“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

KAREN - Bölüm 27 - Ren Mira


            Karen çocuğun isteğini duyunca şaşırdı. “Kiralamak mı? Ne için?”

            Çocuk soruyu görmezden gelip elini uzattı. “Tuhaf bir karşılaşma oldu kabul ediyorum. Öncelikle tanışmamıza ne dersin? Adım Ren Mira.”

            Karen’in aklı sorularla dolmuştu. Anlaşılan bu çocuk bir deli değildi. Gayet normal konuşmasına bakılırsa öyle olmalıydı. Hoş sürekli değişen tavrı daha büyük bir deliliği işaret ediyor olabilirdi.

Ayrıca bu mevzunun meraklısı olmasa da çocuk ona eşitiymiş gibi davranıyordu ki bu şaşırtıcıydı. Kimse kendinden güçlü bir savaşçıya böyle davranmazdı. Ve son olarak çocuk onu kiralamak istemişti.

Bu hem ücretini karşılayabileceğine güvendiğini hem de savaşçılarla içli dışlı bir yerde yaşamaya alıştığını gösteren bir davranıştı. Karen biraz tedbirli davranmaya karar verdi.

            Sakince ona uzatılan eli sıktı. “Karen Senka.”

            Çocuk iyi niyetli gibi görünen bir gülümseme takınarak konuşmaya devam etti. “Memnun oldum, Karen. Ne tuhaf, isimlerimiz bile benzermiş. Benden pekte büyük gibi durmuyorsun ama gayet güçlü bir auran var. Neden sözleşme yapmadığını merak ediyorum doğrusu.”

            Karen bu çocuğun deli olmasa da aşırı tuhaf olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Bu neydi böyle? Biraz önce yaşananları görmezden gelmeye çalıştığı barizdi. Yetmezmiş gibi, bir davette denk gelmişler gibi saçma bir rahatlıkla konuşuyordu.

            “Şu saçma tavırları kesecek misin? Bilmem farkında mısın, şuan hiçte normal bir ilişkimiz yok. Düzgünce ne istediğini açıkla, detaylarıyla.”

            Çocuk Karen’in sert tavrını görünce beklenmedik şekilde rahatlamıştı. “Bende şu asillerin konuşma şeklinden haz etmiyorum! Böylesi çok daha iyi. Hahaha!”

            “Şaka bir yana, gerçekten deli sanırım?” Karen ustasının yorumuna neredeyse kahkaha atacaktı çünkü aynı fikirdeydi.

            Çocuk konuşmaya devam etti. “Her neyse, durumu kısaca özet geçeyim-”

            Karen hemen konuşmasını böldü. “Detaylarıyla!”

            “Tamam, pekâlâ, nereden geldiğini bilmiyorum ama ben Talon şehrinden geliyorum. Babam şehirdeki asillerden biridir. Durumumuz gayet iyi.” Çocuk biran sustu. Yanlış bir şey söylemiş gibi tedirgin görünüyordu. Karen tavrındaki değişikliğin sebebini anlamıştı.

“Çokta iyi değil. Hatta oldukça borcumuz var. Her neyse, gördüğün üzere sözleşme yapma çağım çoktan geldi. Babam satın aldığı yaratıklardan birini seçmemi istiyor. Ama ben yaratığımı kendim bulmak istiyorum! Benim ihtiyar biraz korumacıdır. Belaya bulaşmama kesinlikle izin vermez.

Daha önce burada korumalarla gezerken bir yaratık gördüm. Onu gördüğüm an kararımı vermiştim. Görmen lazım mükemmel bir yaratık. Tabi kendi imkânlarımla anlaşma yapmak istediğim için kimseye söylemedim. Gizlice buraya gelince işler pek yolunda gitmedi. Ufak bir sorun çıktı.”

Karen az çok olayı anlamıştı. Hatta çocuğun imkânlarına rağmen sözleşmesini kendi kendine yapmaya çalışmasını takdir bile etti. Yine de sormadan edemedi. “Yaratık senden güçlü öyle değil mi? Ee, benden yardım almakla, babandan almak arasında ne fark var?”

Çocuk hemen araya girdi. “Hayır, o kadarda güçlü değil. Zaten yaratığı yakalamanı falan istemiyorum ki! Bahsettiğim sorun, yaratığın yalnız olmaması!”

“Devam et.”

“O bir Altın Aslan! Seviyesiz ama yine de bir büyülü yaratık, muhtemelen onunla güçlerimiz eşittir. Onu yenebileceğimden eminim. Dediğim gibi, güçsüz olsalar da bir Gümüş Aslan sürüsüne liderlik ediyor. Toplam 6 ya da 7 yaratık var. Hepsine karşı koymam imkânsız… Yerleri oldukça yakında, sen gelene kadar dikkatlerini çekmeye çalışıyordum. Amacım birer birer avlamaktı.”

Bu, Karen’in kısa hayatında duyduğu en saçma plandı… Ren isimli bu çocuk deli değildi, oldukça cesur bir karakteri olduğu da su götürmezdi lakin bunlara rağmen zekâsı oldukça geriden geliyordu…

Genç adam bu planın ne kadar saçma olduğunu anlatmakla zaman kaybetmek istemedi.

“Benden diğerleriyle ilgilenmemi mi istiyorsun?”

Çocuğun gözleri parladı. “Aynen! Eğer onları engelleyebilirsen. Ben kendi işimi görebilirim.”

Karen kısa bir süre düşündü. Bu onun için oldukça kolay bir işti. Çocuğun verdiği istihbarat doğruysa hiçbir sorun yaşamayacağından emindi.

“Karşılığında?”

Çocuk biraz düşündü. Hemen ardından elinde, avuç içi büyüklüğünde bir şişe belirdi. İçi, birkaç düzine sarı renkli küçük hapla doluydu.

Karen, ancak o zaman çocuğun boyut yüzüğüne sahip olduğunu keşfetti. Bu onu oldukça şaşırtmıştı.

Sonunda dayanamayıp çocuğu azarladı. “Yeni tanıştığın birine, çok zengin bir aileden geldiğini söylemen yetmezmiş gibi birde boyut yüzüğünü gösteriyorsun. Şansına dua etki denk geldiğin kişi benim. Babanın neden korumacı davrandığı belli oluyor.”

Çocuk, Karen’in yorumunu duyunca kaskatı kesildi. Sonradan dank eden düşünceleri yüzünden, saçma bir şekilde ellerini arkasına sakladı.

“Şimdimi saklamayı akıl ettin? Tanrım! Bu yaşa kadar hayatta kalmayı nasıl becerdin aklım almıyor!”

“Hey, hakaret etmeyi kes!”

“Evet, evet. Her neyse! Senden çalmayacağım merak etme. Gösterdiğin haplar neyin nesi?”

Zekâ düzeyi sıkıntılı genç rahatlayıp açıklamaya koyuldu. “Bunlar Konsantrasyon hapı. Kısa süreliğine kavrama yetisini ve odaklanmayı arttırır.

Teknikleri falan öğrenmeyi kolaylaştırıyor. Babam sürekli kullanmam için arada bunlardan veriyor. Fiyatları oldukça yüksektir. Kullanmasan bile satabileceğinden eminim. Ne dersin?”

Karen, bu çocuğun babasına saygı duymadan edemedi. Gerçekten oğlunun zekâsı yönündeki eksikliğe karşı elinden gelen yardımı yapıyor gibi görünüyordu.

Hapların gerçek olup olmadığını ustasına teyit ettirdikten sonra konuştu. “İki şişe istiyorum.” Çalmayacağını söylemişti fakat daha fazla kar etmeye çalışmanın herhangi bir zararını da görmüyordu.

Çocuk kısa bir süre düşündükten sonra Karen’i şaşırtan bir zekâyla konuştu. “Bunu hemen alabilirsin. Eğer görevini sorunsuz tamamlarsan diğer şişede senindir.” Tabi bu Ren’in kendi fikri değildi. Bu davranışı birçok kez babasında görmüştü.

Karen şişeyi alıp onayladı. “Tamam, hadi gidelim.”

Çocuk şaşırmış bir şekilde duraksadı. “Nereye?”

“Yaratıkların yanına gideceğiz işte. Hadi çabucak bitirelim. Fazla zamanım yok.”

“Plan yapmayacak mıyız?”

Karen derince iç çekti. “Plan şu; Oraya gideceğiz. Ben hepsini engelleyip senin Altın Aslan ile savaşmanı sağlayacağım ve sende savaşacaksın. Kendi işine baksan yeter. Bonus hizmet olarak, ölecek duruma gelirsen seni kurtaracağım. Çekinmeden savaşabilirsin.”

Çocuk şaşkın bakışlarla hala olduğu yerde duruyordu. “İkimizi de öldüreceksin!” diye söylendi.

Karen, çocuğun onun gücünü fark etmediğini ilk söylediklerinden anlamıştı zaten. Yine de açıklama yapmaya üşeniyordu.

Geçiştirmeye karar verdi. “Merak etme, çok iyi bir planım var. Yanımda işe yarar hazinelere sahibim.” Güven verici bir şekilde gülümseyip, göz kırptı. Çocuk hemen heyecanlanmış gibiydi.

Ren yavaş ve sessizce ormanın derinliklerine ilerlerken, Karen arkadan onu takip ediyordu. Aklındaki plan ise anlattığından çok daha basitti. Mümkünse savaşmak istemiyordu. Çünkü oldukça güçsüz rakiplere karşı savaşmanın ona hiçbir yararı yoktu. Onlarla anlaşma yoluna gidecekti.

Normalde büyülü yaratıklar zekâ seviyeleri yüksek canlılardı. Hatta en düşük seviyeli olanları bile Ren’den zeki sayılabilirdi. Yine de konuşma yetisine sahip olmak için oldukça yüksek seviyelere çıkmaları gerekiyordu.

Düşük seviyelerdeki yaratıklarla ruh gücü aurasıyla ve beden diliyle irtibat kurmak mümkündü. Çok azıda söylenileni anlayabiliyordu. Karen deneyimsiz olsa da bu kadarını kitaplardan öğrenmişti.

Ayrıca seviyesiz bile olsa her yaratığın isme sahip olduğunu ve zihinsel yoldan bunu herhangi bir insanla paylaşabildiklerini de biliyordu. Zaten başka türlü olsa düşük seviyeli yaratıklarla sözleşme yapılamazdı.

Bu konu dışında Karen’in aklını kurcalayan başka bir konu vardı. Bu konu Ren Mira isimli genç adamdı. Karen, bu çocuğun aurasının saflığı konusunda şaşkınlık yaşıyordu.

Doğrusu hayatında ilk kez, henüz bir savaşçı olmadan bu kadar güçlü bir ruh gücü uyandıran birini görüyordu. Bu ruh özüyle alakalı bir şeydi. Ve bu çocuğun ruh özü saflığı inanılmazdı. Karen’in özüyle kesinlikle kıyaslanamayacak olsa da sıradan olmaktan çok uzaktı.

Çocuğun yetişim konusunda ciddi bir geleceği olduğu belliydi. Karen’in tek endişesi, uzun süre yaşamak onun gibi biri için zor olabilirdi. Yine de tabi ki her şey şansına bakıyordu.

Karen, duraksayan Ren’i görünce dikkatini topladı. Eliyle karşıyı işaret eden çocuk oldukça heyecanlı görünüyordu.

Gösterdiği tarafın hemen ilerisinde hafif bir açıklık vardı. Ay ışığının aydınlattığı çimenlik bölgede horultularla uyuyan 7 iri aslan seçilebiliyordu. Bunlardan altısı parlak gümüşi kürke sahipti. Gözlerini, grubun tam ortasında yatan, neredeyse onların iki katı büyüklüğündeki ve ay ışığa altında göz alıcı görünen altın renkli tüylerle bezenmiş Altın Aslan denilen yaratığı gördü.

Karen ister istemez hayvanın görüntüsünden etkilenmişti. Oldukça heybetli bir yaratıktı.

