Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

KAREN - Bölüm 18 - Dahi Bir Youren


            “Neyse şimdi bunların sırası değil. Karen, Büyük Usta Houn’u selamla.” Dedi Afron aynı zamanda oğlunun sırtını sıvazlıyordu.

            Karen babasının söylediklerini duyunca irkildi. Büyük Usta Houn mu? Böyle bir figür neden gelmişti ki? Karen, bahçede sessiz sedasız dikilen iki kişiden biri olan uzun gri saçlara sahip, siyah cüppeli kısa boylu, suratı ihtiyarlıktan kırışmış olan adama baktı.

Eğer kim olduğunu bilmese bu adamın sevecen bir ihtiyar olduğunu düşünürdü. Asa benzeri bastonuyla sanki güç bela ayakta duruyormuş gibi görünen adam sert hatlara ve kalıcı gibi görünen bir gülümsemeye sahipti. Yine de nasıl bakılırsa bakılsın normal görünüyordu.

Görünüşünün aksine, Karen bu yaşlı adamın nelere kadir olabileceğini biliyordu. Muhtemelen hem babasını hem de şuan ki gücüyle onu sadece elinin tersiyle pataklayabilirdi. 4 Kıdemli Aken olan büyücünün Ruh Sözleşmesine ait arması siyah cübbesinin kolluğunun altında belli belirsiz görünüyordu.

            Karen hemen ciddiyetle yaşlı büyücünün karşısında eğildi. “Büyük Ustaya saygılarımı sunarım.”

            “Haha! Büyüklerine pek saygılı.. İyi yetiştirildiği belli.” İhtiyar çatallı sesiyle beklenmedik övgüde bulunduğu için Karen şaşırdı.

            -Kim bu adam için sert-huysuz yakıştırmalarını yapmış ki?- Karen bu adamı oldukça sevecen bulmuştu oysaki.

            Doğrulurken, “Övgünüz için minnettarım.” Demekle yetindi.

            “Sanırım küçük Nein’in anlattıkları doğru.” Büyücü Afron’a bakıyordu. Afron onaylarcasına kafasını salladı. “Evlat sanıyorum ki bir Youren olmayı başarmışsın.”

            Karen belli belirsiz irkildi. Ailesi bir yana böyle birini kandırmak mümkün müydü? Bu sırada zihninde İblis Duhan’ın sesi yankılandı. “Neden çekiniyorsun? Ben buradayken bu kırışık velet bir haltı anlayamaz.” Özgüven dolu kibrini dahi hissetmişti Karen. Ustasının kibrini haklı bulmadan edememişti. Aralarında ki güç farkı düşüldüğünde Karen’in tek yapması gereken düzgün rol yapmaktı. Zaten pek bir şey bilmediği bir konuda bilmiyormuş gibi davranmak oldukça kolaydı.

            “Sanırım öyle Büyük Usta. Lakin okuduklarımın dışında pek bilgi sahibi değilim. Eğer o kadarını okumasaydım başıma ne geldiğini dahi anlayamazdım.”

            Büyücü ilgiyle bakışlarını üzerinde gezdirdi.

            “Haklısın, yeterince bilgin olması bile şaşırtıcı zaten çocuğum. Burası gibi ıssız bir bölgede senin böyle bir şansa sahip olmandan sebep gurur duyabilirsin. Buraya gel de sana bir bakayım.”

            Karen suratında heyecanlı görünen bir maskeyle sakin adımlarla büyücünün karşısına geçti. Büyücü elini Karen’in alnına uzattı. “Rahat ol, küçüğüm. Bu sana zarar vermeyecek.” Ardından parmakları tenine değdi.

            Karen üstün bir gücün alnını merkez alarak vücuduna yayıldığını hissetti. Bu büyük güç onu nefessiz bırakacak kadar üstündü. Yine de panik yapmamış sakinliğini korumayı başarmıştı. Çünkü daha önce buna benzer bir deneyimi Yeryüzü Efendisi olan ustasıyla yaşamıştı. Ustası ile büyücünün içsel kuvveti arasındaki farkı çok net anlayabiliyordu.

Ve aradaki bu farkı anlatmaya kelime bulamazdı. Hatta bu büyücü gibi binlerce kişiden oluşan bir ordu bile muhtemelen ustasına karşı zararsız kalır diye düşünüyordu. İşte arada tam olarak böyle bir güç farkı vardı.

            Kısa bir süre sonra büyücü elini çekti. Kimse ses çıkarmıyor büyücünün ağzından çıkacakları bekliyordu.

            Büyücünün suratındaki hafif şaşkınlığı belki sadece Jun fark etmeyebilirdi.

            “Bir problem mi var Büyük Usta?” diye sordu Afron. Kaşları endişeyle çatılmıştı. Şu an kötü bir haberi kaldırabileceğine inanmıyordu.

            Sorudan sebep büyücü bakışlarını Afron’a çevirdi. Şaşkınlığı kaybolmuştu ve genişçe gülümsüyordu. “Endişe etme Muhafız Komutanı. Oğlunun muhteşem bir potansiyeli var. Bildiklerime göre bir Youren için en önemli şey ruhunun saflık derecesidir. Bu saflık oranı kişinin gelişmek için olan potansiyelini gösterebilir. Görebildiğim kadarıyla kıskanılacak kadar saf bir ruh özüne sahip.” Büyücü konuşmaya ara verdi. Söylediklerinin hazmedilmesini bekledi.

            Afron ve Nein ikilisi duyduklarına ihtimal veremiyormuş gibi bakışları büyücü ve Karen arasında gidip geliyordu. Jun bile sonunda söyleneni anlamıştı ve içten içe Karen’e yetişmesi için daha fazla çalışmaya karar vermişti.

            “Her neyse bunları konuşmak için henüz erken.” Cümlesi bitince Karen’e döndü. “Daha önce bir Youren’i inceleme fırsatım olmadı lakin ruh varlığını ne yaptıysam hissedemedim. Sanırım cehaletimden. Küçüğüm, senin için bir sakıncası yoksa bana gösterebilir misin?”

            Karen büyücünün sesinde belirsiz bir heyecan hissetti. Gülümseyerek karşılık verdi. Lakin içten içe terler döküyordu. “Lafı bile olmaz Büyük Usta.”

            “Ruh Varlığı mı? Bir ruhla sözleşme mi yaptın? Ama sözleşme arman yok?” Araya giren Nein’di. Soruları Karen’e yönelik olsa da cevaplayan büyücü oldu. Afron bile az çok bu konuda bilgili gibi görünüyordu.

            “Youren’ler bizden farklıdır. Bahsettiğim şey ruh yaratığı değil. Onların ruh nesneleri veya yaratıkları kendi ruhlarından doğar.”

Bundan sonrası uzun bir konuşmaya dönüştüğünde ailesi durumu anlayana kadar Karen beklemeye karar verdi. Büyücü beklemediği kadar bilgili çıkmıştı. Neredeyse Karen’in bildiği her şeyi biliyordu. Canlı Ruh Savaşçılarının ne kadar önemli bir güç olduklarını, hızlı geliştiklerini, hem fiziksel hem de ruhsal yetişim yapabildiklerini anlatmaya koyuldu. Son olarak iki ayrı güç kullanımı olduğunu anlatıyordu. Karen bu durumu sınıflandırmamış olsa da belki gerçekten de bu durumla ilgili sınıflandırma vardı.

Şu an ki durum bir ihtiyarın topladığı küçük çocuklara masal anlattığı bir ortama dönüşmüştü. Jun dâhil herkes hatta büyücünün yanındaki kıdemsiz savaşçı ile birlikte herkes şaşkınlık sesleri çıkartarak ihtiyarı dinliyordu. İhtiyar büyücü sözlerine devam etti.

“Youren dediğimiz Canlı Ruh savaşçılarını önemli yapan asıl mevzu iki ayrı savaş potansiyeline sahip olmalarıdır. Bizler, sözleşmeli ruhlarımızla birleşerek en güçlü halimizi ortaya koyabiliriz. Lakin onlar bu duruma ilk salınım derler. Onlarda güçlerini artırmak için ruhlarıyla birleşir fakat bu durumun yeterli olmadığı zamanlarda Ruh Yaratıklarını yanlarında savaşmaları için çağırabilirler. Yani güçlerini aynı anda ikiye katlayabilmeleri onların en büyük kozudur.” Büyücünün anlattıklarının bitmesiyle herkes hayranlık barındıran bakışlarını Karen’e çevirdi.

Karen hafif bir gülümsemeyle “Bende bazılarını yeni öğrendim sayılır.” Dedi.

“Herkesin merakını giderdiğimize göre hadi bakalım ufaklık.” Dedi büyücü. Bütün olayı anlatmaktan sıkılmış gibiydi.

-Usta!! Ne yapacaksan yap artık!- diye söylendi Karen. İblisin keyifli sesi zihninde duyuldu, “Tamam tamam, sakin ol. Sen sadece gücünü salıp elini gelişi güzel savur. Gerisini ben hallederim. Böylece daha inandırıcı olacak. Hehehe!”

-Lütfen saçma sapan bir şey yapma.- Dedikten sonra Karen izleyenlerine göz gezdirdi.

Ardından artık alıştığı şeyi yaparak ruh gücünün açığa çıkmasına izin verdi. İçinde sakince bekleyen bu güç ve içsel kuvvet sanki barajdan boşalan sular gibi ansızın kabararak dışarıya püskürdü. Saf ruh gücü öylesine baskındı ki Afron, Nein ve büyücünün yanındaki yabancı adam nefes nefese birkaç adım geri çekildi.

Büyücü yerini koruyor olmasına rağmen suratında oluşan şaşkınlığı saklayamıyordu. Jun ise ruh gücü dalgalarından sebep bugün ikinci kez top gibi geriye savrulup kaba etinin üzerine oturdu.

Karen ustasının dediği gibi yaparak gizli bir rezil olma korkusuyla beraber, eliyle havayı fiskeledi. Aslında tam olarak iblisin yaptığı hareketi tekrarlamıştı. Hareketiyle eş zamanlı Ruh Sarayından başka bir güç kabardı. Açıkça bu güç ustasına aitti. Dış dünyada ise Karen’in hemen önünde kızıl küçük bir fırtına ansızın ortaya çıkıp hızla kayboldu. Fırtınan kaybolmasıyla kulakları tırmalayan bir kükreme duyuldu.

Bu sefer bahçedeki herkes daha fazla geri çekildi hatta bu sefer büyücü bile birkaç adım çekilmeyi uygun görmüştü. Sonuçta kimse ansızın karşısında beliren iki metrelik ürkütücü bir kaplanı soğukkanlılıkla karşılayamazdı.

Karen dahi şaşırmadan edememişti. Ustasının kendi ruh yaratığını dışarıya gönderebileceğini tahmin edemezdi. Karen’in asıl şaşırdığı, birden fazla ruh kullanabilme imkânı olduğunu düşünmesiydi. –Doğru ya! Kadim Miras sahibi olarak birden fazla ruha hükmedebiliyorum! Ama bu sadece Kıdem kazandıkça gerçekleşmeyecek miydi?- diye düşündü.

Düşüncelerini duymuşçasına İblisin sesini tekrar duydu. “Nasıl ama? Heheh! Fazla heyecanlanma bu sadece görüntüden başka bir şey değil. Gerçekten savaşmasını sağlayamam, şimdilik…” Karen bu cümleler karşısında hayal kırıklığına uğramışsa da durumu kurtardığı için iblise minnettardı.

Kaplan çevresindekilere ilgisizce baktıktan sonra dönüp Karen’e baktı. Ne demek istediğini anlamış gibi, “Düşman yok, sadece seni görmek istediler.” Diye yalandan bir açıklama yaptı.

Karen diğerlerinin bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu. Bu yüzden siyah-kızıl kürklü kaplana saçma sapan açıklama yapmayı uygun gördü. Sanki Kaplan söylenileni anlamış gibiydi. Çünkü kürkünü yalamayı kesip diğerlerine baktı. Göğsünü şişirip başını kibirle kaldırdı. Asil adımlarla sahibini göstermek istermiş gibi Karen’in arkasına geçip her an birine saldıracakmış gibi dimdik durdu.

Büyücü dâhil herkesin Kaplan’ı hayranlıkla izlediği gayet belliydi. Karen ise Kaplan’ın testere gibi sıralanmış dişlerle kaplı ağzının gülümsüyormuş gibi görünmesine neredeyse kahkaha atacaktı. Sonuç olarak Karen bu kadarının yeterli olduğuna kanaat getirince Kaplan’ı kükremeleri eşliğinde geri yolladı.

Şimdi ise tüm bakışlar tekrar Karen’e dönmüştü. Kendini biraz rahatsız hissettiyse de gülümsemesi bozulmadı.

             Kendini toplayan ilk kişi en yüksek yetişime sahip Büyücü Houn’du. Gülümsemesi sevecen bir ihtiyar gibi görünmesine neden oluyordu. Bakışları ise delici keskinlikteydi ve Karen’i baştan aşağı taramakla meşguldü.

Hafifçe öksürdükten sonra konuştu. “Gerçek bir deha!” dedi. Kimse ne diyeceğini bilmediği için herkes kafa sallamakla yetindi. Karen ise başka türlü düşünmekteydi.

            “Övgü için yalnızca teşekkür edebilirim Büyük Usta, ama neden övdüğünüzü anlayamadım. Bu anormal mi?” Aslında öyle olmamasını diledi. Büyücünün şüphelenmemesi için ne düşündüğünü bilmeli ve ona göre davranmalıydı.

            Karen’in sorusu üzerine kendilerine gelmiş gibi görünen Afron, Nein ve Kaplan yüzünden bahçenin çitlerine kadar geri çekilmiş olan büyücünün yardımcısı, duyacakları cevap için büyücüye bakmaya başladılar. Aslında hiçbiri cevabı merak etmiyordu. Sonuç ortadaydı, Karen yetmezmiş gibi Kaplan bile kıdemsiz bir savaşçıdan daha güçlü bir auraya sahipti.

Daha yeni savaşçı olan Karen’in böyle bir aura saçması şüphesiz deha olduğunu gösterirdi. Ve ikisi birlikteyken 1 Kıdemli savaşçı olan Afron’un bile onlara karşı oldukça zorlu anlar yaşaması kaçınılmazdı. Böyle bir güç, bu küçük şehrin ordusu için dikkate değer bir kuvvetti.

Lakin bu düşüncelere rağmen büyücünün ağzından çıkanlar hepsini bir kez daha şaşırttı. Öyle ki Karen onların fark etmediğine göre gerçekten de bir dehaydı. Büyücünün açıklaması ise şuydu.

“Gerçekten de bir dehasın küçüğüm. Youren’ler gerçek savaşçılardır. Güçleri dikkat çekicidir ve destekçileri olan ruhları ise aynı gücü ortaya koyabiliyorlar.” Elinin tersiyle yavaşça bahçedeki diğer insanları işaret etti. “Bunlar birçoklarının haklı düşüncesidir. Lakin gözden kaçırdıkları kısım seni diğer Youren’ler arasında bile seçkin kılabilecek özelliklerin..”

            Bu cümle diğer herkesi şaşırttı. Büyücünün ilk açıklaması onların düşündüklerinin aynısıydı. Fakat son söyledikleri düşünmelerine yol açtı. Bir Youren şüphesiz diğerlerine nazaran etkileyici bir güç taşır, fakat Büyük Usta Karen’i bu yüzden övmedi. Neden övsün ki?

Bir Youren sadece bu şehir için önemli olsa da onun gibi 4 Kıdemli bir büyücü için ne kadar önemli olabilir? İşte onun övgüsü aslında diğer Youren savaşçılarına kıyasla Karen’in ne derece övgüye layık olduğunu gösteriyordu. Yani Karen, Youren’ler arasında bile dikkate değer birisi miydi? Bu düşünce Afron ve Nein ikilisini gururla doldurdu.

            Karen ise şaşkın bir ifadeye sahip olsa da sadece rol yapıyordu. İçten içe kıvranmaktaydı. –Hay lanet! Bir Büyük Usta’yı kandırmak cidden zor! Acaba ne halt yedim de böyle davranıyor?- Karen ifadesini bozmadan söylendi. “Büyük Usta, sakıncası yoksa diğerlerinden ne farkım var bilmek isterim?” Bilmek istiyordu çünkü hazır fırsat bulmuşken davranışlarına daha iyi dikkat edebilirdi.

İçten içe İblis Duhan’a bunları anlatmadığı için sövmekle meşguldü. İblis ise Karen’in kıvranmasını keyifle izliyor ona olan saygısız düşüncelerine ise kahkaha atıyordu.

            Geri kalanlar ise tuhaf görünmelerine neden olan bakışlara sahipti. Aynı anda sürekli bir Karen’e bir de büyücüye bakıp duruyorlardı. Son hedefleri ise büyücüydü. Merakla bekliyor yorum yapmaktan çekiniyor gibiydiler.

            Bu durum Karen kadar Büyücünün de dikkatini çekti. Cümlesine kahkaha atarak başladı. “Heheh! Sakin olun iyice gerginleştiniz yahu.. Biraz şu soğukkanlı çocuğu örnek alın kendinize.” Büyücünün yorumunu duyan Karen kahkaha atmadan duramadı. Kısa bir süre katıla katıla güldükten sonra büyücünün gösterdiği Jun’a baktı.

Gerçekten de kayıtsız bir ifadeye ve boş bakışlara sahipti fakat Karen’in güldüğü kısım büyücünün bu simayı soğukkanlılığa yormuş olmasıydı. Oysaki Karen Jun’un bu surat ifadesine alışıktı. Bu surat neler döndüğünü anlamayan fakat bu durumu kimsenin anlamasına izin vermek istemeyen Jun 2 duruşuydu. Bu tabi ki Jun ile Karen’in aralarında isimlendirdikleri bir dalga konusuydu. Karen, 4 Kıdemli bir büyücüyü bile yanıltabilen en iyi arkadaşını övmeden edemedi.

            “Büyük Usta haklı.. Hehehhe! Örnek alınması gereken bir adamsın Jun!”

            Jun, Karen’in yanına gelip fısıldadı. “Neden dalga geçiliyormuşum gibi hissediyorum?”

            “Ne alakası var? Büyük Usta’nın övgüsünü almış adamsın, teşekkür etsene ne bekliyorsun?”

            Karen yüzü aydınlanan Jun’u izledi. “Büyük Usta’ya övgüsü için teşekkür ederim.” Dedi gururla.

            Büyücü kafasını onaylarcasına salladı. “Her neyse, küçüğüm.” Karen’e baktı. “Youren’leri birbirinden ayıran iki özellik vardır. Hayat verdikleri ruhları ve biraz önce bahsettiğim ruh özlerinin saflığı. Bildiğim kadarıyla sıradan savaşçıların hemen hepsi ruhlarını basit nesnel varlık olarak biçimlendirebilirler. Bunlar basit yaşam formları sayılsalar da görünüşleri silahlara veya destek verebilecek diğer nesnelere benzer olarak hayat bulurlar.”

            “Örnek vermek gerekirse, tanıdıklarım arasında ruh varlığı mızrak şeklinde olan birisi vardı. Bu mızrak neredeyse zarar verilemez sağlamlığa sahipti. Hatta onu kullanmak için ellerini kullanmaya bile ihtiyacı yoktu. Müthiş güçlü bir şeydi. Lakin bizler için güçlü sayılan bu yetenek aslında Youren’ler arasında normal olarak karşılanır.

Çünkü asıl yetenekli olanlar adı gibi gerçek canlı yaşam formlarını uyandırabilenlerdir. Sonuçta sen bir Youren olarak aynı anda hem mızrak kullanıp hem de kaplanını çağırsan bahsettiğim adam karşısında avantajlı olmaz mısın?”

            Kısa bir an düşündükten sonra Karen sordu. “Sıradan bir mızrak ruh varlığına karşı durabilir mi?”

            “Hehehe! Doğru soruları soruyorsun evlat. Aynen öyle, sıradan bir mızrak kesinlikle işe yaramaz. Fakat güçlü bir savaşçı asla basit bir silah kullanmaz. Özel üretilen savaşçı silahları nadir ve pahalı olmalarına rağmen ruh varlıklarına karşı bir miktar dayanacaktır. Ve ölüm-kalım anlarında tek bir fırsat zaferi getirebilir. Bırak karşılık vermeyi tek bir kez savunabilse bile sana istediğin açığı verecektir.”

            “Anlıyorum. Büyük Usta verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Sanırım gerçekten şanslıyım.” Karen samimi bir gülümsemeyle konuştu.

Büyücü gülümsedi fakat karşı çıktı. “Hayır, evlat, bunun şansla alakası yok. Ruh özünde en çok yer kaplayan şey kişiliğindir. Nasıl bir adamsan öyle bir ruha sahip olursun.” Derin bir nefesten sonra devam etti.

“Bunlar bir yana nesnel ruh varlığına sahip olanları asla küçümsememelisin. Bu gözler, ruh varlığı koca bir dağa benzeyen savaşçıları gördü. Dışarıdan bakınca nesnel kulağa basit gelse de koca bir dağın üzerine düştüğünü hayal et.”

            Karen şaşkınlıkla yutkundu. Koca bir dağ mı? “Bu korkunç olurdu.”

            “Gerçekten de öyle, yetenek önemli olsa da çalışmayı bırakmamalısın. Çaba, her zaman karşılığını veren bir erdemdir.”

            “Anladım, Büyük Usta.”

            “Güzel, bir diğer konu ise dediğim gibi ruh özünün saflığıdır. Bu sadece doğuştan edinebileceğin gerçek bir şans, sonradan kazanmak imkânsız olmasa da ona yakın derecede zordur. Ve bu saflık ne kadar yüksek ise yetişim ve güçlenme yolunda hızın bir o kadar yüksek olacaktır. Senin durumunda dediğim gibi eğer yeterince şanslıysan gelecekte bir gün beni rahatlıkla geçebileceğinden eminim.”

            Büyücü sözlerini bitirdiğinde geri kalan herkesi bir şaşkınlık dalgası kapladı. Tabi herkes kendince haklıydı. Bu şehirde 3 Kıdemli savaşçı sayısı bir elin parmakları kadar bile değildi. 4 Kıdemli sadece Büyük Usta Houn’du ve ondan güçlü tek bir kişi vardı. 5 Kıdemli savaşçı Şehir Lordu! Büyücüden daha güçlü olan birisi kolaylıkla küçük bir şehir yönetebilirdi. Böyle bir nüfuz ve güç şüphesiz halkın gözünde muhteşem bir şeydi. Ve gözleri önünde bunu yapabilme ihtimali olan bir çocuk vardı. Şaşırmakta haklıydılar. Hoş Karen ise şaşkın bakışları altında gayet sakindi. Heyecanlı ama sakin. Bu kadarını çoktan İblis Ustasından dinlemişti.

            Bir süre sonra Karen üzerindeki ilgiden kurtuldu. Afron zorla büyücüyü bir şeyler içmesi için eve soktu. Belki de en heyecanlı ve gururlu kişi Afron’un kendisiydi. Gelecekte ne zorluklar yaşayacağını sürekli düşündüğü oğlu çok yakın bir zamanda onu geçecek ve yükselmeye devam edecekti. Keyfi hiç olmadığı kadar yerindeydi.

Sofra çabucak kuruldu. Nein tüm hüneriyle lezzetli yemekler yapıp servis etti. Afron değerli bulduğu birkaç şarap şişesini çoktan açmış büyücüye ikram etmekteydi. Hatta Karen’e bile bir bardak koymuştu. Jun her ne kadar hevesle bardağını uzattıysa da alabildiği tek şey meyve suyu oldu.

Afron’un Karen’e içki vermesi tuhaf görünse de oldukça normaldi. Sonuçta ruh gücünü uyandırmış olan savaşçıların hiç biri sarhoş olmazdı. Alkollü içecekler onların gözünde sadece lezzetli bir içecekti.

            Sohbet keyifli ve bol kahkahalı devam ederken bir süre sonra konu tekrar Karen’e geldi. Hoş bu sefer Karen ile değil kendi aralarında konuşuyorlardı.

            Büyücü ciddiyetle bu durumun önemli olduğunu bu yüzden Karen’in eğitim görmesi gerektiğini söyledi. Daha cevap almamasına rağmen masraflarını şehrin hazinesinden karşılanacağına dair güvence bile vermişti. Afron ise bu cümleden sonra daha bir keyiflenmişti. Çünkü büyük şehirlerdeki okullar imkânları gereği oldukça masraflıydı.

Afron’un bu güne kadar ki birikimi sadece ucu ucuna kayıt masraflarını karşılamaya yeterdi. Tabi Karen belli bir başarıyı yakalarsa kendi şehirlerinde olduğu gibi diğer okullarda öğrenciye fazladan ve ücretsiz imkânlar sunardı. Yine de bu durum garanti değildi.

            Muhabbetleri geç saatlere kadar devam ettikten sonra Büyücü izin isteyip ayrılmaya koyuldu. Karen’e birkaç tavsiye verdikten sonra Afron’a, Şehir Lordu ile görüşeceğini durumu bildirmek için yarın birini göndereceğini açıkladı.

            Afron ve Nein saygıyla Büyücü ve yardımcısını uğurladı. Jun saat geç olduğu için çoktan eve dönmüştü. Aslında Afron’un azarını yiyene kadar gidecek gibi görünmüyordu.

            “Karen, senin için yorucu bir gündü. Hadi dinlenmen gerek.” Nein sımsıcak bir sesle konuşuyordu. Duyguları birbirine geçmiş gibiydi. Ve Karen, derinlerde onun özlem duymaya başladığını görebiliyordu. Bu Karen’in evden ilk uzun süreli ayrılışı olacaktı. Bir annenin hislerini anlayamasa da tahmin etmesi zor değildi.

            Karen elleriyle saçlarını karıştırırken biraz utanmış görünüyordu. “Bu şey sağ olsun, yorulmayı geçtim uyuyabileceğimi bile sanmıyorum. Heheh!” Sağ eli ruhunu göstermeye çalışırmış gibi göğsünde gezindi.

            Araya Afron girdi. “Hahah! Alışana kadar ne kadar tuhaf hissettirdiğini iyi biliyorum. Benimde uykum yok ne de olsa, gel biraz sohbet edelim.”

            Nein ortalığı topladıktan sonra heyecanla Baba, oğul ikilisine katıldı. Yanında birer fincan çayda getirip ikram etti. Ardından bu küçük aile uzun uzadıya sohbete daldı. Geç saatlere kadar Senka ailesinin evinden ıssız sokaklara neşeli sesler ve kahkahalar yayılmayı devam etti.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1123

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 450

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17394 Üye Sayısı
  • 465 Seri Sayısı
  • 23448 Bölüm Sayısı


creator
manga tr