Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

KAREN - Bölüm 25 - Ustam Beni Kıskanıyor...


            İblis, önünde sakince kaybolan taç şeklindeki armayı sonuna kadar açılmış gözlerle izliyordu.

            Her şey durulduğunda ve eski haline döndüğünde sessizce mırıldandı. “Bu, ne anlama geliyor?”

            Biraz düşününce aklına gelen birkaç tahmini vardı fakat cevaplayamadığı soruları çok daha fazlaydı.

            Baskıcı ve sert ruhunu geri çekip yavaşça zemine indi.

            Havada süzülen bedene baktı. Bu beden bilinci illüzyonda hapsedilmiş Karen’den başkası değildi. Onunda alnında taç tekrar belirmişti.

            İblis hala engellendiğini hissedebiliyordu fakat sürekli engeli aşmak için ruh gücünü yönlendirmeye devam etti.

            Uzun uğraşların sonucunda iblis engeli yıkıp geçmeyi başardı. Rahatladığını belli eden iç çekişiyle beklemeden illüzyona girdi. Bugün, arka arkaya kaç defa anlam veremediği şeyle karşılaşmıştı emin değildi lakin illüzyona girdiği an bunların son bulmadığını fark etti…

            Karşılaştığı görüntü hiçbir şekilde mantıklı değildi. Öğrencisinin aurası açıkça değişmişti. Gücünde ciddi bir artış yoktu fakat aurası tuhaf bir his yayıyordu. İblis ne olduğunu çözemez haldeydi.

Aslında Karen’in aurasındaki değişim mantıklıydı. Ruh gücünün kendisi değişmiş gibiydi ve genç adamın aurası doğal olarak farklı görünüyordu.

Mantıklı olmayan şey, onu bıraktığı yerde 3 ruh parçalayan iblisle kozlarını paylaşıyor olması ve hatta başka bir üçlü grubun yan tarafta sessizce bekliyor oluşuydu.

İblis ağzını açtıysa da ne söyleyeceğinden emin olamadı. Kendi illüzyonunda yarattığı 6 ruh parçalayanın gözlerindeki sindirilmiş ifadeyi gördü. Korku vermesi gereken, yetenekleri bu olan iblisler açıkça korkuyordu. Şaşırmaktan yorulmuş gibiydi ve ne hissetmesi gerektiğinden bile emin değildi.

            İblis tekrar ağzını açtı. Kafasını anlamsızca sallayıp yine sustu. Manzaraya tekrar göz gezdirince Karen onu fark etti. Göz göze geldiler.

Çocuğun aurası etkileyici üstün bir his yayıyordu. Hatta iblis, alnındaki altın taca bakınca huzursuzca geri çekilmek istedi. Bu taç ona bakanları etkiliyor ve aurası bambaşka bir baskı yayıyordu.  

            -----

            Karen, ruhundan gelen şevkle durmadan saldırıyordu. Dudaklarına vahşi ve keyifli bir gülümse hâkimdi. Bir savaştan bu kadar keyif alacağı aklına gelmezdi. Ve şimdi içindeki bu istek yüzünden bedeninin her bir zerresi savaşmaktan zevk alıyordu.

            Genç adam hamlelerine devam ederken yıldırımlarını geri çekmiyordu. Her şeyini kullanıyordu. Üç iblisi yavaş yavaş bastırabilecek düzeye ulaşmıştı. Henüz sadece ustasının gücünü kullanmıyordu.

Bu onun için koz gibiydi. Onca dersten sonra iblis dönüşümünü -ki bu ismi kendisi vermişti- kullanırsa ne kadar güçleneceğini merak etti. İlk seferi sayılmazsa şimdiye kadar kullanma fırsatı olmamıştı.

Gücü ne kadar katlanacaktı? Hazır buradayken acaba 6 iblisi karşısına alıp denese miydi? Düşüncesi buydu, tam bu anda ise illüzyona dâhil olan ustasını hissetti. Şaşırdı, gelmeyeceğini söyleyen ustası değil miydi?

            Karen savaşını durdurdu. Üç ibliste hemen saldırılarını kesmişti. Onlara doğru söylendi. “Sessizce kenarda bekleyin.” İblisler komutu can kulağıyla dinleyip diğerlerinin yanına hızlıca geçti.

            “Usta, gelmeyeceğini söylemiştin? Eğitim bitti mi yoksa?” Karen böyle tahmin etmişti. Eğitimde ne zaman başarılı olsa şuan olduğu gibi ustasının yüzü hemen ekşiyordu.

Hoş neden böyle davrandığını anlamamıştı. Belki de yeni bir şeyler bulmaya üşeniyordu.

            İblis sakin bir sesle konuştu. “Yokluğumda, tam burada, neler yaşandığını söylesen iyi olacak. Özellikle şu altılının neden köpek yavrusu gibi davrandığını bilmek istiyorum…”

            İblis anlamıyordu çünkü kendi ruh gücüyle bilinçlendirdiği illüzyonların başkasına boyun eğmesi ne derece saçma bir şeydi?

            Karen ustasının tavrındaki değişikliğe şaşırdı. -Yanlış bir şey mi yaptım acaba?-

            “Aynen söylediğin gibiydi usta. Gerçekten dehşete uğradım. Hiç bu kadar korktuğumu hatır-” İblis sözünü kesti.

            “O kısmı geç, nasıl bu duruma geldiğinizi bilmek istiyorum.”

            Karen endişelendi. Gerçekten yanlış bir şey yaptığını düşünüyordu. Muhtemelen ruhundaki bu değişim basit değildi. Kelimeleri toparlayıp anlatmaya koyuldu.

“Aura’mın değiştiğini hissettiğim kısımdan bahsediyorsun sanırım. Tamam, şey aslında bende bilmiyorum. Hehehe! Kafayı sıyırmak üzere olduğumu hatırlıyorum.”

Karen doğruyu söylüyordu. Yaşadıkları net değildi. Ruhunun değiştiğini biliyordu. Fakat ona seslenen şey hafızasından kaybolup gitmişti. Eliyle kafasını gösterdi.

“Bilincim kapanmak üzereydi ama bir şeyler değişti. O an içimde ruhumun kabardığını hissettim. Ruh gücüm sanki baştan ayağı değişmeye başladı. Pek güçlendiğim söylenemez fakat bir şeyler değişti bundan eminim.

Tam olarak nasıl olduğunu bilmiyorum ancak ruh gücümün her santimini hissedebiliyorum... Ne kadarını kullanabileceğimi... Bedenimin ne kadar dayanacağını, hatta bu yıldırımlarımın üzerinde bile inanılmaz bir kontrol edindim.

Ve bu his… Savaşma isteği! Anlatabileceğimi sanmıyorum. Her neyse o sırada pek bunlara takılacak durumda değildim zaten. Bende kendimi bu isteğe kaptırdım. Saldırmaya başladım.

Korkutmayı iyi beceriyorlar, işin komik tarafı savaşmaktan anlamıyorlar. Güçleri tükenene kadar kaçtılar, sonra yakalayıp buraya topladım. Yapacak bir şey kalmayınca, bende zamanı değerlendireyim dedim işte. Yanlış bir şey yapmadım değil mi?”

            İblis, hikâyeyi dinleyince basit bir sonuca vardı. “Sanmıyorum. Sanırım bir şekilde şu okyanus daha yeni uyandı.”

            Karen ifadesiz bir suratla sordu. “Nasıl yani?”

            “Ben nereden bileyim? Aklıma başka bir şey gelmiyor. Büyük ruhsal güçlere sahip nesnelerin belli düzeyde bilinç sahibi olduğunu söylemiştim. Bu da öyle olmalı. Kullanabiliyor oluşun her şeyine hâkim olduğun anlamına gelmez.

Belki o durumda zorlukla karşılaşınca sana kendini açmıştır. Buna benzer bir şey olmalı. Okyanusun kendisi de auran gibi değişmeye başlayınca tedirgin olup yanına gelmeye çalıştım, gerçi engellendim.

Burada benden başka kimse yok ve olamazda! Zaten beni engelleyebilecek tek şey bir ölümsüzün ruh gücü olabilir. Beni engelleyende bu miras olmalı. Her şekilde bu senin için oldukça kazançlı bir durum.”

