"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

KAREN - Bölüm 28 - Kuyruğunda çıkacak mı?


            Karen, Gümüş Aslanın tepesinde rahat bir tavırla harabelerin görüş mesafesine girmişti. Her şeye rağmen kârlı bir gece geçirdiği için keyifliydi.

            Güneş henüz kendini göstermemişti fakat ortalık aydınlanmıştı. Bu sayede mesafeye rağmen harabenin surlarında dikilen iki figürü görebiliyordu. Figürlerin ikisi de kızıl saçlıydı birisinin kadın olduğu belli oluyordu. Kare,n Mae ve Muen ikilisine hafifçe el salladı.

------

            Mae uyandıktan sonra hafif bir telaşa kapılmıştı. Yefra, Karen’in tavırlarını ve gezmeye çıktığını eksizsiz bir şekilde açıklamıştı. Mae ise düşünceli olsa da pek fazla takılmadı sonuçta bu çocuğun Afron’un oğlu olduğunu biliyordu. Diğerleri ondan çekinmişse de Afron’un yetiştirdiği biri çokta kötü olamazdı.

            Yine de sabaha kadar ortalıkta görünmemesi telaşlanmasına yetmişti. Bölge Karen için bile oldukça tehlikeli sayılabilirdi.

            Onu aramak için sabahı bekliyordu. Karen önemli olsa da gece vakti aramaya çıkacak kadar çıldırmış değildi. Ekibinin can güvenliğini de düşünmek zorundaydı.

            Aklına doluşan birkaç düşünceyi bertaraf ederken, ufukta belli belirsiz bir hareketlenme gördü.

            Biraz dikkat edince gördüğü şeyin harabeye doğru ilerleyen bir silüet olduğunu keşfetti. Ve bu figür binek süren bir insan gibi görünüyordu.

            Mae kısa süre sonra bu görüntüyü net bir şekilde görebildi. Şimdiye kadarki telaşının ne kadar gereksiz olduğunu fark etmeden önce düşüncelerine şaşkınlık hâkimdi. Nedeni ise Muen’in sorusuyla aynıydı.

            “Gelen Üstat Karen değil mi?” Muen’in sesi neşeliydi fakat hemen sonra kekelemeye başladı. “Bi-Bindiği şey, o-o Gümüş Aslan değildir herhalde. Abla?”

            Mae o kadar şaşkın değilse de derin bir iç çekmeden yapamadı. “Sanırım öyle. Bu çocuğun yanında insanda gurur diye bir şey kalmıyor. Ciddi ciddi Gümüş Aslan mı evcilleştirmiş?”

            Muen kaşlarını çatmıştı. Ablası onun için eşsiz bir savaşçıydı. “Üstat Karen etkileyici fakat ablamdan öyle! Bir Gümüş Aslan’ı yenerken zorlanmayacağından eminim!”

            Mae, kardeşinin ona karşı olan düşüncelerini minnetle kabul etti fakat işin doğrusu farklıydı. “Bir Gümüş Aslan’ı yenmek problem değil, Küçük Mu… Sorun şu ki birini yenebilmek için önce sürüden kurtulman gerekir.”

Mae’yi şaşırtanda buydu zaten. Sadece sürü olmaları da değil birde bu sürünün onlardan daha güçlü bir lideri olurdu. Mae, bu çocuğun sakladığı bir şeyler olduğundan emindi ve sakladığı şeylerin tamamen gücüyle alakalı olduğunu da tahmin ediyordu.

Hoş Youren’ler basit olamazdı. Afron akıllı adamdı, muhtemelen bazı şeyleri saklaması için Karen’i uyarmış olmalıydı. Yine de bu konunun üzerine gitmek konusunda isteksizdi. Kuralsız karakteri bir yana, bu konuda yanlış bir şey yaparsa Karen’in düşmanlığını çekme ihtimali vardı.

Gelecekte önemli birisi olması işten bile olmayan birine karşı bu durum kesinlikle hata kaldırmazdı.

------

            Karen, harabeye ulaştığında ekibin tamamı kapıya yığılmıştı. Hepsi manzarayı görmek için toplanmışa benziyordu. Karen ilginin sadece yarısının kendisine ait olduğunu görünce abarttığını fark etti. Buna rağmen çok takılmadı. Bu kadar yolu koşarak mı gelseydi yani?

            Yorulmuş gibi görünen aslanın üzerinden indi. Yaratık ona bakan savaşçıları umursamıyordu. Sıradaki emri merak edercesine neredeyse tatlı görünen bakışlarını Karen’e çevirmişti. Sonuçta ölüm korkusu yaratıklar için bile aynıydı…

            Karen yaratığa bakınca, -İleride böyle işe yarar bir yol arkadaşı hiç fena olmazdı.- diye düşündü. Düşüncesinde kararlıydı fakat son gelişmelerden sebep açgözlüydü. Seviyesiz bir yaratıkla takılmak konusunda isteksizdi. Yarayacaksa daha fazla işine yaramasını isterdi.

            İsteksizce elini savurdu. “Geri dönmekte özgürsün.” Yaratık cana gelmiş gibiydi. Arkasına bile bakmadan geldiğinden çok daha hızlı bir şekilde koşmaya başlamıştı.

            Konuşmamakta ısrarcı olan gruba döndü. “Kahvaltı yaptınız mı?”

            Cevabı alması uzun sürdü. “Henüz değil, içeri geçelim mi?” dedi Mae.

            “Oh, güzel. Kahvaltı benden o zaman!” dedi ve gülümsedi. Elini savurmasıyla ortaya bacak boyunda, gri kürklü bedeninde korkutucu yarıklar olan bir tilki fırladı. Çoktan ruhunu teslim etmişti.

            Karen, her halta şaşıran gruptakiler yüzünden gözlerini devirip önden harabelere girdi.

------- 

            4 gün sonra…

            Gümüş Atlarıyla engin yabanda, arkalarında toz bulutu bırakarak ilerleyen, 7 kişilik teçhizatlı bir grup vardı. Ve bu grubun önünde seyreden uzun simsiyah saçlı genç görünümlü bir adam, düşünceli ve keyifli bir surat ifadesiyle önünde uzanan yolu seyrediyordu. Bu kişi Karen’den başkası değildi.

            Genç adam, uzun bir yolculuğun sonuna gelmek üzereydi fakat beklediğinden daha rahat zaman geçirmişti. Yeni tecrübeler edinmiş ve manzaralara şahitlik etmişti.

            Harabelerden ayırıldıktan sonra sorunsuz bir şekilde Talon şehrine varmışlardı. Ve handa konaklamak yerine Ren’e verdiği sözü yerine getirmeye karar veren Karen, bir süre aradıktan sonra oldukça fiyakalı bir konak olan Ren’in ailesine ait eve ulaştı.

            Aslında beklenmedik derecede hoş karşılanmışlardı. Ren tam anlamıyla ona kardeş gibi davranmış ve yardımcı olmuştu. Lakin Karen’i şaşırtan Ren’in babası yani Einder Mira’nın da Karen’e oldukça sıcakkanlı davranmasıydı.

               Bunun sebebi ise çok tuhaftı. Einder Mira, tek başınayken Ren’i kandırmadığı ya da soymadığı için hatta yardım ettiği için minnet duyuyordu. Bunun için açıkça teşekkür bile etmişti.

Tıknaz ve hafif kilolu, oğluyla aynı turuncu tondaki saçlara sahip adam 2 Kıdem seviyesinde gelişime sahip olsa da onun asıl gelişimi tüccarlıktı. Ticaret onun kanında vardı. Bu yüzden Karen’e onun için çalışmasını bile teklif etmişti. Lakin Karen’in katılacağı okulu duyunca özür dileyerek konuyu kapattı.

Adam onlar için küçük çaplı bir ziyafet hazırlatmış ve rahat yataklar temin etmişti. Karen minnettar hissediyordu. Ev sıcaklığını ve aile ortamını kısa bir süre tekrar yaşamış gibi hissetmişti.

Bu yolculuğunun normal kısmıydı. Ona beklenmedik olaylar yaşatan geri kalan kısımdı. Einder Mira’nın evinden ertesi günün öğlen sularında ayrılmışlar ve başka bir şehri durmadan geçip gitmişlerdi. Yagar denilen siyah ağaçlarla kaplı tehlikeli bir ormana ulaşmışlardı.

Ormana girdikten sonra, yolları bir haydut çetesi tarafından kesilmişti. Tabi ki bu grup kesinlikle Karen ve ekibine tehlike yaratmıyordu. Çünkü hepsi sıradan insanlardı. Sadece grubun 3 lideri savaşçı yetişimine sahipti. Karen bunu nereden mi biliyordu?

Çünkü bu adamlar onları yağmalamak için değil, misafir etmek için durdurmuştu. Karen adamların sevecen ve arkadaş canlısı ifadelerine karşı temkinliydi. Hatta anında önündeki dört kişiyi bayıltmıştı.

Sonra onu durduran Mae olmuştu. Karen böyle bir durumda ne kadar şaşırmıştı tahmin edin işte! Kendine karşı hepsi birlikte komplo kuruyor bile sanmıştı.

Gelgelelim olay gerçekten de göründüğü gibiydi. Karen hayatında ilk kez haydutlardan özür dilemek zorunda kalmıştı…

Adamlar işlerini profesyonelce hallediyordu. Geçen yetişimcileri gece kalmaları için ağırlıyor adeta han gibi görev yapıyorlardı. Hatta para bile almadan!

Tabi geçen sıradan konvoylara ve insanlara zorla para karşılığı koruma sağlayıp birkaç kilometrelik ormanı geçmelerini sağlıyorlardı. Kazançları cidden anormaldi. Kimsenin tavuğuna kış demedikleri içinde herkes onları görmezden geliyordu.

Karen hoşnut olmasa da sonuçta adamlar danışıklı dövüş yapıyordu ve katil bile değillerdi. Karen daha dün dünyaya gelmiş sayılırdı. Bu yüzden gelişigüzel onun işleyişine karışamazdı.

Önce bilgi ve güç gerekiyordu. Ondan sonra yine de kendi isteklerini değil ancak adaleti sağlamak için güç kullanabilirdi. Hala fevri olsa da en azından düşünceleri bir nebze olgunluk içindeydi.

Ve sonunda Karen enteresan sayılabilecek yolculuğunun sonuna yaklaşmış sayılırdı. Önünde uzanan tepe hissi veren ufak dağın hemen ardında Daergon krallığının, Krallık Şehri ve onun arkasında ise Yıldız Ruhu Savaşçı Okulu vardı.

Karen hiç görmediği bu manzarayı görmek için heyecanlanıyordu. Önündeki tepenin ardında gerçek dünya varmış gibi hissetmekten kendini alamıyordu.

Atlar istemsizce hızlandı. Güneşin batışına yakın tepeye tırmanmayı başardılar. Devasa şehir artık gözlerinin önüne serilmiş vaziyetteydi. Genç adam şaşkınlıkla gözlerini kırptı.

Ucu bucağı görünmeyen şehrin nereden başlayıp nerede bittiği belli değildi. Göz alabildiğine kıvrılarak uzanan ve otuz metre yüksekliğindeki sert taşlarla örülmüş surlar, şehri işgal edilemez bir görkemle sarıp sarmalamıştı. Karen ve grubunun yol aldığı yön şehrin güney kapısıydı.

Karen bu siyah demirden yapılma kapıdan neyin geçtiğini merak etmeden yapamadı. Bunu düşünmesi mantıklıydı çünkü kapı metrelerce uzunluktaydı. İnsanlar için olduğu düşünülemezdi. Hoş eğer öyleyse kralın, yorum yapmanın saçma olduğu tuhaf bir espri anlayışı olduğu kesindi.

