"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

KAREN - Bölüm 26 - Bir Ormanda İki Deli


            Farklı bir kıtanın sessiz bir köşesinde;

Bakanların huşu içinde kendinden geçebileceği düzeyde devasa boyutlara sahip akıl almaz bir dağ uzanıyordu. Düz ovada tek başına heybetle dikiliyordu. Zirvesi neredeyse uzayı delmişti ve çıplak gözlerle görülebilmesi mümkün değildi.

Bu manzarada ise dağdan daha muhteşem tek şey, düzlükten başlayarak dağın ortalarına kadar tırmanan ve bu eşsiz dağı temel alan koca bir şehir boyutlarındaki simsiyah saraydı. Sarayın görüntüsü ve boyutu masallara konu olabilecek cinstendi.

Ve bu eşsiz sarayda pek fazla yaşayan yoktu.

Sarayın içerisinde, ucu bucağı görünmeyen salonlardan birinde genişçe yuvarlak bir masa bulunuyordu ve masa envaiçeşit yiyecek ve içecekle doluydu. Bu yiyecekler anormal derecede ruhani aura yaymaktaydı. Anlaşılan bu bölgeyle ilgili hiçbir şey normal değildi. Çünkü masanın çevresine kurulmuş sohbet eden dört figür insani görüntülere sahip olmasına rağmen onlarca metre boyutlarında devlerdi. Bahsi edilmemiş olsa da kuruldukları masada devasaydı.

Bu dört figüre bakabilecek bir insan olamazdı. Öylesine saçma düzeyde bir auraya sahiptiler ki saklayamadıkları ruh güçleri dahi sıradan savaşçıların yanlarında nefes almasını imkânsız kılardı.

Sohbetleri devam ederken, ansızın sesleri bıçakla kesilmiş gibiydi. Keyifli ifadeleri donup kalmıştı. Baktıkları şeyi güç harcamadan yok edebilecek gözleri birbirleri üzerinde gezindi. Hepsinin huzursuz hissettiği açıktı.

Sonunda biri öfkeyle konuştu. Öfkesinin neden olduğu aura dalgalanması havayı bozup uzayı bükebilecek gibi görünüyordu.

“Bu aura kesinlikle Parvana’ya ait! Ölmüş olmalıydı. Yaşaması imkânsız!” Adamın öfkeli sesi hesap sorarcasına çıkmıştı.

Yanındaki ikilide tedirgin bakışlara sahipti. Aralarından biri hafif bir şaşkınlıkla, düşünüyordu. Bir süre sonra konuşmaya başladı. Sesi derin ve bilgeydi.

“Sakin olun dostlarım. Hissettiğimiz aura şüphesiz ona aitti. Lakin aşırı derecede zayıf olduğunu sizde fark etmiş olmalısınız. Geçen binlerce yıla rağmen hayatta kalabilmesi olanaklı değil, gerçi auraya bakılır ise kesinlikle zararsız. Bu durum size de tuhaf gelmiyor mu?” Diğerleri de biraz düşündüyse de bu adamın ne demek istediğini anlamadılar.

Adam düşüncesini açıkladı. “İyi bir tahminim var. Şahsen dert etmemize değmeyeceğine eminim.” Sorarcasına kalkan kaşları görünce son cümlesini kurdu. “Bu bir Miras olmalı…”

-------

            Bambaşka bir kıtada, göz alabildiğine büyük bir bölgeyi kapsayan sıradağların orta kısımlarında, küçük bir yerleşke kuruluydu. Bu kasaba benzeri yer dışarıdan huzurlu ve sıradandı. Alanda yaşayan çok fazla insan yoktu. Fakat bu az sayıda insanın da tuhaf birkaç özelliği vardı.

Görünüşleri oldukça benzerdi. Hepsi saçlarını kazıtmıştı ve kumaş parçalarından yapılmış gibi görünen basit sade eflatun renkli kıyafetler giyiyorlardı. Her biri sakin ve dünyevi arzudan yoksun bakışlara sahipti. Ve hiçbirisi savaşçı olmamasına rağmen enteresan bir aura yaymaktaydılar.

