"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

KAREN - Bölüm 21 - Şehir Lordu Kalien


            Karen, ustasının iblis klonlarıyla amansız bir mücadele ortasındaydı. Bu seferki eğitim tam anlamıyla korkunçtu. Şu an çevresinde binlerce İblis kahkahalar ve savaş narası atarak saldırıyor. Her darbe Karen’in etini yırtıp kan fışkırmasına neden oluyordu. Korkudan sinmiş kaçacak yer ararken tüm bilinci solup kayboldu.

            “Karen?”

Birkaç tıklama sesiyle irkilerek çevresine bakındı. “Ohh, şükürler olsun rüyaymış!” diye nefes verdi, aynı zamanda işi garantiye almak için uykulu gözlerle odada göz gezdiriyordu. Kapı tekrar tıkladıktan sonra açıldı. Odaya giren babasıydı.

“Öğlen oldu. Biraz abartmıyor musun?”

“Uyku tutmadı çok geç yattım, baba. Hemen kalkıyorum.” Diye mırıldandı. Aslında normal şartlarda bu saate kadar uyuması imkânsızdı. Kendisi erken uyanmayı sevse de birincil sorun babasının asla düzensiz bir şekilde yaşamasına onayı yoktu. Bu yüzden uyanmakta dâhil hiçbir konuda gecikmeye cesareti olamazdı.

“Biran önce hazırlan. Birkaç saate Şehir lordunun huzuruna çıkacağız.” Dedi ve gitti.

“Şehir lordu mu?” Karen yatakta oturur vaziyette bakakaldı.

Babasının koridordan gelen gür sesi netti. “Doğru duydun. Eğer uyuşuk davranmaya devam edersen, aç karna yola çıkacaksın. Yemeğe yetiş!”

Karen hemen bağırdı. “Tamam!”

Yataktan ayrılıp banyoya gitti. Hızla yıkanıp çıktıktan sonra yatağının üzerinde siyah renkli kol ve ayak bilekleri kısmında hafif altın renkli işlemeleri olan, her halinden kaliteli ve yeni olduğu belli kıyafetlerle karşılaştı. Hafif bir şaşkınlıkla kıyafetlerin onun için bırakıldığının farkına vardı. Fazla takılmadan saçlarını havluya kurulayıp güzelce taradı.

Karen için hazırlanmak alışmış olduğu bir adet olmadığından aklına gelen tek şey saçlarını taramak olmuştu hoş yine de eski hallerinden pek farklı oldukları da söylenemezdi.

Yatağın üzerindeki kıyafet takımını kaptı. Kalın ve düzgün bir kumaştan olan tunik ve pantolon setini üzerine geçirdi. Kıyafetin yanında bulduğu işlemeli gri kemeri tuniğin sıkı durması için beline geçirdi. Son kez ayna karşısına geçtiğinde yüzüne bir gülümseme yerleşti.

Kıyafetinden bile daha koyu siyahlığa sahip saçları ve gözleri oldukça dikkat çekiciydi. Genç adam herkes kadar iyi görünmekten keyif alıyor gibiydi ve hafif çıkık kemikli beyaz tenli pürüzsüz teniyle yakışıklı simasının keyfini çıkarmak için kısa süre kendine övgüyle bakmadan duramadı.

Ardından geç kaldığı takdirde işiteceği azar aklına gelince gülümsemesi hemen soldu. Koşar adım aşağı inmeye koyuldu.

Yemek masasındaki annesi ve babasına selam verip oturdu. Bu arada keskin bakışlarla dikkat edildiğinin farkındaydı fakat önceliği karnını doyurmaktı. Dün gece aç olmasına rağmen uykusu ağır basmıştı. Ağzına tam yemeği atarken unuttuğunu fark edip hemen annesine baktı.

“Elbiseler için teşekkür ederim anne, göz zevkin her zamanki gibi muhteşem!” gülümseme eşliğinde önündeki yemeğe döndü.

“Yakışıklım, bu sefer beklenmedik bir şekilde onu alan babandı.”

Karen açılmış gözleriyle dikkatle babasına baktı. Bu gerçekten beklenmedikti. Afron normalde kıyafetlerle arası olmayan bir adamdı. Ne giyeceğine hiçbir zaman önem vermezdi. Hatta giydiği bir takımı kirlenmeden veya kokmadan önce birkaç gün giyerdi.