Grup yavaşlamadan kapıya doğru ilerledi. Anlaşılan düşündüğünün aksine insanları için başka bir kapı daha vardı…

Bu devasa kapının hemen yakınında minyatürü gibi görünen küçük kapıya ulaştılar. Mekânın önünde sıralanmış birkaç düzine insan vardı. Birlikte sıranın ardına yerleştiler.

Dört kızıl zırhlı muhafızın –ki bu adamlar 3 Kıdem sahibiydi- geçenleri kontrol ettiği ve geçiş ücretini tahsil ettiği alana geldiklerinde, Mae öne çıkıp herkes için onar altın ödedi.

Karen ödenen miktarı görmezden gelip diğerlerini takip etti. Şehre girdikten sonra onları karşılayan, geniş yollar, uzun binalar ve alışmanın zor olduğu bir kalabalıktı.

Genç adam kalabalığa hayretle bakıyordu. Sıradan gezginler gibi görünen yüzlerce savaşçının aurası başını döndürmeye yetmişti. İşin tuhafı kendi şehrinde zor karşılaştığı 2 Kıdem ve üzerinde onlarca aura açıkça seçilebiliyordu. Karen birkaç tane 4 Kıdemin baskıcı aurasını hissetmiş ve bunun yüzünden konuşamaz durumdaydı.

Burası nasıl bir şehirdi? Sıradan insan sayısı savaşçılardan çok daha azdı!

Karen, ansızın yanında biten Mae yüzünden irkildi. “Hayret verici değil mi?” Gülümseyen siması, ne düşündüğünü anlıyor gibiydi.

Hızlıca kafasını salladı. “Anlatsalar inanmazdım... Sanırım burada bizim yetişimlerimizin hiçbir değeri yoktur. Hehe!”

Mae hızlıca cevapladı. “Bizim gibiler için evet. Senin gibi birisi ise alçakgönüllü davranmamalı..” Kızıl saçlı kadın muzipçe gülümsedi. “Bunun dışında burada dikilerek zaman kaybetmesek iyi olur. Yıldız Ruhu, şehrin diğer yakasının ardında, yolumuz uzun.”

Karen içinde uyanan gezme hissini bastırıp yola devam etti. Mesafe hala oldukça uzaktı. Şehri boylu boyunca geçecek ve kuzey kapısından çıkacaklardı.

Ondan az bir mesafe sonra Yıldız Ruhu okulunun inşa edildiği Yıldız dağına ulaşacaklardı. Yarım günden daha uzun süren bir yolculuktan sonra, güneşin doğuşuna yakın vakitlerde şehrin kuzey kesimlerine gelmişlerdi.

Saat geceyi geride bırakmak üzere olmasına rağmen geniş sokaklar hala canlıydı. Yol kenarlarında işletilen hanlar dolu ve oldukça gürültülüydü.

Şehrin devamında ise canlı hayatın ve binaların bıçakla kesilmiş gibi sonu gelmişti ve bu bıçaklar devasa surdan başka bir şey değildi.

Grup Mae’nin belirlediği, küçük bir hana dinlenmek üzere giriş yaptı. Koyu sohbetlerin döndüğü ortama yedi savaşçının girişi hafif bir sekme yarattı.

Misafirlerin çoğu dönüp onları süzdükten sonra takılmadan kendiişlerine geri döndü. Karen buradaki insanların neredeyse hepsinin savaşçı olduğunu anladı. Her birinin aurası gizlenmişti fakat onun için bu bariz ortadaydı.

Çevreye göz gezdirirken siyah gözlü kel bir adamın Mae’ye açgözlü bakışlar attığını görünce kaşlarını çattı. Adam sanki hissetmiş gibi anında ona döndü. Bakışlarına düşen kararsızlık Karen’i görünce hızlıca yok olup gitti. Adam dalga geçer gibi alaylı bir öpücük hareketi yaptı.

Karen, durumun akabinde oldukça kanlı tavsiyeler veren ustasını göz ardı edip bakışlarını karşıya çevirdi.

Bira servisi yapılan tezgâhın arkasında dikilen, sarı renkli uzun sakallı sert bakışlı adamın Mae’ye kafa selamı verdiğini gördü. Mae selamı alıp adamın karşısına geçti. “Poun, bize birkaç saatliğine yer lazım. Ne durumdasın.” Orta yaşlı adam grubu süzdükten sonra hayır anlamında kafa salladı. “Sadece bir odam var.” Diye söylendi.

Bu sırada muhabbete beklenmedik bir karakter dâhil oldu. Sesteki alaylı tavrı duyunca Karen daha muhatap bile olmadan önce bugün neler yaşayacağını anlamış gibi derin bir nefes verdi.

Uzun boylu kirli sakallı, kel savaşçı yerini terk edip yanlarına gelmişti. Gruptaki kimseyi önemsemeyen bakışları Mae’nin üzerinde uzunca gezindikten sonra, “Benim çocuklarla 3 oda kiraladık. İstersen ikimiz, odalardan birini kullanabiliriz ne dersin? Diğer çocuklarda kalan odaları paylaşır ha?” adamın sözleri bitince daha önce oturduğu masada bulunan sekiz kişilik grup arsızca kükreyip destek verdi.

Karen sinirleri gerilmiş vaziyette elini tezgâha vurdu. Tüm ruh gücünü engellediği için oldukça normal bir darbeydi.

Genç adam savaşçılığa yeni adım atmış olmasına rağmen görmezden gelemeyeceği birçok şey vardı. O bu şekilde yetiştirilmişti. Gücünün yetip yetmemesi ise önemsizdi.

Öfkeli bakışlarını han sahibine çevirdi. “Şu dallamaların odaları için 20 altın veriyorum.” Han sahibinin gözlerine bakılırsa teklifi kesinlikle kabul ederdi.

Lakin her sözün sorumluluğu vardı. Hakareti işiten kel herif Karen’in önüne dikildi. 1 Kıdem seviyesinde Tyken tipi sözleşme armasına sahip olan özgüvenli savaşçı, genç adamın üstüne yürürken Mae, sinsi bir gülümsemeyle geri çekildi.

Neler olacağını görmek istiyordu. Kesinlikle endişeli değilmiş gibiydi. Onun davranışını gören Karen ise herhangi bir şey yapmasının problem arz etmediğinde karar kıldı.

“Ne yazık ki odalarımızı sana veremeyiz ufaklık.. Ama güzel bir fikrim var madem boşa harcayabileceğin o kadar altına sahipsin-” daha cümlesini tamamlayamadan yediği tokatla birlikte yere devrildi.

El darbesinin naifliğine karşı çıkan tokat sesi dehşet vericiydi. Tüm han anında sessizliğe bürünmüştü. Karen hiçbir şekilde değişmeyen ifadesiz suratıyla eline baktıktan sonra yere kapaklanan adama döndü. Kelin bakışlarından şoka uğradığı belli oluyordu.

İlk konuşan ve başından beri keyfi yerli yerinde olan tek bir kişi vardı. Bu da elbette ki ustasından başkası değildi.

“Hahahah! Çok iyiydi evlat! Şu surata bak! HAHAHAHA! Tokat atmak çok yaratıcı! Kemik kırmaktan bile eğlenceli görünüyor… Hay lanet, denemek istiyorum!”

Karen ustasını görmezden gelmek konusunda zorluk çekse de cevap vermemeyi başardı. Gözleri şaşkın bakışlarla donup kalmış gibi görünen kele döndü. Sesi soğuk ve alaycıydı.

            “Hah? Sence de patavatsız olmak için çok güçsüz değil misin?” diye söylendi.

            Adam ne olduğunu pek anlamamış gibi öfkeyle ayağa kalkarken aurası da kabarıyordu ve 1 Kıdem yetişimindeki soluk altın renkli ruh gücü ansızın dışarı aktı.