            Davranışlarına bakınca bugünün onlar için diğerlerinden farklı olduğu belli oluyordu. Hepsi, diğerlerine nazaran bir nebze daha büyük görünen basit ahşap kulübenin önünde toplanmıştı. Yaşı genç olanları yüzünde hüzünlü bir ifade vardı. Yaşı geçkin olanların yüzleri ise ifadesizdi.

            Kulübenin içerisinde ise üç yaşlı adam, yatakta uzanan kan ter içinde kalmış ve ölüm döşeğindeymiş gibi görünen aşırı yaşlı bembeyaz sakallı ihtiyarın yanında dua ediyordu.

            İhtiyar açıkça tuhaf bir haldeydi. Açık gözkapaklarının arasında görünen tek şey gözakıydı. Ayrıca bedeni hafifçe titriyor, inlemeye benzer sesler çıkarıyordu.

            Ortam ürkütücü bir ayin havasındaydı. Kısa bir sürenin ardından ihtiyar sertçe son kez titredi ve gözlerini kapattı. Hala yaşıyor gibiydi. Bu durumun akabinde üç yaşlı adam, dualarını sonlandırıp ihtiyara yaklaştılar. Kulaklarını ihtiyarın ağzına olabildiğince yakınlaştırmaya özen göstermişlerdi. Söyleneceklerin her birini duymak zorunda oldukları belli oluyordu.

Ölü gibi görünen ihtiyar göz kapaklarını son kez araladı. Bu sefer gri gözleri açıkça görülüyordu. Yüzünde ifade namına bir şey yoktu. Konuşmak onun için ıstırap gibiydi. Kendini son kez zorlayarak, gördüğü son ve en büyük kehaneti çatallı sesiyle anlatmaya koyuldu.

“Cennet.” Üç adam bu kısa ifadeyi işittiklerinde önce anlamadılar lakin hemen ardından nefesleri kesildi.

Üç yaşlı adam uzun yıllardır bu hayatı yaşamaktaydı ve mevkileri oldukça yüksekti. Duygularına karşı inanılmaz bir hâkimiyetleri vardı lakin bu haber karşısında şoka uğramadan edemediler.

Bildikleri 4 tip kehanet vardı. İlki İnsan Kehanetiydi. En basit kehanetler bunlardı. Herhangi bir insan ya da varlık hakkında görülen basit kehanetlerdi. İkincisi, Toprak Kehanetiydi. Bir olayın neticesinde ya da bir kişinin yaptıkları akabinde küçük bir yöreyi etkileyebilecek olayları gösteren kehanetti. Üçüncüsü, Gökyüzü tipi kehanetlerdi. Bunlarda aynı şekilde basit bir olayın ya da birinin, kıtaları ve hatta tüm dünyayı etkileyeceğini gösteriyordu.

Son olarak ise Cennet Kehanetleri geliyordu. En nadir ve en muazzam etkiye sebebiyet verebilecek akıl almaz kehanetlere verilen isimdi.

Buradaki yaşlı adamlar şok olmuşlardı çünkü son Cennet Kehaneti nesiller önce görülmüştü. Ve şimdi olduğu gibi bu kehanet o zamanki liderin yaşam enerjisini sömürüp ölümüne sebebiyet vermişti.

Son Cennet Kehaneti, Yıkım üzerineydi ve kayıtlara göre engellenememişti. Üç yaşlı adam kayıtları hatırlayınca omuzlarında dağ gibi yükselen sorumluluğun ağırlığını hissetti. Sonuçta o zaman yaşananlardan sonra gezegende neredeyse canlı kimse kalmamıştı. Adeta dünya sıfırlanmıştı. Üç yaşlı, tek bir kelimeyi kaçırmaya cüret edemez halde nefes almaktan bile vazgeçti.

Ölmek üzere görünen ihtiyar boğuk ve çatallı sesiyle konuşmaya devam etti.

