"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

KAREN - Bölüm 30 - Yıldız Ruhu Savaşçı Okulu


            İblis Duhan ona ayrılan odaya geçince derin bir nefes verdi. Ölümcül aurası hemen kaybolmuş keyifli bir gülümseme takınmıştı.

            Odada asılı aynayı fark edince karşısına geçti. Kana bulanmış genç adamı görünce kahkaha üstüne kahkaha attı.

            “Hah! Savaşçı dediğin böyle görünmeli! Ah! Birde boynuzları olacaktı ki! Hehehe!” İblisin yaptıkları bir yana ağzından çıkan kelimeler bile sıradan birinin ruhsal sağlığını zedelemeye yeterdi!

            Keyifle biraz daha izledikten sonra suratı ciddileşti. Bakışlarına düşen uğursuzluğun yanı sıra hafif bir hüzün özellikle dikkat çekiciydi. Kendi kendine mırıldandı. Sözleri aynadan yansıyan genç adam içindi.

            “Kalbini benden iyi kimse anlayamaz evlat. Bunu hoşuma gittiği için yapmıyorum! Kaderinde güçlü bir uzman olmak var… İnan bana, güçlü uzmanların başı tehlikeden kurtulmaz.

Çok hızlı gelişiyorsun lakin buna oranla kalbin fazla yumuşak kalıyor. Öldürmeye alışman lazım, aksi takdirde çekeceğin çileyi aklın almaz. Kendi yolunu çizebileceğin gün geldiğinde kalbin,  yeterince güçlenmiş olmalı!”

İblis daha fazla konuşmadı. Elinde toplanan ruh ipliklerini genç adamın zihnine yönlendirdi. Biraz önce yaptıkları şeylerle ilgili anılarla oynayıp düzenledi ardından hatırlayabilmesi için, bedenini kullanmasını sağlayan büyüyü gevşetti.

Anılara hafif illüzyonlar ekledi çünkü her şeyi olduğu gibi hatırlarsa olması muhtemel iki sonuç vardı. İlki, bunu yapanın iblis olduğunu anlamasıydı. İkincisinde ise kendisinin yaptığını düşünür lakin ciddi bir travma yaşayabilirdi. İstediğini aklına sokması herhangi başka bir sorun arz etmiyordu. Sonuçta yaşananları tekbir kişi dışında kimse görmemişti.

Ardından üzerindeki kıyafetleri çıkarıp bir köşeye attı. Yüzünü yıkayıp temizledi. İşi bitince tekrar yatağa döndü.

Şimdilik her şeyden habersizce uyumaya devam eden genç adamın bedenini terk ederek Ruh Sarayına geri döndü.

--------

            Birkaç saat sonra Karen çatılmış kaşlarıyla uyandı. Başına saplanan dikkat çekici ağrı yüzünden uykusu dağılmıştı.

            Ağırca açılan göz kapaklarının arasında görünen siyah gözler boş bir ifadeyle bakındılar. Hemen sonra zihnindeki bulanıklık dağıldı. Ruhsal gücünden sebep baş ağrısı da silinip gitmişti. Yine de Karen bu tür şeyleri garipsiyordu.

Güçlü olmasına rağmen yetişim yaparken başı dönüyordu ve bu yetmezmiş gibi uyanınca başı mı ağrıyordu? Ruh gücünün ‘bozuk’ olduğundan şüphelenmeye başlamıştı...

            Bunlara rağmen uykusunu almış ve rahatlamış gibi hissediyordu. Sakince gerindi ve yataktan çıktı. İlk dikkatini çeken şey perdesiz pencereden yayılan güneş ışıklarıydı.

            Dikkat edince güneşin tepe noktaya vardığını keşfetti. Bu kötü bir habermiş gibi kaşları çatılmıştı. Niye bu saate kadar uyumuştu ki? En son konuştuklarına göre bu saatlerde çoktan şehirden ayrılmış olacaklardı…

            Genç adam düşünceli şekilde arkasını döndüğünde odada dikkat çekici bir eksiklik sezinledi. Daha dikkatli bakınca şaşırmadan edemedi.