Çevredeki masa ve sandalyeler yuvarlandı. Birkaç kişi korkuyla geri sindi. Kendi grubuysa şoku atlatmış ve tekrar gaza gelmişti.

            “Hahah! Öldür onu Badu!”

            “Veledin kafasını kapıya as!”

            Adamların komutlu tezahüratları eşliğinde kel iyice şişip sözleşmeli ruhunu da işe kattı. Bedeni yükselirken kasları gittikçe irileşti.

Teninde beliren kıllar sıklaşıp siyah parlak kürklere döndü. Gözleri büyüdü, burnu yassılaştı ve çenesi uzun dişlerinin ağzında kalması için yerini genişleterek dışarı uzandı.

            Onca tuhaf gelişimin ardından Karen, adamın bir ayıyla sözleşmeli olduğunu az çok anlamıştı. -Hehehe! Yerinde bir tercih olmuş!-

            Yine de etkilendi. Adam oldukça güçlü görünüyordu ve bu onu heyecanlandırdı. Savaşçı olduktan sonra bu ilk gerçek dövüşü olacaktı.

            Bu gelişmelerin sonunda havada yankılanan alkış sesi herkesin tekrar sessizleşmesine neden oldu.

Çünkü bu tempolu alkış, arsız sırıtışıyla dikilen genç bir adamdan yani Karen’den geliyordu. “Güzel gösteri, ee? Bitti mi? Kuyruğun çıkmayacak mı?”

Karen’in sözlerinden sonra konuyla alakası olmayan birkaç misafir istemeden kıkırdadı. Genç adama eşlik eden Marn şehri savaşçılarıysa katıla katıla gülüyordu. Muen kendini tutamıyormuş gibi tezgâhı tokatlıyordu.

            Kel o kadar öfkelenmişti ki, kalın kürkten dolayı görünmeyen teninin kızardığı tahmin edilebilirdi. Ortalığın fazla karışmaması için salonun ortasına doğru ilerleyen Karen adamı süzdü. Herif daha fazla dayanamayıp öfkeli bir kükremeyle ona doğru atıldı.

            Pençe vari eli yukarıdan aşağı inerken, Karen geri tuttuğu tüm ruh gücünü bıraktı. Altın ruh gücü öyle bir güçle gelmişti ki yakında oturan birkaç kişi köşelere savruldu.

Önündeki adam ise eli havada öylece kalakalmıştı. İstediğinden değil elbette, şuan bileği Karen tarafından yakalanmıştı.

            Baskıcı ruh, çevredeki kimsenin hareket etmesine izin vermiyor devamlı bir tehlike hissiyatı taşıyordu. Bırakın keli herhangi başka biri bile hareket edemiyordu.

            Ayı benzeri kıllı herif yutkunduktan sonra elini geri çekmeye çabaladı. Çabası boşaydı. Kolu mengene tarafından yakalanmış gibiydi. Bir santim oynamadı.

            “Buraya gelip bana yardım edin!” diye kükredi. Adamları için komutu anlamak başka, buna cesaret etmek başka bir konuydu.

            Karen, iblis klonlarından sonra zorlanmayacağından neredeyse emindi lakin yine de aynı anda dokuz kişiyle savaşmak tehlikeli olabilirdi. Sonuçta burası Ruh Sarayı değildi.

Bu yüzden hali hazırda kararsız görünen savaşçılar karışmadan olaya el attı. Boştaki eli yumruk haline gelmiş ve ansızın bulanık görünmesine yol açan hızıyla adamın karın boşluğuna gömüldü.

Adam korkuyor olmasına rağmen deneyimli olduğu belliydi. Hemen darbeyi önlemeye çalıştı.

            Lakin bilmediği şey, karşısında rahat tavırlar sergileyen çocuğun içten içe tedirgin hissettiğiydi.

Karen, işlerin beklediği gibi gitmeme ihtimali yüzünden yumruğunu tüm gücüyle savurmuştu. Sadece Yıldırım Ateşini kullanmıyordu çünkü tekniğin yıkıcılığını en iyi o biliyordu.