“Önem taşıyan bir gençti... İzlemek keyifliydi... Saçları ve gözleri gece karanlığını andırıyordu. Üzücü…

Şans bir yanında, keder diğer yanında olacak. Hikâyesinin iki sonunu da gördüm hiçbiri onun için hoş olmayacak. Henüz daha genç, lakin ileride kudreti her yere yayılacak, sonunda iki taraftan birini seçmek durumunda kalacak. Verdiği kararı görmedim fakat hangisini seçerse neler olacağını biliyorum…”

İhtiyar yorulmuş gibi uzunca soluklandı. Diğer üçlü sabırsızdı. Kehaneti can kulağıyla dinliyorlardı. Bir miktar süre geçince dikkatleri dağıldı. Kendilerini o kadar kasmışlardı ki ihtiyarın kehaneti tamamlayamadan can verdiğini çok geç fark etmişlerdi.

------
Yazar Notu: Spoiler veren ‘ihtiyar’ kullanıcısı süresiz banlanmıştır!
------

            Karen, neredeyse göğsüne gelen çalılıkların arasında terlemiş bir haldeydi. İğrenmiş surat ifadesiyle önündeki, birçok yara nedeniyle öldüğü belli olan tilki benzeri bir büyülü yaratığın boğazını ve içeriye doğru kalan kısımları kesmekle meşguldü.

            Hayatını çok fazla tehdit etmeyecek bir yaratık ararken bu tilkiyle karşılaşmıştı. 1. Seviyeye yeni ulaştığı belli olan koyu gri kürklü Duman Tilkisi düşündüğünden daha kolay bir av olmuştu.

Aslında yaratık gücüyle değil hızıyla ön plana çıksa da Karen her anlamda ondan üstündü. Birkaç darbe alışverişinden sonra gariban tilki kaçmayı bile başaramamıştı.

Genç adam ilk savaşını kazanan bir savaşçı edasıyla halinden memnunken ustası ona büyülü yaratığın ruh kristalini almasını tavsiye etmişti. Ona göre bu işlem pis bir işti.

            Büyülü yaratıkların ruh kristalleri de madeni ruh kristaliyle aynı kulvarda olan şeylerdi. Tek farkları büyülü yaratıkların kendi ruhlarından şekillenmeleri ve bedenlerinde gelişmeye devam etmeleriydi.

Karen için bu kristaller yetişimine yardımcı olmaktan çok uzaktı. Para kaynağı olarak kullanmak dışında pek bir yararları yoktu.

            Hoş buda onun için gerekliydi. Ne kadar ihtiyaç duyacağını bilmeden bir kısmını çoktan Jun’a vermişti. Şansına 1 seviye büyülü yaratık kristali ortalama 3-4 ruh kristali değerindeydi.

Karen kaybını geri alıyor olsa da hayvanı parça pinçik etmek ilk kez yaptığı bir şey olduğundan midesi kalkmak üzereydi. Ellerine bulaşan kan, vücut yağı ve ilik sıvıları iğrenmesine neden oluyordu.

            Tilkinin boğazından aşağı ve ardından ensesine doğru kesmeye devam ettikten sonra yaratığın etiyle birleşmiş sert bir şeye temas etti. Hızlıca elindeki sıradan çakı benzeri keskin bıçağı bölgeyi kesmek için kullandı. Etten ayrılan parmak boğumu büyüklüğünde kristal avcuna düştü.

            Karen, küçük gri kristali inceledikten sonra çevreden bulduğu yapraklarla güzelce sildi. Kristali bir düşünceyle yüzüğünün içine diğerlerinin yanına yolladı.

            Normalde bu hayvanın eti birçok işlem için kullanılabileceğinden onlarca altın değerindeydi. Karen’in ise işine yaramazdı. Yine de biraz zamanını aldıktan sonra cesedi yüzüğün içine depoladı.

Yüzük canlı şeyleri depolayamıyordu fakat yiyecek içecek gibi şeyleri bozulmadan saklayabiliyordu yani Karen bu cesedin kokmayacağından emindi. İşi bittikten sonra pislik içindeki ellerine baktı. Yakınlarda olduğunu işittiği bir dereye doğru hızlı adımlarla sakince ilerledi.

            Çevresine dikkat etmeye özen gösteriyordu. Bazı yaratıklar, onun algısından kaçabilecek yeteneklere sahipti. Sonuçta güçsüz sayılabilecek bir yaratığın ani saldırısı onun için bile risk taşıyabilirdi.

Tek seferde onu öldürebilecek olan yaratıklar ise çok uzağındaydı. Böyle bir durum oluşursa diye ustası çevreyi çoktan kolaçan etmişti. Karen’in yetişimi yüzünden gerçek gücünü dışarıdayken kullanamasa bile Ruh Sarayındayken dış dünyada tam gücünde kullanabileceği çok işe yarar yetenekleri vardı.

Gel gör ki, diğer konularda hiç yardımcı olmuyordu. Mesela bu tilki Karen onu hissetmeden önce Karen’i fark etmişti. Karen dikkatli olmasa ilk saldırıyı kesinlikle yemek zorunda kalacaktı. Hoş sonradan fark ettiği üzere tehlike arz eden tek yeri dişleriydi. Karen’in savunmasını aşabilecek kadar keskin görünüyorlardı.

--------

            Genç adma dikkatli adımlarla dereye ulaştı. Bir avın dikkatiyle çevreyi kolaçan ederken ellerini yıkadı. Tam doğrulduğu esnada boğuk bir darbe sesi sağ tarafındaki ormanın derinliklerinden kulağına çalınmıştı.

            İrkilerek göremediği bölgeye doğru bakışlarını çevirdi. Dikkatle dinleyince oldukça sessiz gelen birkaç boğuk darbe sesi daha duydu. Uzak bir mesafeden geliyor gibiydi.

            -Usta orada neler olduğunu biliyor musun?-

            “Ha? Hımm… Önemli bir şey değil sanırım bir deli.”

            Karen ustasının isteksiz yorumunu duyunca şaşırdı. –Deli mi? Orada bir insan mı var?-

            Cevap gelmediğini görünce ustasının dikkatini hak etmeyen bir şey olduğu kanaatine vardı. Böyle konularda kızıl ihtiyar çok tembeldi.

            Hoş yine de Karen, böyle tehlikeli bir arazide rahatça gürültü çıkarabilen birinin gerçekten deli olduğunu düşünüyordu. Biraz düşününce, belki de zorlu bir savaş verdiği için çıkardığı sese önem vermediği ihtimalini değerlendirdi. Sonuçta ustasının neyi ‘deli’ olarak nitelendirdiğinden emin değildi.

Merakına yenik düştü, ormanın içine daldı. Elinden geldiğince aurasını gizledi ve saklanmaya özen göstererek ilerlemeye devam etti.

Bölgeye yaklaştıkça aralıklarla gelen darbe sesleri yükselmeye başlamıştı. Karen seslerin belli aralıklarla geldiğinden emin oldu. Bu sesler hiçte savaşıyormuş gibi değildi.

Daha da sessiz ilerlemeye özen gösterdi. Bir süre sonra seslerin kaynağını rahatça hissedebilecek kadar yaklaşmıştı. Ve sonunda sesin kaynağını görmesi mümkün oldu. Biraz izleyince ustasının ne kadar haklı olduğuna anlamıştı.

Yüz metre kadar ilerisinde, Karen’in tam olarak düzeyini anlamadığı 1 kıdem dolaylarında aurası olan 15 yaşlarında Jun kadar kaslı ve komik derece turuncu kıvırcık saçlara sahip uzun boylu birini görüyordu. Bu çocuk Karen’in gözünde tam anlamıyla bir deliye benziyordu.

Yüzünde tuhaf bıkmış bir ifadeyle önündeki, darbeler yüzünden oyuk açılmış olan ağaca yumruk atıp duruyordu.

Şanslı olduğundan mı bilinmez henüz yaratıkları kendine çekmemişti. Ona en yakın kişi Karen’di.

Bir deliyle muhatap olmak istemiyordu. Lakin çocuk hareketlerine devam ederse başı, kesinlikle yaratıklarla belaya girecekti. İstemeyerek ona doğru ilerlemeye başladı.

Aralarında elli metre mesafe kalınca, turuncu saçlı çocuk vahşi bir şekilde gülümsemeye başladı. Ağaca vurmayı kesip Karen’in adım seslerinin duyulduğu karanlığa doğru bakışlarını çevirdi.

Karen, çocuğun onu fark ettiğini anlamıştı yine de gülümsemesine anlam veremedi. Tam sesleneceği sırada çocuk konuştu.

“Sonunda, bir tanesi geldi. Acayip canım sıkılmıştı. Heheh!”

Karen ancak “Haa?” diyebildi. Ardından ruh gücünü salıp ona doğru yumruklarını sıkarak koşmaya başlayan çocuğa bakınca şaşıp kaldı.

Başına gelen saçma durumu görünce sinirlenmeden edemedi. O herife yardımcı olmak istemişti fakat deli herif doğruca saldırıya geçmişti. Ustasının sesini duyunca iyice keyfi kaçtı.

“Hahaha! Delilere bayılıyorum. Sana kolay gelsin. Hehe!”

Karen, çocuğun hızla ona yaklaştığı görünce daha fazla kendini tutmadı. Ruh gücü kuvvetle akın etti. Bölgeye yayılan ruh gücü oldukça üstün bir aura taşıyordu.

Çocuk iyice delirdi. “Hahaha! Turnayı gözünden vurdum şu işe bak!” Henüz karşılaşacağı kişiyi görebilmiş değildi. Lakin çocuğun saçma düşünceleriyle birlikte keyfide yerindeydi.

  Karen arada kalan kısa mesafenin bitmesini beklemeden yerden güç aldı. Ve bulanık görünmesine yol açan bir hızla çocuğun üzerine uçtu. Tam önüne geldiğinde çocuğun ürkmüş ve şaşırmış mavi gözlerini görmesiyle, göğsüne yarım gücündeki yumruğunu indirmesi bir olmuştu.

Ölçüsüz kaslara sahip turuncu saçlı genç geldiği hızdan çok daha hızlı bir şekilde geriye doğru uçup biraz önce yumrukladığı ince ağaca büyük bir gürültüyle çarptı. Yere kapaklandıktan sonra daha fazla dayanamayan ağaç geriye doğru yıkılmıştı.

Karen abarttığını fark edince endişelendi. Çocuk güçlü görünüyordu bu şekilde savrulacağını tahmin edememişti.

“Henüz sözleşme bile yapmamış kıdemsiz birine karşı gayet acımasızsın. Hahaha! İşte benim öğrencim!”

Karen ustasının sesini duyunca donup kaldı. -Sözleşme yapmamış mı? Kıdemsiz mi? Ama aurası..- Dikkatini verince hala yerde yatan ve acıyla kıvranan çocuğun sözleşme mührüne sahip olmadığı fark etti. Lakin dikkat edince çocuğun sahip olduğu auranın saflığı yüzünden hatalı gözlem yaptığını fark etti. Çocuk henüz ruh gücüne bile söz geçirmekten uzak gibiydi.

Karen çabucak çocuğun yanına ulaşıp doğrulmasına yardımcı olmaya çalıştı. “İyi misin? Kusura bakma benim hatam.” Diye açıklamaya başladı lakin çocuk pekte üzülmüş gibi görünmüyordu hala acı çektiği belli olsa da gülümsüyordu.

Turuncu saçlı çocuğun, Karen’in sesini duymasıyla gülümsemesi kaybolmuş ve keyfi kaçmıştı. Hırıltıyla konuştu. “Hah! İnsanmış, şansıma tüküreyim!”

“Anlamadım?” Karen çocuk konusunda meraklıydı ve hala bir deli olduğunu düşünüyordu.

Çocuk doğrulup kalktı. Karen’i inceliyordu. “Ne tür bir manyaksın sen?” diye sordu.

Karen bir yumruk daha yapıştırmak üzereydi ki kendini tuttu. “Ne demek istediğini anlamıyorum!”

Çocuk suratını ekşitti. “Ormanda her rastladığın insana saldırıp sonra yardım mı edersin?”

Karen çocuğun söylediklerini duyunca biran haklı olduğunu bile düşündü. Burada gerçekte iki deli mi vardı? Sonra tekrar öfkelendi.

“Seni ahmak! İlk saldıran sen değil miydin? Biraz abarttığımı görünce endişelendim sadece. İyilikte yaramıyor arkadaş ne halin varsa gör. Ben gidiyorum.”

Arkasını döndüğü gibi çocuğun yürek yemiş cümlesini duydu. “İsabet olur! Burada işimi engelliyorsun… Tanrım, neredeyse kemiklerim kırılacaktı… Gerizekalı.”

Karen sabırlı bir gençti lakin o kadarda değil. Henüz geri çektiği ruh gücünü tekrar saldı. Öfkeyle dönüp vahşi bakışlarla çocuğun üzerine yürüdü. Yakasına yapışık çekti. Çocuk böyle bir hareketi beklemiyormuş ve masummuş gibi dona kalmıştı.

“Eğer o cesur ağzından bir kelime daha çıkarsa tüm kemiklerini kırıp yaratıkların önüne atarım seni!”

“Vay canına, evlat aferin. Kesinlikle öğrencim olmayı hak ediyorsun. Hahaha!” İblis bayağı eğleniyor ve durumdan memnun gibiydi.

Çocuk ise hala cesurca dik duruyor olsa da bakışlarına tedirginlik hâkimdi. Karşısındaki savaşçının aurası onun nefesini kesiyordu ve söylediklerini gerçekten yapıp yapmayacağını tartıyor gibiydi.

            İsteksizce kafasını salladı. Karen çocuğu bırakınca daha fazla umursamadan arkasını dönüp yürümeye başladı.

            Tam görüş açısından çıkacakken, ona seslenen çocuğu duydu. Bu sefer kesinlikle ağzını burnunu dağıtacak kadar öfkelenmişti.

            “Hey!”

            Çocuk, her ne kadar tuhaf bir karşılaşma yaşamış olsa da bu savaşçının çok işine yarayacağını fark etmişti. Babası ona bu konuda kesinlikle izin vermiyordu ve bugün başarılı olamazsa bir daha bu şansa sahip olabileceğinden emin bile değildi.

Bu yüzden bu fikirden nefret etse de başkasından yardım alması gerekiyordu. Babasının adamları hayatta kabul etmezdi. Tanıdığı başka güçlü biride yoktu zaten. Fırsat ayağına gelmişken kaçırmayı göze alamadı.

            Hemen öfkeli savaşçıya seslendi. Lakin biraz önce ona yöneltilen tehdidi unuttuğunu fark etti. Çünkü savaşçının ruh gücü öylesine kabarmış ve öfkeyle açığa çıkmıştı ki hayatında ilk kez korktuğunu ve öleceğini hissetti. Ona doğru yaklaşan genç savaşçıya karşı gerileyerek ellerini kaldırdı.

            “Dur, hey, yanlış anladın! Dursana! Lütfen daha fazla gelme! Özür dilerim!” Savaşçı onu dinlemiyor ve hızlı adımlarla üstüne geliyordu. Tam dibine geldiğinde özür dilemişti ve sonunda savaşçının durmasını sağlamıştı. Derin bir nefes vermeden edemedi. Az daha başına geleceklerden son anda kurtulmuş gibiydi.

            Savaşçının öfkesi dinmiş ve hafifçe gülümsemişti. Ren, savaşçının tavrına anlam veremedi.

“Sonunda ağzın düzelmiş gibi. Hoş düzelmeseydi gerekeni yapacaktım. Heheh! Söyle bakalım ne istiyorsun?”

Ren, böyle bir durumda kalınca öfkelenmiş olsa da karşılık vermeye iki nedenden ötürü cüret edemiyordu.

“Seni kiralamak istiyorum!” Ren uzatmadan söylendi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1267

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1082

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 893

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 823

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 666

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 645

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 604

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 525

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 379

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 197

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 119

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 100

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15642 Üye Sayısı
  • 514 Seri Sayısı
  • 21147 Bölüm Sayısı


creator
manga tr