Kapı yoktu! -Kapıya ne oldu?- bu soruyla birlikte yavaş yavaş uykusu açılmış ve dün gece olanları hatırlamaya başlamıştı. Ve anında can vermiş gibi dona kaldı. Adeta gerçekten de o an ölmüş gibiydi!

            Suratında dehşete düşmüş bir ifade vardı! Ve bu ifade hatırladığı şeylerden kaynaklanıyordu. Vücudu istemsizce sallanırken mırıldandı. “Dü-Dün gece b-ben on-ları öldürdüm!!!”

            Genç adamın düştüğü durumu gören İblis Duhan ruh gücünü salıp gencin zihnine ulaştı. Konuşurken bir yandan da onu rahatlatmak için zihnine ferahlık aşılayan tuhaf bir teknik kullanıyordu.

            “Sakin ol evlat! Yapmamış olsaydın muhtemelen onlardan daha beter bir ölümü tadardın…”

            Karen kaosa düşmüş zihninin ustasının sesiyle berraklaştığını hissetti. Hoş yine de dehşete düşmüş bir hissiyattaydı.

            İstemsizce cevapladı. “E-evet..”

            -Eğer karşılık vermeseydim öldürülecektim. Hatta Mae ve diğerleri de ölecekti. Evet! O pislikler herkesi bayıltan bir şey kullandılar. Ustam olmasa fark etmezdim bile. Sonra.. Sonra ne olmuştu?-

            Hatırlamakta zorluk çeken genç adamın kafası karışmıştı ve düşünmeye koyuldu. Zihninde görüntüler oynamaya başlamıştı bile.

            Birilerinin geldiğini anladığında kapıda onlara pusu kurmuştu ve hızlıca saldırmıştı. Ustasının yardımıyla onlarla boğuşmayı başarabilmişti. Hatta onları bayıltmaya çabaladığı için çok zorlanmıştı.

Sonra da şey.. Evet, evet! Altı kişi ona saldırırken güçleri biranda artmıştı. Karşılık veremeyecek duruma gelince birkaç yara almıştı. Hayatı tehlikeye girince ölümüne savaşmaya başlamıştı. Ustasıyla birlikte zar zor her birini öldürmeyi başarmıştı.

            Karen adeta ezberlediği bir şeyi hatırlıyormuş gibi hissetti. Gece yaşadıkları ise oldukça bulanıktı… Yine de bunları görmezden geldi. Yaşadığı şey normal bir olay değildi.

Ustası sayesinde verdiği kararın haklı olduğunu fark etmişti. Vicdanında hala ağır bir yük vardı fakat zihni sakinleşmeyi başarmıştı.

            “İyi misin?”

            Genç adam ustasının nazik sesine şaşırmamıştı. Dün akşam ustasıyla birlikte yaşam mücadelesi vermişti. Karen’e nazik davranması çok normaldi.

            Elleriyle saçlarını karıştırıp derin bir nefes verdi. “İyiyim usta. Sadece bu, biraz kötü hissettiriyor.” Ellerini kaldırıp onlara baktı. Şuan temiz görünseler de dün gece kan içinde olduklarını anımsayabiliyordu.

Sessizce mırıldandı. “Öldürmek… Mümkün olursa bir daha yapmak istemiyorum…”

            Ustasının derin sesi zihnine şimşek gibi çaktı. “Yine aynı durumda kalırsan?”

            Karen kaşlarını çatmış düşünüyordu.

            Ustasının ‘korku’ illüzyonundan sonra tuhaf bir şekilde pekte korku duymayan bir hale gelmişti. Ormanda gezindiği sıra bazı zor durumlarda kaldığında, haydutlar tarafından yolu kesildiğinde, hana geldiklerinde diğer savaşçılarla sorun çıktığında ve hatta dün geceki kanlı mücadelede hiç korku duymamıştı.

