"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

KAREN - Bölüm 24 - Neler oluyor?


            Karen, deneyimli savaşçıların pek fazla gürültü çıkarmamaya özen gösterdiğini fark etmişti.

            Mae, takımını gözlemleyen Karen’in düşündüklerini anladı ve sakince gülümsedi. “Ovadaki en aktif büyülü yaratıklar Haz Sırtlanlarıdır. Gece avlanmayı severler ve kulakları çok iyi işitir.” Diye açıkladı.

            Karen Haz Sırtlanlarını biliyordu. Şuan ki gücünü göz önüne alınca tek bir tanesi karşısında kesinlikle ezici bir galibiyet kazanacağından emindi çünkü genel olarak hemen hepsi düşük düzey seviyesiz büyülü yaratıklardandı. Lakin Haz Sırtlanlarını tehlikeli yapan birkaç unsur vardı. Hiçbir şart altında yalnız avlanmazlardı ve sürüleri ciddi anlamda kalabalık oluyordu. İsimleri ise vahşi karakterlerinden gelmeydi. Haz Sırtlanları avlarını keyif alarak adeta oyun oynarcasına öldürmeyi seven içgüdülere sahipti. En önemlisi ise her sürünün oldukça güçlü birkaç tane lideri vardı. Onlarca vahşi büyülü yaratığı bir arada tutmak için ne kadar güçlü olmak gerekirdi işte Karen bunu bilmeyi arzulamıyordu.

            Genç adam sakince kafasıyla onayladı. Diğer savaşçılar kurutulmuş et ve birkaç meyveyi yemek için ortaya çıkardı. Karen bu yemeklerden daha iyisini arzu etse de sırtlanların olduğu yerde bir şey pişirmek kesinlikle akıl karı değildi.

            Birlikte sakince yemeklerini yiyip sessiz bir sohbete koyuldular. Karen meraklı yoldaşlarının kısa sürede konuyu ona çevirmelerine ve soru yağmuruna tutmalarını beklemiyordu. Bir süre sorularını bildiği kadarıyla cevapladı. Ardında tam cümlelerinden birini bitirmişti ki, suratını ekşimesine neden olan ustasının sesi zihninde yankılandı.

            “Biraz çalışmam gerekiyor, müsaadenizle ben çekiliyorum.” Dedi Karen. Sesinde keyifsiz bir ton vardı.

            “Gürültü çıkarmamaya dikkat et.” Diye uyardı Mae.

            “Ruh Sarayımda çalışacağım.” Karen bunu gülümseyerek normal bir şeymiş gibi söyledi fakat Toun’lar için bu soyut meditasyon durumuna girmenin oldukça zor ve Ruh Sarayında çalışmanın çok daha uğraştırıcı olduğunun bilincinde değildi. Söylediklerini duyanların şaşkın bakışlarını fark etmeden duvar dibine çekilip sakin bir pozisyonda oturdu.

            Mae ve birkaç savaşçı daha doğrusu Muen hariç herkes anlaşılmaz bakışlarla Karen’i izliyordu. Genç adamın gözlerini kapatmasıyla çevresini sakin bir auranın kapladığını ve meditasyona geçtiğini görünce deneyimli savaşçılar konuşabilme yetilerini kaybetmiş gibiydiler.

            Uzun süren bakışmaların ardından takımın en yaşlı savaşçısı olan Kron, derin bir nefes verip boğuk bir sesle konuştu.

            “Eğer bir süre daha yaşarsam sıradaki Şehir lorduyla beraber takıldığımı torunlarıma anlatma imkânım olacak. Hahha!” Dedi. Diğerleri onun ne demek isteğini anlamış ve kimse karşı çıkmayı düşünmemişti bile.

-----

            Karen, takım arkadaşlarının yaptıklarını hissedebiliyordu ancak ne konuştuklarından habersizce, ustasının karşısında dikilmekteydi.

            “Eğitim şeklini değiştireceğiz.” Dedi İblis Duhan.

            Karen her gün dayak yemekten bıktığını belli eden heyecanıyla konuştu. “Sonunda! Ne gibi fikirlerin var usta?”

            İblis, hayra alamet olmayan keskin bir gülümsemeyle ruh gücünü yaydı. Anında Ruh Sarayı illüzyon vari bir değişim geçirdi. Karen bulunduğu ürkütücü ortamı görünce irkilerek çevresine bakındı.

            Şu an kuru ve kan rengi ağaçlarla çevrili kurak ve karanlık, orman benzeri bir alandaydı. Devasa kuru ağaçlar o kadar çok dala sahipti ki gökyüzünün sadece küçük bir kısmı görünüyordu. Karen gökyüzünün kasvetli halini görünce hiç görmemeyi yeğledi çünkü hayatında ilk kez mor, kızıl ve siyah renklerinin hakim olduğu boğucu bir gökyüzü görüyordu.

            Ağzındaki tükürüğü yuttuktan sonra ancak konuşabildi. “Burası gerçekten var mı? Nasıl böyle lanetli bir hayal gücüne sahip olabilirsin yahu?” Karen Ruh Sarayında olduğuna emindi. Bu bölge Ruh Sarayının farklı görünmesine neden olan ve öyle hissettiren, ustasına ait bir illüzyondu. Daha önce birkaç kez ustasının böyle şeyler yaptığını bilmese ve Ruh Sarayında olduğundan emin olmasa burayı gerçek zannedeceğinden emindi.

            “Bu hayal gücü değil, burası Araf. Daha doğrusu eskiden yaşadığım yere yakın olan Gece Geçidi bölgesi. İblislerin bile yaşamadığı tehlikeli bir alandır.” Diye açıkladı İblis. Sözlerindeki ciddiyet Karen’i nedensizce ürküttü. İlk kez Araf’ı görüyordu. Çok dinlemiş ve okumuştu fakat görmek çok başkaydı bir illüzyon olsa bile.

Karen buranın bir yanılsama olmasını bildiği halde, sanki karanlık gölgelerden gözetleniyormuş gibi tehlike hissetmekten kendini alamıyordu. İllüzyonu böyle hissettiriyorsa gerçeği kesinlikle Karen’in tecrübe etmek istemeyeceği bir yer olmalıydı.

            “Eğitimine burada devam edeceksin.”

            Karen, aklına gelen bin bir yorumu görmezden gelip asıl konuya odaklandı. “Ne eğitimi?”

            “Bilmene gerek yok.”

            “Bu ne demek şimdi?”

            “İki kere söyletme evlat! Bu eğitim her türlü şartta hayatta kalma kabiliyetini arttıracak bu kadarını bilmen yeterli. İllüzyonun içinde birkaç tehlike var, tek yapman gereken hayatta kalmak için elinden geleni yapmak. Bu durum sonlanana kadar seninle irtibata geçmeyeceğim, kendi başınasın.” Karen, iblisin ciddiyetinin nedenini anlamadı. Onun için önemli olduğunu anlayabiliyordu fakat başka hiçbir detayı anlamamıştı. Hem, Ruh Sarayında olmasına rağmen üstelik illüzyonun içinde bulunduğunu bildiği halde yaralanması veya tehlikeye girmesi mümkün müydü?

            İblis gitmeden önce tekrar konuştu. “Ne düşündüğünü biliyorum. Gerçekten bedensel bir tehlikeye girmeyeceksin lakin zihnen aynı şeyi söyleyemem. Ve inan bana, zihnine alacağın bir yaradansa herhangi bir uzvunun kopmasını tercih edersin. Her neyse, yine aynı şekilde dış dünyadaki sürenin üç-dört katını geçireceksin fakat bu sefer illüzyonu ruh gücümle besliyorum. Bu da sana burada birkaç gün geçirmiş gibi hissettirecek.”

Karen, ustasının keskin ciddiyetine bakınca sırtında soğuk bir his belirdi. Bu sefer eğitim hiç kolay geçmeyecek gibiydi.

Sakin kalmaya çabalayarak konuştu. “Anladım, gitmeden önce bir tavsiye verir misin, usta?”

İblis, öğrencisinin, sahtede olsa sakin duruşuna takdirle baktı. “Şu kılıcı yanında taşı ve kesinlikle dikkati elden bırakma. En önemlisi bilincine sahip çıkmalısın, özgüvenini kaybetme! Bugün gerçekten iyi günümde olmalıyım. Hahaha!” İblis kahkahası eşliğinde ortadan kaybolup Karen’i yalnız bıraktı.

Genç adam, ustası kaybolduğunda biraz önce hissettiği tehlike hissiyatının açıkça arttığını fark etti. Şansına küfrediyordu. O an dünyadaki en akıl almaz ve acımasız ustaya sahip olduğundan emindi.

Bir düşüncesiyle babasının ona verdiği siyah kısa kılıç elinde belirdi. Ruh gücünü salarak çevreye dikkatini verdi. Altın renkli ruhu çevreyi kesinlikle aydınlatmıyordu fakat algısını ve tüm hissiyatlarını yükseltmişti. Sonuç olarak artık tamamen dehşet verici bir tehlike içinde hissediyordu. Her karanlık boşluktan sanki bir şey fırlayacak gibiydi. Karen bu tehlikeyi o kadar gerçekçi hissediyordu ki o an kesinlikle hayatının tehlikede olduğunu düşünmeye başlamıştı.

Genç adamın tecrübesiz hayatında yaşadığı, ilk ölüm korkusu hareket etmesine engel olmasa da tepki süresini oldukça etkiliyordu. Sanki adeta sürekli arkasında bir saldırı geliyormuş gibi hissediyor ve panikle dönüyordu. Tepki süresinin aşırı bir şekilde düştüğünü fark etmiş ve ne kadar kibirli davrandığını anlamış gibiydi. Gerçekten savaşçı âleminde aşırı toydu.

Bu düşüncelerin arasında tüm algısı biranda kabardı. Tüyleri diken diken yükseldi ve ruhu tam anlamıyla gerçek bir tehdidi haber verdi. Sol arka kısmında gölgelerin içinden bulanık küçük bir figürün, sadece gözleriyle takip edebildiği bir hızla ona atıldığını fark etti.

Sahip olduğu kendi hızı kesinlikle yeterli değildi ve son anda, ikiye ayrılmasına neden olacağını düşündüğü darbeyi kılıcıyla engellemeyi başardı. Ve bunu başarmasının tek sebebi tuhaf bir şekilde korkusuydu.

Siyah kılıç ve bulanık, ortalama bir metrelik siyah figürden uzanan bir şey çarpıştı. Kulakları çınlatan metalik bir ses kasvetli ormana yayıldı.

Karen şok içinde kaldı. Aldığı darbe yüzünden birkaç adım geriye adımlamak zorunda kalmış ve kolları uyuşmuştu. Buna rağmen biraz önce şans eseri hayatta kaldığına kalıbını basabilirdi.

Siyah bulanık figür çok kısa biran duruldu ve hemen ardından aynı hızla gölgelerin arasında kayboldu. Karen bu bir metrelik figürü sonunda görebilmişti. Kesinlikle görmek istemediği bir şeydi.

Siyaha yakın yeşillikte, çirkin buruşuk bir tene sahip insanımsı bir yaratıktı. Vücuduna göre büyük yuvarlak kafası, uzun sarkık kulakları, iblis gözleri ve çarpık keskin dişlere sahip kocaman bir ağzı vardı. Kolları neredeyse yere değecek kadar uzundu ve metal sertliğinde aşırı keskin pençeleri vardı.

Karen bu çirkin, güçlü ve tehlikeli yaratığın ne olduğunu ustasından duymuştu. Ve bu yüzden daha fazla korkmaktan kendini alamadı.

Ruh Parçalayan İblisleri, evet isimleri buydu. Tüm iblisler arasında açık ara en çirkin ve ‘korkutucu’ olan türdü. Ustasının söylediğine göre tek bir bölge haricinde başka bir yerde görülmemişlerdi. Karen bu bölgenin Gece Geçidi bölgesi olduğunu şimdi anlamıştı.

Bu iblisleri tehlikeli yapan şeyleri hızlıca anımsadı. Ruh Parçalayanlar, ayrım gözetmeksizin her türlü ruhu tüketirler, avları bölgelerine giren her şeydir. Ortalama fiziksel güçleri çok olmasa da akıl almaz hızlara sahipler. Bu yüzden beklenmedik anlarda gölgelerden saldırırlar ve özel pençeleri tuhaf büyüler içerir. Her yaralanmada avın korkusunu tetikleyen bir tür zehir bulaştırırlar. İlk saldırıda öldürmeyi başaramazlarsa diğerlerinden yardım alırlar. Güçleri, avlarını öldürmeye yetmiyorsa onu çıldırtana kadar zehirler ve ondan sonra öldürürler.

Karen daha fazla şey hatırladıkça zehir bulaşmış gibi korkusu hızla tırmanmaya başladı. Kalp atışları kolayca duyulabilecek seviyedeydi. Kanının damarlarında dolaşması bile duyulabiliyordu.

Sakin kalmayı başaramıyordu. Hafif bir çılgınlık haliyle sürekli çevreyi kolaçan ederken sürekli aynı şeyi düşünüyordu. –Nasıl karşı koyacağım! Lanet olsun!- Çoktan bir illüzyonun içinde olduğunu unutmuş gibiydi.

Bir süre süren sessizliğin ardından ustasının söylediklerini hatırladı. “Ruh Parçalayanlar, can sıkıcı bir mahlûkattır, henüz gücüm azken benim için bile öyleydi. Onlardan korunmanın iki yolu var. Ya aşırı güçlü olup birkaç tanesini ezeceksin ya da güçlü bir zihne sahip olacaksın. Eğer saldırılara karşı koyar ve korkuna, çıldırmadan ket vurabilirsen bir süre sonra vazgeçerler. Tabi bu ilk seçenekten daha zor…”   

             Karen sonunda hatırladıkları sayesinde bir nebze rahatladı fakat tam bu anda başka bir saldırı daha geldi. Bu sefer zamanında karşılık verememişti. Darbe sağ omzuna geldi ve yere çakılmasına neden oldu. Omzunda derin bir kesik belirmiş ve anında kapanmıştı. Lakin Karen o an bunu fark etmekten çok uzaktı. Çünkü zehrin ne kadar etkili olduğunu tahayyül edememişti.

            Korku adeta canlı bir varlık gibi zihnine uzandı. Ruhunu sarmalayıp daha önce yaşamadığı bir çaresizliği hissettirdi. Sıradaki saldırının ne zaman geleceğine dikkat etmiyordu. Duyduğu korkudan sebep olduğu yerde kıvranıyordu. Tüm vücudu terden sırılsıklam olana kadar birkaç dakika dayanmak için çabaladı. Karşı koymayı başaramıyor, yardım gelme ihtimalini düşünemiyordu bile.

Ustası şuan ne durumda olduğunu bilmiyordu. Aşırı olmasa da bu eğitimin kötü sonuçlar doğurma ihtimali vardı. İblis Duhan, güçlenmek için risk alma yanlısıydı. Öğrencilerine bu yolu her zaman dayatıyordu. Başarılı olamasa bile Karen’in bu eğitimin ardında daha güçlü bir zihne sahip olacağının farkındaydı. Yine de bir süre dayanmayı başarabilirse gelişimine katkısı yüksek olacaktı. Düşüncesi bu yöndeydi ve kendi kararına muhalefet etme ihtimali olduğundan burada yaşananları gözlemlemiyordu. Karen saniyelerce, dakikalarca belki de saatlerce sürmüş olabilecek korku seansıyla boğuşurken yardım gelmeyeceği düşüncesinde oldukça haklıydı.

Genç adam, sınırlarını çoktan aşmıştı. Oturduğu yerde belirsiz bir süre kıpırdamamıştı. Hala üzerine birbiri ardına saldırılar gelmeye devam ediyordu. İstemeden bile olsa titreyen elleriyle bazılarını karşılıyordu. Bu alışkanlıkla yaptığı hareketlerden fazlası değildi. Ne yapacağını şaşırmış, korkuyla sinmiş halde dilini ve dudaklarını birkaç kez ısırmış ve kendi kendini yaralamıştı. Fiziken gerçekleşmeyen yaralar olmasına rağmen ağzında kanın metalik tadını alabiliyordu.

Çoktan sınırına ulaşmıştı. Sonunda kulağına gaipten gelen ürkütücü mırıldanmalar duymaya başladı…

            Pes et…

            Öleceksin…

            Ruhun, sana ait değil, hiç değil!

O bizim yemeğimiz…

            Karen düşüncelerini toparlamak için uğraşıyor fakat titremekten kendini alamıyordu. Oturup kaldığı yerden kalkmak için adeta kendisine karşı debeleniyordu.

            Tam bu kaos anında Karen zihnini rahatlatan ve ona şevk veren tuhaf antik bir ses duydu.

            ­-Bize, nasıl biri olduğunu göster!-

            Karen sesi duyduğu an kendine gelmeyi başarmıştı. Bu sefer farklı bir şaşkınlık üstüne çökmüştü. Ruhunun derinliklerinden gelen başka bir aura yükselmeye başladı. Bu aura hem ona ait hem de değil gibiydi.

Karen ona ulaşan sesin diğerlerinden oldukça farklı ve huşu uyandıran antik bir ses olduğuna emindi. Kesinlikle ustasıyla alakası yoktu.

Sadece birkaç kelime duymuştu fakat bu kelimeler içlerinde öylesine bir güçle gelmişti ki direk ruhunu sarmalamış, zihnini açmış ve özgüvenini geri getirmişti. Sanki içinde bir şeyler uyanmış gibiydi.

Aurası güçlenmiyordu adeta tekrar şekilleniyordu. Yenilenen aurasını hisseden Karen, eski aurasının ne kadar toy ve deneyimsiz göründüğünü şimdi fark etmişti. Şuan ruh gücünün altın ışıkları sanki altın zerreleriyle oluşmuş gibi tuhaf, huzurlu ve asil bir havaya sahipti. Dışarıdan görünenin aksine içinde şekillenen ruh gücü vahşi ve karşı konulamaz hissetmesine neden oldu.

Ne olduğuna dair  en ufak bir fikri yoktu! Hoş umrunda da değildi. Şuan yapması gereken başka bir şey vardı... 

Karen, kendisinin bile farkında olmadığı tehditkâr bir keskinlikteki altın ışıklar saçan gözleriyle ayağa kalktı.

Tamamen farklı biri gibi görünüyor ve tam anlamıyla böyle hissediyordu. Cildi eskisine göre daha parlak ve sertti. Şuan sahip olduğu aura eskisine nazaran mutlak bir hükümdar havasına sahipti.

Zihni net ve açıktı. Çevredeki tehlikeyi hala hissediyor ve derinlerde bu ormanda zarar görebileceği korkusu ufakta olsa bulunmaya devam ediyordu. Lakin ruhu bunları görmezden geliyor, vahşi bir savaşçının aurasıyla parlamaya devam ediyordu.

Bakışlarını tehlikenin merkezine, ormanın görünmeyen karanlık gölgelerine çevirdi.

“Beni korkuttuğunuzu kabul ediyorum. O halde izin verin birde ben deneyeyim!”

Kısa kılıcı ellerinden kayboldu ve iki kolunun tamamını saran yıldırımlar ortaya çıktı. Kollarında gezinen yıldırım arkları sahibinin ruhuyla tamamen aynıydı. Vahşi ve sabırsız cızırtılar eşliğinde, hemen saldırmak için fırlayıp gitmeye çalışıyor gibi görünüyorlardı.

Karen çarpık bir gülümsemeyle ve hala sahip olduğu ufak korkusuna rağmen ormanın derinliklerine yıldırım hızıyla daldı.

Karanlık ormanda tuhaf cızırtılar, darbe ve patlama seslerine birkaç çığlık dahi eşlik ediyordu. Kasvetli bölge, çıkan seslerle ürkütücü havasını başka bir boyuta taşımıştı. Aslında tüm bunların üstünde duyanları dehşete düşürecek asıl şey genç bir adamın kahkahaları ve vahşi kükremeleriydi.

İblis Duhan, öğrencisinin şuan ki halini görseydi tedirgin hissetmekten başka elinden bir şey gelmezdi. Hoş şuan başka bir konuda zaten tedirgindi…

----

İblis Duhan, Karen’i hapsettiği illüzyonda bırakıp Ruh Sarayının asıl haline geri döndü. Genç adamı terk ettiği yerin kendisi için bile sert bir eğitim olduğunu kabul ediyordu. Lakin öğrencilerini eğitmek konusunda oldukça dikkatli ve inatçı bir karakteri vardı. Eğittikleri, her konuda belli bir düzeye ulaşmadan verdiği eğitimi değiştirmezdi ancak Karen şimdiye kadar karşılaştığı herkesten farklıydı.

Bu durum canını sıksa bile kabul etmek zorunda kalmıştı. Bol tecrübeli bir iblis olarak onun için bile Karen sıra dışıydı. Ne gösterse hızla kavrıyor çabucak gelişiyordu. Dışarıdan mükemmel görünüyor olabilirdi. Aslında bu istikrarsız bir gelişimdi ve genç adamın bazı konularda eksik kalmasına yol açabilirdi. Savaşçılık, temelin sağlam olmasını ve bu yolda emin adımlarla yürümeyi gerektirirdi. İşte bu yüzden İblis, öğrencisinin gerçek bir savaş tecrübesi yaşamadan, korkuyu hissetmeden çabucak güçlenmesinin kötü sonuçlar doğuracağını biliyor ve önlem almak istiyordu. Sonunda aklına böyle bir fikir gelmişti.

Aklı sürekli illüzyondaydı. Düşünceli figürü boş alanda volta atıp duruyordu. Dikkatini kaydırmak için oturup kendi teknikleri konusunda meditasyon yapmaya karar verdi. Belli bir süre işe yaramıştı. Birkaç saat sonra, dillere destan bir güce sahip [Bin Volkan Lavı] ismindeki ateş temelli tekniğini gözden geçirirken oturduğu yerin sallandığını hissetti.

Devasa iblis şaşkın bakışlarla gözlerini araladı. Tüm tecrübelerine rağmen ne olduğu hakkında en ufak fikre sahip değildi. Sonuçta daha önce bir ruh olup kimseyle sözleşme yapmamıştı. Öldüğü için artık kendi Ruh Sarayına sahip olmasa da bir zamanlar ona sahipti. Yine de kendi sarayında hiçbir zaman böyle bir şey yaşanmamıştı.

Şuan çocuğun Ruh Sarayı, iblisin dengesini bozacak kadar sallanıyordu. İblis tedirgin hissederek havaya yükseldi. Gözlerinin önünde koca okyanus muazzam dalgalarla savruluyordu. Görüntü şok ediciydi. Altın okyanusun rengi sürekli değişiyordu.

İblis, Karen’in başına bir şey gelmiş olabileceği korkusuyla illüzyona bakmaya çalıştı. Her şeyden bihaber zeminde yatmakta olan ve zihni illüzyonda sürüklenen genç adamı havaya, yanına getirip ruh gücünü yolladı. Ancak yolunda gitmeyen şeyler vardı.

İblisin şaşkınlığı ve endişesi daha da yükseldi çünkü kendi oluşturduğu illüzyona etki edemediğini fark etti.

Sahip olduğu ruh gücü devasa bir alanı kaplayarak ortaya çıktı. Koyu kızıl ruh aurası dehşet vericiydi. İblis korkunç bir görüntüyle tüm gücünü illüzyona zorla girmek için kullandı. Lakin nafileydi. Yine başarısız olmuştu, tek fark bu sefer nedenini kavramıştı.

“Burada başka bir ruh gücü var! Hem de beni engelleyecek kadar güçlü…”

İblis kendi söylediğine inanmıyor gibi kaşlarını çatmıştı. Gözleri geniş alanı hızla taradı.

Öfkeyle kükredi. “KİMSİN! HEMEN ORTAYA ÇIK!” İblis ondan güçlü auraya sahip bir yabancının burada var olabileceğine ihtimal vermiyordu çünkü hiçbir varlığı hissetmiyordu. Zaten herhangi bir cevapta alamadı.

Akabinde altında olan okyanus sanki zemin yükseliyormuş gibi kabardı. Devasa bir girdap oluşmaya başladı. Göz alabildiğine her yeri kaplayan okyanus sanki tek bir parçaymış gibi muazzam bir güçle dönüyordu.

İblis bile daha yukarı çıkıp kendini güvene alma ihtiyacı hissetti. Altındaki okyanusu öfkeli bakışlarla seyretmekten başka yapabileceği bir şeyi yoktu.

Bu sırada okyanus son bir kez renk değiştirip eski rengine yani altın rengine geri döndü. Ancak daha koyuydu, İblis sanki altından bir havuza bakıyor gibi hissetti. Aurası bile değişmişti. Asil ve karşı konulması güç bir havası vardı.

Kızıl ihtiyar bu değişikliği izlerken öfkesi kaybolmuştu. Okyanusun yavaş yavaş durulmaya başladığını görebiliyordu. Azgınlığı duruluyor ve aynı zamanda sakince geri çekiliyordu. En önemlisi aurası daha da dikkat çekici şekilde değişim geçiriyordu.

Ruh gücünden oluşan okyanus tam anlamıyla sakinleştiğinde yüzeyinde akıl almaz boyutlarda bir şekil belirdi.

İblisin ağzı istemsizce açıldı. Binlerce metre büyüklüğündeki arma oldukça tanıdıktı. Bu arma aslında Karen’in alnında beliren altın taçtan başka bir şey değildi.

 

//EN: Ben yeni editör emminiz




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1218

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1053

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 870

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 643

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 599

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 547

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14815 Üye Sayısı
  • 454 Seri Sayısı
  • 19477 Bölüm Sayısı


creator
manga tr