Genelde evde kıyafet alışverişini Karen ya da Nein yapıyordu. Aslında birkaç defa babası bu işi yapmış olsa da bir daha yapmasına izin vermemişlerdi. Çünkü aldıkları da ciddi anlamda ya çirkin ya da bedenlerine göre olmayan şeylerdi.

  Karen birkaç kez, önce giydiği kıyafete sonra da babasına baktı. Bu durumu gören Nein sessizce kıkırdıyordu.

Ekşi bir surat ifadesiyle çayını içen Afron daha fazla dayanamamış gibiydi. “Ne o? Benim zevklerimle alıp veremediğin mi var?”

“Yoo, böyle şeyler pek senin tarzın değil ondan şaşırdım. Öhhö, teşekkürler baba! Hehe..”

“Hadi oradan! Benim aldığıma inanmadığın her halinden belli! Hadsiz!”

“Tamam, baba dürüst olacağım. Bunu senin almış olman imkânsız!”

Afron ve Karen bir süre daha bu konuda tartışmaya devam ettiler. Nein ise duruma kıkırdamak dışında yorum yapmıyordu. Bu da işleri çıkılmaz yapıyordu çünkü aile de arabulucu olan Nein’in ta kendisiydi.

İkili hırslı inatlarıyla tartışıyor olsalar da Karen yemeğe ara vermiyordu. Sonunda orta yol bulunduktan sonra sohbet başka meselelere geldi.

“Şehir lordu neden bizimle görüşmek istiyor ki?” diye sordu Karen. Büyücünün tavrını gördükten sonra böyle bir şey olacağını tahmin etmeliydi.

“Şüphesiz merak etmiştir. Sonuçta senin gibi bir dâhiyi bu şehirde daha önce kimse görmemiştir haksız mıyım? Hahaha!” Afron tekrar neşeli haline dönmüştü. Bu konuda öyle gururlanmıştı ki utanmasa sokağa çıkıp işte bunu ben yaptım diye övünebilirdi.

            “Ayrıca,” Karen biranda ciddileşen babasına baktı. Onun arsız haliyle ciddi hali arasındaki ayrımı netti. İkisini asla birbirine karıştırmazdı. Sözlerine ciddiyetle devam etti. “Seninle iyi bir ilişki kurmak istediğinden eminim…”

            Karen babasının delici bakışlarına dikkat kesildi. Afron devam etti. “Bunu sana daha önce anlatmıştım evlat. Herkes gücü olanın yanında olur! Peki, güçlü olan biri her önüne gelenin ona dayanmasına izin verir mi?” diye sordu.

            Karen bunun babasının eğitim tavrı olduğunu biliyordu. Genelde bir şey öğretmek istediğinde Karen’in kendi başına düşünmesini ve cevap aramasını sağlardı.

            Bu yüzden sakince cevapladı. “Hayır.”

            “Neden?” diye sormaya devam etti.

            “Çünkü öncelikle kendi sevdiklerini ve yakınlarını yanında tutacaktır. Eğer gücü yeterse tanıdıklarını da.. Yine de herkesi yanında bulundurmaya gücü yetmez ki..” Karen düşüncelerini onaylayacak mı diye babasına baktı.

            “Doğru, herkes için hiçbir zaman yer olmaz! Her şeyin bir sınırı vardır evlat! Herkes güçlü olanın yanında olmak ister fakat istemek yetmez. Akıllı olanlar bu işi farklı yoldan halleder.”

            Karen dinlemeye devam etti.

            “Parası olanlar yanındaki insanların çıkarcı olduklarını bilir. Aynı şey güçlü olanlar içinde geçerlidir. Güç sahipleri de çevrelerindekilerin çıkar için bulunduklarını bilir. Bu yüzden asıl değeri henüz güç sahibi değilken onlara yakın olanlara verirler. Güç dünyası çoğu zaman böyle işler.”

            “Anladım baba, henüz güç sahibi değilim ileride dikkat ederim.”

            “Hayır, Karen! Asıl dikkat etmen gereken zamanlarındasın zaten. Ne dedim şimdi sana? Güç sahipleri güçlü değilken... Şimdi anladın mı?”

            Karen tekrar kafa salladı ne demek istediğini net anlamıştı. Biraz önce babası şehir lordu için ne demişti.. Onunla iyi bir ilişki kurmak istiyordu… “Yani, Şehir Lordu geleceğe yatırım yapıyor?”

            “Hahah! Aynen öyle, evlat. Senin potansiyelini keşfeden herkesin yapacağı gibi! Sabahtan beri kaç tane, asil ailelerden ve zengin tüccarlardan davet aldığımı bilsen şaşarsın... Ahmak herifler niyetlerini o kadar belli ediyorlar ki..”

              Karen hafifçe şaşırmıştı. Bu mevzu gerçekten bu kadar önemli miydi? Onun için mevzu savaşçı olmayı başarmış birinden daha önemli görülmemeliydi. -Bir de Kadim Miras sahibi olduğumu bilseler neler olurdu kim bilir? Hoş ne olduğunu bildiklerini sanmıyorum…- diye düşündü.

            “Böyle şeylerle uğraşabileceğimden emin değilim.” Dedi Karen içtenlikle. Politik şeylerden haz ettiği söylenemezdi.

            “Merak etme evlat, bunlarla ben ilgilenirim. Bilmeni istediğim tek şey, durumun yüzünden ben yokken aklını çelmeye çalışabilirler. Dikkatli olsan yeter. Ufak değersiz iyilikler yaparak köprü oluşturmak isteyebilirler.

Saygıyı elden bırakmadan reddetmende fayda var. Bir şey alırsın her zaman karşılığını vermek zorunda kalırsın. En azından senin bunu yapacağından eminim bu yüzden çok önemli olmadıkça her iyiliği kabul etme. Dışarıda cin fikirli ne adamlar var.”

            Bu kadarını Karen zaten biliyordu. Babasının onu eğitmesine önem verse de bazen hala küçük bir çocuk gibi davrandığı oluyordu. Bu durumları da görmezden geliyordu Karen.

Sonuçta babasının onu düşündüğü bilmek onun için en önemli şeydi. Yine de çocukluğundaki gibi saf biri kesinlikle değildi. Karen çıkar ilişkisinden sebep ona verilen şeylerin pek tabi karşılığını vermek için öncelik ayırmazdı. Ayrıca ona yapılan tüm iyiliklerinde aynı değerde karşılığını verirdi.                

-Fazlasını ancak hak edenlere- diye düşündü.

            “Tamam baba. Aklımda tutarım merak etme. Yine de Şehir Lordunu reddedebileceğimi sanmıyorum.”

            “Hahaha! Onu niye reddedesin ki pek tabi sana iyilik yapmasına izin ver. Karşılığını zaten ordusunda çalışarak veriyorum kafana takmana gerek yok. Hahaha!”

            Karen söylediklerinin aksine arsız davranan babasına baktı. Gerçekten de bu adamın oğluydu!

------

            Karen ve Afron çoktan evden ayrılıp şehir konağının önüne varmışlardı. Karen yol boyunca ona selam veren onlarca kişinin ilgisinden bunalmış vaziyetteydi. Gerçekten de babasının dediği kadar vardı.

Birçok önemli ailenin üyeleri ve tanımadığı kişiler tarafından yolları kesilmiş güler yüzü eksik olmayan insanlar tarafından ona övgülerde bulunulmuştu.

            Derin bir nefes verip beyaz taş bloklarından yapılmış üç katlı geniş konağa baktı. Karen buraya neden konak dendiği pek anlamamıştı. Üç katlı olmasına rağmen uzunluğu birkaç yüz metreyi geçiyordu. Açıkça saray vari bir yapıydı.

Geniş bahçesi dışında küçük bir sur tarafından korumaya alınmıştı. Şehrin ortasında olmasına rağmen hafif bir tepeye inşa edildiği için beyaz mermerden yapılan geniş merdivenleri tırmanmaları birkaç dakika sürmüştü.

Girişte ise on kişilik gümüş zırhlı koruma birliği rahat sayılamayacak şekilde dikiliyordu. 5 kişi sur kapısının sağında diğer 5’i ise solunda dizilmişti. İkişer kişide aynı silah olmak üzere beş farklı silah kullanıcısı vardı. Mızrak, yay, kılıç-kalkan, ağır kılıç ve iki kısa kılıç kullanıcısı olan birlik Karen’i etkilemişti.

Hepsi de Tyken olan savaşçılar oldukça güçlü ve deneyimli görünüyordu. Yine de Karen’in algısı tam anlamıyla değişmişti. Karşısındaki 8 kişinin kıdemsiz savaşçı olduğunu mühürlerine bakmadan bile hissedebiliyordu. Sadece iki kişi 1 kıdemliydi.

Bu iki kişiden biri olan mızrak taşıyıcısı orta yaşlı esmer bir adam onları görünce pozisyonunu bozup yaklaştı. Kaşları çatık, kahverengi gözleri keskin görünmesine rağmen genişçe gülümsüyordu. Karen adamı tanıdık bulsa da çıkaramadı. Muhtemelen daha önce babasıyla birlikteyken görmüştü.

            Gür bir sesle konuşmaya başladı. Hatta bağırdığını söylemek mümkündü. “Seni şanslı kaçık ihtiyar. Tanrılar seni kutsamış olmalı. Hehe!” Birbirlerine kısaca sarılıp ayrıldılar. Adam babasını tanıyor gibiydi.

            Babası da adama aynı sesle karşılık verdi. “Ne alakası var? Bu tamamen genlerimle alakalı. Nasılda kıskandığını düşünemiyorum bile Norman, Hehehe!”

            “Senin neyini kıskanacağım be! Sen dua et Lordun misafirisin yoksa şuracıkta ağzının payını verirdim.” Karen, Norman denen adamın bunu gülerek söylemesine rağmen nedense yapacağından emindi. İkisi de güreşmeyi biran düşünmüş gibi görünüyorlardı çünkü.

            “Seni kurtaranda misafir olmam zaten. Hah! Her neyse Karen, bu Norman amcan daha önce görmüş olmalısın.”

            “Bana da öyle geldi. Tanıştığıma memnun oldum Norman amca.” Dedi Karen. Babasının arkadaşlarına her zaman özellikle saygı gösterirdi.

            Adam geniş bir kahkaha attıktan sonra Karen’i omuzlarını elleriyle sardı. “Bende memnun oldum evlat.” Sonra beklenmedik bir şekilde onu sarsmaya çalıştı. Karen kendini tutsa da hafifçe sallandı. Adam oldukça güçlüydü. “Şu güce bak sallanmıyor bile. Anlaşılan söylenenler doğruymuş!”

            “Hah! Sen kim oğlumu sınamak kim? Asıl onun seni sınaması gerekir lanet ihtiyar!” Afron, Norman’ın övgüsünden memnun olsa da laf söylemekten geri durmadı.

            “Norman amca, babama bakma lütfen. Neden burada olduğumuzu unuttu sanırım.”

            “Hatırlattığın iyi oldu. Hadi içeri girin siz, çıkınca yine konuşuruz.” Norman daha fazla uzatmadan onları içeri aldı. Kapının yanından geçerken Karen diğer askerlerin Afron’a askeri selam verdiğini fark etti. Bazen babasının birlik komutanlarından biri olduğunu unutuyordu.

            Konağın kapısına kadar Norman ikiliye eşlik edip geri mevkiine döndü. Afron çift kanatlı beyaz kapıya tam vuracaktı ki kapı açıldı. Kapıyı açan orta yaşlı, yer yer gri rengin hâkim olduğu sarı saçlı kadın bir hizmetçiydi. Hafifçe gülümseyerek içeri davet etti.

            Karen geniş ve uzun hole girince onlara doğru gelen büyücü Houn’u fark etti. İkisi de başlarını eğerek büyücüyü selamladı.

            “Resmiyete gerek yok. Hoş geldiniz. Mart, gerisiyle ben ilgilenirim sen işine bak.” Dedi büyücü.

            Kadın eğilerek üçlüye selam verdi ve holün birkaç koridorundan birine girip gözden kayboldu.

            “Karen, görüşmeyeli nasılsın. Gördüğüm kadarıyla auran daha kararlı ve güçlü hissettiriyor. Çabuk alışmış gibisin?”

            Karen, kıdeminin gizlenmiş olmasına rağmen büyücünün değişikliği bir nebze fark etmesine şaşırdı. Hafifçe gülümseyip çaktırmamaya çalıştı.

            “Düne göre biraz daha hâkim sayılırım. Siz nasılsınız.”

            “Hehe. Seni gördükçe keyfim yerine geliyor. İleride bu şehir için ne kadar önemli olacağını tahmin edebiliyorum. Afron seni de unutmuş gibi oldum kusura bakma! Hadi beni izleyin.”

            “Ne kusuru, düşünmeniz bile yeterli.” Dedi Afron.

            Büyücünün rehberliğinde bir süre ilerledikten sonra oldukça geniş bir salona girdiler.

            Salon dış cephenin aksine gri ve parlak taşlarla yapılmış gibiydi. Değişik sembollerin işlendiği devasa sütunların bulunduğu ve Karen’in evinden daha büyük gibi görünen salonda hiç mobilya yoktu.

Ortada kırmızı bir halının dışında, halının sonunda duran yükseltilmiş bir taht dışında aydınlatma olarak kullanılan ve duvarlara monte edilmiş altın renkli kristaller ancak belki mobilya sayılabilirdi.

            “Burada biraz bekleyin, Kalien şimdi gelir.” Dedi Büyücü.

            İkili tahtın yakınına gidip beklemeye koyuldu. Oturacak bir şey olsaydı bile burada kimsenin oturmaya cüret edeceğine ihtimal vermezdiniz.

            Büyücü tahtın ilerisinde bulunan başka bir kapıya ilerlediği sırada durdu. Birkaç saniye geçmeden kapı açıldı. İçeriye altın işlemeli kürklü bir kaftan giymiş iki metre civarında oldukça cüsseli açık kahverengi uzun saçlara sahip orta yaşlı görünen sert suratlı bir adam girdi.

Arkasında siyah zırhlı iki asker suratlarına bakılmasını istemiyormuş gibi korkutucu bakışlara sahipti.

            Karen, içeriye giren adamı daha önce görmemesine rağmen kim olduğunu biliyordu. Birçok heykel ve ders kitaplarında bulunan resmi sayesinde bu adamın 5 Kıdemli savaşçı ve Marn şehrinin lordu olduğunu bilmeyen yoktu.

            Şehir lordu odaya girdiği gibi Afron seslendi. “Şehir Lorduna saygılarımızı sunarız.” ikisi de hafifçe eğilip beklediler. Adam tahta oturup, korumaları arkasındaki yerlerini aldıktan sonra doğruldular.

            Adamın çevreye saldığı aurası baskıcı ve nefes kesiciydi. Karen, durumu çoktan alıştığı için aura baskısını görmezden geldi. Yine de etkilenmişti. Hayatında ilk kez bu derece güçlü biriyle kanlı canlıyken karşılaşmış sayılabilirdi.

            Lord hafif bir tebessümle Karen’e baktı. Gözleri onu incelediğini ele veriyordu. Karen ise soğukkanlı ifadesiyle beklemeyi sürdürdü.

            Sesi kalın ve sakindi. “Hımm, görünen o ki, Houn’un övgüleri bile seni anlatmaktan uzakmış delikanlı.”

            “Övgüleri için Şehir Lorduna minnettarım.”

            “Resmiyete gerek yok. Dilediğin gibi konuşabilirsin.”

            “Teşekkürler, efendim.”

            “Afron, keyfin nasıl. Asiller çoktan canını sıkmaya başlamış olmalı.”

            “Asiller kör değil, lordum. İlgileri ise canımı sıkmaktan ziyade keyif almamı gerektirir.”

            “Hahaha! Şu sivri dilin hiç değişmemiş. Her neyse, gelelim sizi buraya çağırmamın nedenine. Bildiğiniz gibi Karen’in burada eğitim alması mümkün görünmüyor. Böylesi bir cevheri ise görmezden gelmek kesinlikle mümkün değil. Karen’in geliştiği takdirde şehre yapacağı katkılar sınırsız olacaktır. Bu yüzden Houn ile birlikte onu destekleme kararı aldık.”

            “İlginiz için minnetim sonsuz, lordum.” Dedi Afron. Karen ses çıkarmasa da içten içe keyiflenmişti.

            “Bunlar yapmam gerekenler. Minnet duymaya gerek yok. Her neyse, bazı arkadaşlarıma haber yolladım. Daergon Krallığına bağlı en yüksek statülü okullardan birine katılma şansını elde ettik. Yıldız Ruhu Savaşçı Okulu.”

            Karen’de şuan Afron gibi ağzı bir karış açık kalmış vaziyette bakakalmıştı. Yıldız Ruh mu? Bu Akademiyi daha önce ikisi de duymuştu.

Krallığın en güçlü ve en yüksek statülü okullarından biriydi. O kadar ünlüydü ki ülkenin prens ve prenseslerinden bazıları bile bu okuldaydı. Bunlar bir yana mezunları arasında Yeryüzü Efendisi olmayı başarmış iki kişi vardı. Ve bunların ikisi de hayattaydı. Okulun gücü zaten bu ikili sayesindeydi.

            “Lordum! Bu kadarına gerek yok. Bunu kabul edemeyiz.” Afron şaşkınlığından kurtulduğu gibi konuşmuştu.

            “Hahaha! Afron bu seçimi yapacak olan sen değilsin. Hem zaten okula girmek kolay değil biz sadece bir şans edindik. Eğer Karen katılım sınavlarını geçmeyi başarırsa önünde sınırsız bir gelecek olacak. Bu yüzden, Karen, sence sınavı geçebilir misin?”

            Karen ona doğru gülümseyen adama baktı. Kendini sakinleştirip konuşmaya karar verdi. “Lordum, ne kadar teşekkür etsem azdır fakat böyle bir okulu hak ettiğimden emin bile değilim. Kaldı ki katılım koşulları bile hiçte düşük değildir.”

            “Eh, ne yalan söyleyeyim. Katılım koşulları oldukça yüksek. 18 yaşını geçmeden önce, Toun’lar için 2.Kıdeme, Youren’ler için 1.Kıdeme ulaşma şartı var. Fakat sen henüz yaşını doldurmuş değilsin merak etme.

Ayrıca asil statüsüne sahip olman gerekse de benim akrabam olarak gideceksin. Bu konuyu da hallettik. Geriye sadece giriş sınavı kalıyor. İki sınav var. Birisi İrade diğeriyse Zihin üzerine. Bence bu konuda da sorun yok.

Eğer fiziksel bir sınav olsaydı. Güçlü ailelerin ileri seviye teknikleri yüzünden çok geriye düşme şansın vardı. Senin böyle tekniklere ulaşım imkânın yok. Bende bile Youren’ler için bir teknik yok maalesef fakat şansına ki sınavlar herkese eşit imkânlar sunuyor.

Büyük bir fırsatın ayağına geldiğini bil. Bu fırsatı kesinlikle değerlendirmelisin. Ne düşüyorsun?” Adam keskin bakışlarını Karen’e çevirmişti.

            Karen, bu açıklamalardan sonra fırsatı olduğunu zaten fark etmişti. Yine de fiziksel sınavları tercih ederdi. Sonuçta aldığı eğitim ve tekniğin güçlü ailelerde bile olmadığına emindi.

Yine de diğer konularda da kendine güveniyordu. Sakince başını kaldırıp babasına baktı. Afron’un yüzünde bir gülümseme dışında ifade yoktu.

            Derin bir nefes verip şehir lorduna baktı. Kararlı olduğu her halinden belliydi. “Başarabileceğimden eminim.” Dedi.

            “Hahaha! İşte böyle. Tamamdır. Artık kıtada Marn şehrinin ismi duyulmalı sence de öyle değil mi?” Adam oldukça keyiflenmiş gibiydi.

            “Katılıyorum.” Dedi Karen hafif bir gülümsemeyle.

            “Bu çocuğu sevdim. Afron bir çocuk daha yapmalısın.” Dedi kahkaha eşliğinde.

            Afron ise hem onayladı hem de kahkahayla eşlik etti.

            “Bu arada fazla vaktimiz yok. Sınav 2 hafta sonra başlayacak. Yolculuk 1 hafta süreceğinden önümüzdeki hafta yola çıkman gerekecek. Senin için birkaç şey hazırladım bunu al, kalan sürede alışmaya çalış işini görecektir.” Dedi.

            Şehir lordunun avucunda aniden yoktan bir yüzük belirdi. Sade ve siyah renkliydi.

            Karen bunun ne olduğunu biliyordu. Bu bir boşluk yüzüğüydü. İçinde depo olarak kullanılan boyuta sahip yüzüklerden biriydi ve inanılmaz pahalıydı.

            Afron tekrar kabul etmeme kararı aldıysa da şehir lordu onu susturdu.

            “Bu hediye değil, zaten gerekli. Pahalı bir şeyde değil Houn onu dün gece yaptı.”

            Büyücü araya girdi. “İnan bana uğraşmadım bile. Hehe!” dedi ve devam etti. “Hem şehir lordu geri çevirmene izin vermeyecektir. Al onu, içine bak.” Dedi.

            Karen mahcup bir ifadeyle yüzüğe uzanıp aldı. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu fakat bu sırada ustasının dediğini duydu.

            “Heh! Bir boka yaramaz! Bunun yüz kat kalitelisini uyurken bile yapacak adamlarım vardı.”

            -Usta bunu nasıl kullanacağım?- diye sordu hemen. Şuan ustasının kibrine vakit ayıramazdı.

            “İçsel kuvvetini içine aktar. Sahipsizse sana bağlanacaktır. İçsel kuvvetini malzemeleri içine taşımak ve çıkarmak için kullanabilirsin.” Diye isteksiz şekilde açıkladı.

            Karen hemen içsel kuvvetinden oluşturduğu iplikleri yüzüğe yönlendirdi. İpliklerin rengi altın renkli olması gerekirken kızıldı. Karen bunun ustasının yaptığı şey yüzünden olduğunu tahmin etti.

            Ruh gücü yüzüğe ve içine aktı. Karen anında yüzüğün artık ona ait olduğunu anlamıştı. Çünkü yüzüğün içini tam anlamıyla hissedebiliyordu. Birkaç metreküplük karanlık boyuta dikkatini vermesiyle şok oldu.

            İçerisinde şehir lordunun mührünün bulunduğu gümüş bir levhanın yanı sıra yüzlerce altın ve mavi ruh kristalleri vardı. Bu kadar altınla onlarca yıl geçinmeleri mümkündü. Ama asıl şaşırdığı şey ruh kristalleriydi.

Bunlar altından daha pahalı olan ve para yerine kullanılan şeylerdi. Genelde büyülü eşya ve iksir gibi şeyleri satın almak için kullanılıyorlardı. Bir tanesi 1000 altın değerindeydi ve onlardan 20 tane vardı.

            Karen hemen tahtında keyifle onu izleyen adama baktı. “Lordum, bunlar ruh kristali! Bunları almam mümkün değil.”

            “Hah? Ne demek alamam, alacaksın. Orada en çok bunlara ihtiyacın olacak hem gittiğin yerde verdiklerimin çok bir değeri olmadığını anlarsın. Er geç büyülü silah gereksinimi duyacaksın.

Bu yüzden hemen elinden çıkarma, iyi bir tane almana yetmeleri gerek. Her neyse bu kadar yeterli daha fazla uzatmayalım. Önümüzdeki hafta geri gel. Sana eşlik etmeleri için küçük bir birlik ayarlayacağım. Gecikmeden yola çıkarsınız.”

            İkili birkaç kez teşekkür ettikten sonra konaktan ayrıldı. Afron ve Karen konaktan ayrılınca, Şehir Lordu Kalien arkasındaki siyah zırhlı 2 Kıdemli savaşçıları da yolladı. Büyücüyle yalnız kalmışlardı.

-----

            “Bu çocuk ileride çok güçlü olacak. Gelecekte işimize yarayacağından eminim.” Dedi Kalien keyifle sırıtıyordu.

            Büyücü ise suratını ekşitmiş vaziyetteydi. Ürkütücü bir ses tonuyla konuştu. “Kes sırıtmayı.” Büyücün öfkeli sesini duyunca Kalien’in rengi soldu. Bu durum dışarıya gösterdiklerinden çok farklıydı.

5 Kıdemli bir savaşçı, 4 Kıdemli bir büyücü karşısında büzülmüş vaziyetteydi. Şımarık bir çocuğun azarlanması gibi fırça yemiş ve kafasını eğmişti. Sessizce konuştu. “Bir sorun mu var Büyük Usta Houn? Yanlış bir şey mi söyledim?”

Kalien açıkça büyücüden çekiniyor gibiydi. Asıl çekindiği şey büyücü değildi elbette, onun arka planıydı. Şehir lordu olabilmesinin sebebi de bu arka plandı zaten…

            Büyücü hala öfkeli olsa da sesi sakindi. “Boş planlar yapma. Efendi Zagen bugün haber yolladı. Deney kısmen başarılı olmuş. Yakında denemek istiyormuş.”

            Haberi alan Kalien’in suratı anında bembeyaz kesildi. İçten içe düşüncesi şuydu; -Güçlü olanları yollarsa ben bile hayatta kalamam! Hazırlık yapmam gerek.-




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 858

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 741

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 447

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 86

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17332 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 23455 Bölüm Sayısı


creator
manga tr