İşe başlama zamanı gelmişti. Çevreyi ustasına kolaçan ettirdikten sonra kendisi tekrar gözetledi. Herhangi ekstra bir tehlike görmeyince işe koyuldu.

Rahat adımlarla aslanlara doğru yürümeye başladı. Arkasında şaşkınlıkla ona seslenen Ren’i tamamen görmezden gelmeye karar vermişti.

Mesafe azalınca aslanlar tepki gösterdi. İlk uyanan Altın Aslan’dı. Ürkütücü ve rahat bakışlarını Karen’e dikip homurdandı. Diğer altılı bu ses yüzünden anında uyanmıştı.

Ne olduğunu anlamamış gibi çevrelerine bakınca onlara yaklaşan Karen’i gördüler. Sanki sessiz bir emir almış gibi altısı da ayaklandı. Hafifçe çevreye dağılarak etrafını sarmaya başladılar.

Karen, onları takdir etmeden yapamadı. Şuan gücünü belli etmese de bu yaratıklar ona dikkatle yaklaşıyordu.

Daha fazla oyalanmamaya karar verdi. Şimdiye kadar gizlediği ruh gücünü son sınırlarına kadar açığa çıkardı. Şiddetle dışarı akın eden altın renkli ruh gücü yerdeki çerçöpü havalandırıp dağıttı.

Yaratıklar karşılaştıkları şey yüzünden hemen alarma geçmiş ve gerilemişti. Altın Aslan bile korkuyla geriye adımlamıştı. Buradaki yaratıklar kibirli varlıklardı fakat böyle bir aura karşısında şansları olmadığının gayet farkında gibi görünüyorlardı.

Arkada manzarayı sonuna kadar açık bir ağızla seyreden Ren, ne olduğunu kavrayamıyordu. Ruh gücü saflığı yüksek olsa da Karen’in güç düzeyini tespit edebilecek deneyimi ve yeteneği yoktu.

Henüz gerçek bir savaşçı ruhuna sahip olmadığı için açıkça ortada olan “Altın” renkli ruh gücünü sezinleyemiyordu bile. Herhangi bir sözleşme mührü de görmeyince Karen’i kendisi gibi sanmıştı.

Hala böyle düşünse de yaratıkların korkuyla geri çekildiklerini görünce şaşkınlıktan kendini alamıyordu. Şuan aklına gelen tek fikir, Karen’in göremediği bir büyü yaptığı yönündeydi. Bu sayede yaratıklar ondan korkuyor gibiydi.

Diğer tarafta ise Karen yavaş yavaş kaçmaya çalışan yaratıklara karşı kükredi.

“Durun!” Belki söylediğini anlamamışlardı fakat sesindeki emredici ton ve aurasındaki dalgalanma yüzünden tam olarak onlara yöneltilen komutu kavramıştılar. Hiçbiri kıpırdamaya cesaret etmedi.

Karen gözlerini Altın Aslana dikti. Yavaşça yürüyüp karşısına dikildi. Aslan, karşısındaki insandan kaçmak istiyor olsa da kıpırdayamıyordu. İnsan dilini anlayacak kadar gelişmişti.

Fakat onu durduran aldığı emir değil, üstün bir auradan gelen karşı konulmaz baskıydı.

Yaratık sağa sola kaçamak bakışlar atıyor göz göze gelmemeye çalışıyordu. Karen, bu yaratığın heybetini kaybetmesine neredeyse üzülecekti.

Arkasına baktı. “Ren, buraya gel.” Lakin Ren gelmedi. Karen bu sefer öfkeyle bağırdı. Sesindeki baskı yüzünden aslanlar bile başlarını eğmişti. Ren bile istemsizce koşar adım Karen’in yanına geldi.

Mutlu bir şekilde önündeki Altın Aslana dönen Karen konuştu. “Söylediklerimi anlayabiliyor musun?”

Aslan hafifçe kafasını eğdi.

“Çok iyi, eğer beni dinlersen size zarar vermeyeceğim. İsteğim şu; Ren ile savaşacaksın. O kazanırsa, ruh yaratığı olmayı kabul edeceksin. Sen kazanırsan gitmenize müsaade edeceğimden kuşkun olmasın.”

Altın Aslan şüpheyle Karen’e bakıyordu. Açıkça kandırıldığını düşünüyordu.

“Başka bir seçeneğin yok!” diye uyardı Karen. Yaratık kabul ettiğini gösterircesine kafasını salladı. Diğer yaratıklara doğru komut verircesine kükredi.

Altılı durumu anlamış gibi bir köşeye toplanıp beklemeye koyuldu. Karen’de alanı boşalttı fakat gittiği yer altılının yanıydı. Aslanların yanına gelince aralarına rahatça oturdu.

Eliyle aslanlara çökmelerini işaret etti. Altılı birbirlerine baktıktan sonra Karen’in yanına uzandı. Karen bu aslanların dost canlısı köpekler gibi yanında uzanmalarına neredeyse gülecekti. Hayatında ilk kez uysal büyülü yaratık görüyordu. Ve bunun nedeni tabi ki ondan başkası değildi.

Yerine kurulduktan sonra, karşı karşıya dikilen ikiliye baktı. Sevecen bir sesle konuştu.

“Ne duruyorsunuz başlayın hadi!”

İkisi de Karen’e baktıktan sonra tuhaf hissetmelerine rağmen rakiplerini inceledi. İşleri bitince Aslan gök gürültüsüne benzer bir sesle kükredi, Ren ise komik bir şekilde ona karşılık verdi.

Sonrasında ise birbirlerine doğru koşmaya başladılar. Karen manzarayı kahkahalar eşliğinde izliyordu. Karen’in kahkahasını duyan ikili kaşlarını çatmış olsa da karşılık verebilecek durumda değillerdi bu yüzden öfkelerini birbirlerinden çıkarmaya karar verdiler. Karen krize girmiş gibi gülmeye devam etti.

------

Yaklaşık bir saat sonra Karen heyecanını çoktan yitirmiş vaziyette esniyordu. Artık savaşı bile izlemiyordu ve neredeyse uyuya kalacaktı. Çünkü ikili neredeyse aynı güçlere sahipti. Genel durumları sona geldiklerini gösteriyordu.

Aslanın yaraları belli olmasa da büyük boyutlardaki sağ ön patisi aksıyordu. İncindiği belliydi. Sivri dişlerinin arasından ise ince bir kan izi geçiyordu. Arada bir salyasıyla karışan kandamlaları yere düşüyordu.

Ren ise daha içler acısı bir haldeydi. Kıyafetleri lime limeydi ve bedeninin birçok yerinde pençe kesiklerinin yanı sıra ufak tefek morluklar oluşmuştu. En azından yaraları derin değildi.

Çocuğun savaş stili, Karen’in okulda öğrendiklerinden bir tık daha iyiydi. Lakin silahsız hali biraz dezavantajlıydı. Yine de çocuk sanki hiçbir yaraya sahip değilmiş gibi vahşi bir suratla sorunsuz hareket etmeye devam ediyordu. Sanki hiç yorulmamış gibiydi. Duruma bakılırsa kazanacak kişi belliydi.

Karen yavaşça aydınlanan havaya bakarken artık geri dönmesi gerektiğini düşünüyordu. Savaş alanına tekrar baktı. Şuan Ren’in sırtı ona dönüktü. Yani Aslanla karşı karşıyaydılar.

Genç adam altın aslanın dikkati çekecek şekilde ellerini açtı. Göz göze geldiklerinde ise Karen ürkütücü bir ifadeye sahipti. Bakışları Aslanı korkuttu.

Gözleri açıkça ‘Artık kaybetsen iyi olur!’ der gibiydi. Aslan belli belirsiz hüzünle kafasını salladı.

Kısa bir süre sonra yediği bir tekmeyle ağırca yuvarlanan Aslan yerden kalkamıyormuş gibi inanması zor bir numara yapıyordu. Hoş Ren’i kandırmak muhteşem kolaydı.

Karen yanındaki aslanların ürkmesine neden olan bir hızla ayaklandı. Keyifle bağırdı. “Tebrik ederim, kazandın!”

Ren dönüp ona baktı. Karen’in söylediklerini duyunca anlamsızca bakakaldı. Jeton düşünce keyifle gülümsedi hatta kahkahalar savurdu. “Başardım, hahaha!”

Turuncu saçlı genç adam sevinçle koşup Karen’i kucakladı. Karen zorla ona yapışan çocuktan yavaşça ayrılıp konuştu. “Tamamdır, hadi artık sözleşmenizi yapın. Ondan sonra kutlarsın. Oldukça geciktim zaten.”

Ren otuziki dişinin görünmesine yol açan bir gülümsemeyle onayladı. Hemen aslanın karşısına geçti. Aslan bıkkın bir ifadeyle yerde yatıyordu. Bakışları Karen ile karşılaşınca anında ciddiyetini takınıp Ren’e döndü.

Aralarında sessiz bir iletişim yaşanıyor gibiydi. Sonrasında ise Ren birkaç şey mırıldandı. Karen’e tanıdık gelen sözleşme işlemi başladı. Ruh iplikleri birbiriyle buluşup girdap haline geldiler. Kırmızı bir topa döndükten sonra hızla Ren’in bedenine girip kayboldu.

Bu işlemin ardında Altın Aslan görüntüsü tuhaflaştı. Karen böyle bir tecrübeyi ilk kez gördüğü için dikkatle izliyordu. Kanlı canlı bir yaratığın ruh formunu alışı enteresandı. Altın Aslan yavaş yavaş hayalet vari bir saydamlığa ulaşıp yok oldu.

Her şey bittiğinde Ren’in suratında onlarca duygu silsilesi akmaya başlamıştı. Hatta hemen akabinde aynı Karen gibi oda ruh gücünü salarak denedi. Birkaç denemenin ardından Karen gülümseyerek onu durdurdu. Yoksa bitecek gibi görünmüyordu.

“Eh, benim işim bitti. Ayrılma vakti.”

Ren hızlıca ikinci şişeyi vermiş olsa da tuhaf davranıyordu. “Ödemeyi yaptım ama gerçekten borcumu ödeyemem. Ne kadar teşekkür etsem azdır!”

Karen çocuğa içtenlikle gülümsedi. “Takılmana gerek yok. Senin adına sevindim. Bundan sonra biraz daha dikkatli olmaya bak!”

Arkasını dönse de Ren onu tekrar durdurdu. “Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu bilmiyorsun. Sana çok minnettarım. Müsaade edersen yeminli kardeşin olmak istiyorum. Hayat boyu sana olan borcumu unutmayacağım!” Çocuk kararlılıkla Karen’e bakmayı sürdürüyordu.

“Abartmana gerek yok yahu gerçekten o kadarda önemli değil.”

Hoş karşı çıkması hiçbir işe yaramadı. Muhabbetin sonunda ısrarların haddi hesabı olmayınca Karen kabul etmek zorunda kaldı.

Ormandan birlikte geri dönerken gümüş aslanlardan ikisini geçici olarak ulaşım aracı yapmışlardı. Yolun bir kısmını beraber gittiler. Bu sırada onlarca sorudan sonra Ren, Karen hakkında birkaç bilgi edinmişti.

Karen, Talon şehri onların yol güzergâhına dâhil olduğundan geçerken uğrama sözü bile vermek zorunda kalmıştı. Kesinlikle yolu beraber gitmeye katlanamazdı.

“Seni tanıdığıma çok mutluyum büyük kardeş! Talon’a varınca seni ve arkadaşlarını iyi ağırlayacağımdan emin olabilirsin!” dedi Ren. Eşsiz bir keyifle gülümsüyordu. Üstünde oturduğu aslanın yelesini çekiştirip zıt yönde ilerlemeye koyuldu.

Karen derin bir nefes verip rahatladı. Bu tez canlılık karşısında Jun’u bile özler olmuştu.

“Bir kardeşim eksikti zaten!” kafasını sağa sola sallamakla yetindi. Ardına bile bakmadan aslanı harabeye doğru yönlendirdi.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17364 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23484 Bölüm Sayısı


creator
manga tr