-eğitimi karşısında zihnen bile çökmüştü. Eğer gerçek vücudunu kullanıyor olsaydı şimdiye çoktan bu çileden kurtulmuş olurdu.

            Çünkü yediği dayağın onda biri bile onun çelimsiz vücudunu paramparça etmeye yeterek ölümüne yol açardı. Ve lanet ediyordu ki onu öldürmeye on kere yetecek kadar dayak yemişti.

            Ağlamak istiyordu. Kan kusmak istiyordu. Belki o zaman bu lanet o…. ç…. Peşini bırakırdı!

            Kaç kere Ruh Sarayından kaçmaya çalışmıştı? Bu manyak psikopat her seferinde onu buraya sabitlemişti. O izin vermeden kendi Ruh Sarayından çıkamıyor oluşu nasıl bir mantıksızlıktı!

            Karen yavaşça yaklaşan ustasına korkuyla irileşen gözleriyle baktı. Ölü gibi cansız gözlerinde, öfkesine rağmen samimi bir yalvarma ifadesi vardı.

            Hafifçe mırıldandı. Sesli konuşmaya takati yoktu…

            “Usta… Bunu… Düşmanım bile yapmaz. Lütfen, dur artık!”

            Karen ustasının olumlu cevabını hayatı buna bağlıymışçasına bekledi.

            İblisin sesi enteresan şekilde sıkkındı. “Yaklaşık otuz saatimi seni eğitmek için harcadım ve şu ifadeye bak.. Çıh Çıh…” İblis keyifli haline rağmen öyle değilmiş gibi davranıyordu. Genç adamın sövmeye bile enerjisi yoktu artık…

Nefes arası veren iblis devam etti. “Doğrusu karşılık vermemeye başladığında sıkıldım ama senin iyiliğin için duygularımı görmezden geliyorum. Ah evlat. Takdirimi gerçekten kazandın. Otuz saattir bayılmaman beni çok şaşırttı. Hehehe.

Oo? Dur bir dakika, yoksa acıdan zevk falan mı almaya başladın? HAHAHAHA!”

İblis daha fazla dalga geçmeden duramıyordu. Sonunda aklındakileri keyifle dile getirirken arsız kahkahalar atıp kükremeye başladı.

“Bunu söylemezsem olmaz! Ne dayak yedin ama hahahaha!

Ohh, dünya varmış.. Uzun zamandır böyle keyifli sopa atmamıştım…”

Karen aklındakileri patavatsızca dile getiren iblise baktı. Gözlerindeki öfke öylesine yoğundu ki İblisin anlık duraksamasına neden oldu. Ancak sadece bu kadar etkili olabilmişti. Hemen ardından iblis gülmeye devam etti.

“Sen… Seni… Neyse…” Karen şuan ne derse desin ustasının sinirlenmeyeceğini biliyordu. Sonuçta yeterince deşarj olmuştu. Fakat yine de riske girmemek akıllıcaydı.

Hoş bunu düşünmesine rağmen peşi sıra yankılanan kahkahaları yüzünden öfkesi mantığının önüne geçmeyi başarmıştı. Enerjisinin bir kısmı yerine geldiği gibi beş dakikadan uzun süren bir küfür dalgasıyla kükredi.

İblis ise daha fazla sinir olmasına yetecek şekilde çocuğun ağzından çıkan küfürleri yorumlayıp gülüyordu.

“Hımm, o dediğini yapmaya gücün yetmez. Hahaha”

“Oo yaratıcı bir küfür, en azından bu konuda da yetişim dehası olduğun söylenebilir...”

“İblislerin annesi olmaz ki!”

--------

            Vian, Onka ve Houn soy isimli iki kardeş, yeterince dinlendikten sonra biraz çalışmış ve gün doğumuyla birlikte tekrar aşağıda buluşup sohbete dalmıştı. Gün öğlene ulaştığında ise Karen’in eğitimi son bulmuş ve sövmeye başlamıştı.

            Bu sırada dört genç, Karen’i çağırmak için odasına gittilerse de sonuç alamayıp geri döndüler.

            “Büyük kardeş Karen inanılmaz bir savaşçı. Tüm zamanını eğitimine ayırıyor olmalı. Sürekli güçlenmesine şaşmamak gerek.” Vian hafif bir hayranlık ifadesiyle konuştu.

            Ranmin onayladı fakat yorumu biraz farklıydı. “Karen oldukça çalışkan fakat güçlü olmasının nedeni ustası! Benimde öyle ustam olsa ohooo!”

            Kaşları kalkmış bir şekilde abisine bakan Liye homurdandı. “Sınavı kazanmanı sağlayanda onun ustası mıydı? Seviyeleriniz aynı olsa da aranızda bariz bir fark var bunu kabul etmelisin abi…”

            Ranmin hemen parladı. “Daha önce Ruh Soyuna sahip birisiyle dövüştün mü? Nereden biliyorsun aramızda fark olduğunu! Hımhh! Bence kardeş Karen karşısında zafer kazanamayacak olsam bile yenileceğimi söylemekte kolay değil…” Ranmin gerçekten de kendine güveniyordu.

Aslında Ranmin aynı seviyede Ruh Soyuna sahip bir rakibi alt edemeyeceğinin farkındaydı fakat Karen, henüz sahip olduğu Ruh Soyunu kavrayamadığını söylemişti.

Ayrıca kullanabildiği kısım sezgilerini falan güçlendiriyordu. Yani müthiş bir saldırı gücü olmamalıydı öyle değil mi?

Bu durumda savunma konusunda kozlara sahip olan Ranmin için kolay yenilmek mümkün olmamalıydı. Güveni tam olarak buradan geliyordu.

Vian tuhaf bir ifadeyle mırıldandı. “Düşüncelerinde haklısın büyük kardeş Ranmin. Bana göre şimdilik söylediklerin doğru.”

Ranmin bu isteksiz açıklamaya sıcak bakmadı. “Şimdilik olduğunu bende biliyorum ama zamanla aranın açılmasına izin vermeyeceğim. Hehe!”

Vian keskin bir sırıtışla açıkladı. “Aslında izin vermek zorunda kalacaksın. Önceki güne göre, dün daha güçlüydü. Hatta sınavın ortasında tekrar güçlendi. Ve daha bugün ne durumda olduğunu bile tahmin edemiyorum.”

Tedirgin bakışlarla onu dinleyen Ranmin’e baktıktan sonra tekrar söylendi.

“Bu kadar hızlı güçlenebileceğinden emin misin?”

            Ranmin kaşlarını çattı. Hafifçe yutkundu. Karşılık vermek istese de ne söyleyecekti ki? Onu tanıyanların beklemediği kadar hızlı kabullenip tekrar mırıldandı. “En azından denememe karışamazsınız!”

            Diğer üçlü bu inançlı ama hassas sözler karşısında kahkaha atmadan duramadılar.

            Sohbetleri gürültülü olsa da salondaki kişi sayısı düne göre çok daha fazlaydı. Bir gün içerisinde katılımcılar arasında epey başarılı kişi çıkmıştı ve salonda onlarca insan vardı.

            Gerçi başarılı olanların sayısı katılımcılara oranla oldukça düşüktü. Ayrıca bilinmelidir ki katılımcılardan yarısına yakını çoktan başarısız olup geri dönüş yoluna koyulmuşlardı.

            Sınavın belli bir süresi yoktu. Başarılı olmanın tek bir kuralı vardı o da illüzyonun üstesinden gelmek. Nasıl olduğunun bir önemi yoktu.

            Başarısız olmak için ise iki seçenek vardı. İlki pes etmek, ikincisi vazgeçmeyerek devam edip sonunda bayılmak… İllüzyon süresince eğer sadece dayanmaya kalkarsanız sonuç sadece işkence olacaktı.

Bunun başarıyı getirmeyecek yol olduğu kesindi yine de bazı gençler Bölge Üstadının onları gözlediğini ve son kararı verecek olanın kendisi olduğunun bilincindeydi.

            Potansiyellerini gösterebilir ve Bölge Üstadının gözüne girerlerse sınavı geçmeleri gerekmezdi…

            Büyük çoğunluğu için bu çaba beyhudeydi. Bölge Üstadının gözüne girebilecek potansiyele sahip olsalar sınavı geçebilecek yeterliliğe de sahip olurlardı. Böyle bir şanstan yararlanma ihtimali olan kişi sayısı bir elin parmaklarını bile geçmezdi.

            Zaten bu sınav sadece ön eleme gibiydi. Diğer sınav bundan kolay olmayacaktı bu yüzden Bölge Üstadı büyük standartları arzuluyor da değildi. Gözüne giren kişileri kayırsa bile bu sınavı geçemeyen ikincisini nasıl geçecekti?

            Bu ikilime düşen birçok katılımcı teker teker pes etmeye başlamıştı bile…

            Günün sonunda 809 katılımcı pes etmiş veya başarısız olmuştu. 418 başarıya ulaşan savaşçı vardı ve henüz illüzyona devam eden sadece 645 katılımcı kalmıştı.

            Bölge Üstadının ise, şuana kadar kötü bir gidişat çizmesine rağmen olumlu gözlerle baktığı sadece 5 katılımcı söz konusuydu.

-------

            Dışarıda bunlar yaşanırken Karen yatağında gözleri açık bir şekilde yatıyordu. Kaşlarının haline bakılırsa öfkesi hiçte azalmış değildi. Dile kolaydı lakin otuz saat dayak yemek ne demekti?

            -Tüm gezegende dayak yiyerek gelişmeye çalışan tek kişi benim herhalde!-

            Genç adam öfkesine rağmen yine de bundan bir fayda sağlamaya çalışıyordu. İlk başlarda sahip olduğu her şeyi İblise karşı kullanmıştı. İşe yaraması beklenemezdi yine de Karen tekniklerinin ne kadar ilerlediğini az çok fark etmişti.

            Açık ara en çok gelişen yanı savunmasıydı. Yetişimi yeni bir Kıdeme ulaştığında yetişim tekniği 2.seviyesine geçmiş ve savunması katlamıştı. Derisi sıradan bir insanın kuvvetiyle savuracağı silahlarla incinmeyecek sertliğe ulaşmıştı.

            Karen henüz denemediği için Kıdemsiz veya 1.Kıdem civarındaki savaşçıların ona zarar verip veremeyeceğini kestiremiyordu. Fakat iblislere karşı işe yaramaz durumda olduğunu düşünüyordu.

            Gerçi genç adam İblisleri kendi ustasıyla kıyaslayarak hata yaptığını bilmiyordu.

            Bunun dışında hızında da gözle görülür bir artışa sahipti. Yine de ustasına dönüp baktığında aralarında bir atla-ağaç arasındaki hız farkı var gibiydi.

            Gelişim konusunda onu şaşırtan tek şey ise ustasının Yıldırım Ateşi konusundaki yorumuydu.

            Ustasına göre şuan kullandığı Kan Yıldırımı Savaş Tekniği olan Yıldırım Ateşi tam güce ulaşmıştı…

            3.Kıdemde kullanabileceği tekniği tam güce çıkarmış olsa da Karen heyecanlı değildi çünkü o teknikte ustasına karşı işe yaramamıştı.

            Gücünün arttığını biliyordu fakat bu artışı sadece ustası karşısında deneyebilmiş ve öncesine nazaran hiçbir şey değişmemişti…

            -Her şeye rağmen o lanet kızıl ihtiyar, tekniği sıradan güce sahip 2.Kıdemdeki savaşçılara karşı tam güç kullanmamamı söyledi.-

            Bu bile onu heyecanlandırmamıştı çünkü deneyimi yoktu… Kimin sıradan kimin üstün güce sahip olduğunu nereden bilecekti ki? Bu yüzden kime karşı kullanırsa kullansın kendini tutmak zorunda kalacaktı. Ya bu sırada güçlü birine denk gelip tam gücüne çıkaramadan yenilirse?

            -Fırsat bulamayacak kadar güçsüz olamam!- diye kendi kendine cevap verdi.

            Bir nebze rahatlamış halde doğrulup düzgünce oturdu. İki gündür yetişim yapma olanağına sahip değildi. Geciktirdiği düşüncesiyle yetişim tekniğini harekete geçirdi.

            Nizami bir sistemin emirlerini takip ediyormuş gibi tüm yıldırım arkları canlanıp ruh gücünü emmeye koyuldu.

            Karen hafif bir neşeyle söylendi.

            -Ruh özümün saflığı biraz daha yükselmiş gibi?- Genç adam ruh okyanusundaki ışıltılı noktacıklara odaklandı.

            Devasa birikintide dikkat çekmeyen iğne ucu büyüklüğünde altın noktalar parlıyordu. Karen bu noktaların ruhunun saflığıyla alakalı olduğunu tahmin etse de kesin bir çıkarımı yoktu.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 780

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 743

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 604

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 585

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 483

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 447

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 418

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 411

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 381

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 343

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 132

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 109

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 97

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 38

Yazarın El Kitabı
Yazarın El Kitabı
Beğeni Sayısı: 33

Ölü Soy
Ölü Soy
Beğeni Sayısı: 28

White
White
Beğeni Sayısı: 26

Art Of War
Art Of War
Beğeni Sayısı: 26

Site İstatistikleri

  • 6291 Üye Sayısı
  • 130 Seri Sayısı
  • 10223 Bölüm Sayısı


creator
manga tr