İçsel kuvvetin kapladığı patlayıcı güçteki yumruğun adama temas etmesiyle birlikte, ayı görünümlü kel, herkesin görüşünden anında yok olduğu bir hızla giriş kapısını parçalayıp fırladı.

            Karen parçalanmış kapıdan uçup giden adama bakınca şaşırmıştı. –Niye her yumruktan sonra böyle bir durum gerçekleşiyor ki?- diye düşünüyordu.

            “Seni ahmak velet neresini anlamıyorsun? İkinizde 1 kıdemlisiniz diye eşit olacaksınız mı sanıyorsun? 2 farklı kıdem arasında güç farkı inanılmazdır. Lakin aynı kıdemin başıyla sonu arasındaki farkta hiç normal değil. Bu yüzden kolayca rakibini ezebiliyorsun…”

            -Ha! Şunları laf sokmadan da söyleyebilirsin... Neyse boş ver.- Karen gözlerini devirdi. Kelin grubundaki adamlara doğru ilerledi.

            8 koca adam genç bir çocuğun karşısında kaçacak delik arıyor gibiydi. Bakışlarını kaçırıyor hatta olayla alakaları yokmuş gibi davranıyorlardı. Karen neredeyse gülecekti. En yakınındaki sırtı dönük adamın ensesini odun yakalar gibi kolayca kavradı.

            Gözleri irileşen adama doğru eğildi. “Biraz önce ölmemi söyleyen sen miydin? Hani şu kafamı asmakla ilgili olanı!” Sormuş olsa da cevabı biliyordu, sonuçta adamın konuşmasına izin vermeden geriye uçmasına neden olacak bir güçle tekmeledi.

            Karşı duvarı çatlatıp yere yığılan adamın bilincini kaybettiğini görünce, yapmacık bir heyecanla Mae’ye döndü.

“Bu ikisinin yatacak yere ihtiyacı yoktur sanırım. Kiralayabileceğimiz kaç oda oldu acaba?” Kendi grubu bile şaşkın ifadelere sahip olduğundan cevap beklemeden diğer adamlara döndü. “Sanırım yeterli değil.”

            Kurnaz tipli uzun çeneli biri hemen konuştu. “Üstat, ben zaten kalmayacaktım. İsterseniz odamı hemen verebilirim!”

            Karen şaşırmış gibi baktı. “Gerçekten mi? Senin için sorun olmaz öyle değil mi?”

            “Olur mu öyle şey, Üstat.  Lütfen keyfinize bakın, hatta keyifli bir gece geçirmeniz adına odalarınızın ücretini ödememe ne dersiniz?” Adam neredeyse inanılası bir neşeyle konuşuyordu.

            Karen’in ikna olmuş gibi göründüğünü fark eden altılı hemen aynı şeyleri söyleyedurdu.

            Sonuç olarak handan sekiz kişi eksilmişti. Arkalarında Karen’e, ücreti ödenmiş 4 oda bırakmayı da ihmal etmediler.

            Karen nazik bakışlarla hanın diğer misafirlerine baktı. “Rahatsızlık için üzgünüm, lütfen devam edin.”

            Bu müşteriler deneyimli savaşçılardı. Dikkatli tavırları genç adamı yanlış anlamalarına neden olacak kadar üst düzeydi. Karen’in nazik tavrı ve özrü, onlara tam anlamıyla sorun çıkarmamalarını tembihleyen üstü kapalı bir tehdit olarak geçmişti.

            Her biri hafifçe yutkunarak, normal davranıyormuş gibi önlerine dönüp konuya ilgisiz davranmayı seçti.

“O halde sanırım bir sorun yok. Ben odama geçiyorum.”

            “Üstat Karen. Yemek göndereyim mi?” Han sahibi öncesine göre oldukça iyi huylu davranıyordu. Karen ister istemez insanların güç karşısındaki tavır değişikliğine keyifsizce güldü.

            “Sanırım iyi olur…”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17362 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23484 Bölüm Sayısı


creator
manga tr