            Karen, bu aralar sahip olduğu tüm şansı sömürüyormuş gibi hissetti. Yine de keyiflenmişti. Asıl değişen şeyin ruh özündeki saflık olduğunun ikisi de farkındaydı. Ve özünün saflık derecesi, onun yolunu olabildiğine kısaltabilecek bir durumdu. Karen gayet farkındaydı ki gezegen üzerinde onu kıskanmayacak kimse olamazdı.

Ustasından dinlediğine göre, imkânları bol klanların veya asillerin nesillerine göre oldukça geriden geliyordu. Zamanında, onu çoktan aşıp gitmiş yaşıtları olduğunu öğrenince inanılmaz şaşırmıştı. Hoş bu iddia 600 yıl öncesine dayanıyordu fakat hala mümkün olması gayet muhtemeldi.

Her koşulda Karen ne kadar geriden gelirse gelsin, önündeki herkesin bu imkâna sahip olmak için delireceğinden emindi. Önce, gerçekten böyle dâhiler olup olmadığını teyit edecekti. Ardından hepsine toz yutturana kadar elinden geleni yapacaktı.

            Düşünceleri yüzünden istemsizce kahkaha attı. “Hahaha!”

            İblis ekşi simasıyla söylendi. “Seni şanslı piç.”

-------

            Karen, ortaya çıkan tacını tekrar saklamaya çalışan ustasını izlerken neşesizdi. Mevzu ise ustasının süresiz olarak eğitimi bitirmiş olmasıydı. Normalde bu duruma kısa süreliğine memnun olurdu ancak bugün ruhu yenilenmiş gibiydi.

İçindeki savaşma isteği ve bundan haz duyan zihni yüzünden biraz daha devam etmek istiyordu. Lakin anlayabiliyordu, ustası kabul etmese de açıkça onu kıskanmıştı!!

Karen, ustasının böyle davranmasına yorum bile yapamıyordu. Nasıl bir karakter kendi öğrencisini kıskanabilirdi ki? Ve yetmezmiş gibi keyfi kaçtığı için onu eğitmek istemiyordu. Bu ne saçmalıktı böyle?

Karen direk ustasına saldırmayı bile düşünmüştü fakat bu fikrin sonucundan korktuğu için vazgeçti. Hatta buna rağmen biraz yağcılık bile yapmıştı.

Yine de çocukça davranan ustasına karşı sonuç alamamıştı. Çoktan vazgeç ve aklında, ustasının eğitiminden daha az tehlike arz eden bir yolu düşünüyordu.

Ustasının tavrı değişene kadar dışarıda kendi başına bir şeyler deneyecekti. Belki yoldaki yaratıkların bazılarıyla uğraşabilirdi. Veya farklı şeyler bulabilirdi. En azından okulda eğitim için oldukça imkânı olacaktı.

            Karen’in bilmediği şeyse, ustasının eğitimi bırakmasındaki sebeplerden birinin gerçek tecrübeler edinmesini istediğiydi. Hoş bu oldukça az etkisi olan sebeplerden biriydi. En büyük sebebi gerçekten onun gelişimini kıskanmış olmasıydı…

            Genç adam, ustasının işi bittikten sonra ruh sarayında meditasyon yapmaya devam etti. Güneşin doğmasına oldukça vakit vardı. Ustasından savaş eğitimi alamıyor olsa da hala tekniğine ve yetişimine çalışabilirdi.

Bir süre ruh damarlarını besledikten sonra zaten canlı hissetmesine rağmen iyice enerji dolmuştu. Bunun sebebi barizdi. Ruh damarlarının emdiği ve bedenine zerk ettiği ruh gücünün saflığı, ciddi oranda değişmişti.

Karen, teninin metal bir plaka sağlamlığına ulaştığından emindi. İlk ruh damarının henüz küçük bir kısmı doluydu. Yine de kas gücünü ciddi derecede geliştirmeye yetmişti.

            Karen ismini sormayı yeni akıl ettiği ve şimdilik -Kas Damarı- diye isimlendirdiği ruh damarında, yarım parmak kadar ilerleme kat ettiğinde başı dönmeye başladı.

Artık sınıra ulaştığını bu şekilde anlıyordu. Ve bu gündelik yetişimi sayesinde 1.Kıdemin sınırına ulaşmasına ramak kaldığını hissedebiliyordu. Aurası oldukça güçlenmişti. Lakin sınıra geldiğinde bir süre beklemesi gerekecekti.

Bedeninin buna hazır olması için Kas Damarı’nı doldurmaya devam etmeliydi. Gereken seviyeye ulaştığında kendiliğinden 2.Kıdeme geçecekti zaten.

            Yetişimini sonlandırdıktan sonra gözlerini kapattı. Biraz çaba gösterdikten sonra gözlerini açtığında tanıdık bir manzaraya bakıyordu. [Kan Yıldırımı] tekniğinin üzerine yapıldığı mühürlü, devasa antik fırtınayı görebiliyordu.

Tekniğini daha iyi anlamak ve yakınlık kurarak gelişmesini sağlamak için bunu yapması gerekiyordu. Defalarca bu hayali ya da gerçek olan görüntüyü izlemiş olmasına rağmen hala dehşete düşmeden edemiyordu.

              Gezegenle arasında bir nefret bağı varmışçasına, fırtınadan çıkan akıl almaz güçteki yıldırımlar yeryüzünü sürekli dövüyordu. Anlık saldırıların taşıdığı güç tahayyül edilemeyecek düzeydeydi. Karşı konulması ise mümkün görünmüyordu. Çarptığı yüzeyden geriye bir şey bırakmıyordu. Her bir yıldırım şehirler kurulabilecek bölgeyi tarumar ediyor, muazzam bir yıkıma sebebiyet veriyordu.

            Karen bu manzaraya bakınca, bir şey düşünmekten aciz şekilde sadece bakakalıyordu. Henüz bir kavrama belirtisi göstermese de her seansın ardından kullandığı Yıldırım Ateş’i bir nebze güçleniyordu.

Aslında bu yüzden seanslarının süresini oldukça kısıtlıyordu. Çünkü Yıldırım Ateş’ini henüz kullanmaması gerekiyordu. 3.Kıdeme ulaşınca tam gücünde ve kendini güvene alarak kullanabilecekti. Lakin herhangi bir silah kullanmadığı için elinden geldiğince düşük düzeyde kullanmaya başlamıştı.

Eğer yıldırımların tam güce ulaşmasına neden olursa, tekniği kullandığı vakit kendi kollarını da arkasında bırakabilirdi. Bu düşünce daha önceleri olduğu gibi Karen’in irkilmesine sebep oldu.

            Dalgın gözleri kendine geldi. Toparlanarak Ruh Sarayına geri döndü. Lotus pozisyonunu bozup, altın okyanusta yüzen ve bir şeyler düşünen ustasını görmezden gelip mekândan ayrıldı.

Her şey bir yana şuan bu benmerkezci kızıl ihtiyarla muhatap olmayacak kadar öfkeliydi. Sövmek istiyordu fakat ustası dediği iblis bir Yeryüzü Efendisi’ydi. Şakayla karışık darbeleri bile Karen’i sarsmaya yetiyordu. Bu yüzden en güvenli bulduğu yönetimi kullandı. İçinden sövdü… -Kıçımın Efendisi-

-----

            Gözlerini harabe bir odada açtı. Etrafta kimse yoktu ve ateş söndürülmüştü. Karen diğerlerinin burada uyuyacağını düşünmüştü, belli ki yanılmıştı. Ruh Sarayına geçtikten sonra, ortalama birkaç saat harcadığını fark etti.

Diğerleri çoktan uyumuş olmalıydı. Karen ise sadece ruhsal bir yorgunluğa sahipti. Sonuçta yine karmakarışık bir eğitim sürecinden çıkmıştı. Bedeninin sahip olduğu enerji ise boşaltılmaya ihtiyaç duyuyordu.

            Ayaklanıp derme çatma ahşap kapıyı araladı. Dışarı çıkıp hafif serin ve hoş havayı içine çekti. Karanlık onun gözlerine pek bir etki etmiyordu. Yakında, çıktığı odaya benzer başka bir odada uyuyan savaşçıları hissedebiliyordu. Fakat bir kişi eksikti.

Karen biraz daha dikkatle auraları inceledi. Eksik kişinin Yefra olduğunu anladı. Muhtemelen nöbetçi oydu. Böyle bir yerde nöbetçi bırakmadan uyuyacak kadar çıldırmış bir grup olmazdı sonuçta.

            Genç adam henüz yürümeye başlamadan, Yefra’nın sur kapısının yakınındaki varlığını hissetti.

            Köşeyi döndüğünde yirmili yaşlardaki kızın, surun üzerinde, çevreyi dikizlediğini gördü. Ona doğru ilerlerken genç kadın onu hissetmiş gibi arkasına dönmüş ve Hafifçe gülümseyip kafasıyla selam vermişti.

Karen gülümseyerek oraya yürüdü. Surun önüne gelince aslında oraya çıkabileceği bir merdiven olmadığını görünce fazla takılmadı. Sonuçta mesafe çokta yüksek değildi. Yefra onu ilgiyle izlerken, Karen eğildi ve beklenmedik bir şekilde zıpladı.

            Bariz amatör bir görüntüye rağmen tek seferde surun üzerine inmeyi başarmıştı. Dengesini sağlayıp doğrulurken gülümsedi. “Karşı tarafa aşmamakta bir şey!” dedi.

            Yefra, manzaraya gülüyordu. “Aslına bakarsan tırmanmanı beklemiştim. Senin kadar güçlü olsam bile o şekilde zıplayacağımı hiç sanmıyorum.” Biraz önceki görüntü yüzünden hala kıkırdıyordu.

            Karen söylendi. “Hadi ama o kadarda komik görünmediğinden eminim!”

            Genç Kadın, kıkırdamasını zorda olsa durdurdu. “Tamam, tamam. Kusura bakma. Seni kızdıracak kadar hayattan soğumuş değilim. Şu ‘eğitimin’ sayesinde ne kadar korkutucu olabileceğini fark ettik.

Meğer Üstat Karen, gerçek gücünü saklayacak kadar mütevazıymış.” Dedi. Karen, kısa biran bile olsa karşısındaki gözlerde korkunun izine rastlamıştı. Aklına, Ruh gücünün değişimi sırasında dış dünyanın da etkilenebileceği hiç gelmemişti.

            “Öhhm. Ne kadarını anladığınızı sormam sorun olur mu?” diye söylendi. Saklaması gereken şeyler vardı. Ne bildiklerini bilmesi gerekiyordu. Bu duruma göre oldukça sakin olduğu söylenebilirdi.

            Yefra, karşısındaki genç adamın bakışlarındaki soğuk değişimi fark etti. Tedirgin hissetti. Sanki havadaki görünmez bir şey onu olduğu yere çivilemişti.

Yefra, bugün tanıdığı sıcakkanlı çocukla, şuan karşısında bulunan kişinin birbirlerine hiç benzemediğini düşünüyordu.

            Aslında Karen bunu isteyerek yapmıyordu. Ruh gücünü bile salmış değildi. Ancak aurası değişmişti. Ciddiyetle attığı her adımda, söylediği her sözde veya şuan olduğu gibi gözlerinde, aurasındaki üstün hissiyat karşı tarafa istemsizce iletiliyordu.

            Bunu şimdilik anımsayamamış olsa da Yefra’nın tedirgin olduğunu kızın dengesizleşen aurasından bile anlayabiliyordu. Hemen sıcak bir gülümseme takınıp konuştu. “Sadece bilmek istiyorum, yanlış anlamayın. Bir şey saklıyor değilim. Bir gelişme yaşadım sayılır!”

            Yefra konuşmakta tereddüt etti. Bu yumuşak sözler bile onun için tehdit aurası taşıyormuş gibiydi. Karşısındaki gencin bugün saldığı ruh gücünü hep beraber tatmışlardı. Hepsi donup kalmıştı.

Hatta hiç kimse geceyi onun yanında geçirmeye istekli değildi. Bunları hatırlayınca istemsiz bir korku hissetti. Oldukça sıcak davransa da karşısındaki genç adamı gerçekte hiç tanımadığını ve nasıl bir karaktere sahip olduğunu bilmediğini fark etti.

Doğrusu böyle bir çevrede herhangi bir sorun çıkar ve karşı karşıya gelirlerse, ölürdü… İşin kötü tarafı karşısındaki genç adamın bu konuda kimseye hesap vermesi gerekmediğinin de pekâlâ farkındaydı.

Bunları düşününce, pek bir şey fark etmediği için şuan oldukça mutluydu aslında. Hemen itiraf etti ve doğru kelimeleri kullanmaya özen gösterdi.  

“Şey, özür dilerim. Sadece takılıyordum. Kıdemsiz olmanıza rağmen bu kadar saf ve baskıcı bir auraya sahip olabileceğinizi fark edemedik. Eğitiminiz sırasında, ansızın salınan ruh gücü yüzünden Lider Mae bile hareket edemedi.”

            Karen’in keyfi, kızın takındığı mesafeyi ve resmiyeti görünce kaçıp gitti. Aralarının samimi olmasına sevindiği için durumu toparlaması gerekiyordu. Bu sırada zihninde alışık olduğu kahkaha, yankılanıyordu.

            “Hahahah! Ne kadar korktuklarını bir bilsen.. HAHAHAH! O suratları görmen lazımdı.” İblis o manzarayı hatırlayınca krize girmişti. Ruh Sarayındaki çalkantı sırasında buradaki durumunda farkındaydı.

Sadece o sıra buradaki durumu komik göremeyecek kadar tedirgindi. Şimdi ise tekrar hatırlamış ve acısını çıkarmaya başlamıştı. -Usta- Karen sormadan iblis tekrar konuştu. Hoş hala gülüyordu.

            “Merak etme, ben varken seni keşfetmeleri mümkün olabilir mi hiç?”

            -Her neyse-

            Karen elinden geldiğince sakin ve yumuşak bir ses tonuyla konuştu. “Yefra, sanırım beni yanlış anladın. Amacım hesap sormak değildi, ayrıca sizin için herhangi bir tehlike arz etmediğimden emin olabilirsin.

Eğitimim sırasında bazı tuhaf şeyler yaşadım. Bu kadarını bilsen yeterli. Aramızdaki samimiyetin korunması taraftarıyım. Lütfen şu resmiyeti uzak tutalım, ne dersin?”

            Genç kadın, aklı karışmış gibi bir süre düşündü. Kararını verdikten sonra kafasını sallayıp gülümsedi. “Sanırım biraz abarttık, haklısın. Kusura bakma lütfen.” Dedi. Karen, duymak istediklerinin söylendiğini fark ettiyse de belli etmedi.

            “Önemli değil. Her neyse biraz fazla enerjiye sahibim, dışarıda biraz gezinmeyi planlıyorum.”

            “Dışarıda gezinmek mi? Şey, bu biraz tehlikeli olmaz mı? Sonuçta burada koruma görevindeyiz.”

            “Beni merak etmene gerek yok. Sadece yakınlarda turlayacağım. Tehlikeli bir durum sezersem hızlıca dönerim.”

            “Eh, seni durdurabileceğimi sanmıyorum. Koruyabileceğimde yok zaten neyse lütfen fazla uzaklaşma…” Yefra elinden bir şey gelmeyeceğini biliyordu. Doğrusu, Karen’in başına geleceklerden değil, onu gözden kaybetmekten çekiniyordu.

            Karen daha fazla uzatmasına izin vermeden surun üzerinden atladı. Aralıklı ve hızlı adımlarla bölgeden uzaklaştı. Anında keyiflenmişti çünkü şimdiki hareket kabiliyeti bugün bindiği at kadar süratliydi. Hatta henüz gerçekten hızlanmış bile değildi.

            Çevresindeki aura izlerine dikkat ederek, herhangi bir tehlike sezmediği kısımlara doğru yola çıktı.

            “Bana kalırsa hepsini öldürmelisin. Ne olur ne olmaz…”

            Karen şaşkınlıkla duraksadı. -Ne yapayım? Usta, saçmalama!-

            “Hımh! Hiçbir şey fark etmemiş olabilirler lakin bu senin hakkında kimseyle konuşmayacakları anlamına gelmez. Senin durumunla ilgili, ne sen nede ben pek bir şey bilmiyoruz.

Eğer sözleri, bu konuda bilgili birinin kulağına giderse? Ne olacağı hiç belli olmaz. İşimi şansa bırakmayı hiç sevmem…”

            Karen neredeyse paranoyak olduğunu düşündüğü iblisin sözlerini şaşkınlıkla dinliyordu. Ne yani, böyle uzak ihtimaller için kendi hemşerilerini mi öldürecekti? Saçmalık!

            -Çok fazla, ‘ihtimal’ ve ‘eğer’! Usta, bilmem farkında mısın? Kaç gündür bir savaşçıyım? Gerçekten bence henüz ‘hiçbir şeyim’! Her şey çok hızlı gelişiyor zaten. Nefes almaya bile vaktim olmadı… Ve daha hiçbir şeyi rayına oturtmamışken, ihtimaller uğruna insanları katletmemi mi öneriyorsun?-

-Yapabileceğimi varsaysak bile ki hiçte emin değilim… Dediğin gibi hiçbir şey bilmiyoruz. Hadi ben bir kenarı, senin seviyende birisi bile durumdan habersizken, insan açısından çorak bir yerde yaşayan birkaç savaşçının yapacağı dedikodunun duyulacağını ve hatta benim durumumla ilgili bilgisi olan birinin kulağına gideceğini mi düşünüyorsun? Ciddi misin?-

Karen son birkaç gündür hızlanan hayatının karmaşasını göz ardı etse de her zaman bir kenarda kafasını kurcalıyordu. Bunların dışında, Savaşçı dünyasını öğrenmek istiyordu. Yeni şeyler deneyimlemek için arzu duyuyordu. En önemlisi durumunu netleştirip daha fazla bilgi edinmek istiyordu. Ve bunlar için öncelikle güçlenmesi gerektiğinin farkındaydı.

Ayrıca Ustasının başka bir neden yüzünden de acelesi vardı, bunu anlıyordu. Lakin dediği gibi bu hız onun için fazla aceleciydi. Biraz duraksaması ve bazı şeyleri sindirmesi gerekiyordu.

İblis cevapladı. Bu sefer ses tonu keyifsiz fakat uzlaşmacıydı. Karen’in aurasına bakarak bile onun ne düşündüğünü anlayabilecek düzeydeydi. “Böyle söyleyince kulağa suçluymuşum gibi geliyor. Bunları sana iblis içgüdülerim yüzünden söylemiyorum. Biliyorsun evlat, dikkatli olmak için ikimizin de nedenleri var.”

Karende aynı ses tonuyla konuştu. –Biliyorum usta, anlıyorum. Merak etme, bu konuda sıkıntı yaşayacak olsak bile, senin sorununu çözeceğiz. Sonuçta söz verdim öyle değil mi?-

İblis hissettirmediği şaşkınlığıyla duraksadı. Genç adamın, ustasını önemseyen bir öğrenci olduğunu, unuttuğunu fark etmişti. Pek belli olmasa da ikili arasında kısa sürede derin bir bağ oluşmuştu.

Kızıl ihtiyar samimi bir kahkaha attı. “Aynen öyle evlat, sözünü yerine getirmelisin. Lakin unutma, bunu yapmak için ilk önce güçlenmelisin ve güçlenebilmek için hayatta kalman şart…”

-Ooo, Hayatım için endişelendiğini mi söylemeye çalışıyorsun?- Karen gülümsemesine rağmen alnını kırıştırdı. Tekrar söylendi. –Duygusallık sana hiç yakışmıyor. Cidden, mide bulandırıcı…-

İblisin öfkeli ama ‘samimi’ küfürlerini duyunca kahkaha atarak yoluna devam etti. Kızıl ihtiyarı oldukça önemsiyordu lakin “keyfini kaçırma” şansını asla geri tepmezdi…




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 859

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 743

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17364 Üye Sayısı
  • 484 Seri Sayısı
  • 23484 Bölüm Sayısı


creator
manga tr