            Karen kendini iyi tanıyordu. Bu durumların her birinde olduğundan daha çok gerilmesi gerekirdi. Tabi onu değiştiren şeyin ‘o’ eğitim ya da ruh aurasındaki ani değişim yüzünden olduğunu tahmin ediyordu. Belki de ikisi de geçerli bir gelişim olmuştu…

            Bunu düşünmesindeki sebep korku duygusu körelince, birilerini öldürmüş olmasıydı! Dün geceye kadar böyle bir şey yapmayacağından emindi. Dün geceki durum zaruri miydi peki?

            -Tabi ki öyleydi!-

Aurasındaki dengesizlik anında duruldu. Kalbiyle birlikte ruhu da sakinliğini geri kazanmıştı.

            “Böyle bir şey tekrar yaşanırsa yapılacak tek bir şey var. Yaşamak istiyorsam öldüreceğim! Koruduğum insanların ve benim hayatıma kastı olanlara karşı tek seçenek hayatlarına kast etmek! Canımı yakarlarsa, canlarını yakacağım. Öldürmeye çalışırlarsa öldüreceğim.”

Ruh aurası hafifçe kabarırken o eski asil ve üstün havaya bürünmüştü! Düşüncelerine derin bir berraklık ve gözlerine ise altın bir parlaklık hâkimdi.

            Ruh sarayındaki iblis hafifçe gülümsedi. Öğrencisinin, ona göre basit şeyleri ciddiye alan ve öğrendiği şeyleri yemin edasıyla kendine dayatan figürüne karşı istemsiz bir bağımlılık hissediyordu.

            Her savaşçının kendine göre bir meziyeti vardı. Ve İblis Duhan bu genç adamı inceleyince fark etti ki;

            Kararlılıkla alakası olmayan, önemli konulur da şüphe duymayan bu çocuğun, bilgisiz ve toy haline rağmen tüm eksikliklerini düzeltmek adına aldığı kararları, kendine zorla dayatan o iradeli mizacına saygı duymadan edemiyordu…

Ayrıca öğrencisini kandırdığı gerçeğini ise umursamıyordu. Onun mizacına göre bu gerekliydi.

------

            Karen, tüm zihnini çalkalayan düşünceleri silip süpürmüştü ve söylediklerine sıkı sıkıya bağlanmıştı. O bazı önemli konularda kendine söz veren ve bu konuda amansızca mücadele eden bir adamdı.

Kararını verdikten sonra göstereceği kararlılık herkesi şoka sokmaya yeterdi. Bu huyu Ruh Sarayı hakkında ‘yetersiz’ dendiği gün kazanmıştı.

            Genç adam yerde yığılmış kanlı kıyafetlerine baktı. Kaşlarını çattıktan sonra yıkanmaya karar verdi. İşi bittikten sonra başka bir siyah elbiseyi yüzüğünden çıkarıp giydi.

            Derin bir nefes verip odadan çıktı. Koridora baktığında hafif bir şaşkınlık yaşadı. Koridordaki ahşap zemin ve duvarlar öylesine temizlenmişti ki parlıyordu. Oysaki Karen bu koridorun kan gölüne döndüğünü hatırlıyordu…

            Tuhaf hissederken Mae’nin odasının önüne gelip kapıyı yavaşça çaldı. Göreceği tepkiden çekiniyordu. Savaştan sonra yaşananlara dair doğru düzgün bir şey hatırlamıyordu. Savaşı sonlanınca ne yapmıştı? Niye diğerlerini uyandırıp kaçmamıştı? Ciddi ciddi işi bitince geri dönüp yatmış mıydı?

            Tedirgin bir bekleyişe rağmen kapıyı açan olmadı. Tekrar çaldı. Sonrasında ise seslendi fakat cevap alamayınca kapıyı açtı.

            İçeride kimse yoktu! Karen hemen endişelendi. Aklına haklı nedenlerden birçok tahmin geliyordu.

            Hızlıca diğer iki odayı kontrol etti. Onlarda boştu. Sonunda biraz sakinleşmeye karar verdi. Sakince algısına güvenip yakında olup olmadıklarını hissetmeye çalıştı. Çok kısa bir süre sonra rahat bir nefes verdi.

            Anlaşılan hepsi ondan önce uyanıp aşağıda toplanmıştı. -Beni niye uyandırmadılar ki?-

            Genç adam aşağıya inerken bunu merak etmişti lakin iblisin dün geceki gösterisi yüzünden kimsenin onu rahatsız etmeye cesaret edemediğini bilemezdi.

            Bırakın uyandırılmasını, diğer odalardaki misafirler bile onu rahatsız etmemek için parmak ucunda yürüyerek katı terk etmişti…

            Karen aşağı indiğinde kenardaki masada bulunan tanıdık yüzleri gördü. Aşağı inmesiyle birlikte, Mae’nin ekibiyle birlikte başka birkaç grup daha masalarda sohbet halinde olmalarına rağmen onu görüp anında sessizleşmişlerdi.

            Genç adam bu durumu fark etmişse de ses çıkarmadı. Mae’nin yanına giderken handa çıkan tek ses kendi ayak sesleriydi.

            Bu eziyetin çabucak bitmesini istercesine adımlarını hızlandırıp yanlarına geldi. Tedirgin bir gülümsemeyle selam verdi.

-------

            Karen huzursuzca çevresine bakındı. Şehrin kuzey kapısından çıkalı birkaç saat olmuştu ve geniş araziyi geçip önlerindeki dağa tırmanmaya başlamışlardı.

            Genç adam dağı çevreleyen yapıları görebiliyordu. Evet, gördüğü yapılar Yıldız Ruhu Savaşçı Okulu’na aitti. Fakat bu onu heyecanlandırmıyordu bile.

Bunca zamandır beraber takıldığı yol arkadaşları, uyandığından beri farklı davranan tiplere dönmüştü. Samimi sohbet havasından geriye iz dahi kalmamıştı. Savaşçılar ona katı ve mesafeli bir saygı göstermeye başlamıştı ve bu durum dostane havayı yok etmişti.

Karen onların üstüymüş ve hadlerine değilmiş gibi resmi cevaplar veriyor sohbet dahi etmiyorlardı. Akşam yaşananlar beklenmedik şekilde savaşçıların hepsini sanki hizmetçisine çevirmiş gibiydi.

Genç adam bunun sebebine akıl sır erdiremedi. Yine de durumu düzeltmek için çabalamış olsa da boşa çıkmıştı. Sonunda kendisi de öfkelenmiş ve denemekten vazgeçmişti. Somurtan suratıyla yakın mesafedeki geniş bölgeye kurulmuş okulu incelemeye koyuldu.

Değişik boyutlarda ve uzunlukta birçok bina göze çarpıyordu. Lakin sadece açık ara uzun olanları görebiliyordu. Çünkü şehirde olduğu gibi yüksek surlarla çevrilmişti ve bu yüzden küçük yapıları görmek mümkün değildi.

Yine de genç adam surları bile incelemekten keyif alıyordu. Şehrin aksine bu surlarda ince işçilik vardı. Surların üst kısmına her on metrede bir şaheser niteliğinde devasa heykeller oyulmuştu. Hiçbiri birbirine benzemiyordu.

Görkemli ve asil görünüşlü yaratık ve savaşçı heykellerinin yanı sıra bazı silahların bile heykeli vardı. Hatta genç adam bu silah heykellerinden birine hayran kalmıştı.

Mesafeye rağmen dört metrelik kılıç heykelini görmekte zorlanmıyordu. Geniş gövdeli uzun kılıç sarıya boyanmıştı ve göz alıcı gösteren mor desenleri vardı. Taştan haline rağmen keskin ve tehlikeli görünüyordu…

Devasa ağaçların müsaade ettiği kadarıyla envaiçeşit heykelleri seyrediyordu. Ve manzarayla cezbedilmiş haldeyken önlerindeki patikada ilerleyen bir at arabasına yetiştiklerini gördü. Biraz dikkat edince geniş toprak yolda önlerinde seyreden birçok araç ve yayanın farkına vardı.

Karen, okulun kapısıyla arasındaki mesafede bulunan yüzlerce insana şok içinde baktı. Enlemesine bir düzine metre uzunluğundaki açık kapının önünde biriken kalabalık muazzamdı. Yoldaki kalabalığı da hesap edersek binden fazla kişi vardı! Ve bu insanların tamamı savaşçı aurasına sahipti!

Kısa bir süre sonra herkesle birlikte geniş kapının önüne vardılar. Karen, Mae’yle birlikte, kapı önünde oluşturan on sıradan birine dâhil oldu. Ne yapacağını bilmediği için Mae’yi dinliyor ve sözlerinden çıkmıyordu.

Öğrendiğine göre sınav içeride yapılacaktı. Kapıdaki kontrol için oluşturulan bu sıra, gelenlerin katılım hakkı olup olmadığını teyit etmek içindi.

Buradaki kalabalığın büyük kısmının refakatçi olduğunu da fark etmişti. Yani muhtemelen sınava girecek öğrenci sayısı 200-300 kadardı. Yine de eski okuluna kıyasla bu sayı epeyi fazlaydı.

“Ne kadar çok katılımcı var böyle!” diye söylendi.

“Kapılar açılalı altı gün oluyor yani şimdiye çoktan bini geçkin öğrenci başvurmuş olmalı.” Diye açıkladı Mae.

“Bin mi?” Karen öylece bakakalmıştı. Tek seferde bin öğrencinin başvurması ne demekti? Sadece sayısı bile Marn şehrinin askeri gücünü 2-3 kat artırabilirdi! Unutulmamalı ki 1 kıdemden hatta bazı durumlarda 2 kıdemden aşağı hiçbir öğrenci kabul edilmiyordu.

Mae gülümseyerek açıkladı. “Bu sayı böyle üst düzey bir okul için önemsizdir, Üstat Karen. Hali hazırda okuldaki öğrenci sayısı 20-30 bin civarında.”

Karen sayılar tarafından aptala dönmüş gibiydi. 20-30 bin savaşçı! Ne etkileyici bir güç olurdu kim bilir?

Bu arada Mae konuyu değiştirdi. “Yarın başvurular için son gün. Sınavsa ertesi gün topluca yapılacakmış. Sadece öğrencilerin tanıdıklarına giriş izni var bu yüzden bizim gibi refakatçiler içeri giremez.

Şehre dönüp bekleyeceğiz, sınav günü sonucu görmek için tekrar geliriz. Başarılı olacağınızdan eminim.” Diğerlerine göre Mae daha az mesafeli davranıyordu. Karen bunun için bir nebze minnettardı.

“Teşekkür ederim, Mae.”

Genç adam sıra onlara gelene kadar bir saat bekledi. Önünde sadece birkaç kişi kalmıştı. Düşünceli bakışları, bulunduğu sıranın kontrollerini yapan gri renkli cübbe giymiş genç adamın üzerindeydi.

Karen sarı saçlı bu gencin hali hazırda okulun öğrencilerinden biri olduğunu biliyordu. Mae’nin söylediğine göre, okul içindeki öğrencilerin giydiği cübbeler aynıydı. Tek fark ise kıdemlerine göre renklerinin farklı olmasıydı.

Özellikle gri cübbenin hangi kıdemde giyildiğini bilmese de açıkça tahmin edebiliyordu. Çünkü çocuktan yayılan aura 3.Kıdeme aitti. Bilek kısmı civarında herhangi bir sözleşme arması da yoktu. Yani bu Karen’in ikinci Youren görüşüydü!

Karen kendisinden ancak bir-iki yaş büyük görünen bu uzmanın ona fark atarak geride bıraktığını görünce ustasının sözlerini daha iyi anladı.

Kendi şehrinde 3 kıdemli kişi sayısı sadece dörttü! Ve bu kişilerin yaşı oldukça geçkindi. Burada ise dahi ya da değil bu yaşta biri çoktan 3.Kıdeme ulaşmıştı. Genç adamın gözleri kararlılıkla parladı.

-Daha iyisini yapabilirim!- diye mırıldandı.

Sıra artık onlara gelmişti. Karen sıra boyunca yaşananları gördüğü için ne yapması gerektiğini biliyordu.

Nazik bir gülümsemeyle karşısındaki uzmana karşı hafifçe eğilip selamladı. Ardından adamın avcunda tuttuğu kahverengi cam küreye ellemek için uzandı. Bu küre bir şekilde, kişinin yaşına göre sahip olduğu yetişim seviyesinin uygun olup olmadığını ölçebiliyordu.

Karen çoktan uygun olduğunun farkındaydı. Öğrendiklerine göre bir Youren olduğu için 18 yaşına gelmeden önce 1.Kıdeme ulaşmış olması yeterliydi. 18 ila 19 yaşları arasındaki zorunluluk ise 2.Kıdemdi. Bu dayatma 20 yaşında 3.Kıdem olarak son buluyordu. Çünkü yaş bakımından en üst sınır buydu.

Karen ise henüz 18 yaşında olmamakla birlikte neredeyse 1.Kıdemin zirvesine çıkmıştı. Gerçi sadece 2 haftadır eğitim yaptığı düşünülürse gelişim hızı dâhilerin kalbini tekletecek düzeydeydi.

Rahat tavırla elini uzattığı an karşısındaki adamda konuştu. Sesi oldukça nazikti.

“Bir Youren ve özü saf bir ruh! Ne şanslı bir birliktelik.” Bu sırada kahverengi kürede yetişimini onaylamış ve parlamıştı. Adam övgülü bakışlarla gülümseyip devam etti. “Genç dostum, sanırım yetişimine geç başladın?”

Karen sırada bulunduğu süre boyunca bu adamın konuştuğunu ilk duyuşuydu. Hafifçe şaşırarak adama baktı. Yakışıklı ve neredeyse kadınsı derecede temiz yüzlü adam genişçe gülümsüyordu.

Tahmini ise gayet normaldi. Sonuçta Karen’in saklanan kısmı bir yana görünen ruh özü saflığıyla sadece 1.Kıdemin zirvesinde olması yetişime geç başladığını gösteriyordu.

“Keskin gözleriniz var Üstat.” Dedi Karen benzer bir gülümsemeyle. İçten içe ise tedirginlikle dolup taşmıştı. Adam konuşacak zamanı bulmuştu!

Eğer yetişimiyle ilgili bir şey söylemeye kalkarsa sakladığı bazı şeyler Mae’nin önünde açığa çıkabilirdi. Sonuçta küreye dokunmadan önce ustası ruh gücünün kısıtlamasını kaldırmıştı. Konuyu geçiştirmek için kendisi konuşmaya karar verdi.

“Bazı sorunlar yüzünden elime fırsat geçmedi. Farkı kapatmak için çabalayacağımdan emin olabilirsiniz!” dedi ve konuyu değiştirmek için Şehir lordunun ona verdiği ruh damgasını taşıyan levhayı çıkardı.

Sarı saçlı genç adam levhaya biraz göz gezdirdikten sonra konuştu. “Çok çabalarsan yetişmek bir kenara, öne geçmen bile mümkün.” Dedi ve levhayı geri uzattı. “Sorun yok, lütfen içeri geç.” Dedi.

Karen gerginliği yatışınca bu adamın iyi biri olduğuna karar verdi. İnisiyatif alıp onunla konuşmuş ve övgüde bulunmuştu. Okuldaki herkesin böyle olmasını ummaktan başka elinden bir şey gelmezdi.

Mae ile vedalaşıp diğerlerine el salladı. Sakin adımlarla okulun kapısından içeriye girdi.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 919

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 684

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 662

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16668 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr