Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

KAREN - Bölüm 22 - Seni Küçük İblis!


CİLT II - Yıldız Ruhu Savaşçı Okulu'na Katılış
         Bölüm - 22            

             Karen bahçede dikilmiş yıldızlı geceyi izlerken suratındaki yılmış ifadeyi herkes görebilirdi. Şehir Lordunun konağından geldiklerinden beri kaç tane misafir ağırladıklarını sayamamıştı bile. Sonuncusunu biraz önce geçirmiş olmalarına rağmen Karen bir kişiye daha katlanamazdı. Gün boyu birçok zengin ve güç sahibi ne kadar aile varsa gelmişti.

Bazıları sırf yüzleri tanıdık olsun diye öylesine uğramış olmasına rağmen bazıları cidden yüzsüzdü. Sanki kırk yıllık akrabaları gibi davranmışlardı ki Karen’in bildiği tek akrabası olan anneannesi öleli çok oluyordu.

Genç adam bugün hayatı boyunca aldığından kat kat fazla hediye almıştı. Bunların içerisinde aşırı kaliteli kıyafetlerden, zırhlara, antika veya değerli silahlara kadar her şey vardı. Hatta birçok aile yanlarında genç kız çocukları bile getirmişti. Bunlar bile ‘hediye’ kısmına dâhildi. Çünkü hepsi Karen’in yüzünü kızartacak kadar onunla ilgilenmişlerdi.

            O bir kenarı Afron bu durumdan oldukça memnun gibiydi. Annesi ve babasına da birçok hediye sunulmuşsa da babası hepsini kabul etmemişti. Bazı salya akıttıracak cinsten şeyleri ise çok çabuk kabul etmesine Karen gülmeden duramamıştı.

            Evi toparlayan annesine yardım etmeye döndüğünde kapı tekrar çaldı. Bu sefer Karen seslice ofladı. -Yetti artık, bu sefer geleni kovacağım!- diye içten içe sitem etti. Kapıya uzanıp öfkeyle açtığında şaşırdı. Kapıda çocukluk arkadaşı Jun dışında kimse yoktu.

            “Jun bu saatte ne işin var burada?”

            “Babamdan izin aldım. O da gelmek istedi ama ne kadar sakar bir kasap olduğunu biliyorsun. Elini kestiği için tek geldim. Hahaha!”

            Karen’in aklına Jun’un babasının sakarlıkları gelince içten bir kahkaha attı. Gerçekten de Jun’un dediği kadar vardı.

            “O kadar misafirden sonra seni ağırlamak hiç sorun değil. Geç içeri.”

            “Ne misafiri be! Ev sahibi sayılırım ben!”

            “Ne demezsin tabi ki.”

            Jun neşeyle içeri dalıp salona geçti. “Şu dağınıklığa bak gerçekten çok kişi gelmiş olmalı.”

            Karen Jun’un gösterdiği hediyeleri yığdığı küçük dağa baktı. “Onlar hediye Jun.”

            “Oha! Ciddi misin? Ah! Nein teyze yardım etmemi ister misin?” Jun hemen geniş masaya uzanıp tabakları toplamaya başladı. Nein çocuğun elindeki tabakları alıp gülümsedi. “Zahmet etme, Jun. Siz bahçeye geçip sohbetinize bakın. Ben size birkaç şey getiririm.” Nein, Jun’a göz kırptı.

            Jun salyaları akarken konuştu. “Kurabiye var mı?”

            “Hahaha! Tabi ki var. Hem de tam ağzına layık!” Nein gülmesine rağmen gözleri dolu doluydu.

Karen bunu anlayabiliyordu. Jun çocukken annesini kaybetmişti. Babası ise kesinlikle iyi bir aşçı sayılmazdı. Küçük kız kardeşi ev işlerini halleden taraftı. Jun ise fark ettirmese de annesini çok özlüyordu ve en çok onun kurabiyelerini severdi.

Bu yüzden travma derecesinde ev yapımı kurabiyelere bağımlı gibiydi. Nein bundan bir anne olarak o kadar etkileniyordu ki kurabiye yapmadığı bir gün bile olmuyordu. Hem de bunları sadece Jun için yapardı.

Jun için ise Nein, tam anlamıyla ikinci annesi gibiydi. Karen bazen onların ilişkilerini kıskanırdı. Yine de Jun mutlu olduğu sürece o da halinden memnun oluyordu.

            “Salyalarını sil, halıyı mahvedeceksin. Hehehe!” diye arkadaşına güldü Karen. Omzuna attığı koluyla bahçeye götürdü. İkili bahçedeki masaya kuruldu.

            “Baban nerede, selam verseydim.”

            “İzinliydi ama iki dakika bölüğünü kontrol edecekmiş. Gelir herhalde.” Diye açıkladı Karen. Babasının disiplin takıntısı yüzünden izinliyken sürpriz kontroller yapmasına alışmıştı.

            “Afron amcanın askeri olmak istemezdim.” Dedi Jun. “Kaçık Eryun onun yanında melek gibi!”

            “Jun dua et babam söylediklerini duymasın… Sonun hayırlı olmaz!”

            Jun tehlike atlatmış gibi çevreyi kolaçan edip kafasını salladı. Ardından yüksek sesle konuştu. “Her şeye rağmen Afron amca mükemmel bir komutandır, kim aksini iddia edebilir ki! Hayran olunası bir adam…”

            Karen kahkaha attı. “Tamam, abartma. Eee, daha dün görüştük neden geldin.”

            “Önümüzdeki hafta gidecekmişsin diye duydum?”

            Karen şehirdeki dedikodu kazanına şaşırmadan edemedi. “Öyle görünüyor.”

            “Gittiğin okulu da duydum.”

            Arkadaşına baktı. Oldukça ciddi görünüyordu. “Evet?”

            “Bu gidişle sana nasıl yetişeceğim?!”

            Karen dalga geçme isteğini bastırıp konuştu. “Jun, ne kadar çok çalıştığını iyi biliyorum. Bu şehirde eğer biri bana yetişecekse bu senden başkası olamaz!”

            “Emin misin?”

            “Tabi ki eminim, sen benim arkadaşımsın. Eğer gelişmezsen geri gelir kemiklerini kırarım!”

            “Bok yaparsın!”

            “Hahah! Gelişmezsen yapıyor muyum yapamıyor muyum görürsün!”

            Jun biraz tedirgin olsa da hala kararlıydı. Aklına Karen’den yediği yumruk gelmiş gibiydi.

            Karen’in aklına ise, ustasının bir süre önce Jun için söyledikleri geldi. -Usta, Jun’un potansiyeli var demiştin. Öyle değil mi?-

            “Evet, kavrama bakımından rezalet olduğunu düşünsem de, sıradan bir ölümlüye göre kas gücü ve sezgileri ileri seviye. Düzgün bir eğitim alırsa gelişmek için şansı var.”

            -Onu eğitebilecek biri olmadığını sende biliyorsun. Bir şey isteyebilir miyim?-

            “Hımm… Ne istiyorsun?”

            -Onu eğitemeyiz ama en azından onun için işlevsel bir tekniğin vardır öyle değil mi? Basit anlaşılır ama güçlü bir şey? Jun’u böyle bırakamam o benim en iyi arkadaşım…-

            “Basit bir teknik mi? Bir düşünelim bakalım…”

            Karen kısa bir süre sevinçle muhabbetine devam etti. Ardından ustasının sesini tekrar duydu.

            “Tam ona göre bir şeyim var sadece fiziksel gücünü artırabilecek bir savaş tekniği fakat iki sorun var.”

            Kaşları çatılmasına rağmen sordu –Ne sorunu?-

            “Bazı nedenlerden ötürü bunu şimdi kullanırsa ve devamında akıl veren birisi olmazsa vücudu iflas eder. En oluru 1 kıdem sahibi olmadan kullanmasına izin vermemek.

Bu teknik başta pek etkili değil bu yüzden kullanabilir, yine de en güçsüz hali bile ruh gücünü aşırı tüketecektir. İkinci sorunda bu, eğer ruh gücü üzerinde hâkimiyeti yeterli olmazsa tüm gücü boşalıp sakat kalmasını bile sağlayabilir…

Tekniği şimdi verirsek, en ufak bir merak sonunu getirebilir… Kusura bakma ona verebilecek başka bir şeyim yok.”

            Karen’in keyfi kaçtı. -Önemli değil usta. Elinden bir şey gelmez- kısa bir süre sonra bir oflama duydu.

            Tabi ki sesin sahibi ustasıydı. “Tabi ki bir çaresi yok değil…” Heyecanla dinlemeye başladı genç adam.  

            “Ona bu tekniği aktarmanı ve hafızasında kilitli kalmasını sağlayabilirim. 1 Kıdeme ulaşmadan hatırlamayacak. Ona ne yapması gerektiğini anlatan bir mesaj bırakmanı bile sağlayabilirim. Heheh!”

            -Bu mükemmel usta, süpersin!-

            “Tabi ki öyleyim. Diğer bir soruna gelirsek, biraz fedakârlık yapman gerekecek.”

            Karen şaşırsa da cevap verdi. -Önemli değil, dinliyorum.-

            “Ruh gücü üzerinde hâkimiyet kurması zor malum kavrama kabiliyeti! Bu yüzden kaynak olarak kendi ruh gücünü kullanması sıkıntı doğurabilir.

Kaynağı dışarıdan almasını sağlamak gerek. Aslında fedakârlık yapmana gerek yok. Eline böyle bir kaynak geçene kadar beklemesini söyleyebilirsin.”

            -Dışarıdan kaynak bulmak mı?-

            “Aynen öyle. Sana anlatmıştım yetişim yapanlar kendi ruh güçlerini kullanırlar. Eğer sadece buna bel bağlasalardı ilerlemeleri aşırı uzun sürerdi. Bu yüzden daha az etkili bir yol daha var.

Yetişim için gerekli ruh kaynağını dışarıdan temin etmek. Hoş bu durum biraz sıkıntılı. Hem aşırı bir zenginlik gerekiyor çok ciddi kaynak lazım çünkü. Hem de temin ettiğin ruh gücünün çok azını kendine yontarken birçoğu boşu boşuna dağılır.

Bu yüzden çok etkili sayılmaz sadece yetişimi bir nebze hızlandırmana izin verir. Senin hiç ihtiyacın olmayan bir konu yani…”

“Gelelim bir diğer konuya, normalde kullanılan savaş teknikler ikiye ayrılır. Pasif ve aktif olanlar. Pasif olanlar tekniği kullanman gerektiğinde etkilerini gösterir gerekli ruh gücünü emer ve işi bitince etkileri kaybolur.

Aktif olanlar ise sürekli bedenin üzerinde aktif halde beklerler ve sadece onları geliştirmek istediğinde ruh gücü emerler. Sormadan söyleyeyim Kan Yıldırımı hem aktif hem de pasiftir. Pasif kısmı savaş ve hız tekniklerin. Aktif kısmı ise savunma ve fiziksel gücünü artıran etkileri.”

Karen ilgiyle ustasını dinliyordu ve arada Jun’u da dinlermiş gibi birkaç ses çıkarmayı yorum yapmayı da ihmal etmiyordu.

-Anladım. Jun’a vereceğin hangi kısma giriyor.-

“Pasif, bu teknik onun sadece fiziksel gücünü artırmasını sağlayacak. Geliştirme anında aşırı ruh gücü gerektirir. 1.seviyeye geçmesi için oldukça kaynak gerekecek ama uzun bir süre bu ona yetecektir. 2.seviye için olan gereksinimi kendisi bulsun artık!”

-Peki, ilk seviye için 1.Kıdemdeki ruh gücü yetecek mi?-

“Ancak yarısına yeter. Kalan yarısı için fedakârlık yapman gerek. Ruh kristallerinden bahsediyorum en azından 5 tanesi onun işini görecektir.”

-Ruh kristalleri mi? Bu işe yaradıklarını bilmiyordum!-

“Ruh kristalleri bir çeşit maden olsa da aslında bu kristaller toprağın içindeki yüksek yoğunluktaki ruh gücünü emene kadar sıradan kristallerdir.

Değerleri bu yüzden yüksektir. İçerisinde oldukça ham olmasına rağmen yüksek oranda ruh gücü özü vardır. Birçok alanda kullanılabilir. Tek başına emmeye kalkarsan çok azına hâkim olabilirsin.

Lakin tekniğin kendisi bizzat emerse bir tutamı bile boşa gitmez. Bu yüzden 5 tanesi yetecektir.”

-Bilmediğim ne çok şey var yahu! Bu kadarı bile başımı ağrıtmaya yetti. Her neyse 5 tane sorun değil gerekirse hepsini verebilirim.-

“Nasıl istersen, o halde benim sana yaptığım gibi çocuğun alnına dokun. Ruh gücünü zihnine yönlendir. Şu veledi susturalım artık!”

Karen sohbetin ortasında aniden ustasının dediğini yaparak Jun’un alnına dokundu. İçsel kuvveti ipliklere dönüşerek bedeninden içeri daldığı gibi Jun donup kaldı.

-Şimdi ne yapıyoruz?-

“Bekle biraz senin üstünden tekniği aktarıyorum.”

Karen ustasına ait ruh gücünün onunkini köprü olarak kullandığını hissedebiliyordu. Bu arada teknik onun zihnine de yazılıyordu ve tekniğin oldukça işe yarar olduğunu keşfetmişti.

Sadece fiziksel kuvvet anlamında olsa da ileriki seviyelerde Kan Yıldırımı’nın savunmasına yakın olacağını görmüştü. Ustası işi bittikten sonra konuştu.

“Seni zihnine bağladım. Bir mesaj bırakabilirsin. 1.Kıdeme ulaştığında söylediklerini hatırlayacak.”

Karen pek anlamadı ancak içinden geçenleri söylemeye koyuldu. Hatta biraz uzattı. Birkaç espri bile yaptı. İşi bitince ustasının ruh gücü ileri seviye bir şeyler yapıyormuş gibi dalgalanıp onun üzerinden Jun’un zihnine doğru aktı. Giden ruh gücüne bakılırsa bunu şuan için Karen’in yapabilmesi mümkün değildi.

“İçine biraz kendi gücümden aktardım. 1 Kıdeme ulaşması daha hızlı olacaktır. Hehe!”

-Usta, sen bir tanesin!-

            “Tamam, şımarma hemen! Bunların hepsinin acısını eğitimlerinde çıkaracağım zaten.”

            Karen’in keyfi anında kaçmıştı. Derin bir nefes verip Jun ile arasındaki bağı kopardı. Kendine gelen genç adam şaşkınca etrafa bakındıktan sonra Karen’e döndü.

            “Ne anlattığımı unuttum!”

            Karen sakince gülümsedi. “Biraz bekle burada, sana bir şey getireceğim.” Dedikten sonra bahçeden çıkıp odasına gitti.

Odasında bulunan küçük ahşap kutuyu aldı. İçinden geçirdiği gibi parmağında takılı yüzük hafifçe parladı. Anında önünde beliren 5 tane ruh kristalini kapıp kutuya attı.

            -Usta buna da bir kilit tarzı bir şey ayarlayabilir misin? 1 Kıdeme ulaşınca açılacak bir şey mesela?-

            “Babanın uşağı mı var burada? O kadarını kendin yap. Üzerine ruh gücünle koruma yapabilirsin. Nasıl yapacağını biliyorsun değil mi?”

            Karen bunu duymuşsa da yapabileceğinden emin değildi. Birkaç kez ruh gücüyle kutuyu sardı fakat başarılı olamadı.

Onuncu denemesinden yapmayı başardı. Ruh gücü kutunun etrafını sarmalayıp gözden kayboldu. Karen hafifçe kutuyu açmaya çalıştı fakat işe yaramadı.

            -Ee, bunu Jun nasıl açacak?-

            “Şuan ki gücünle yaptığın basit bir koruma sadece. 1 Kıdeme ulaştığında onu açabilecek kadar güçlü olacak. Biraz kuvvet uygularsan sende açarsın.”

            -Tamamdır.-

            Karen küçük bir bohça daha bulduktan sonra aşağı indi. Bahçeye girdiğinde annesinin getirdiği kurabiye tabağında sadece bir tane kalmıştı. Karen gözlerini devirdi.

            “Jun sana hediyem var.”

            Genç adamın gözleri irice açıldı. Ağzı dolu olduğu için komik bir görüntüsü olduğu söylenebilirdi.

            “Sakin ol.” Yanına oturdu. Elindeki içinden metalik sesler gelen kumaş torbayı Jun’un kucağına bıraktı.

            “Bunlara ihtiyacın olacak. Babana biraz yardımın dokunsun. Bence emeklilik zamanı geldi.” Dedi gülümsemeyle. Bohçayı kurcalayan Jun içindeki onlarca altını görünce donup kalmıştı.

            “Bunları nerden buldun? Kimi soydun? Şunlara bak vay canına!”

            “Saçmalama! Şehir lordu ileride harcamam için verdi. Benim için çok fazlaydı, bir kısmını annemlere bıraktım bunlarda baban için, senin için değil!”

            “Bunları alamam oğlum, manyak mısın? Babam kesin hırsızlık yaptığımı düşünecek.”

            “Merak etme, benim verdiğimi söyle. Ona şehir lordunun parası olduğunu söylersen kesinlikle alacaktır.”

            “Şehir lorduna vergiler yüzünden gıcık oluyor. Kesin alacak o zaman!” dedikten sonra birlikte kıkırdadılar.

            “Bu da senin için.” Dedi ve elindeki kutuyu uzattı. Jun kutuyu almaya kararsız kalınca Karen zorla ellerine sıkıştırdı. Çocuk mahcup bir ifadeyle kutuyu açmaya çalıştı. Sonra daha çok açmaya çalıştı. Karen onu izlerken sadece gülüyordu. Sonunda nefes nefese kalınca açıkladı.

            “Onu açamazsın. Yani şimdi olmaz. 1 Kıdeme ulaşınca açmaya gücün yetecek. Bana söz ver, 1.kıdeme ulaşana kadar saklayacaksın. O zamana kadar kimseye gösterme ya da açma. Beni anladın mı? Bu önemli!”

            Jun, ne olduğunu anlamış görünmüyordu. Karen’in ciddiyetini görünce kafasını birkaç kez salladı. “Söz veriyorum. Benim ihtiyar bile bilmeyecek. Bu arada bunu görünce aklıma geldi. Yarın şu taşı almaya gidelim. Artık güçlüsün muhtemelen kaldırabilirsin ha?”

            Karen biran şaşırdı. Sonra gülümsedi. “Senden önce gidip denedim, kusura bakma.”

            Jun meraklanmış gibiydi. “Ee, ne oldu alabildin mi?”

            “Zorlayınca ortadan kırılıverdi. Sonra ağırlığı yok oldu. Bende anlamadım, attım gitti.”

            “Peh! Lanet taş uğraştırdığına değseymiş bari.”

            Karen içinden -Emin ol değdi, dostum. Hehe!- diye düşündü. Kendi kendine eğer Jun saçma sapan nedenlerle onu ormana götürmeseydi bu halde olur muydu diye düşünüyordu. Sonra ona verdiği hediyenin hakkı olduğuna karar verdi. İleride eğer şansı olursa karşılığını vermeye devam edecekti.

-------

            6 gün sonra… Gece vakti… Karen’in Ruh Sarayında…

            Parlak mekânda, altın ışıklarla bezenmiş genç bir adam karşısında 6 tane kıpkırmızı figürle birlikte bulanık görünmelerine yol açan hızlarıyla savaş halindeydi. Ortamda sürekli ürkütücü darbe sesleri boğukça yankılanıyordu.

Kısa bir süre sonra 6 figürün ortasında kalan genç adam gözle görülebilir hale geldi. Çevresini saran altın renkli ruh gücü hafifçe solmuştu. Biranda genç adamın elleri yıldırım arklarıyla sarıldı.

Karşısına çıkan iblis görünümlü kırmızı yaratığa vurmasıyla arkasındaki başka bir iblisle birlikte onlarca metre savrulmalarına neden oldu. Darbenin etkisiyle kulakları çınlatan yıldırım cızırtısı duyuldu.

            Genç adam alaylı bir sırıtışla diğer dört rakibine döndü. Aynı anda başlarına gelecekleri anlayan dörtlü sıradaki hedef olmamak için kaçınmaya çalıştılarsa da aralarından şanssız olan biri daha sırtından, aynı gürültüye neden olan patlayıcı darbeye maruz kaldı.

O da diğerleri gibi bir köşeye acı içinde savruldu. Sırtında derin bir yarıkla birlikte neredeyse tüm sırtını kaplayan yanık izleri oluşmuştu.

            Genç adam, hafifçe nefes nefese kalmış gibi görünüyordu fakat kahkaha atarak kalanlara saldırmaya devam etti. Şu anda hangi taraf iblis belli olmuyordu.

            Ekşi bir suratla durumu izleyen devasa iblis sonunda konuştu. “Seni psikopat dur artık! Geliştiğine mi sevineyim, bana benzeyen kopyalarıma yaptıklarına mı üzüleyim bilemiyorum.” İblis açıkça son günlerde şok içindeydi. Önündeki gencin gelişimi onu sarsmıştı. Sadece 1 haftalık eğitimiyle gelen gelişimi kesinlikle normal değildi.

            Kan Yıldırımı savaş tekniğinin ilk seviyesini 1.Kıdemde kullanabilmesi başlı başına saçmaydı. Geri kalan tüm teknikleri de akıl almaz bir hızla gelişmişti. Hız tekniğinde de bugün 1.seviyeye ulaşmıştı. Harekete geçince yıldırımlar saçıyor ve bulanıklaşacak kadar hızlanıyordu.

Aynı anda elini saran yıldırımlar her savurduğu darbeyle patlıyor rakiplerini perişan ediyordu. Henüz 1.kıdemi yarılamış olsa da savunması aşırı yüksekti. Karşısındaki iblisler kadar sağlam bir derisi vardı. O kadar gelişmişti ki onunla aynı güçlere sahip 6 iblisi devirmeyi başarıyordu. Sonrada suratında bir sırıtışla işkenceye başlıyordu.

            Tabi ki bunların hepsini aynı anda yapması onu zafere taşıyordu. Başkası bu kadar tekniği ayna anda kullanmaya kalksa ruh gücü tükenmeden önce ancak 5 saniye dayanabilirdi.

            İblis Duhan, Karen’in onunla aynı seviyede hiçbir rakibi olmayacağından emindi. Bu hiçbir zaman olmayacaktı…

            Genç adam sonunda duraklayıp ustasının karşısına geçti keyfi müthiş yerindeydi. “Hah! Biraz yoruldum.”

            “Yorulmuşmuş.. Lafa bak! Seni küçük iblis! Yarından itibaren tek bir klonla savaşmaya başlayacaksın.”

            “Ha? O nerden çıktı.”

            “2 kıdemli olacak…”

            Karen’in kaşları çatıldı. Ne zaman yenmeyi başarsa sürekli şartlar değişiyordu. Bundan sonra hareketlerine dikkat etmeye başlasa iyi olacaktı. Yendiğini belli etmemeliydi…

            Ustasına cevap vermedi. Şimdi sırada yetişim vakti vardı. Mirasının önüne geçip oturdu. Gözlerini sakince kapattı.

            -1.Kıdemin orta saflarına ulaştım. Birkaç haftaya kalmadan sona ulaşırım bu da beni dar boğaza sokacak. Ustamın dediği gibi vücut hazır olmadan Kıdem atlayamayacağım. En büyük etkiyi yaratan, savaş tekniğim Yıldırım Ateşini kullanabilmem oldu. Acayip işe yarıyor.

Hoş henüz iki kereden fazla yapamıyorum. Aksi halde ellerim ciddi anlamda yaralanıyor. Hız tekniğinde 1.seviyeye yeni ulaştım. Ustama göre bu beni rahatça bir süre idare eder. Şimdilik Yetişimimi arttırmalıyım, tek ihtiyacım savunmamın ve fiziksel gücümün yükselmesi. Yıldırım Ateşi’ni kullanamadığım zamanlarda darbelerim etkili olmalı.- diye planladı.

            Düşüncelerinin bitmesiyle çevredeki görünmez yıldırım arkları, aydınlanıp canlandı. Tüm yıldırım ağı eşsiz bir uğultuyla birlikte ruh gücünü çekerek bedenini beslemeye başladı.

(2459K)




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14843 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr